www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Doğan grubu savaşa girdi
Ankara’daki Irak zirvesi, zirve sonrasındaki resmi açıklama(ma)nın yetersizliğini fırsat bilen gazetelerin niyetlerini de ortaya çıkardı.

Askere ‘hazır ol’ emri
Ankara’dan yayılan haberlere göre, Genelkurmay Başkanlığı, bir süredir “hukuk dışı” olarak sürdürdüğü savaş hazırlıklarını, artık resmen yürütecek.

Türkiye
   adım adım savaşa sürükleniyor

Yapılan zirvelerle, Türkiye’nin Irak’a yönelik Amerikan müdahalesine dahil olmasının yolu iyice açıldı. Üs ve limanlardaki hareketlilik bunu doğruluyor.


Doğan grubu savaşa girdi
ABD Irak’a saldırmak için son hazırlıklarını yaparken, ABD’ye göbekten bağlı Ankara’da da Irak trafiği hızlandı. Ankara’da önceki gün toplanan Irak zirvesi ise medyaya, her gazetenin kendi yorumuyla yansıdı. Başını Milliyet’in çektiği Doğan grubu, zirveyle birlikte Irak’ta savaşa girdi bile.
Genelkurmay Başkanı, Başbakan, MİT Müsteşarı, bazı bakanlar ve bürokratların katıldığı Irak zirvesi iki bölümden oluştu ve yaklaşık 4 saat sürdü. Zirvenin ardından açıklamayı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener yaptı. Şener, zirvenin bir karar toplantısı olmadığını, çeşitli seçeneklerin değerlendirildiğini ve Irak’a saldırının Türkiye’ye etkilerinin ele alındığını söyledi.
Konuşulanlar sır ama...
Gazetecilerin ısrarlı sorularına rağmen, Şener, zirvede ne konuşulduğunu anlatmadı. Ankara’nın halk için çok önemli bir konuda bile her şeyi “kapalı kapılar ardında” kararlaştırma tutumu sürerken gazetelere de ya ismi açıklanmayan bir bakana ya da toplantıya katılan bir başkasına dayandırarak, bazen de hiç kaynak göstermeden, egemen güç odaklarının işine gelebilecek şekilde zirve haberlerine yer vermesinin önünü açtı. Irak zirvesinde savaş karşıtı bir tutum olmadığı için, gazetelerin konuyla ilgili haberlerinde, hava üslerinin kullanımına izin verilmesi gibi bazı konularda ortak bir payda oluştu. Ancak hemen her gazete savaşta Türkiye’nin rolünü farklı yansıttı. Doğan Grubu’nun gazeteleri ise çok açık biçimde Türkiye’yi destekten de öte sıcak savaşa soktu. Bu gazetelerin en pervasızı ise Milliyet oldu. Milliyet, dün “Ankara, Irak zirvesinde kararını verdi” üstbaşlığı ve “Biz de varız” manşetiyle okurun karşısına çıktı.
Adını açıklamadığı “bir hükümet üyesinin” ağzından “Gireceğiz ve izleyeceğiz” altbaşlığıyla manşetini destekleyen Milliyet, “askerin dediği oldu” demeyi de ihmal etmedi. Başbakan Yardımcısı tarafından yapılan resmi açıklamanın aksine zirvede Türkiye’nin savaşta yer almayı kabul ettiğini duyuran Milliyet, Ankara’nın ABD taleplerine verdiği yanıtı 4 madde halinde birinci sayfasından duyurdu.
İç sayfa başlığı kesmedi
Milliyet köşe yazarlarıyla da “Türkiye savaşa katılmak zorunda” fikri etrafında halkı ikna etmeye soyundu. Fikret Bila “Aktif duruş”, Taha Akyol “Saddam’ın intiharı”, Güneri Civaoğlu “Silahsız savaş” başlıklı yazılarında hep Türkiye’nin savaşın içinde yer alması gerektiğini yazdılar.
Milliyet’in iç sayfasında farklı bir başlıkla zirveyi aktarması da gözden kaçmadı. Milliyet’in Aydın Doğan’a en yakın yöneticilerine, yayın yönetmenine “Kırmızı çizgi çekildi” başlığı yetersiz gelmiş olmalı ki gazetenin manşetinde “Biz de varız” demeyi tercih ettiler. Özne olarak özellikle birinci tekil şahıs kullanan Milliyet, savaşa girme kararını da bütün halkın kararıymış gibi sunma “uyanıklığı” gösterdi.
Hürriyet geri kalır mı!
Doğan grubunun diğer “büyük” gazetesi Hürriyet ise manşetine Kuzey Irak’ta kurulacak kampları taşımayı tercih etti. “500 bin Kürt için 11 kamp” manşetini atan Hürriyet, savaş nedeniyle Türkiye’ye kaçabilecek Kürt mültecilerin Kuzey Irak’ta kurulacak 11 kampta barındırılacağını yazdı. Zirve haberi ise Hürriyet’te de Milliyet’e benzer bir şekilde yer aldı. “Varız ama son söz Meclis’in” başlığını atan Hürriyet, zirvede ABD’ye üs ve asker gönderme izni için yeşil ışık yakıldığını belirtti. Savaş kışkırtıcılığını manşetinden bağırtmadan yapan Hürriyet, Milliyet’ten bir adım fazla atarak, Dışişleri’nin Irak’a asker göndermek için fezleke hazırlığında olduğunu ifade etti. Haberinde savaşa girildiğini zil takarak duyuran Hürriyet’in “nihai karar merci TBMM olacak” ifadesi sadece bir Anayasal zorunluluğa işaret ediyor. Yazarlarıyla da Milliyet’le uyum içinde olan Hürriyet’te Sedat Ergin, “Türkiye’nin Kuzey Irak’taki mevcut askerini bir kolordu düzeyine çıkartmasının sürpriz olmayacağını” yazdı.
Radikal’den ‘uygun adım’
Grup gazetelerinden Posta, “Savaşa giriyoruz”, Radikal ise “Savaşa doğru uygun adım” başlıklarıyla zirve haberlerini sundu. “Uygun adım” terimini, askeri bir terimi bilinçli olarak manşetinde kullanan “solcu” Radikal, ağabeyleri Hürriyet ve Milliyet’e göre daha temkinli bir dil kullansa da savaşa ve bu savaşta Türkiye’nin rol almasına zerre kadar karşı çıkmıyor.
Y. Şafak temkinli
Sabah grubu, Cumhuriyet ve İslami gazeteler de durdukları yere, konumlarına uygun olarak savaşa girme derecelerini belirliyor. AKP’ye ve hükümete açık destek veren Yeni Şafak, zirveyi “Ankara temkinli” diyerek birinci sayfasına taşıdı. Zaman ise, Türkmen kozunu kullanarak “Türkiye savaşa girmeli” tezini savundu. “Türkmenler, savaş durumunda K. Irak’a Türk askeri istiyor” manşetini atan Zaman, zirve haberini de “Irak zirvesinde son karar MGK’ya bırakıldı” başlığıyla duyurdu.


Başa dön


Askere ‘hazır ol’ emri
Hükümet ve Genelkurmay arasında uzun süredir devam eden “Irak” konulu görüşmelerin amacının, Irak’a yönelik Amerikan müdahalesine katılınması için gerekli “siyasi emir” olduğu ortaya çıktı. Artık Türkiye’nin Irak’a yönelik Amerikan saldırısına dahil olması için gerekli tek şey, düğmeye basılması. Başbakan Abdullah Gül’ün, dün Genelkurmay Harekat Başkanı ve Başbakanlık Askeri Başdanışmanı Korgeneral Köksal Karabay’la yaptığı görüşme dikkat çekerken, Genelkurmay Başkanlığı’nın “Irak’a saldırı” konusunda resmen görevlendirildiği öğrenildi.
Emri veren kim?
Ankara’dan yayılan haberlere göre, Genelkurmay Başkanlığı, bir süredir “hukuk dışı” olarak sürdürdüğü savaş hazırlıklarını, artık resmen yürütecek. Kendisine bazı planlar sunulan Başbakan Bülent Ecevit, seçim sürecine girilmesi nedeniyle “siyasi emir” vermekten kaçınmıştı. Buna rağmen hazırlıklarını yürüten Genelkurmay, yeni hükümetle birlikte istediğini aldı.
Zirve toplantıları sonucunda alınan karar uyarınca, Genelkurmay Başkanlığı savaş hazırlıklarını derinleştirecek. Buna göre, Kuzey Irak başta olmak üzere, gerekli bölgelere askeri sevkıyatlar hız kazanacak. Ordunun asker, silah sistemleri, mühimmat, elektronik sistem ihtiyaçları karşılanacak.
Savaş yoluna girildi
“Siyasi emir” verilmesinin esas önemli sonucu ise, artık Irak’a yönelik Amerikan saldırısı konusunda atılacak adımlarda, doğrudan Genelkurmay’ın söz sahibi olması. Ayrıca, ABD’lilerin taleplerinin nasıl karşılanacağı, Irak’a yönelik müdahalenin askeri planı gibi konularla da, bizzat Genelkurmay’ın ilgilenecek olması. Yani, “siyasi emir” verilmesiyle birlikte, ABD’nin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Irak’a müdahale hazırlıklarının büyük hız kazanması bekleniyor.
1990 yılındaki Körfez Savaşı’nda, dönemin Genelkurmay Başkanı ile hükümeti arasındaki derin fikir ayrılığı da, “siyasi emir” verilmesiyle ortaya çıkmıştı.


Başa dön


Türkiye adım adım savaşa sürükleniyor
Abdullah Gül’ün Başbakanlığındaki AKP hükümeti, ülkeyi adım adım savaşa sürüklüyor. Zirve üstüne zirve, birbirini izleyen görüşme, ziyaret ve toplantıların birinci gündemi ABD’nin yanında Irak’a karşı saf tutmak olurken, önceki gün yapılan zirve toplantısından siyasi bir karar çıkmadığı iddia edildi.
Oysa, ABD, Savunma İşbirliği Ofisi aracılığıyla Türkiye’deki üs ve limanlarda, havaalanlarında incelemeyi başlattı.
Zirvede konuşulanlar
ABD’nin çıkarları doğrultusunda Irak’a karşı girişilecek savaşta Türkiye’nin konumu, önceki akşam Başbakanlık’ta toplanan zirvede ele alındı. İki bölüm halinde dört saat süren zirvenin ilk bölümüne Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Başbakanlık Müsteşarı Fikret Üçcan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal ve MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile Başbakan Gül’ün Dışişleri Danışmanı Ahmet Davutoğlu katıldı.
İkinci bölümde ise Başbakan Yardımcıları Abdüllatif Şener, Mehmet Ali Şahin ve Ertuğrul Yalçınbayır, Devlet Bakanları Ali Babacan ve Beşir Atalay, İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu ile Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Başbakanlık Askeri Başdanışmanı Korgeneral Köksal Karabay da yer aldı. Zirve öncesinde Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal, Genelkurmay Başkanlığı’nda, son gelişmeler hakkında bilgi verdi.
‘Halk savaş için oy vermedi’
Emeğin Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Kamil Tekin Sürek, gündemde olan Irak savaşına ilişkin hükümeti uyararak “halkın AKP’ye, ülkeyi savaşa sokması için oy vermediğini” hatırlattı. Sürek, yazılı açıklamasında, Irak’a saldırı için düğmeye basıldığını ve savaş planlarının hazırlandığını belirterek, “cephenin doğrudan Türkiye üzerinden açılmasının ve ülkemize onbinlerce Amerikan askerinin yerleştirilmesinin” gündemde olduğuna dikkat çekti. Medyanın Irak savaşındaki rolüne de değinen Sürek, şunları söyledi: “Türk medyası ve özellikle en büyük medya grubu, Amerikan savaş ağalarının peşinden yürüyor. Savaşa ve dolayısıyla Irak’ın yeniden yapılandırılmasına katılmazsa Türkiye’nin kaybedeceklerini (!) anlatıyor. Yüzde doksanı Irak’a müdahaleye karşı olan bir ülkenin savaş cephesi yapılmasını oldu bittiye getiriyor: Sorunu, savaşa katılma karşılığında kaç milyar dolar ve Kerkük petrolünden yüzde kaç pay alınacağı pazarlığına bağlıyor.” AKP hükümetinin de medyanın izlediği yolu takip ettiğine dikkati çeken Sürek, hükümetin fiilen savaş hükümeti durumuna geldiğini söyledi. Hükümetin ve medyanın izlediği tavrın yanlış olduğuna vurgu yapan Sürek, “Savaş medyasının sorumluluğu patronuna, en başta da patronunun patronu olan ABD’li emperyalist haydutlara. Hükümetin sorumluluğu ise Meclis’ten de önce halka olmalıdır” dedi. Halkın AKP’ye, ülkeyi savaşa sürüklemesi için oy vermediğini vurgulayan Sürek, hükümeti şöyle uyardı: “Ülke topraklarını yabancı askerlere açmak suça ortaklıktır. Türkiye işçi ve emekçileri ABD kuyruğunda Irak’a saldırıya katılacak bir hükümetten hesap soracaktır.”
DEHAP, AİHM’e gidiyor
DEHAP, Siirt seçimine yaptığı itirazın YSK tarafından reddedilmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuracak. YSK’nın gerekçeli kararını bekleyen DEHAP, baraj uygulaması nedeniyle seçmenin seçme, partinin de seçilme hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle iki ayrı itirazda bulunacak. DEHAP’ın, başvurusunda, YSK’nın Siirt seçimine yönelik ülke barajının uygulanacağı kararıyla seçmenin önüne, 18 siyasi partiden sadece ikisinin konulduğunu böylece bölge halkının seçme hakının elinden alındığını belirterecek. DEHAP’ın başvurusunda, Siirt seçiminin hukuken ara seçim niteliğinde olduğu bu yüzden de ülke barajının uygulanmaması gerektiği belirtilerek, YSK kararlarının “birilerinin önünü açmaya yönelik” ve “kişiye özel” olduğu kaydedilecek. DEHAP, yüzde 10’luk ülke barajını da AİHM’e taşıyacak. 3 Kasım seçimlerinde birçok ilde yüzde 50’nin üzerinde oy alan ancak Meclis’e giremeyen DEHAP, “Yüksek orandaki barajdan kaynaklı olarak DEHAP’ın seçilme hakkının ihlal edildiğini” belirterek, başvuruda bulunacak. DEHAP, itirazlarını AİHM’in “Seçme ve seçilme hakkını” içeren protokol hükümlerine dayandıracak. DEHAP Genel Sekreteri Nurettin Sönmez, gazetemize yaptığı açıklamada, YSK’nın gerekçeli kararı ellerine ulaşır ulaşmaz AİHM’e başvuracaklarını bildirdi.
‘Türkiye’de Kürt sorunu yok’
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kürt kökenli olduğunu ifade eden Zülfikar Baran adlı işçi arasında, Türk Ticaret Merkezi’ni ziyareti sırasında ilginç bir diyalog yaşandı. Erdoğan, “Kürt sorununun çözülmesini istiyoruz” diyen işçi Baran’a, “Türkiye’de, Kürt sorununun olmadığını” iddia ederek yanıt verdi. Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’le de görüştü. Türk Ticaret Merkezi’nde incelemelerde bulunurken, burada çalışan ve adının Zülfikar Baran olduğunu ifade eden bir işçi, Erdoğan’a “Kürt sorununu halletmeniz lazım” dedi. Erdoğan, bunun üzerine şunları söyledi: “(Sorun var) diye inanmayacaksın, ‘yok’ diye inanacaksın. ‘Sorun var’ diye inanacaksan sorun olur, ‘yok’ dersen sorun ortadan kalkar. Biz diyoruz ki böyle bir sorun yok. Sen ‘sorun var’ deyip önkabulle yaklaşıyorsun. Böyle öngörü ile yaklaşırsan, sorunun içindesin demek. ‘Yok böyle bir sorun’ diyorum, olmasını da istemiyorum. Bak, ‘Siirt’ten evliyim, huzurluyum’ diyorum. Böyle yaklaş olaya. Böyle yaklaştığın sürece, böyle bir problem olmaz. Türkiye’de bölgeler ve insanlar arasında herhangi bir ayrım yapmazsan, kardeşçe, el ele ‘bir ve beraberiz’ dersen problem olur mu?” İşçinin, “Bunu pratikte biliyorum da... Türk arkadaşlarla biz, burada beraber çalışıyoruz” sözleri üzerine, Erdoğan, “Hepimiz Türkiyeliyiz” diye konuştu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net