|
|

|
           

Türkiye’de hangi kadın kocasını, “Evlilik birliği içinde almış olduğumuz malları paylaşalım” diyerek Notere götürebilir? Ayrıca, hangi koca, “Elbette” diyerek Notere gidip, böyle bir sözleşmeye imza atar? Bunlar, bir elin parmaklarını geçmeyecektir.
|
Kadın
.................................................................................
Devrim Avcı
|
Yarısını alabilmek için ‘son altı gün’!
Evli kadınların eşleriyle birlikte emekleri ve çalışmaları karşılığı edindikleri malları ayrılık halinde paylaşabilmeleri için gerekli başvuruyu yapmaları için bugünden itibaren 6 gün kaldı.
Bu yılın başında yürürlüğe giren Yeni Medeni Kanunu’nun en tartışmalı konusu, şüphesiz yeni yasal mal rejimi olan “edinilmiş mallara katılma” oldu ve hâlâ tartışılıyor. Tartışma konusu olan nokta ise, edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıç tarihinin kanun tasarısında, evliliğin başlangıcından itibaren olduğu halde, kanunda ‘kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren’ şeklinde değiştirilmesi olmuştur.
Mecliste geçen tartışmalar uzun süre akıllardan çıkmayacak gibi. Çünkü, edinilmiş mallara katılma rejiminin evlilik başlangıcından itibaren olması gerektiğini savunan profesöre, sayın vekillerimizin, “Sizi yılın erkeği seçecekler hocam!” demeleri, bu konudaki tutumlarının da ne olduğunun göstergesi.
Ancak, kadınlardan ve çeşitli kadın örgütlerinden gelen tepkileri dengeleyebilmek adına da, Medeni Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 10. maddesine bir ek yaparak, şu düzenlemeyi getirdiler: “Şu kadar ki eşler, ... bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden itibaren geçerli olacağını kabul edebilirler.” Söz konusu, sözleşmenin, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, yani 2002 yılı içinde Noterde yapılması gerekiyor. Sözleşme olmadığı takdirde, edinilmiş mallara katılma rejimi, 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren yürürlükte olacak.
Neden yeni bir mal rejimi?
Eski kanunda yasal mal rejimi, mal ayrılığı rejimiydi. Bir boşanma veya ayrılık durumunda, eğer kayıtlı bir malvarlığı varsa, bunlar kimin adına kayıtlı ise, ayrılma halinde de o kişide kalıyordu. Diğer eşin buna itirazı olamıyordu. Türkiye’de, ev, araba gibi kayıtlı olan malların, yüzde 97’sinin erkekler adına kayıtlı olduğu düşünülürse, ayrılık halinde bu durumdan en olumsuz etkilenen kadınlar olmaktaydı.
Türkiye’de evli kadınların çalışma hayatına katılımı da son derece düşük. Çalışma ise, günümüzde, kapitalist sistem içinde sadece piyasa için yapılan etkinlikler anlamına geliyor. Dolayısıyla, kadınların kendileri ve aileleri için yapmış olduğu üretimler, işler kullanım değeri olsa dahi çalışmadan sayılmıyor. Evin temizliğinin yapılması, yemek pişirilmesi, çocuk bakılması vs.. gibi işler kadınların yapması gereken ‘yükümlülükleri’ olarak görülüyor ve değersizleştirilerek önemsenmiyor. Kadının aile içi emeğinin yok sayıldığı, bunun yanında birlikte edinilen malların sırf kocanın üzerine kayıtlı olması sebebiyle, ayrılık halinde hiçbir hak talep edememesi gibi durumlar yıllardır evli kadınları boşanmaları durumunda daha da mağdur olmalarına neden olmuştur. Tüm bu sebepleri göz önüne alan kanun koyucu, kabul edilen yeni Medeni Kanunda bunu değiştirerek, yasal mal rejimi olarak edinilmiş malları katılma rejimini kabul etmiştir. Fakat, yukarıda belirtilen şartlar altında. Ki, aslında bu şartların, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki evliliklere uygulanması zor. Türkiye’de hangi kadın kocasını, “Evlilik birliği içinde almış olduğumuz malları paylaşalım” diyerek Notere götürebilir? Ayrıca, hangi koca, “Elbette” diyerek Notere gidip, böyle bir sözleşmeye imza atar? Bunlar, bir elin parmaklarını geçmeyecektir.
Hangi mal kime ait?
Tabii evlilik süresi boyunca, hangi malın kime ait olduğu, hangi malın kişisel veya edinilmiş mal olduğu birbirine karışıyor. Kural, evlilik birliği içindeki malların ‘edinilmiş mal’ olduğudur. Zira, kişisel mallar kanunda tek tek açıklanıyor. Dolayısıyla, bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul ediliyor. Malın kendisine ait olduğunu savunan eş ise, bunu ispatla yükümlü tutuluyor. Örneğin, eşlerden biri, çamaşır makinesinin, kendisine ait bir mal olduğunu iddia ediyorsa, bunu ispat etmek zorunda. Her eş, “yasal sınırları içinde” kişisel malları ile edinilmiş malları yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinden tasarrufta bulunma hakkına sahip.
Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejimini seçme, mahkeme tarafından boşanma kararı verilmesi hallerinde sona erer. Ancak, işin zor kısmı da asıl bundan sonra başlar. Evlilik birliği içinde iç içe geçen malların tasfiyesi, bir anonim şirketin tasfiyesinden daha zor olmaktadır.
Malların tasfiyesi sırasında, yapılan ilk iş, kişisel malların ayrılması olur. Edinilmiş mallarda ise ortak malda daha üstün bir yararı olduğunu ispat eden eş, onun bölünmeden kendisine verilmesini sağlayabilir. Tabii, diğerinin o mal üzerindeki payının karşılığını ödemek şartıyla. Ayrıca, eşlerden biri diğerine ait olan bir malın edinilmesine veya korunmasına hiç karşılık almadan katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında malın değer artış oranına göre, alacak hakkına sahip olur. Ancak, bu mal daha önce satıldıysa, katkıda bulunan eşe uygun bir tazminat ödenir.
Tasfiye halindeki edinilmiş malların değeri tespit edilirken, eşlerden birinin, son bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yaptığı karşılıksız kazandırmalar ve katılma alacağını azaltmak için yaptığı eksiltmeler de dikkate alınır. Eğer bir eşin kişisel mallarına ilişkin borçları, edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin bir borç kişisel mallarından ödenmişse, tasfiye sırasında bu eş denkleştirme isteyebilir.
Tasfiye aşamasının yukarıdaki kısaca anlatımından da görülüyor ki, bu son derece karışık ve zor bir iş. Evlilik birliği süresince birlikte edinilen malların paylaşımı bir şirketin tasfiyesinden daha zor olmaktadır. Mesela, miras olarak ailesinden kendisine bir ev kalan kişinin, eşinin geçirdiği kaza sonucu almış olduğu tazminat ile evin içini yaptırmış olmaları halinde bu evin boşanma halinde paylaştırılması nasıl olacaktır?
Elbette, kadınların evlilik birliği süresince edinilen mallar üzerinde hak sahibi olabilmeleri, malların eşit paylaşımı son derece olumlu bir gelişme. Ancak, art arda yaşanan ekonomik krizlerle daha da yoksulluğa itilen, açlığa mahkum edilen emekçi aileler acaba hangi mallarını paylaşamayacaklar? Bir çamaşır makinesini mi, yoksa olmayan evlerini mi?
“Direnişin gizli mimarları”
Nur Karabacak
Gökçesu maden işçilerinin, sendikasızlaştırmaya karşı aylarca süren mücadeleleri, emekçilerin hafızasına yerleşti. Dev Maden-Sen üyesi olmalarının ardından işten atılan işçilerin direnişlerinde yanlarından ayrılmayan eşleri de yoksulluğa, haksızlığa karşı mücadele veriyor. Çocuklarını okula göndermekte zorlanan kadınlar, mücadeleden geri durmayacaklarını anlatıyorlar.
Gökçesulu kadınlar, eşleri ile birlikte her platformda sendikalaşmanın en temel haklardan biri olduğunu haykırarak, bunun işten atılmak için bir neden olamayacağını duyurdular. Ankaralara gelerek, özel bir şirkete ait madende çalışırken işten atılan eşlerinin mücadelesine sahip çıktılar. Şenlikler düzenleyerek, bir yıldır maaş girmeyen evlerine katkıda bulunmak için el emeklerini sattılar. Hepsi de eşleri işten atılmadan önce ev hanımıydı; eşleri getirir, onlar da evi çekip çevirirdi. Sendika ise her anlamda onların hayatını değiştirdi. Eşlerinin işten atılmasından sonra, panellere, yürüyüşlere katıldılar, bakanlarla görüştüler.
Onların bir yıldır çektiği sıkıntılar, Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının durumuna; milyonlarca işsiz insanın yaşadıklarına ayna tutuyor. Çünkü onlar ekmeğin fiyatının 250 bin liraya çıktığı, bir pazar çantasının 50-60 milyon liraya dolduğu ekonomik koşullarda düzenli bir gelirden yoksun evlerini geçindirmeye, çocuklarını okutmaya çalışıyor. Onlar, en büyük hak ihlali olan yoksulluk ile boğuşup, çocuklarının istediklerini alamamanın ezikliğini yaşıyor. Bunları anlatırken ne gözleri doluyor ne de direngenliklerinin bittiğine dair en ufak bir ifade beliriyor.
Asla vazgeçmeyeceğiz
Bir yıldır kiralarını, bakkala olan borçlarını ödeyemediklerini anlatıyor Hatice Karaoğlan, “Şu an maden ocağı açıldı. Önce eşlerimizi alacaklarını söylüyorlar. Sendikadan istifa edin, gelin diyorlar. Biz ne olduğunuzu biliyoruz, sendikamızdan vazgeçmeyiz” diyor. Hatice’nin iki çocuğu var, biri okula başlamış; “Çantasını köyden dedesi gönderdi. Nasıl zoruma gitti anlatamam” diyor. Kömürlerini sendika karşılamış. Odunlarını ise dağdan toplamışlar. Sadece insanca yaşamak istediklerini dile getiriyor Hatice, “Bizim yaşadığımız insan haklarına aykırı değil mi” diye soruyor. Karaoğlan, Gökçesu halkının kendilerine destek olmadığından şikayet ederek, kirasını ödeyemeyen işçilere evsahiplerinden “sendikadan istifa edin, işinize dönün” uyarıları geldiğini aktarıyor. Aslında tüm bu baskıların patron kaynaklı olduğunu da sözlerine ekliyor. Yaşadıkları sıkıntılara rağmen Karaoğlan,hayatlarında birçok şeyin değiştiğini, bilinçlendiklerini söylüyor.
Onlar da öğrenecek
İrfaniye Göynük’ün ise 3 çocuğu var. Onun yaşamı daha zor; iki çocuğu hasta. Sürekli tedaviye ihtiyaçları var. Aylık ilaç masraflarının 2 milyarı bulduğunu anlatıyor Göynük, yeşil kartları olduğu halde ilaçları alırken çok zorluk çektiklerini ifade ediyor. Bir yıldır kira veremiyor, bakkala olan borçlarını ödeyemiyor. Ancak, onun en çok gücüne giden halk tarafından dışlanmaları. “Kocama sürekli baskı yapılıyor, sendikayı bırakıp işe dönmesi için” diyen Göynük, “biz bilinçlendik, onlar bilinçlenmediği için böyle konuşuyorlar. Ama onlar da öğrenecek neyin iyi neyin doğru olduğunu” diyor.
|
|
|