www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



2003 başından itibaren AB dönem başkanlığı Yunanistan’a geçecek. Dosyamız, AB’yi ve Yunanistan’ı bekleyen gelişmeler ile, AB’nin yeni yıldaki gündemlerini ele alıyor. Tüm dünyadaki gelişmeleri etkileyen Ortadoğu’ya ilişkin daha aktif bir tutum almak, birliğin başlıca hedefleri arasında.

2003 ab’nin saldırı yılı olacak -1 ....................................... Seyit Aldoğan
Yeni yılda Ortadoğu’da AB planları
12-13 Aralık tarihlerinde gerçekleşen Kopenhag Zirvesi’nin üzerinden birkaç hafta geçmiş olmasına rağmen, hem Türkiye’de hem de Yunanistan’da değişik kesimler tarafından konuyla ilgili yorumlar yapılmaya devam ediliyor. Yunanistan basını gelişmeleri tarihi kararlar ve Yunan diplomasisinin başarıları olarak önplana çıkarırken, Türkiye’nin holdingci basını “derin tahliller ve analizler” yapmaya devam ediyor. Türk tarafı konuyla ilgili yorumları ise daha çok Kıbrıs meselesine dayanıyor. Bu tahliller bazen öyle ucuz ve basit ki, “Şu Avrupalılar da ne kadar cimri ve nankör. Oysa zenginliklerini bizimle paylaşsınlar ve biz de hemen birlik ülkelerinin seviyesine çıksak ne olurdu ki” diyesi geliyor insanın.
AB’ye giriş süreci içinde Yunanistan’da da benzer tartışmalar yaşanmış ve AB’yle beraber ülkenin kalkınacağı, kitlelerin geleceklerini güvence altında hissedecekleri ve artık “altın kaşıklarla” yemek yeneceği demagoji ve yalanları ortalığı doldurmuştu. Ancak gelinen noktada işsizlikten sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesine, genel olarak yaşam seviyesinin düşmesinden tarım ekonomisinin çökmüş olmasına kadar her alanda birlik politikalarının ağır sonuçları emekçilerin sırtında kendini hissettiriyor. AB’nin resmi verilerine göre Yunanistan halkı bundan 10 yıl öncesiyle kıyaslandığında en az yüzde 50 oranında fakirleşmiş durumda. Bu oran ülke ekonomisinin kaydettiği yıllık kalkınma oranıyla ters orantılıdır ve Yunanistanlı sanayiciler kârlarını yüzde 70 oranında artırmışlar. İşsizlik yüzde 12’lere ulaşırken üretimin artmış olduğu bir çelişki gibi görünse de, bunun bir çelişki olmadığı, sömürünün daha da yoğunlaşmasının ve kazanılmış hakların gaspından özelleştirme politikalarına kadar sermaye sahiplerinin aşırı kâr hedefleyen politikalarının uygulanması sonucu olduğu kolayca anlaşılır.
Peki Türkiye’nin büyük sermayedarlarının dövünmeleri, burjuva liberal aydınların “ah, vah!”ları ve “40 yıllık rüya 2004’e kaldı” çığlıklarının neden olduğu AB’nin 2003 yılında gündeminde neler var?
Emperyalist rekabet ve Irak
Amerikan emperyalizminin Irak’a saldırması için gün sayılırken ve İngiltere dünya haydutluğunda ABD’nin yanında olduğunu her fırsatta yinelerken, AB’nin başı durumundaki Almanya savaşa katılmasının mümkün olmadığını açıklıyor. “Uluslararası terörle savaş” yalanı ve ikiyüzlülüğü, emperyalist güçler arasındaki çelişki ve rekabetleri de ortaya çıkarıyor. Uluslararası güç dengelerinin yumuşak karnı durumuna gelen dünyanın birçok bölgesi, emperyalist kapitalist sistemin krizlerden çıkmak için başvurduğu bir araç durumuna gelen savaşların ve pazar paylaşımının yol açtığı büyük yıkımların arenası olmaktadır. Görünen o ki, önümüzdeki dönemde yeni pazarların paylaşılması, emperyalist kazanımların artırılması ve “silah tüketiminin” hat safhaya çıkması şaşırtıcı olmayacaktır.
Bu şartlar altında dünya petrollerinin ve enerji kaynaklarının ele geçirilmesi, petrol boru hatları ve doğalgaz kaynaklarının batıya nasıl açılacağı meselesi, bu paylaşım ve dalaşmanın en önemli gündem maddeleri olacaktır.
Irak’ın petrol rezervlerinin 112 milyar varil olduğu, bunun da dünya petrollerinin yüzde 11’ini oluşturduğu göz önünde bulundurulursa ve bu ülkedeki petrolü çıkarmanın varil başına sadece 1 dolara mal olduğu düşünülürse, Irak petrollerinin rekabet alanındaki önemi de açık bir şekilde ortaya çıkmış oluyor.
Dolayısıyla Irak petrollerini kontrol etmek demek, hem büyük kârlar elde etmek, hem de Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC)’ne üye ülkeler ile petrol fiyatları üzerinde pazarlık yapma şansını elde etmek demektir. Bu nedenle Irak meselesi, petrol alanında başlatılan hakimiyet savaşının sonu değil başı anlamına gelmektedir. Örneğin İran bu planın hedefindedir.
ABD, Fransa ve Almanya’nın Irak petrolleri konusundaki rekabetleri yeni değildir ve sadece giderek daha da keskinleşmektedir. Irak hükümetinin petrol fiyatını dolar olarak değil de Euro olarak belirleme eğilimi Alman ve Fransız tekelleriyle gelecekteki ilişkilerin hangi yönde olacağını ve Alman hükümetinin Irak savaşına karşı olmasının nedenlerinden birini ortaya koymaktadır.
Diğer yandan Avrupa Birliği’ne üye ülkeler içinde de farklı yaklaşımlar ve tutumlar görülmektedir. Ancak Almanya ve Fransa’nın uluslararası gelişmelerde tutumlarını daha net olarak ortaya koyacakları gözleniyor. Kaldı ki, bu durumdan rahatsızlığını ABD Başkanı George W. Bush da defalarca dile getirdi.
Eğitime serbest pazar ekonomisi kıskacı
2003 yılı ile birlikte Yunanistan’a geçecek olan AB dönem başkanlığı süresince eğitime ilişkin önemli kararların alınacağı ve eğitim kurumlarının serbest pazar ekonomisinin ihtiyaç ve istekleri doğrultusunda düzenleneceği daha Portekiz’in başkenti Lizbon’da alınan kararlardan belli olmaktadır. “Eğitim ekonomisinin rekabet eder boyutlara ulaşması” kararı AB’nin planlarına göre en geç 2010 yılında tamamlanmış olacaktır.
Bu karar doğrultusunda eğitimde teknoloji kullanımının artırılması, eğitimcilerin “kaliteli” duruma getirilmeleri, AB içinde eğitime yönelik işbirliğinin artırılarak diplomaların birlik üyesi ülkelerce tanınması, fırsat eşitliği gibi ilk bakışta hiç de karşı çıkılacak gibi olmayan politikaların ya da söylemlerin esas hedefi, kapitalist serbest pazar ekonomisinin ölçülerine göre kesilip biçilmiş bir emek hem de vasıflı bir emek gücü oluşturmaktır. Tabii bu da pazar ekonomisinin ihtiyaçları çerçevesinde olacaktır. Eğitimdeki “kalite kontrolü” neye göre olacaktır. Kuşkusuz kalite kontrolü eğitimin bütünüyle kontrolü ve ticarileştirilmesi anlamına gelmektedir. Her şeyden önce yüksek öğrenim kurumları “önemine göre” bir sınıflandırmaya tabi tutulacak ve kamuya ait eğitim kurumları bu sınıflandırmanın en altında yer alacaktır. Aynı sınıflandırma eğitimciler için de geçerlidir. Şu anda bile AB ülkeleri içinde birçok yüksek öğrenim okulu, meslek okulları ya da meslek liseleri konumuna düşürülmüştür. Diplomaların tanınması ise AB’nin kayacağı normların geçerliliğini sağlamak içindir.
Eğitimde devlet okullarına ayrılan bütçe ve değişik sübvansiyonlar özel okullara ayrılan bütçelerin çok çok gerisindedir. Bütün ülkelerde ardı ardına özel okullar açılmaktadır. Bu durum ise eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldırmaktadır.
SÜRECEK
Başa dön



 
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net