www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Erdoğan meydan okudu
AKP Genel Başkanı Erdoğan, başta Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı olmak üzere CHP ve “kişiye özgü yasa yapılamaz” diyen bütün kesimlere meydan okudu.

Türkiye cephe olmasın
Adana’daki sendika, kitle örgütü ve oda temsilcileri, Amerika’nın Irak’a saldırısında Türkiye’nin kesinlikle yer almasını istemediklerini dile getiriyor.

‘Vekil olmayan başbakan olmaz’
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Erdoğan’ı kastederek, Meclis dışından birine başbakanlık verilmesinin doğru olmadığını söyledi. Baykal, böyle bir niyet varsa onu Meclis’e almanın yolunun bulunması gerektiğini belirtti.


Erdoğan meydan okudu
Ankara Sanayi Odası (ASO) ve Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanları ile görüşen AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “kişiye özgü yasa yapılamaz” demeçlerinin hatırlatılması üzerine meydan okuyarak, “milli iradenin kendilerine yüklediği görevi, yasal değişiklikler yaparak yerine getireceklerini” belirterek meydan okudu.
Erdoğan ilk olarak ASO Başkanı Zafer Çağlayan ve Yönetim Kurulu üyelerini kabul etti. 45 dakika kadar süren görüşmenin ardından birlikte açıklama yapan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Adalet Bakanı Aysel Çelikel’in “kişiye özgü hukuki düzenleme yapılamaz” sözlerinin hatırlatılarak, Anayasanın 109. maddesinde nasıl bir değişiklik yapacaklarının sorulması üzerine meydan okudu. Erdoğan, söz konusu açıklamaların kanun gereği olduğunu hatırlatarak, “Ama şunu unutmayın; milli iradenin önünde, milli iradenin kararına ters bir sıkıntı olduğu zaman siyaset kurumunun veya siyasi iradenin görevi nedir? Bu sıkıntıyı ortadan kaldırmaktır” dedi.
Yasamanın görevinin bu tıkanıklığı ortadan kaldırmak olduğunu belirten Erdoğan, Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’nı kastederek “Şimdi milli iradenin bir tecellisi var. Siz bu milli iradenin tecellisini farklı yorumlarla bir sıkıntıya sokuyorsunuz. Bu, milli iradeye saygısızlıktır. Hukukun tecellisi farklı yorumlara taşınmak isteniyor” diye konuştu. Kanunlar arasında yanlışlıklar olabileceğini, hepsini düzenlemeye talip olduklarını kaydeden Erdoğan, yapılacak düzenlemelerle antidemokratik durumları düzelteceklerini, kaldı ki kişiye özgü kanun değişikliği talebinde de olmadıklarını savundu.
Hukukun siyasallaştırılması gayreti içinde olmadıklarını savunan Erdoğan, bunu düşünenlere geçmişe bakmaları önerisinde bulunarak, bunun ıspatının kendisi, Tayyip Erdoğan olduğunu söyledi. Anayasa’nın 109. maddesinde değişikliği Meclis’in açılmasından hemen sonra yapıp yapmayacaklarının sorulması üzerine, “çok acelecisiniz” diyen Erdoğan, aşmaları gereken çok engeller olduğunu, sabırlı olunursa bunu aşacaklarını, ülkenin hassasiyetleri doğrultusunda hareket edeceklerini ileri sürdü.
‘Pazarlık konusu olmam’
363 milletvekilinin Anayasa değişikliği yapmaya yetip yetmeyeceğinin, bağımsızlardan destek alıp almayacaklarının sorulması üzerine, bu sayının yeterli olacağını ileri süren Erdoğan, ne tür çalışmalar yapacaklarını zamanı gelince açıklayacaklarını söyledi.
Siirt’den milletvekili olması için çalışma yürütülüp yürütülmediğinin sorulması üzerine kendisi için onun meçhul olduğunu, yasada nasıl olduğunu bilmediğini kaydeden Erdoğan, yasağının kalmasına yönelik Baykal’ın sözlerinin hatırlatılması üzerine de “Şahsımı hiçbir zaman pazarlık konusu yaptırmam” dedi.
Erdoğan, Meclis lojmanları ile birlikte kamuya ait eğitim ve sosyal tesisleri de satacaklarını, Meclis personelinde tenkisata gideceklerini, araç sayılarını azaltacaklarını da söyledi. Hafta sonunda bir yıllık acil eylem planlarını açıklayacaklarını belirten Erdoğan, sosyal kesimlerin, örgüt temsilcilerinin görüşlerini alacaklarını ama milletin kendilerine verdiği yetkiyi kimseyle paylaşmaya niyetleri olmadığını söyledi. Paylaştıkları taktirde antidemokratik bir sürece girecekleri uyarısı yapan Erdoğan, “yetki paylaşımından neyi kastettiği” sorusunu ise yanıtsız bıraktı.
Seçim meydanlarında, tütün, şeker yasalarını yeniden düzenleyecekleri vaadinin hatırlatılması üzerine Erdoğan, “Henüz erken değil mi” diyerek hükümeti almalarının beklenmesini istedi.
Zafer Çağlayan ise birinci olmuş bir partinin genel başkanının başbakan olamamasının yanlış olduğunu, bunun mutlaka düzeltilmesi gerektiğini söyledi. Gerilimin olması durumunda ekonominin değil, siyasetin yine önplanda olacağını kaydeden Çağlayan, yeni hükümetten mali miladı da kapsayan topyekün bir vergi düzenlemesi istedi. Mali miladi, “pimi kurulmuş saatli bomba”ya benzeterek, acilen ertelemeye ihtiyacı olduğunu kaydetti.
Hükümeti izleme formu
ASO’nun ardından ATO heyetini kabul eden Erdoğan ardından açıklama yaptı. İlk açıklamayı yapan ATO Başkanı Sinan Aygün, çerçevelettikleri “hükümeti izleme formu” ve “Türkiye ekonomisi teslim tutanağı”nı Erdoğan’a verdi. “Ülkeyi bu şekilde teslim ediyoruz, umarız GSMH’yı artırırsınız” diyen Aygün, hükümeti yakından takip edecekleri uyarısında bulundu.
Bir soru üzerine BDDK ve üst kurullarda yeniden yapılanmaya gideceklerini belirten Erdoğan, Ecevit’in “gölge başbakan” sözünün hatırlatılması üzerine de kendisine teslim edilen tutanağı da göstererek, 1998’de teslim aldığı ülkeyi bu duruma getiren Ecevit’i kaale almadığını söyledi.


Başa dön


Türkiye cephe olmasın
Gülsüm Mansur
New York’ta, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nden Irak’a yönelik yeni yaptırım kararları alınırken, Adana’daki sendika, kitle örgütü ve oda temsilcileri savaşa karşı sesini yükseltiyor. Olası saldırının halka faturasının ağır olacağının altını çizen temsilciler, Türkiye’nin kesinlikle böyle bir saldırıya destek olmamasını istiyor.
İncirlik Cephesi
Amerikan ve İngiliz askerleriyle savaş uçaklarını barındıran İncirlik Hava Üssü nedeniyle, Irak’a yönelik saldırı hazırlıkları Adana’da daha büyük kaygı uyandırıyor. Adana Meslek Odaları Kuruluşları Platformu dönem sözcüsü Sadi Sürenkök, İncirlik’in Irak’a karşı oluşturulan cephelerden biri olduğuna dikkat çekerek, Türkiye’nin taraf belirlemesi gerektiğini söylüyor. “ABD’nin ileri karakolu olmak yerine komşularıyla barış içinde olmalıyız” diyen Sürenkök, bu görüşünü geçmişte yaşananlardan örnekler vererek destekliyor: “Körfez Krizi döneminde (1991) ‘bir koyup üç alalım’ derken elimizdekileri de kaybettik. Net hesaplanamadı ancak 100 milyon dolar zararın olduğu tahmin ediliyor. Irak ile olan ekonomik işbirliği tüketildi.”
Savaşa karşı çıkılmasının tek sebebi yaşanacak ekonomik yıkım değil. Türkiye’nin Amerikan çıkarları için savaşa alet edilmesine de tepki duyuluyor. Bunu, “İncirlik Hava Üssü ile Irak’a karşı cepheyi ABD değil Türkiye oluşturuyor” sözleriyle ifade eden Sürenkök, savaş hazırlıkları yürüten ABD’nin hedefinin Ortadoğu’daki enerji kaynakları ve petrol yatakları olduğunu vurguluyor. Sürenkök’e göre, ABD Başkanı George W. Bush’un iktidara gelirken silah tekellerine ve petrol devlerine verdiği sözler de ikinci neden. Saddam Hüseyin iktidarı ise, böylesi amaçların üstünü perdelemek için gündeme getiriliyor.
Dünya kamuoyunun ABD’ye savaş istemediklerini birçok eylemle gösterdiğini dile getiren Sürenkök, Türkiye’nin takınacağı tavrın savaşın karşısında olması gerektiğini belirtiyor.
Haklar kısıtlanacak
DİSK Bölge Temsilcisi Yusuf Yürekli de, ABD’nin Irak halkına ‘demokrasi’ vaat ettiğini hatırlatarak, Irak’a demokrasiyi ancak Irak halkının kendisinin getirebiliceğini vurguluyor. ABD’nin Irak’a yönelik saldırıyı meşru bir tabana oturtmaya çalıştığına dikkat çeken Yürekli, savaştan ‘azgın sermaye’ dışında hiçkimsenin yarar sağlayamayacağını ifade ediyor.
Seçim döneminde birkaç parti dışında ‘Savaşa hayır’ deyip, net tutum alan olmadığını aktaran Yürekli, “İktidar partisi savaş istemediğini açık şekilde ifade etmeli” diyor.
DİSK, ‘barıştan yana olmayı’ ilkesel bir görev kabul ediyor. Çünkü, Yürekli’nin ifadesiyle, “Savaş sadece ölüm, kan, gözyaşı getirmeyecek. Birçok kazanılmış hak kaybedilecek, antidemokratik uygulamalar beraberinde gelecek.” Irak’ta savaşın patlak vermesi, tüm bölge ülkelerinde üretimin azalması, özellikle Türkiye’de kriz sürecinde işten atılan yüzbinlere yenilerinin eklenmesi sonucunu doğuracak. Üstelik, DİSK ve Türk-İş’in kısa bir süre sonra toplusözleşme sürecine gireceğini hatırlatan Yürekli, “İşverenlerle görüşmeler başlıyor, anlaşamazsak greve gideceğiz. Ama savaş esnasında grev yasaklanacak, işverenin dediği olacak” sözleriyle, emekçilerin savaşa karşı çıkma nedenlerinden birini daha anlatıyor.

SAVAŞ EN ÇOK SİVİL HALKI VURUYOR
Görevleri insanları yaşatmak olan doktorlar, hangi gerekçelerle ve hangi coğrafyada olursa olsun savaşa karşı çıkıyorlar. Adana Tabip Odası Başkanı Rıza Mete, savaşı ‘toplumsal bir sağlık sorunu’ olarak değerlendirerek, halkın karşı karşıya kalacağı acılara değiniyor: “Binlerce insan aç, sakat, yaralı kalacak. Psikolojik sorunlar yaşanacak ve ölümler gelecek.”
Savaşın sadece askerleri ilgilendiren bir olgu olmadığına değinen Mete, savaşlarda en fazla sivillerin öldüğüne dikkat çekti. 1. Dünya Savaşı’nda ölenlerin yüzde 10’unun, 2. Dünya Savaşı’nda ölenlerin yüzde 20’sinin ve son 10 yıl içindeki bölgesel ve etnik savaşlarda ölenlerin de yüzde 80’inin sivil olduğunu hatırlatan Mete, savaşı sivillerin yok edildiği büyük bir afet olarak yorumluyor. İnsanların savaşları askerlerin yaptığını ve onların öldüğünü düşündüğü için duyarsızlaştığını belirten Mete’nin şu sözleri de, savaşın sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisinin kısa bir özeti: “Irak’a konulan ambargo nedeniyle 700’ü çocuk 1200 kişi gıda ve ilaç yokluğu nedeniyle yaşamını kaybetti. Son 10 yılda bölgesel savaşlarda 2 milyon çocuk öldü, 6 milyon çocuk sakat kaldı, 12 milyon çocuk evsiz kaldı, 1 milyon çocuk ise annesiz babasız kaldı.”

Ekonomi felç olacak
Savaş hazırlıklarından kaygı duyanlar arasında, Adana Ticaret Odası Başkanı Şaban Baş da bulunuyor. ABD’nin Irak’a savaş açmasının etkisinin büyük olacağına dikkat çeken Şaban Baş, Körfez Savaşı’nın bölge ekonomisine getirdiği olumsuz koşullar aşılmadan yeni ve daha büyük bir olumsuzlukla karşı karşıya gelineceğini kaydetti. Çünkü, savaşın başlamasıyla birlikte İskenderun ve Mersin limanları kapanacak, Antep’ten Habur’a kadar uzanan güzergahtaki ekonomik faaliyetler duracak.


Başa dön


‘Vekil olmayan başbakan olmaz’
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan olabilmesi için Anayasa’nın 109. maddesinin değiştirilmesine karşı olduklarını belirterek, “109. maddeyi unutun, 109 saplantısıyla konuşmak doğru değil. Çözüm var, 109 niye deniliyor, genel başkanın milletvekili olmasının yolu bulunur” diye konuştu.
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Zafer Çağlayan, dün Baykal’ı ziyaret etti. Çağlayan ziyarette, artık siyasal sorunların aşılıp ekonomik sorunlara çözüm getirilmesini beklediklerini söyleyerek, “Anayasa değişiklikleri, siyasi yasaklar bir uzlaşmaya varılarak kaldırılsın” dedi. Halkın çoğunluğunun oyunu alarak iktidara gelen bir partinin genel başkanı başbakan olamazsa Türkiye’nin bunu tartışacağını dile getiren Çağlayan, böyle bir durumda iktidarın etkin bir şekilde çalışamayacağını kaydetti.
Baykal da gazetecilerin Cumhurbaşkanı Sezer’in ‘kişiye özel düzenleme yapılmaması’ yönündeki açıklamalarını anımsatması üzerine, Sezer’in doğru bir noktaya dikkat çektiğini, uzun süredir hukuk ve siyaset çatışması yaşandığını söyledi. Baykal, başbakanlık konusunda konuşulacak fazla bir şeyin kalmadığını belirterek, “Hukuk siyaset çatışmasının önüne geçilmesi gerekiyor. Siyaset kendine göre hukuk yapmamalı, hukuk da siyasetin önünü kesmemelidir. AKP paket halinde Anayasa değişikliğini düşünmeli, ben şahsi sorunumu çözerim yeter dememeli. Cumhurbaşkanının söyledikleri göz önünde tutularak, Anayasa berbat edilmeden bu konu çözülür” dedi.
Meclis içine alalım
ABD’liden askeri demokrasiye övgü
ABD’de yayımlanan National Review dergisinde yayımlanan bir yazıda, “Türk demokrasisinin sırrı Türk ordusudur” denildi. Barbara Lerner imzasını taşıyan yazıda, 1960’tan bu yana yapılan askeri darbelerin “demokrasi koruma gayretleri” diye yorumlanması dikkat çekti. Lerner, “ülkenin üzerine kurulu olduğu temel prensipleri koruma çerçevesinde” yapıldığını iddia ettiği darbelerin kansız olduğunu öne sürerek, üç seferde de kısa süre sonra ordunun yerini seçimle işbaşına gelen sivil hükümetlere bıraktığını yazdı. Askeri darbelerin ‘demokrasiden sapma’ olarak görülmesine karşı çıkılan yazıda, “Türk demokrasisinin en büyük sırrı Türk ordusudur” ifadesi yer aldı. Lerner, tıpkı Amerikan Anayasa Mahkemesi yargıçlarının yaptığı gibi Türk ordusunun da, hiçbir siyasetçi veya partiye değil, Anayasa’ya sadık hareket ettiğine, “gerekli gördüğü konularda müdahalede bulunduğuna” işaret etti. Dergideki yorumda, Türk askerlerine övgüler düzülerek, “savaş sanatlarında olduğu kadar bilim ve liberal sanatlarda da iyi eğitim gördükleri, Batı dillerini aksansız konuştukları” gibi bilgilere yer verildi. Türk askerinin disiplinli olduğunun ve askeri eğitimin, bölgelere göre değişmeyip genel bir çerçeve taşıdığının kaydedildiği yazıda, Türk ordusunda liderlik pozisyonunun rotasyona bağlı olduğu vurgulandı. Yazıda, Müslüman dünyası için bir demokrasi modeli aranıyorsa bunun için bakılacak tek yerin, Türkiye’de askeri yetkililerin nasıl bir eğitimden geçtiğini yakından incelemek olduğu vurgulandı.
BM çözüm planını sundu
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs konusunda hazırladığı çözüm planı, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides’e ve KKTC Cumhurbaşkanlığı Müşteşarı Ergun Olgun’a verildi. Annan’ın çözüm planı, dün adaya gelen BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto tarafından Klerides’e takdim edildi. New York’tan Kıbrıs Rum Kesimi’ne saat 14.00 sıralarında gelen De Soto, saat 17.00’de Rum Başkanlık Sarayı’na gitti ve Genel Sekreter’in planını sarı bir zarf içinde Klerides’e iletti. De Soto, zarfla birlikte Klerides’e bir mektup da verdi. Rum medyasının haberlerine göre, mektupta bundan sonra izlenecek süreçle ilgili görüşler yer alıyor. Rum Ulusal Konseyi, yarın saat 18.00’de toplanarak çözüm önerilerini değerlendirmeye başlayacak. Annan’ın Kıbrıs’ta çözüm planı, New York’ta, KKTC Cumhurbaşkanlığı Müşteşarı Ergun Olgun’a da verildi. Plan, BM’nin siyasi işlerden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kieran Prendergast tarafından, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın yanında bulunan Olgun’a iletildi. Olgun, yaklaşık yarım saat süren görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, “BM’nin sürece yardımcı olmak üzere hazırlamış olduğu düşünceleri aldık. Sayın Cumhurbaşkanı’na derhal bunları sunacağım. Kendisi bir değerlendirme yaptıktan sonra gerekli açıklamayı yapacak” dedi. Olgun, BM’nin cevap konusunda belli bir süre koyduğunu da doğruladı, ancak bu süre hakkında bilgi veremeyeceğini ifade etti.
Kazanımlarla mücadeleye devam
Mustafa Yalçıner ve Veysi Sarısözen, Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu’nun önemli kazanımlar elde ettiğini ve emekçilerin mücadelesinde önemli görevler üstlenmeye devam edeceğini belirttiler. BEKSAV’da önceki gün EMEP eski GYK Üyesi ve DEHAP Malatya milletvekili adayı Mustafa Yalçıner, SDP eski GYK Üyesi, DEHAP İstanbul milletvekili adayı Veysi Sarısözen, HADEP İl Yöneticisi Edibe Şahin ve Atılım gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çicek’in konuşmacı olarak katıldığı “Sandıktan çıkan Türkiye” konulu bir panel düzenlendi. Panelde ilk söz alan HADEP İl Yöneticisi Edibe Şahin, seçimlerde çıkan sonuçlarda merkez sağ ve merkez sol olarak kendilerini tanıtan partilerin tasfiye edildiğine dikkat çekti. Şahin, öte yandan seçimin ‘galibi’ AKP’nin ise; ABD’nin Ortadoğu’daki planlarında önemli görevler üstleneceğinin altını çizdi. Şahin; Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu’nun seçimlere kısa bir süre kala oluşturulmasının, bloğun kendisini yeterince tanıtmamasına neden olduğunu belirtti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net