www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Bağımlı dış politikanın sefaleti
İsrail’in tavrı, Türkiye’yi güdüleyici bir faktör olarak önem kazanıyor. İsrail radyosunun haberine göre Türkiye-İsrail ve ABD bu hafta içinde Akdeniz’de bir ortak tatbikat düzenleyecekler. ABD ve İsrail güçleri aynı bölgede daha sonra ikinci bir tatbikat düzenleyerek, “dünya barışını ve demokrasiyi nasıl koruyacaklarını” gösterecekler.

Esad, Saddam’a mesaj mı götürdü?
İsrail istihbaratına yakın internet sitesi Debka, Suriye lideri Beşar Esad’ın Irak’a gizli bir ziyaret yaptığını öne sürdü. Siteye bakılırsa Esad, İngiliz Başbakanı’ndan Londra’da aldığı Amerikan mesajını Saddam Hüseyin’e iletti. Bush’un, Saddam’a “rahat bir hayat” vaat ettiği öne sürüldü.

İsrail ordusu iki Filistinli’yi öldürdü
İsrail işgal askerleri, Batı Şeria ve Gazze’de 2 Filistinli’yi daha öldürdü. İsrail ordusunun açıklamasında, Gazze Şeridi’ni İsrail’den ayıran güvenlik duvarını geçen silahlı bir Filistinli’nin ateş açması üzerine, askerlerin karşılık verdiği öne sürüldü.


Bağımlı dış politikanın sefaleti
Bülent Tütmez
Son haftalarda Irak’a saldırı konusunda ‘destek dayatmasına’ maruz kalan Türk karar vericilerinin, Anglo-Sakson emperyalizminin zalim politikalarına karşı durmadıkları ve ‘bağımsız’ bir dış politika hattı ortaya koyamadıkları izleniyor. Derin finans krizini, krizin bizzat planlayıcısı olan merkezleri yardıma çağırarak alt etmeye çalışanların bugün gelinen noktada ‘oyuna devam’ dedikleri anlaşılırken, mandacı dış politikanın ‘açık işbirlikçiliğe ötelendiği’ ve onursuz dış siyasetin sürdürüleceğine dair resmi açıklamalar yapıldığı da ibretle izleniyor.
Şüphesiz ki, Türkiye’nin ‘flu’ tavrına kaynaklık eden dinamikleri son birkaç haftanın yaşananları içinde aramak eksik kalacak. Hükümet etme kabiliyeti bulunmayan ‘yanar döner toplama’ iktidarın, hükümetin hemen ilk günlerinde yoğunlaşan askeri ve diplomatik baskıyı kaldıramayacağını baştan bilen Anglo-Sakson çete ve yerli işbirlikçilerinin planlı taarruzlarının meyvelerini verdiği ve uzun süre önce pazarlıkları başlamış olan -Orgeneral Hilmi Özkök’ün ABD ziyaretiyle de çerçevesi oluşturulan- ‘savaşa destek politikasının’ şimdi bir devlet tavrı olarak öne çıkartıldığı gözleniyor.
Pistleri uzatma meselesi
Aslında Türk-İsrail ilişkilerinde 28 Şubat sürecinden sonra -bir süre için de olsa- beklemeye bırakılan işbirliğinin dar zamanda yeniden alevlendirilmesi, bugünü en azından birkaç ay öncesinden görmemizi sağlayabilirdi. Nitekim Ecevit hükümeti ve dışişleri bakanlığının savaşa kesinlikle karşı olunduğuna dair açıklamalarının ‘tribünlere verilmiş kuru sıkı demeçler’ olduğunu kestiren Evrensel, aylar öncesinden bugünlere gelineceğini haber vermişti. Şimdi muhalefette bile olamayan Ecevit’in “Türkiye isterse savaşı durdurabilir” (Evrensel, 28 Aralık) türü demeçlerinin burjuva politikasında karşılığının olamayacağı kabulüyle, gelinen noktada Türkiye’nin paradokslarını -özellikle İsrail bağlantılı olarak- yeniden ele alıp ‘oluşturulan dış politika perspektifinin yanlışlığına’ vurgu yapmak daha anlamlı bir yaklaşıma denk düşecek.
Irak’taki -barbarlığı şüphe götürmez- Baas rejiminden rahatsızlık duymayan Türkiye’nin, “kitle imha silahları” retoriğinden ziyade Kürtlerin taleplerine karşı ilgili olduğu biliniyordu. Nitekim Ecevit hükümeti dönemindeki temel Ortadoğu perspektifi; “Kürtler sınırlarımıza yığılmasın, Musul ve Kerkük Kürtlerin eline geçmesin de Irak’ta ne olursa olsun” biçimindeydi. Aynı hükümetin işgalci İsrail devletinin Filistin katliamlarına karşı yaptığı ürkek açıklamalar ise, ekonomik ve lobi merkezli Siyonist şantajlarla püskürtülmüştü. Şimdi ise bağımsızlıktan güce yamanmayı, onurlu politikadan komşu halklara saldırılmasına destek olmayı anlayan -ilginçtir, eskisini aratan- hükümet ve diğer karar alıcıların ABD’ye götürebildikleri tek itirazın; “uçak pistlerinin kısalığı” olduğu (Bekir Coşkun, Hürriyet, 27 Aralık) görülüyor. Buna karşılık, ‘pistlerin uzatılması’ çözümü sunulduğuna göre, geriye ‘savaşa girmekten başka çare’ kalmamış görünüyor!
Burada İsrail’in tavrı, Türkiye’yi güdüleyici (Türk ordusuna teknik bilgi, “know-how” teklif ediliyor) bir faktör olarak önem kazanıyor. İsrail radyosunun haberine göre Türkiye-İsrail ve ABD bu hafta içinde Akdeniz’de bir ortak tatbikat düzenleyecekler. “Üçlü tatbikata üç ülke donanmasından gemilerin yanı sıra, hafif uçakların ve helikopterlerin de katılacağı belirtiliyor” (Cumhuriyet, 23 Aralık). ABD ve İsrail güçleri aynı bölgede daha sonra ikinci bir tatbikat düzenleyerek, dünya barışını ve demokrasiyi nasıl koruyacaklarını (!) değerlendirecekler.
Nitekim tatbikat detaylarını olgunlaştırmak ve ‘yeni askeri işbirliği anlaşmaları teklif etmek için’ geçtiğimiz hafta içinde Türkiye’ye gelen İsrail Genelkurmay Başkanı Moşe Yalon’un ziyaretine ilişkin olarak Türk Genelkurmayı’nın açıklaması da dikkate değerdi: “Bölgemizdeki gelişmelerin yanı sıra Türkiye-İsrail askeri eğitim işbirliği ve savunma sanayi faaliyetleri, görüşmelerde ağırlıklı olarak yer almıştır” (Cumhuriyet, 25 Aralık). Şer ittifakını güçlendirmek için ‘eşinin başı açık olan’ Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’le de görüşen Yalon’un, F4 uçaklarının modernizasyonuna dair anlaşmanın netleştirilmesini istediği de yine basına yansıdı.
Kilit ülke: Suriye
Öte yandan, aynı İsrail’in Suriye’yi de taciz ettiği ve ‘cepheyi genişletmeyi amaçladığı’ ibretle izleniyor. Son birkaç yıl içinde ‘önemli gelişme kaydeden’ Türkiye-Suriye ilişkilerinin özellikle askeri boyutta ‘stratejik yakınlığa ulaşmasına ramak kaldığı’ bir dönemde gerçekleştirilen ‘Siyonist salvolar’; subay değişim programından Kürt sorununa, ticaretten sınır işbirliğine kadar pek çok düzeyde gelişme gösteren ve Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un geçtiğimiz ay gerçekleşen ‘uzun süreli ve kapsamlı’ Şam ziyaretiyle taçlanan politikayı kesintiye uğratmayı da amaçlıyor.
Burada, 1,7 milyon Kürt nüfusuna sahip olan Ortadoğu’nun önemli gücü Suriye’nin -Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Londra ziyaretinde kameralar önünde ‘pişkin’ Blair’e attığı fırça da Türk medyasında haber olamadı maalesef- Kürt sorunu ile ‘su sorununu’ dengeleyerek Türkiye’ye yanaşmaya çabaladığı bir dönemde bu ülkenin hedef alınması, İsrail’in Irak ve Kürtler konusunda daha ‘geniş taahhütlerde’ bulunmuş olabileceğinin düşündürmekte. Bir öngörü olarak İsrail’in Irak’a operasyon sırasında Kürtleri bozguna uğratacak istihbarat ve askeri destek sağlaması, Türkmenlerin etkinlik kazanmasına dönük pozisyon alması beklenebilecektir. KADEK birliklerinin imhasına yönelik bir Siyonist desteğin gerçekleşmesi de; yakınlaşmanın düzeyine göre anlam kazanacak bir kategori olarak ihtimal dahiline alınabilmelidir. GAP projesinden boru hatlarına, ‘su’dan serbest bölgelere kadar geniş bir ilgiyle ‘vaat edilmiş topraklara’ yerleşmeye çalışan Siyonistlerin, nihayetinde bir Ortadoğu politikası mevcut olmayan işbirlikçi Türk dış politikasını parasal destekler ve bu tarz yardımlarla ‘tav edeceğine’ şüphe bulunmuyor. İsrail’in uzun dönemli ve planlı bağımlılık anlaşmalarıyla Türkiye’yi sardığı (sırada İran ve Arrow füze sistemi satışı olacak) ve Anglo-Sakson çeteyle birlikte ördüğü ağda gedik açmaya çalışan merkezlere ‘diş gösterdiği’, bugün yaşananların özeti olarak kaydedilebilir.
Kim kaybedecek?
Enerji kaynakları ve bölgesel dengeler esaslı yönelimde denklemler bir arada düşünüldüğünde, en kilit noktada bulunan Türkiye ve Kürtlerin ‘her halükârda kaybeden olacakları’ tespitini yapmak doğru olacak. Komşularıyla birlikte geliştirmeye çalıştığı ikili ilişkileri ve Kürtlerle ilgili yaratılan ortak bakışı sekteye uğratılmış, ekonomisi çökmüş Türkiye’nin ‘alacağını sandığı birkaç milyar dolar ile’ kendini aldatmaya çabalaması -geçmişte yaşananlar anımsandığında- trajik bir düzeyi tanımlarken, tarihten ders almayan işbirlikçi Kürt grupların da araya sıkışarak ‘rahatlarından olmaları’ kaçınılmaz görünüyor.
Ağı kaldıracak olan...
Öte yandan, Türkiye’nin dış politika çıkarları bir yana, insanlığa karşı işlenecek bir büyük suça ortaklık etme talihsizliğiyle karşı karşıya olunan süreçte bu derece ‘gerici bir hatta durulması’; -en küçük olayda barıştan ve milli güvenlikten söz eden- mevcut düzeyden en fazla sorumlu olan bazı kurumların (ve destekçisi aydınlık partileriyle Aydın Doğan taburunun da) gerçek pozisyonlarının kamuoyunca görülmesi bakımından bir olumlu yan da taşımıyor değil. Bergama köylülerinin mücadelelerini ve Sezen Aksu konserlerini ‘Milli Güvenlik açısından’ sakıncalı bulan dinamik güçlerin bir savaşa girmeye çabaladığımız bugünlerde ‘gık’larının çıkmaması da ayrıca dikkate değer.
Enver Hoca, bugün Türkiye’nin yaşadığı paradoksu ve direnç gösteremediği bağımlı konuma gelişi şöyle ifade ediyordu: “Herkesin bildiği gibi kapitalist, öncelikle kendi ekonomik, siyasal ve ideolojik çıkarlarını göz önüne almadan kimseye yardım etmez. Bu yalnızca, kapitalistin aldığı kâr yüzdesi sorunu değildir. Kredi veren kapitalist ülke, bu ‘yardım’ı alan ülkeye, krediyle birlikte kendi yaşam biçimini de sokar; burada üsler kurar ve yağ lekesinin yayılması gibi yavaş yavaş yayılır, bir örümcek gibi ağını örer.” (Emperyalizm ve Devrim, Evrensel Basım Yayın, sayfa 250). Gerçekten de Doğan Grubu’nun hayalini kurduğu milyar dolarlık kredileri, Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ın ABD ordusunun kayıplarına gösterdiği duyarlılığı ve açılması istenen üsleri düşündüğümüzde bu tespitlerin ne derece güncel olduğu görülmüyor mu?
Gelişmeler aynı zamanda, biri bitmeden diğeri başlatılan ‘karşılıklı taahhüt ve askeri anlaşmaların’ arasına sıkıştırılmış devlet politikasının ‘fasit daireyi kırarak’ bağımsızlaşmasının burjuva işbirlikçi iktidarla eliyle mümkün olamayacağını bir kez daha kanıtlarken; bağımsız ve onurlu dış politika perspektifinin, sadece kimseye diyet borcu olmayan bir emekçi iktidarıyla gerçekleştirilebileceğine de net şekilde işaret etmiyor mu?
***
Armut toplamayacaklar
Bütünüyle baktığımızda diğer emperyalist güç merkezlerinin ‘sanal duruma düştüğü’ Ortadoğu coğrafyasında, “Irak’ın ardından sırayla İran (İsrailli eski bakan Benjamin Ben Eliezer, ‘hedeflerinin Irak değil İran olduğunu’ ilan etmişti) ve Suriye’nin de saldırılara maruz kalmaları” (Hüsnü Mahalli, Bianet ve Evrensel röportajları) kaçınılmaz görünüyor.
Türkiye ile yakınlaşmak için önemli tavizler veren İran ve Suriye’nin olası savaşta ‘ellerinin armut toplamayacağı’, çok güçlü istihbarata ve askeri teknolojiye sahip iki ülkeden Suriye’nin kendi hava sahası, İran’ın ise Şii topluluklar aracılığıyla müdahalede bulunabileceği beklenebilecektir.
Son dönemde AB’ye yaklaşan bu iki ülke silahlı kuvvetlerinin, sınır ötesine geçerek tampon hatlar oluşturmaları ve sınırlarını geçişe kapatarak Türkiye’yi bir mülteci akınıyla ‘zora sokmaya çabalamaları’ da mümkün görünüyor.


Başa dön


Esad, Saddam’a mesaj mı götürdü?
ABD Başkanı George W. Bush’un, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad aracılığıyla Irak lideri Saddam Hüseyin’e bir mesaj gönderdiği öne sürüldü.
İsrail istihbaratına yakınlığıyla tanınan “DebkaFile” adlı internet sitesinde yer alan iddiaya göre; Bush’un ültimatomu, Beşar Esad’a, Londra’ya yaptığı son ziyaret sırasında İngiltere Başbakanı Tony Blair tarafından iletildi.
Esad, Londra’da temaslarını tamamladıktan sonra gizlice Bağdat’a giderek, “son uyarı” niteliğindeki ültimatomu Saddam Hüseyin’e ulaştırdı.
Saldırmama vaadi
İddiaya göre Bush, ültimatomunda, “Saddam Hüseyin’den, elindeki kitle imha silahlarıyla ilgili komple ve gerçekçi bir bildirimde bulunmasını” talep etti ve “bunu yaptığı takdirde ABD’nin savaş hazırlıklarını askıya alacağı” vaadinde bulundu.
Bush’un, “Saddam Hüseyin’in yapacağı açıklamayı savaş nedeni saymayacağına ve Saddam ile ailesine ne fiziksel olarak, ne de siyasi bakımdan zarar vermeyeceğine dair söz verdiği” de bildiriliyor. Aksine ABD “Saddam’ın yasal yollardan görevden ayrılmasına ve iktidarı başkasına devretmesine” yardımcı olacak. Ayrıca Saddam ve ailesine, kendi seçecekleri bir Arap ülkesinde “rahat bir hayat” olanağı sağlanacak.
‘İyi niyet’ gösterisi
İnternet sitesinde Bush’un, vaatlerini doğrulamak ve iyi niyetini göstermek amacıyla, Körfez’e yollamayı planladığı kara, hava ve deniz gücünün 50 bin kişilik bölümünün hareketini 1 Ocak 2003 tarihine erteleme kararı aldığı kaydedildi. Aynı şekilde yedeklere yapılacak çağrının da 1 Ocak gününe kadar dondurulduğu bildiriliyor. ABD’nin, Irak’a saldırmak üzere Irak’a komşu ülkeler ve Basra Körfezi’ne en az 250 bin asker yollamayı planladığı biliniyor.
Cevap verilmedi
Bush’un, ültimatomuna 1 Ocak 2003 tarihine kadar bir cevap almadığı takdirde Irak saldırısıyla ilgili hazırlıklara hız verileceği kaynaklar tarafından belirtildi. Debka sitesine göre Saddam, Esad’a henüz cevap vermiş değil.
Aynı site, Libya’nın başkenti Trablusgarp yakınlarında 5 büyük binadan oluşan bir kompleks inşa edilmekte olduğunu ve buraya halk arasında “Saddam şehri” adı takıldığını duyurdu. İnşaatı devam eden kompleksin, ültimatomu kabul ettigi takdirde buraya sığınacağı söylenen Saddam Hüseyin ve ailesi için yapıldığı öne sürülüyor.
Arap ülkelerine çağrı
Diğer yandan Irak, Arap ülkelerinden. ABD’ye karşı Arap Birliği ve Ortak Arap Savunma anlaşmalarının uygulanmasını istedi.
Irak Hükümeti resmi yayın organı El Cumhuriye gazetesinin dünkü başyazısında, Amerikan tehditlerinin giderek arttığı belirtilerek, Irak’ın elinde kitle imha silahı bulunmadığı kaydedildi.
ABD’nin saldırı düzenlemeye yönelik tehditlerinin “isterik bir şekilde” arttığını bildiren gazete, Arap Körfezi’ndeki askeri yığınağı ve Patriot füzelerinin yerinin değiştirilmesini saldırı hazırlığının bir işareti olarak niteledi. Amerikan saldırganlığının sadece Irak’ı değil, tüm Arap ülkelerini kapsadığını belirten gazete, İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un, Suriye ve Lübnan hakkındaki demeçlerinin Amerikan-Siyonist planının neler içerdiğini ortaya koyduğunu kaydetti.
El Cumhuriye gazetesi, bütün Arapların Irak ile dayanışma içinde olmasını istedi. Gazete, Arap Birliği ve Ortak Arap Savunma anlaşmalarının uygulanmasının gerekli olduğunu hatırlatarak, bazı Arap yetkilileri, ABD ile işbirliği yapmalarından dolayı kınadı.
Silah denetimleri
BM silah uzmanları, dün de Irak’taki çeşitli tesislerde denetimlerini sürdürdüler.
BM Silah Denetim Komisyonu’ndan (UNMOVIC) bir kimya uzmanları ekibi, Bağdat’ın dış kesimindeki Zaferaniye’de El Nida Kamu Şirketi’nde inceleme yaptı. Irak Askeri Sanayileşme Komisyonu’nun yönettiği, sıkı korunan bu tesiste metal kalıplar ve aletler üretiliyor.
El Nida tesisi, 1993’te bir Amerikan füze saldırısında tahrip olduktan sonra yeniden inşa edilmişti.
Füze uzmanları ise, Bağdat’ın batısına düşen Ebu Greyb’deki El Karame şirketini ziyaret ettiler. Bir biyolojik silah uzmanları heyeti de Bağdat’ın merkezindeki bir sağlık laboratuvarıyla, Ebu Greyb bölgesindeki Sağlık Bakanlığı’na ait bir tesiste incelemelerde bulundular.
Irak’ta nükleer silah çalışmalarının olup olmadığını araştıran Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’ndan (IAEA) bir ekip, El Taci bölgesindeki El Savari Kamu Şirketi’ne girerek araştırma yaptı. Iraklı yetkililer, UNMOVIC ve IAEA ekiplerinin Fırat nehri üzerindeki bir tesisi denetlediklerini söylediler.
***
Irak'a hava saldırısı
Amerikan ve İngiliz uçakları, Irak’ın güneyinde ilan edilen “uçuşa yasak bölge”ye taşınan iki Irak radarını bombaladı.
ABD Merkez Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, uçaklar, önceki gün Bağdat’ın 120 kilometre güneyindeki Ed Divaniye bölgesinde bulunan radarları vurdu.
Açıklamada, bombalanan radarlarla ilgili hasar değerlendirme çalışmalarının devam ettiği belirtildi.
IRAK’A HAVA SALDIRISI
Amerikan ve İngiliz uçakları, Irak’ın güneyinde ilan edilen “uçuşa yasak bölge”ye taşınan iki Irak radarını bombaladı.
ABD Merkez Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, uçaklar, önceki gün Bağdat’ın 120 kilometre güneyindeki Ed Divaniye bölgesinde bulunan radarları vurdu. Açıklamada, bombalanan radarlarla ilgili hasar değerlendirme çalışmalarının devam ettiği belirtildi.
***
Almanya-Çin işbirliği
Almanya ve Çin, Irak krizini çözmek için birlikte çalışacaklarını bildirdi.
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Çin ziyaretinin ilk gününde Çin Başbakanı Zhu Rongji ile bir araya geldi. İki başbakanın görüşmede, Irak krizini birlikte çözme konusunda anlaştığı kaydedildi. Schröder ayrıca; Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin ve Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Hu Jintao ile bir araya geldi.
Fransa ise, Arap liderlerden, Irak lideri Saddam Hüseyin’e “kitle imha silahlarıyla ilgili olarak BM kararlarına uyması için baskı yapmalarını” istedi. Savunma Bakanı Michele Alliot-Marie, Le Parisien gazetesinde yayımlanan demecinde, Fransa’nın ayrıca, ABD Başkanı Bush’a, “savaşın tüm bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyeceği ve terörizmin artacağı” yolunda mesajlar gönderdiğini söyledi.
Fransa’nın hangi Arap ülkelerinden Saddam’a baskı yapmalarını istediği konusunda ayrıntı vermeyen Alliot-Marie, Fransa’nın, BM’nin onaylamadığı bir saldırıya katılmasının söz konusu olmadığını belirtti.
Öte yandan Suudi Arabistan, Irak savaşında ABD’ye askeri tesislerini kullandıracağı haberlerini yalanladı. Suudi Savunma Bakan Yardımcısı Abdurrahman bin Abdülaziz, söz konusu haberlerin doğru olmadığını belirtti.


Başa dön


İsrail ordusu iki Filistinli’yi öldürdü
İsrail işgal askerleri, Batı Şeria ve Gazze’de 2 Filistinli’yi daha öldürdü. İsrail ordusunun açıklamasında, Gazze Şeridi’ni İsrail’den ayıran güvenlik duvarını geçen silahlı bir Filistinli’nin ateş açması üzerine, askerlerin karşılık verdiği öne sürüldü.
Görgü tanıkları da, İsrail askerlerinin, Batı Şeria’nın Nablus kentinde, kendilerine taş atan bir Filistinliyi öldürdüğünü söyledi. Başından vurulan Cemal Zabara adlı Filistinli’nin hastanede öldüğü belirtildi.
Yine yuva yıktılar
Askerler, hafta sonu Yahudi yerleşim birimine saldıran ve 4 öğrenciyi öldüren 2 İslami Cihad üyesinin ailelerine ait evi de yıktı. İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, Ahmed Ayed Fakih (20) ve Muhammed Mustafa Şahine’nin (20) El Halil bölgesindeki Dura köyünde bulunan evlerinin yıkıldığı belirtildi.
Afrika’ya El Kaide suçlaması
Avrupalı istihbarat örgütleri, Batı Afrika’nın yoksul ülkeleri Liberya ve Burkina Faso’nun, Usame Bin Ladin liderliğindeki El Kaide örgütüyle işbirliği yaptığını öne sürdüler. Washington Post gazetesinde önceki gün yayımlanan habere göre, iki ülkenin hükümetleri, 11 Eylül saldırıları öncesinde ve sonrasında El Kaide için elmas ve silah nakline olanak sağladılar. El Kaide’nin servetinin önemli bir bölümü de bu bölgede saklandı. Gazetenin iddiasına göre, Liberya Devlet Başkanı Charles Taylor, 11 Eylül saldırılarından sonra üst düzey El Kaide liderlerini saklamasının karşılığında 1 milyon dolar aldı. Örgüt üyeleri, Taylor’un koruması altında Burkina Faso ile Liberya arasında serbestçe dolaşabildiler. Bu arada, 20 milyon dolarlık elmas satın alarak piyasayı tam anlamıyla ele geçirdiler. Aynı zamanda, anti-uçak füzeleri dahil olmak üzere gelişmiş silahlar satın aldılar.
Şıhmuradov televizyonda ‘suçlarını itiraf etti’
Türkmenistan’ın eski Dışişleri Bakanı Boris Şıhmuradov, Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı’na karşı düzenlenen başarısız suikast girişimini planladığını “itiraf etti”. Şıhmuradov, önceki gece televizyondan yayınlanan itiraflarında, “Türkmen muhalefeti diye bir şeyin olmadığını, sadece iktidarı ele geçirmek isteyen bir suç çetesinin olduğunu” söyledi. İtiraflarında kameraya bakarak konuşan ve af dileyen Şıhmuradov, “Rusya’da yaşayan bizler uyuşturucular aldık ve terörist saldırılar düzenlemek için paralı askerler tuttuk. Amacı Başkan’ı öldürüp anayasal düzeni değiştirmek olan bir suç işlemeye teşebbüs ediyorduk” dedi
Diktatör heykelini gerillalar bombaladı
Filipinler’de eski diktatör Ferdinand Marcos’un dev heykelinin bombalanmasının sorumluluğunu Maocu gerillalar üstlendi. Filipinler Komünist Partisi (FKP), “tapınmanın bir sembolü” olarak görülen Banguet bölgesindeki heykeli, partinin milis gücü Yeni Halkın Ordusu’nun (YHO) bombaladığını açıkladı. FKP sözcüsü Gregorio Rosal, “Heykelin parçalanması, halkın faşist diktatöre duyduğu derin nefretle Marcos’ları ve işbirlikçilerini cezalandıramayan Aquino’dan (eski devlet başkanı Corazon) günümüze kadar uzanan rejimlere duyulan kızgınlığın bir ifadesidir” dedi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net