www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Emek Dünyası ____İhsan Çaralan
Antiemperyalist bir bilinçle mücadele

Konum ____Çetin Diyar
Yeni yıl ezilenlerin olsun

Boyut ____Bahadır Özgür
Radikal’in “derin” yazarı

Güncel ____Kamil Tekin Sürek
Muhalefet şerhi

Emek Günlüğü ____Seyit Aslan
Yeni yıl

Ara Sıra ____Doğan T. Kaya*
Savaşın bize yararı yok

  Emek Dünyası..........İhsan Çaralan

Antiemperyalist bir bilinçle mücadele

Amerika’dan gelen yetkililer her gelişlerinde, Türkiye’yi savaşa sürüklemenin “yeni gerekçelerini” yaratırken, aynı zamanda Türkiye’den isteklerinin kapsamını da netleştiriyorlar.
Irak’a bir Amerikan saldırısında Türkiye’nin bu harekâtta, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı birliklerin “kuzey cephesi açması”nın Amerika için belirleyici önemde olmadığı da giderek açığa çıkıyor. Hatta Irak savaşına Türkiye’nin katılımının bile “aysberg”in sadece görünen yanı olduğu anlaşılıyor.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Hazine Müsteşarı’nın son gelişlerinde yaptıkları açıklama ile ABD’nin, IMF programını destekleyip desteklememeyi bile Amerika’nın askeri isteklerinin yerine getirilip getirilmemesine bağladığı belli oldu. Ve bu iki Amerikalı yetkili açıkça; “Eğer Türkiye bizim istediklerimizi yerine getirirse, IMF programını desteklemeye devam edeceğiz. Yoksa, ...” dediler. Onun içindir ki; Grossman ve Taylor; herkes üs, asker sayısı, liman tartışması beklerken sürpriz bir biçimde, görüşmelerden sonra yaptıkları açıklamada, “Türkiye’deki ekonomik reformları görüştük, bu programın aksamaması için nasıl destek vereceğimizi konuştuk” dediler ve görüşmelerden “memnuniyet”lerini dile getirdiler.
Yeni yılın hemen başında ise IMF yetkilileri Türkiye’ye gelecek ve muhtemelen, ne muhtemeleni kesinlikle, ellerinde de Türkiye’den istenecek askeri desteğin listesi olacak. Yani Türkiye bu savaşta Amerikan isteklerini yerine getirmede ne kadar istekli olursa, IMF de o kadar az sorun çıkaracak.
Yani Amerika; Türkiye’ye, askeri desteğe karşılık bir yandan petrol, bölgenin yeniden biçimlenmesinde Türkiye’ye rol, Kürtlerin bağımsız devlet kurmasını önleme gibi vaatlerle baskısını artırırken şimdi bu baskılara, savaşla doğrudan ilgisi olmayan bir konuyu, “IMF programına desteği” de eklemiştir.
Böylece “pazarlık”ta kozlar biraz daha Amerikan tarafının eline geçecek. Çünkü IMF’nin isteklerine “hayır” demenin sadece dışarda değil içerde de bütün “piyasa güçlerini” harekete geçireceğini, borsa, faiz, döviz gibi “sınıflar ve çıkarlar üstü” hareket ettiği iddia edilen “şer kuvvetler”nin harekete geçirileceğini tahmin etmek zor değil. Bu yüzdendir ki, Amerika’nın elindeki bu kozu masaya sürmesi; savaş karşıtlarının tepkilerini bölme, hükümet ve askerden gelen ve gelecek olan ayak sürümelerini engelleme amaçlı olarak anlaşılmalıdır.
Olup bitene bakıldığında; Amerika’nın istekleri; “Irak’a Amerika’nın bir saldırı düzenleyeceği, Türkiye’nin de bu saldırıda Amerika’nın yanında olmasını istemesi”nden ibaret değildir. İstekler bununla sınırlı gibi görünse de aslında yapılmak istenen, yakın gelecekte Amerika’nın bölgede örneğin önümüzdeki 20-30 yıl içinde, bütün bir Ortadoğu, Kafkasya Ön Asya ve Orta Asya’daki planlarıyla ilgilidir. Ve Türkiye’den istenen, “Amerika’nın bu planında stratejik suç ortaklığı”dır. 80-100 bin kara askerinin Türkiye’de uzun süreli üslenmesi, Karadeniz limanlarının isteklere dahil edilmesi, hava ve deniz üslerinin genişletilmesi, bu üslerin 5-10 yıl süreyle kullanılacağının şimdiden söylenmesi gibi belirtiler bile Amerika’nın isteklerinin boyutunu göstermektedir. Ama, Amerika’nın ilan ettiği egemenlik stratejisi ve bölgeye ilişkin amaçları göz önüne alındığında; isteklerin kapsamı çok farklıdır. Ve Amerikan isteklerinin kapsamı, “NATO üyesi, AB’ye girmek için bekleyen ve Amerika ile sadece uyumlu politikalar izleyen müttefik bir Türkiye” ilişkisinden çok ötedir. Hatta “Amerika ve İsrail’in stratejik müttefiki Türkiye” tanımı bile Amerika’nın isteklerini karşılayan bir tanımlama değildir.
ABD’nin bugün istediği; Türkiye’nin ABD kuvvetlerinin bölgedeki stratejik üssü olması, Türkiye’nin askeri ve stratejik imkânlarının da Amerikan egemenliği uğruna seferber edilmesidir.
Yani ABD Türkiye’ye “Bırakın bu bağımsızlık, İslam ülkesi, İslam dünyası filan laga lugalarını; benim isteklerimi yerine getirin, petrol, dolar, yardım, kredi ne lazımsa alın. Aksi halde sizi krizden krize sürükler kuru ekmeğe muhtaç hale getiririm” demektedir. IMF kozunun masaya sürülmesiyle bu “tehdit” büyük ölçüde belli edilmiştir.
Yani George Soros’un aylar önce yalın bir biçimde söylediğini ABD şimdi, kendi üslubunca söylemektedir: “Türkiye’nin askeri ve stratejik imkânları büyüktür. Bunu piyasaya sürmeli, bunu ihraç malı olarak değerlendirmelidir. Ötesi boş laftır!”
Demek ki; savaşa karşı mücadele sadece Irak halkıyla dayanışma, Müslüman bir ülkeye saldırıya karşı çıkma, sadece bu savaşta asker ölmemesi gibi insani ve etnik şeylerle sınırlı olursa gerçekleri ifade etmeye, saldırganı durdurmaya, uşaklarını püskürtmeye yetmeyecektir. Tersine antiemperyalist bir bilinçle savaşa karşı çıkmak ve bunun gerektirdiği kapsamda bir mücadele cephesi geliştirmeye çalışmak son derece önemlidir ve Amerika’nın niyetleri ortaya çıktıkça da bunun bir zorunluluk olduğu gözlenmektedir.
Olup bitenler ancak böyle bir bilinçle bakıldığı ölçüde çözümlenebilir.

e-posta:
caralan@evrensel.net

  Başa dön

  Konum..........Çetin Diyar

Yeni yıl ezilenlerin olsun

Eskiden gavur işi derlerdi, kimse Noel babaya yüz vermezdi. Ama artık Noel Baba bizim memlekete de yerleşti. Büyük kentlerde ki alışveriş merkezlerinin kapılarında mutlaka bir Noel Baba var. Kırmızı ceketi, kafasında külahı, elinde çanı, beyaz sakalıyla caddelerde bile dolaşıyor. TV ekranlarıda boy gösteriyor. Noel Baba ortalıkta gözüktü mü, anlıyorsunuz ki yılbaşı gelmiş.
Yeni yıl yeni umutlar demektir. Yeni beklentiler, defterden temiz bir sayfa açmak demektir. Ve dönüp geride kalana bakmak, bir yılın muhasebesini yapmak demektir.
Geride kalan, zor bir yıl oldu. Önümüzdeki yıl daha da zor olacak gibi görünüyor. Tabloda tanklar, toplar, bombalar var. Yangın var. ABD, Irak’ı işgale hazırlanıyor. Ülkeyi yönetenler emireri gibi Amerikan’ın ardından sürükleniyor.
Anlaşmalara göre, yeni yılda hava alanlarımızda, limanlarımızda, demiryollarında ABD olacak. Diyarbakır merkezli altı bölge ili savaş üssü olacak, Amerikan ordusu bölgeye dolacak.
Yeni yılda bölge halkı iş, aş, özgürlük. Serbestlik bekliyordu, Amerikan ordusu geliyor. OHAL kalktı diyemeden, Bölge Kriz Yönetim merkezi geliyor. Yasaklar, kısıtlamalar, geliyor.
Ama bu kadar kirli oyuna karşı, bu kadar alevere dalavereye karşı, yeni yılda halkın öfkesi de geliyor.
Noel Baba kapıları çalar, çocuklara hediyeler getirir diye anlatır yabancı dilden tercüme kitaplar. Filmlerde de öyle gösterilir. Geçen gün Noel Baba televizyon haberlerinde Irak çevresine yerleşen Amerikan askerlerine hediye dağıtıyordu.
Ama az ileride, Iraklı çocuklar ilaçsızlıktan, gıdasızlıktan ölüyordu. Çünkü BM, Irak’a gıda ve ilaç ambargosu uyguluyordu. Irak sınırlarından içeri tanklar, toplar, kimyasal, biyolojik silahlar ve binlerce Amerikan askeri giriyordu da, gıda ve ilaç giremiyordu. Buna da adalet deniyordu! Amerikan adaleti böyle oluyordu. Adalet ve Kalkınma Partisi de Amerikan adaletinin hizmetinde, katile sonsuz sadakatlerini sunuyordu.
Yeni yılda Amerika, Irak’ı işgal etme hazırlıkları yürütüyor. Ama bizim medya savaşı bitirdi bile. Amerika’dan önce Irak’a girdiler, Irak halkını teslim aldılar, petrolleri paylaştırdılar, yeni yönetimi kurdular! Her şeyden bahsediyorlar. Ama nedense Vietnam’dan hiç bahsetmiyorlar! Vietnam’ı da ABD üç beş günde teslim almak için gitmişti, ama çıkamadı. Yeni yıla girerken, Amerikan askeri medyanın canını sıkmak istemezdik. Sadece hatırlatalım dedik!
YENİ YILDA ACILAR OLMASIN
Memleketin bir yanında vur patlasın çal oynasın gidiyor. Bir tarafta da yaşam insanlarımıza zehir oluyor. Bir tarafta yağmacı azınlık zıvanadan çıkmışçasına eğleniyor. Diğer yanda insanlarımız acıların, yoklukların, sefaletin altında eziliyor.
Adapazarı’nda altı aylık bebek Mehmet Can, anne-babası tarafından ishal şikayetiyle hastaneye kaldırılıyor. Nöbetçi doktor boş yatak olmadığı gerekçesiyle bugün gidin yarın gelin diyor. Mehmet Can bebek eve gidiyor, ama gelemiyor. Çünkü o gece, daha dünyayı tanıyamadan, minik bedeni uçup gidiyor. Asıl hastane depremden dolayı kullanılamaz olduğundan hastane prefabrik yapı da hizmet veriyor. Depremden bu yana kaç yıl geçti, ama hastane barakalarda duruyor. O günden bu yana kaç banka patronu kurtarıldı, ama Adapazarı’nda hastane yapılmadı. Peki yıllardır deprem yardımı adı altında toplanan paralara ne oldu?
Samsun’da doğum yapan eşinin hastane masraflarını ödeyemeyen Hasan Güç adlı vatandaşımız, önce karısını ve bebeği 12 gün boyunca hastanede rehin bırakıyor. Para bulamayınca, doğuştan yürüyemez durumda olan sekiz yaşındaki oğlu Emrah Güç’ün protez bacaklarını satıyor.
Sekiz yaşında yürüyemez durumda bir çocuğun bacakları satılıyor, İstanbul’da yağmacı tayfası bacak şov yapıyor.
Tunceli’de okula gidebilmek, kitap defter alabilmek, üniversiteye girebilmek için hurdacıya satmak ve üç beş kuruş kazanabilmek amacıyla çocuklar, asker artığı bombaları, top mermilerini toplarken havaya uçuyor, başbakan her gün bir salonda, yemekte patronlara nasıl kıyaklar yapacaklarını anlatıyor da anlatıyor! Noel Baba Irak’a girmiş Amerikan askerlerine hediyeler dağıtıyor, az ötede Filistinli dokuz yaşındaki kız çocuğu Henin, evinin önünde oynarken İsrailli askerler tarafından kurşunlanarak öldürülüyor.
“Ancak, bu böyle gitmez/sömürü devam etmez.” Böyle gitmeyecek, sömürü devam etmeyecek. Geride kalan yıllar öfkeleri mayaladı. Yeni yıl ezilenlerin umudu olacak. İngiltere’den Almanya’ya, Fransa’dan İtalya’ya kadar yüzbinlerce farklı dil konuşan insan aynı şeyi söylüyorlar: ABD’nin saldırısına hayır. Yüzbinlerce insan sokaklarda. Türkiye’de halkın yüzde doksanı Türkiye’nin ABD yanında savaşmasına karşı. Bütün mesele bu öfkeyi birleştirebilmekte. Yeni yıl güçlerin birleştiği bir yıl olacak. Yeni yıl umutların büyüdüğü bir yıl olacak. Yeni yıl tüm ezilenler için yeni olacak.

e-posta:
diyar@evrensel.net

  Başa dön

  Boyut..........Bahadır Özgür

Radikal’in “derin” yazarı

11 Eylül, ABD’nin “güvenlik konsepti”ni değiştirdi. Artık herhangi bir saldırı olmaksızın “potansiyel tehlike” görülen her ülke hedef durumunda. Malum; önce Afganistan, şimdi de Irak...
Yeni “güvenlik” anlayışı, ülkelerin kendi içerisindeki siyasi konumlanışı değiştiriyor. ABD’nin stratejik müttefiki olarak Türkiye’de de bu değişime yakından tanık oluyoruz. Bergamalılar’ın casuslukla suçlanmasından Kıbrıs ve Avrupa Birliği süreçlerinin iç politikada demokratik taleplerin bastırılmasının bir dayanağı olarak kullanılmasına; kökü Osmanlı’ya kadar uzanan emperyal hülyaların üzerinden savaşa kışkırtıcılığı yapılmasına kadar bir dizi gelişme, yeni yönelime işaret ediyor aynı zamanda.
Bu toz duman arasında adı “derin devlet” ile özdeşleşen Mehmet Ağar’ın DYP Genel Başkanı seçilmesi bir tesadüf olmasa gerek. Nitekim bir döneme damgasını vuran “iç güvenlik politikası” onun adıyla anılır oldu. Kongrede “gizli operasyonları” savunan konuşmaların yapılması, ülkenin iç ve dış tehditlerle kuşatıldığının vurgulanmasıyla, devletlerarası hukukta terör tanımının genişletilmesi arasındaki pararlellik şaşırtıcı gelmiyor. İşte bu anlayış, Irak savaşının arefesinde, ülke içindeki gericiliğin yeniden örgütlenmesinde tekrar görev almaya hazır olduğunu açıktan ilan etmiş bulunuyor. Ancak bu politikanın başarısı, etki gücü yaratabilmesine de bağlı.
Ağar bunun için çalışmalara başladı bile. Özellikle de reelpolitikanın gereklerine uygun strateji üretebilecek, bu konuda kamuoyunu etkileyebilecek isimleri “danışman” sıfatıyla bir bir partisine katıyor. Öğrendiğimiz kadarıyla bu transferlerin en flaş ismi Radikal yazarı Gündüz Aktan.
Yazılarını takip edenler bilir, Aktan’ın ele aldığı konular hayli geniş bir yelpazededir. AB tartışmalarından Kıbrıs sorununa, Kafkaslar’daki stratejiden Irak savaşına, Ermeni ve Kürt meseleleri ile ABD’nin yeni yönelimlerine kadar bir çok konuda “uzmanlık” yapar. Ve daha çok da bunlar üzerinden ülke içindeki demokratik kamuoyunu hedef alır, onları aşağılar. Bunu da son derece fütursuzca yapar. Örneğin; Kıbrıs tartışmalarında aydınlara fena halde sinirlenip, “Bu aydınlar PKK ile mücadelenin ortasında da siyasi-demokratik çözümden yanaydılar” deyiverir “Hazin” başlıklı yazısında. Ona göre bu aydın takımı, “Devletin halkıyla bir dış politika amacına yönelme gayretlerini” anlamıyorlar. Aktan’ın bu özgüvenli öğütlerinin tarihsel dayanakları eskilere dayanıyor.
Tokyo Büyükelçiliği, Cenevre’de Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği yaptı, Dışişleri Bakanlığı bürokrasisi içinde önemli görevler üstlendi. Özellikle Türkiye’nin “bölücülüge karşı savaş” ilan ettiği yıllarda kariyeri hızla parladı. Avrupa İnsan Hakları Parlamentosu’nda Türkiye’yi “kahramanca” savundu, PKK’nin yurtdışı faaliyetlerinin nasıl önlenebileceğine dair projeler hazırladı. Ve bir yolsuzluk suçlamasıyla istifasını verdiği günlerde medyada, “Dışişleri’nin başarılı bürokratının bazı güçler tarafından tasfiye edildiği” yorumları yapıldı.
Yani o dönemde Ağar iç politikada neyi temsil ediyorsa, Gündüz Aktan da dışilişkilerde aynı konsepti temsil ediyordu. Yeri gelmişken hatırlatalım, 1998 yılında Bilderberg Toplantısına da katıldı. “Eğer Bilderberg’e katılıp yıldızı parlayan varsa bu Bilderberg’in davet ettiklerinde ne kadar isabetli olduğunu gösterir. Bilderberg’in üyeleri belli bir düzeyin üstündeki insanlar zaten” diyerek bu karanlık organizasyonu öve öve bitirememişti.
Irak savaşı konusunda hararetli yazılar yazıyor şimdilerde. “Görüntü kötü. Bir komşu ülkeye dünyadaki tek süper güç askeri harekat yapacak, bizden üs ve asker istiyor, biz de katkımız karşılığında ‘Ne alırsak kardır’ mantığıyla pazarlık ediyoruz. Olay bu kadar basit mi?” diyor Aktan. ABD’nin Irak’a neden saldıracağını tartışmıyor bile, saldırma gerekçelerine dahi değinmiyor neredeyse. Saldırma iradesini veri kabul edip Türkiye’nin savaşa katılmasına gerekçeler türetme telaşında. O’na göre çözüm çok açık: “1991’de Amerika Bağdat’ı alsaydı, bugün birçok sakıncaları olan bu harekata gerek kalmayacak”tı. Bari şimdi işgal etsin de kurtulalım!
Tanıdık bir tarz bu. Bush’un bütün dünyaya dayattığı “Ya bizdensin ya teröristsin”in utangaç bir tercümesi!
Bu üslubunun elbette sağlam dayanakları bulunuyor. Ses tonu çok “derinden” geliyor, devletin “derinliklerinden” yankılanıyor!

e-posta:
bahadirozgur@hotmail.com

  Başa dön

  Güncel..........Kamil Tekin Sürek

Muhalefet şerhi

AKP iki üç gündür “muhalefet şerhi” palavrasıyla milleti kandırmaya çalışıyor. Güya, Başbakan Gül, Yüksek Askeri Şura toplantısı kararlarını muhalefet şerhi koyarak imzalamış!
Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı sonunda yedi subay dinci örgütlerle ilişkisi olduğu gerekçesi ile ordudan atılmıştı. Bunun üzerine bazı gazeteler, “askerler dinci subayları Başbakan Gül’ün imzası ile ordudan attı” diye haberler yaparak, dinci partilerin hükümet olsa bile iktidar olamayacağını halka anımsattı. Bazı gazeteler de Erbakan’ın attığı imzaları hatırlatarak bu yargıyı pekiştirdi.
İşte, bu haberler karşısında, “hükümet olup iktidar olamama” propagandasına karşı, AKP Başbakanı YAŞ kararlarını muhalefet şerhi koyarak imzaladı diye karşı propaganda yapıyor.
Hukuken, Genelkurmay Başkanı dahil bütün askerleri başbakan atar. YAŞ da başbakanın başkanlığında toplanır. Ordudan ihraç edilecek subayları da başbakan ihraç eder. Yani burada hukuken başbakan belirleyici pozisyondadır. Başbakan muhalefet şerhi koymaz. Başbakan’ın muhalefet ettiği karar bu tür organlarda hukuken alınamaz. Başbakan ve Milli Savunma Bakanı’nın YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koyması; Milli Eğitim Bakanı’nın il milli eğitim müdürleri atamaları ya da öğretmen atamalarında Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı’nın kararına muhalefet şerhi koyması kadar komik bir durumdur.
Başbakan YAŞ kararlarını muhalefet şerhi koyarak imzaladı demek, aslında AKP hükümet oldu ama iktidar olamadı iddiasını kabullenmektir.
AKP seçildiği günün ertesinde, hatta daha seçilmeden, kendine oy veren on milyon insanı terk etti. Sadece seçmenine karşı değil, bütün ülke halkının talep ve çıkarlarına sırtını döndü. Daha ilk günden, AKP’nin bütün icraatı bir avuç patronun, ABD ve AB emperyalistlerinin çıkar ve talepleri için canla başla çalışmak oldu.
AKP bir taraftan emperyalistler ve işbirlikçileri için gecesini gündüzüne katarak çalışırken, diğer yandan halk aleyhine izlediği politikayı halka anlatmakta güçlük çekiyor. Bu yüzden, çocukların bile inanmayacağı numaralara başvuruyor.
Irak’a ABD’nin yanında girmeye çoktan karar verilmiş, teknik hazırlıklar bile tamamlanmış, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın “ABD Başkanı’na referanduma gideriz dediği” propaganda ediliyor. Irak’a asker ve askeri malzeme sevkıyatı başlamış, Başbakan Gül güya savaşı önlemek için Ortadoğu turuna çıkıyor.
Hükümet oldu ama iktidar olamadı propagandası belki de AKP’nin işine yarıyor. Bu propagandaya göre AKP’nin halk aleyhine bütün politikaları asıl iktidar güçleri tarafından AKP’ye zorla uygulatılıyor. Yani, AKP savaşa karşı ama ABD dayatıyor, AKP memura yüzde beş zam vermeye karşı ama IMF dayatıyor, AKP oy almak için vaat ettiği “başörtüsü” ve diğer dinsel içerikli talepleri yerine getirecek ama askerler zorla engelliyor vs.
AKP iktidar değilim diye halk düşmanı politikalarının sorumluluğundan kurtulmaya çalışırken, ihale yasasını geciktirerek yandaşlarına ihaleler vermek, on beş bin kilometre duble yol projesi ile yandaşlarını zengin etmek, bürokrasiye adamlarını yerleştirmek, devletin olanaklarından yararlanarak yandaşlarına rant dağıtmak konusunda politikalarını tıkır tıkır uyguluyor.
58. Hükümet ve önceki onlarcası da aslında bugün AKP’nin yaptığı işler için iktidara talip olurlar. Onları hükümet yapan emperyalistler ve işbiklikçileri de AKP’nin şimdi yaptığını yapması için bu partileri desteklerler. Emperyalistlere ve patronlara en fazla güven veren ve halk nezdinde değerini yitirmemiş parti desteklenir, seçilince emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin politikalarını yürütür, halka karşı politikalarını halka yutturmak için de birtakım bahaneler uydurulur.
Aksi taktirde AKP yürüttüğü politikalara karşı askerlerin, ABD’nin ve AB’nin baskısından şikayet etmek yerine halkın baskısından şikayet etmeliydi. Öyle ya, en büyük baskı milyonlanca emekçinin baskısı değil midir?

e-posta:
surek@evrensel.net

  Başa dön

  Emek Günlüğü..........Seyit Aslan

Yeni yıl

2002 yılının son günündeyiz, saat gece on ikiyi bir geçince yeni bir yıla girmiş olacağız. Yeni bir yılda, yani 2003 yılında herkesin farklı beklentileri olacaktır.
Örneğin zengin olmayı düşleyenler olacak. Günlerdir yazılı ve görsel tüm burjuva medyası, umut tacirliği yaparak sanki herkesin bir gecede yoksulluktan kurtulacağı propagandasına girmiş durumda. Milyarlar, trilyonlar havada uçuşuyor. “Şu numarayı ara!”, “Bu kuponu kes!”, “Şu gazetenin ekini sakla!” diyerek halka toplukumar oynatıyorlar. Yılbaşı gecesi boyunca da toplusoygunlar gerçekleşecek.
Sadece burjuva medyası mı yapıyor umut tacirliğini? Soygunu yalnız onlar mı yapıyor? Yalnız onlar mı toplukumar oynatıyorlar? Doğrudan devlet tarafından oynatılan onlarca şans oyunu ile her gün milyonlarca insan “Belki de sıra sizde!”, “Size de çıkabilir” denilerek, bu çarkın dişlileri arasında öğütülüyor. Devletin de teşvikiyle bu gece iş zıvanadan çıkacak. Oynatanlar değil, oynayanlar kaybedecek yine.
Yeni yıldan başka beklentilerde olacak insanların. Ev sahibi olmayı hayal edenler, araba almak isteyenler, iyi bir iş sahibi olmak için çaba gösterenler, dolgun maaşlı bir iş arayanlar, her alanda şansını yeniden deneyenler, “bugün olmadı belki yarın olur, biraz daha sabır” diyerek umutlarını erteleyenler olacak. Ama şunu iyi bilmemiz gerekir ki, geleceğimizi şansa bırakırsak sıranın ne zaman bize geleceği belli olmaz ya da şans bizi es geçebilir. Beklemek ve sadece umut etmek yerine geleceğimizi kendi ellerimize alabilecek bir yola koyulmalıyız.
İçeride ve dışarıda yaşanan gelişmeler yeni yılın çok çatışmalı ve hareketli geçeceğini gösteriyor. ABD’nin Irak’a yönelik saldırgan politikaları uzun zaman sürecek bir savaşın hazırlığı biçiminde sürüyor. Onbinlerce ABD askeri ülkemizin topraklarında ve ne kadar kalacakları da belli değil. Irak’a yönelik savaştan önce Türkiye işgal ediliyor. AKP hükümeti utanç verici pazarlıkları sürdürüyor ABD ile. Bütün hesaplar dolarlar üzerinden yapılıyor, bel kemiksiz bir dış politika yürütülüyor. Onların gözünde ne insanların yaşamı ne de Kurtuluş Savaşı’nda bedeller ödeyerek emperyalistlerin elinden aldığımız topraklarımızın bir değeri var. Hükümet, bir avuç dolar için her şeyi yapabilecek, satabilecek bir anlayışa sahip.
1475 sayılı İş Yasası’nda yapılmak istenen değişiklikler, kamu çalışanları için hazırlanan Personel Rejimi Reformu, Mali Milat’ın kaldırılması ve memur maaşları ile asgari ücrette yapılan artışlar hükümetin emekçilere yönelik politikasını net bir şekilde gözler önüne sermiştir. İşçi, işsiz ve yoksul insanlardan oy alarak tek başına iktidara gelen AKP hükümeti, sermayenin ve emperyalistlerin hükümeti olduğunu göstermiştir.
Bu gece yeni bir yılın başlangıcı olacak. Bu yeni yıl, tuzaklar ve engellerle dolu bir yıl olacak. İçeride ve dışarıda kurt kapanı kurulmuş durumda. Bu kapana düşmeden birleşmek ve mücadele etmek emekçilerin kendi ellerinde. Bunu başarabilecek bir kılavuza sahibiz. Kılavuza sahip çıkarak işimizi şansa bırakmadan ilerlemek en doğru olanıdır.
Yeni yılın, tüm dostlar ve emeği ile geçinenler için, emekten, barıştan, demokrasiden ve kardeşlikten yana mücadeleci bir yıl olmasını diliyorum.


 
Başa dön

  Ara Sıra..........Doğan T. Kaya*

Savaşın bize yararı yok

Sendikaların en temel işlevlerinden birisi emekçilerin sorunlarını ülke sorunlarından bağımsız olarak değerlendirmemeleridir. Çünkü ülkede yaşanan temel problemler, sonuç itibariyle emekçilerin yaşamını olumlu ya da olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Bu nedenle sendikalar, işçilerin ekonomik ve sosyal hakları yanında ülkedeki diğer gelişmeleri de yakından takip etmeleri ve müdahalede bulunmaları gerekiyor. Yoksa zamanla işlevini yitiren sermaye karşısında duramayan bir konuma sürükenirler.
Son günlerde ABD’nin Irak’a yönelik operasyon hazırlıkları başta ülkemiz olmak üzere birçok ülkenin gündemine oturdu. Ancak Irak operasyonu diğer ülkelere göre bizi daha yakından ilgilendiriyor. Çünkü, Türkiye daha önceki Körfez Savaşı’nda olduğu gibi fiilen savaşın içinde olacak. Bu nedenle medyadaki bazı satılık kalemler, Irak’a yönelik bir operasyon sanki çok gerekliymiş gibi kamuoyu oluşturmaya, emekçileri ikna etmeye çalışıyorlar. AKP iktidarı ise haklı kandırmak için bir yandan savaşa karşı çekingen bir görüntü sergiliyor, bir yandan da ABD ne istiyorsa harfiyen yerine getiriyor. Halktan gelebilecek olası bir tepkiye karşı da bazı gelişmeleri gizleme gereği duyuyorlar.
Kuşkusuz ki, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki yeni kazanç hesaplarına hizmet edecek olan savaş senaryoları, Türkiye halklarına daha fazla yoksulluk ve ölümden başka bir şey vaat edememektedir. Kimi milliyetçilik saplantısı içinde olan sermayenin uşaklarının rüyalarında gördüğü Musul-Kerkük işgali ve ülkeye katılması hayalleri, halkı kandırmaktan başka bir şey ifade etmemektedir. Zaten ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin temelinde de dünya petrol pazarına egemen olma anlayışı var. ABD’nin bu bölgede Türkiye’ye biçtiği görev bekçilikten ileri gitmemektedir. Bütün bu gerçekler işbirlikçi medya kanalı ile halktan gizleniyor.
Savaş çığırtkanlığına karşı, 112 kitle örgütü bir araya gelerek, “Irak’ta Savaşa Karşı Hayır Koordinasyonu” oluşturmaları toplumsal tepkinin örgütlenlenmesi anlamında önemli bir gelişmedir. Emek Platformu’nun savaşa karşı, “gerekirse işbırakabileceğini” açıklaması da hayat bulduğunda anlamlı olacaktır. Türkiye de çoğu zaman bir araya gelmekten kaçınan birçok anlayış, toplumun genel çıkarları doğrultusunda birlikte hareket etmeleri, ileriki süreçte herhangi bir konuda gerçekleştirelecek emekçi eylemlerininde meşruluğunu artıracaktır.
Savaşa karşı alınacak eylem kararı, uzun süredir atıl kalan sendikaların yeni bir sürece girmelerinin de başlangıcı sayılabilir. Böylece, İş Yasası Tasarısı’nı önce kabul eden, sonra redden daha sonra da, tasarının yumuşatılabileceğini ifade eden sendikal bürokrasi de hizaya sokulacaktır. Burada, tabii ki sınıf bilinçli emekçilere büyük görev düşüyor.
(*) Eğitimci -Sosyolog


 
Başa dön


Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net