www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Afşar Timuçin’in portresi
Bugün, CNR Kitap Fuarı’nda Afşar Timuçin ile ilgili bir program var. Kişiliği, yazarlığı, şairliği, felsefe yazıları ile ilgili değerlendirmeler yapılacak.

Yaşanmayan hayatlar
Genç fotoğrafçı Coşkun Aşar, “Kendimizi toplumun sorunlarından soyutlayamayız” diyor. Bu yüzden fotoğraf makinesinin deklanşörüne, insanlara yaşamadıkları hayatları göstermek için dokunuyor her seferinde: Göç, varoşlar, sokak çocukları, hayat kadınları...

Arkadaşları Memet Fuat’ı uğurladı
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Memet Fuat’ın cenazesi dün toprağa verildi. Çok sayıda aydının katıldığı törende, Fuat’ın aydınlanmacı edebiyatı savunan bir yazar olduğu vurgulandı.


Afşar Timuçin’in portresi
Sennur Sezer
Bugün, CNR Kitap Fuarı’nda Afşar Timuçin ile ilgili bir program var. Kişiliği, yazarlığı, şairliği, felsefe yazıları ile ilgili değerlendirmeler yapılacak. Konuşmacılardan biri de benim. Beni çağırana Afşar’ın yazarlıkta kaçıncı yılı diye sormayı düşünmedim bile. Aynı yaşta değilsek de aynı kuşaktanız. İlk şiirlerimiz aynı yılda yayımlandı, 1958. Sanırım ikimiz de demiryolcu çocuğuyuz. Benzer koşullarda büyüdük. Tanıştığımız günü bile anımsıyorum. Türkiye Edebiyatçılar Derneği’nin “elyazılarıyla edebiyatçılar” konulu bir sergisi vardı. Galatasaray’da, Devlet Güzelsanatlar Galerisi’nde (Belki de o zamanlar bu galeri belediyenindi.) Yaşayan yazarların karalamaları, çalışmaları sergileniyordu. Afşar galiba sergi görevlisiydi. Ben, utangaçlığım yüzünden tanışmak istediğim insanlara “falanca” olup olmadıklarını sorar, sonra kendimi tanıtır tanışırdım. (Boyu bosu, konuşması hiç benzemediği halde Feridun Metin’e Ümit Yaşar olup olmadığını sormuşum, unutmamış. Afşar’ı da kimbilir kimle karıştırmış gibi yapmışımdır. Sonradan bunun numara olduğunu açıklayamadım, onlar da bu münasebetsizliğimi hiç unutmadılar).
Afşar Timuçin ile tanışmam beni onun arkadaş grubuna soktu: Aydın Hatipoğlu, Eray Canberk, Ömür Candaş, Babür Kuzucu... Sonra Şükran Kurdakul’la tanıştım. Ve Yelken dergisiyle...
Bir derviş gibi...
Afşar Timuçin’in yalın görünen kişiliğinin sabırlı, dirençli, hoşgörülü bir yanı vardır. Bir derviş gibi. Bir derviş gibi aldırmaz sanılan konularda bağışlamaz bir yanı da vardır, ancak geç fark edilir. Bu halk edebiyatını özümsemesinden gibi gelir bana. Belki de felsefeciliğindendir.
Ben Afşar’ı tanıdığımda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Fransız dili ve edebiyatı okuyordu. Sonra Doktor Yüksel ile evlenip Kanada’ya gittiler. Orada felsefe okuyup döndü. Bir süre Erzurum Üniversitesi’nde çalıştılar, doktorasını verdi. Bugün profesör.
İlk şiir kitabı Çöl 1968’de yayımlandı. Halk öykülerini destanlaştırdığı çalışma (Destanlar) 1969’da yayımlandı. TRT 1970 Sanat Ödülleri yarışmasında Böyle Söylenmeli Bizim Türkümüz adlı şiir kitabı başarı ödülü aldı. Nâzım Hikmet’in Şiiri adlı kitabı da 1979 Türk Dil Kurumu Eleştiri Ödülü’nü kazandı. Arada A. Kadir ile birlikte Vietnam, Filistin, Portekiz Sömürgeleri şiiri üstüne çeviri ve antoloji çalışmaları var. Sonra kitaplaşan şiirler, öyküler, romanlar...
Afşar Timuçin’in bu ayın İnsancıl dergisindeki “Toplumda Değerler Çözülmesi Konusunda Kendimle Konuşma” adlı yazıdan bir bölüm alıntılamam onun düşünce dünyasını daha iyi tanıtacaktır: “(..) Ne olursa olsun kendimizi doğal akışın ellerine bırakıp çıkamayız. İnsan olmak tasarlayıcı, kurucu, yapıcı olmayı gerekli kılar. İnsan olmak daha da insanlaşma eğilimini kendiliğinden içerir ve tüm bireylerin dünyasında daha da insanlaşmak için savaşım koşulunu gerekli kılar. Oysa değerlerin iyiden iyiye dağıldığı dönemlerde insanlar evrensel ya da toplumsal amaçlarını yitirirler ve genel amaçların dışında ve hatta genel amaçlara karşıt olarak bireysel amaçlarını belirgin ve etkin kılarlar. Bireysel amaçların genel amaçta karşılık bulmadığı durumlarda kargaşık toplumsal yapılar gelişir ve bu kargaşık yapılar tutarlı bütünlüğü kökten zorlar. Gerçeklikte karşılığı olmayan kuralcılık kargaşık yapıyı korur ve güçlendirir. Bozulma dönemleri sözde düzen kaygısının öne geçtiği dönemlerdir. Bozulmayı hızlandıran ve derinleştiren kabasabalıklar ciddilik görünümü altında insan yaşamını kökten zorlar. Ortaya konulan kurallar değerler düzeninin yararına görünmekle birlikte bu düzenin yıkıcı etkeni olurlar. Ortada bir kısır döngü vardır. Her iyileştirme çabası yeni bir bozulmanın güçlü bir belirleyeni olur. Bozulmanın getirdiği korkunç dağınıklık ve tehlikeli atomlaşmışlık önlem almayı gerekli kılar. Yapılabilecek tek şey yaşamı yeni gereksinmelere göre yeniden düzenlemektir.”
Aşkı eskitmiş kuşak
Afşar Timuçin benim sayıp sevdiğim bir arkadaşım. Neredeyse kırk yıldır tanırım onu. Keşke daha sıcak çizgilerle yansıtabilsem. Eşine mutfakta yardım etmek için değil, biraz da hoşlandığı için başarıyla yemek ve hatta ekmek yapışını, sevimli derbederliğini, “Kandil geceleri içeriz şarap naehle haramdır ehline sevap” nefesini buğulu bir sesle söyleyişini, sevgili eşi Yüksel’i erkenden yitirmenin acısıyla bir tür eve kapanışını, içe çekilişini... Beceremiyorum. Ama onu ne zaman düşünsem ilk tanıştığım gün geliyor aklıma. İstiklal Caddesi’nde kar yağışı altında yürüyoruz. O kuşağını, belki de kendini; anlatıyor: “Biz aşkı eskitmiş bir kuşağız, daha önemli şeyler var hayatta.”
Gülmem gerek bu söze gülemiyorum, şaşıyorum. O bütün yaşamınca yaşamı aşktan daha güçlü bir şeyle, düşünceyle savunuyor.

eserleri
Bugün özellikle deneme türünde sürdürdüğü sanat hayatının (1958) ilk ürünleri şiir olmuştu. İlk kitabı da şiir kitabı: “Çöl” (1968). Sonra “Tahir ile Zühre”, “Leyla ile Mecnun”, “Ferhat ile Şirin”, “Arzu ile Kamber” ve “Güllü ile Hamza” halk hikâyelerini, destan biçiminde yeniden yazarak “Destanlar” (1969) adlı bir kitapta derledi. Diğer bir şiir kitabı “Böyle Söylenmeli Bizim Türkümüz” (1974), TRT 1970 Sanat Ödülleri Yarışması’nda, başarı ödülü kazanmıştı. A. Kadir’le birlikte üç de antoloji (Vietnam Şiiri 1973, Filistin Şiir 1974, Portekiz Sömürgeleri Şiiri 1975) yayımlamış olan şairin “Yarına Başlamak” (1975) romanını “Aristotales Felsefesi” (1976) adlı incelemesi izledi. “Nâzım Hikmet’in Şiiri” (1978) kitabıyla 1979 Türk Dil Kurumu Eleştiri Ödülü’nü kazandı. Daha sonra yayımlanan eserleri: “Savaşçı Türküleri” (şiirler 1980), “Descartes Felsefesine Giriş” (inceleme 1980), “Gece Gelen Eski Dost” (roman 1980), “Denizli Pencere” (hikayeler 1980), “Kıyılar Durunca” (roman 1983), “Niçin Yapısalcılık Değil” (inceleme 1984), “Gerçekçi Düşüncenin Kaynakları” (araştırma-inceleme 1984), “Ey Benim Güzel Sevdalım” (şiirler 1984), “Niçin Varoluşçuluk Değil” (inceleme 1984), “Neden Bazı Akşamlar” (hikâyeler 1985), “Gerçekçi Düşüncenin Gelişimi” (araştırma-inceleme 1986), “Estetik” (inceleme 1987), “Sevmek Ne Güzel Şeydir” (deneme 1991), “Bu Sevda Böyle Gider” (şiirler 1992), “Düşünce Tarihi” (1992 inceleme- araştırma), “Gerçekçi Düşünce Gerçekçi Sanat” (deneme 1992). “Arınmalar” (1993 şiir), “Felsefe Sözlüğü” (1994), “Felsefe Bir Sevinçtir” (1995 Felsefe yazıları), “Akşam Türküleri” (1996 Şiir), “Aşkolsun Kırlangıçlar” (1996 öyküler), “Özgür Prometheus” (1997 Felsefe Yazıları). Afşar, 1997 Truva Kültür Sanat Ödülleri’nde, şiir dalında ödüle layık görüldü.


Başa dön


Yaşanmayan hayatlar
Ebru Ilgaz
Coşkun Aşar genç bir fotoğrafçı. 1997 yılından bu yana fotoğraf makinesini sokakta yaşayan çocuklara çevirmiş. Ailelerinden ayrıldıkları ya da terk edildikleri günden bu yana isimleri yaşadıkları “sokak”la birlikte anılan, uçucu, uyuşturucu madde bağımlısı çocuklar... İnsanların, -fotoğrafları gördükten sonra, “Yanlarına nasıl bu kadar yaklaşabildiniz” sorusunu soran kadın kadar- dışında tuttuğu çocuklar hakkında biraz olsun duyarlılık yaratabilmek için başlamış Aşar bu projeye. Adına, “Karanlıktaki Çocuklar” demiş.
Geceleri onlarla uyuyup, gündüzleri onlarla dolaşmış bir süre. Arkadaşları olmuş. Sevilmekten çok sevmeye ihtiyacı olduklarını fark etmiş.
Karanlıktaki çocuklar
Coşkun Aşar, beş yıl önce Marmara Üniversitesi öğrencisiyken başlamış “Karanlıktaki Çocuklar” projesine. Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon Sinema bölümünü bitiren fotoğraf çı, daha lise yıllarında tanıştığı fotoğrafı, üniversitenin haber ajansında çalışmaya başlamasıyla birlikte daha da benimsediğini ve fotojurnalizmin geleneğini sürdürmeye karar verdiğini anlatıyor. “Kendimi böyle daha iyi ifade edebildiğimi gördüm” diyen Coşkun Aşar, dünya basın fotoğrafçılığını da yakından takip ediyor. Daha çok fotoröportajlar, belgesel fotoğraflar üzerinde duruyor.
Kendi duyarlılıklarım
Yaptığı işin kişisel olduğunu düşünüyor Aşar. Çekilen her karenin, sahibinin duyarlılıklarını, tepkilerini taşıdığını söylüyor. “Karanlıktaki Çocuklar” projesini de kendisine yakın bulduğu için seçtiğini aktarıyor. “Kendimizi toplumun içindeki sorunlardan soyutlayamayız” diyen fotoğrafçı, seçtiği diğer konuların da “sosyal yaralar” olduğuna dikkat çekiyor: “Amacımız duyarlılık yaratmak, insanları görmedikleri, yaşamadıkları bir hayatın içine sokmak fotoğraflarla. Ben dünya fotojurnalizm geleneğini takip ediyorum. Fotojurnalizm Avrupa’da, Türkiye’de olmadığı kadar iyi yapılıyor. Birşeyler anlatmaya, kamuoyu oluşturmaya, duyarlılık yaratılmaya çalışılıyor.”
Genç fotoğrafçı, yaptığı işin sanat olmadığı görüşünde. “Yeni şeylerle karşılaşıyorum, etkileniyorum. Yaptığınız iş size özgün olmalı. Bu fotoğraflar benim özelliklerimi taşıyor. Başka biri çekmiş olsaydı onun duyarlılıkları, ifade biçimi etkili olacaktı. Ben içinde kendimi görebildiğim zaman o fotoğrafların bana ait olduğunu anlıyorum. İnsanlar bu karelere baktığı zaman benim içime de bakmış oluyorlar.”
Hayat kadınları
Aşar’ın, “Karanlıktaki Çocuklar” ile göç ve varoşlar projesi -her iki sorun da çözülmediği sürece- devam edecek. Şimdilerde hayat kadınlarıyla ilgili bir çalışmaya başlamış.
Proje kapsamında Türkiye ve yurtdışında fotoğraflar çekilecek. Önü açık bir fotoğrafçı Coşkun Aşar. Ve söylediklerine bakılırsa, fotoğraf makinesini daha uzun yıllar “insanları, görmedikleri-yaşamadıkları bir hayatın içine sokmak” için kullanacak.


Başa dön


Arkadaşları Memet Fuat’ı uğurladı
Önceki gün hayatını kaybeden, eleştirmen, yazar, yayıncı Memet Fuat Bengü’nün cenazesi, Altunizade Camii’nde öğleyin kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Cenaze törenine, Bengü’nün oğlu ve A Milli Erkek Voleybol Takımı Yardımcı Antrenörü Kenan Bengü, İl Spor Müdürü Vedat Bayram, Üsküdar Belediye Başkanı Yılmaz Bayat, Sanatçı Müjdat Gezen ile aralarında Yaşar Kemal, Selim İleri, Enis Batur, İnci Asena, Turgay Fişekçi’nin bulunduğu çok sayıda edebiyatçı katıldı.
Kenan Bengü, törende gazetecilere yaptığı açıklamada, Fatih Sultan Mehmet gibi bazı insanların yaptıklarıyla anıldıklarını, bazılarının ise isimsiz kahramanlar olduğunu ifade ederek, “Babam Memet Fuat da, Türk edebiyatında, sporunda isimsiz bir kahramandır” dedi. Yazar Yaşar Kemal de, Memet Fuat’ın, yaşamını Nazım Hikmet’in eserlerini Türkiye’ye kazandırmaya adadığını belirterek, “Bugün Türk edebiyatında Nazım Hikmet varsa, bunu biraz da Memet Fuat’a borçludur” dedi. Türk edebiyatında bugün artık Memet Fuat gibi insanlar kalmadığına dikkati çeken Kemal, “Memet Fuat, tüm ömrünce Türk edebiyatında aydınlık bir fener gibiydi” diye konuştu.
‘Yol göstericiydi’
günün etkinlikleri...

İSTANBUL
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Othello”, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde “Lüküs Hayat”, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde “Bir Adam Yaratmak”, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde “Kral Ölü(şü)yor”, Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde “Kuş Operasyonu”, Ümraniye Sahnesi’nde “Beş Katlı Binanın Altıncı Katı” isimli oyunları izleyiciyle buluşturacak. (0212 240 77 20)
  • Tiyatro Boğaziçi, “Pilavdan Dönenin Kaşığı Kırılsın” isimli oyunu, 16.00’da Bogaziçi Üniversitesi Güney Kampus’te, Demir Demirgil Tiyatro Salonu’nda oynuyor. (0212 287 02 32)
  • Tiyatro Pera, “Bir Çöküşün Güldürüsü” isimli oyunu, 20.30’da sahneliyor. (0212 245 44 60)
  • Oliviera’nın “Kalemlerin Gecesi” isimli filmi, 15.30’da Başka Kültürevi’nde gösterilecek. (0212 249 12 84)
  • Balkenhol’un konuşacağı “Kurgu ve Ses” semineri 13.00’te Belgeselevi’nde. (0212 327 41 45)

    ANKARA
  • Rus ressamlarının yeni yıl sergisi Galeri Katya’da. müzik, sinema ve atölye çalışmalarıyla yüklü bir programa sahip Avrupa Gençlik Festivali’ni görmeyenler için son gün. (0312 417 11 24)

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net