www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Merkezi İngiltere’de bulunan Taylor Nelson adlı araştırma kuruluşunun yaptığı araştırmaya göre, bütün dünyada insanların devlet dairelerindeki bürokratik işlemlerini halletmek için internetten yararlanma oranları artıyor.

Medya ........................................................................ interNETten
E-devlet büyüyor
Merkezi İngiltere’de bulunan Taylor Nelson adlı araştırma kuruluşunun yaptığı araştırmaya göre, bütün dünyada insanların devlet dairelerindeki bürokratik işlemlerini halletmek için internetten yararlanma oranları artıyor. Araştırmaya göre, geçen bir yıl içinde Türkiye’de insanların bürokratik işlemler için çeşitli kamu kuruluşlarının internet sitelerini ziyaret etme oranları yüzde 10 arttı, geçen yıl yüzde 3 olan bu oran bu yıl yüzde 13’e yükseldi. Aynı oranın Avustralya’da yüzde 31’den yüzde 46’ya, Hollanda’da yüzde 31’den yüzde 41’e, Amerika’da yüzde 34’ten yüzde 43’e yükseldiği belirlenen araştırmada, Japonya’da ise internetle kamu kurum ve kuruluşlarındaki işlerini halletmeye çalışanların oranının yüzde 17’den yüzde 13’e düştüğü ifade edildi. Araştırmada, dünyada insanların yüzde 23’ünün geçen yıl bu işlemlerde güvenlik kaygısı taşıdığı, bu yıl ise bu oranın yüzde 14’e düştüğü belirlendi.

‘En zor şifre’ kırıldı
İnternet için sayısal şifreleme programları üreten Certicom Corp. adlı şirket tarafından geliştirilen, “Dünyanın kırılması en zor şifresi”nin Indiana Üniversitesi Notre Dame Okulu matematik hocalarından biri tarafından kırıldığı açıklandı. Şifrenin, 549 gün boyunca, günde 24 saat çalışan 10 bin bilgisayar ve Chris Monico adlı matematik dahisinin zekâsı sayesinde kırılabildi. Monico bu başarısına karşılık firmadan 10 bin dolar ödül alacak. Kodun kırılması bizzat Certicom firması yetkilileri tarafından istenmiş ve yetkililer matematik dahilerinin yanı sıra bilim adamları, şifreleme uzmanları ve bilgisayar korsanlarına (hacker) yaptıkları çağrıda, şifreyi kırana 10 bin dolar ödül verileceğini duyurmuşlardı.

Bugbear virüsü yayılıyor
Microsoft Outlook programı üzerinden yayılan “Bugbear” isimli virüs binlerce bilgisayarı etkiledi. İnternette elektronik postalar aracılığıyla değişken bir e-mail konu başlığı ile yayılan ve tam adı W32.Bugbear@mm olan virüs, yine ana gövdeye monte edilen ve uzantısı .exe .scr veya .pif olan bir dosyayı da beraberinde getiriyor. 50.668 byte büyüklüğündeki virüs, 36794 numaralı port’u (ileti kapısı) kullanıyor ve ağ üzerindeki tüm paylaşılan sürücülere bulaşıyor. Son derece akıllı olan virüs, sisteme bulaştığında mevcut antivirüs ve firewall (güvenlik duvarı) yapılarını devre dışı bırakıyor ve kapatıyor. Anti-virüs firmaları birkaç hafta önce yayılmaya başlayan virüsle ilgili binlerce “yardım çağrısı” aldıklarını açıkladılar.

Medyayı iyi doyur bir gün lazım olur
Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği’nin (IPRA) 52 ülkede yaptırdığı anket, “Kalemimi kırarım ama asla satmam” sözünün bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu ortaya çıkardı. Anket sonuçlarına göre “paralı haber” dünyada öylesine yaygın durumda ki, neredeyse okuduğunuz her haber şirketlerin halkla ilişkiler faaliyetinin ürünü. Şirketler bunu editörlere açıktan para ve hediye vererek yaptırdıkları gibi, ikinci bir iş olarak yanlarında çalıştırarak da hedefledikleri amaçları hiç de zorlanmadan elde edebiliyorlar. Gazeteciler Türkiye’nin de aralarında bulunduğu birçok ülkede “danışman” adı altında medyada tekellerin çıkarlarını koruma görevini üstleniyorlar. Örneğin; “bir gazetecinin çalıştığı yayının yanı sıra gizli ya da aşikâr olarak bir şirket ya da halkla ilişkiler ajansı için çalışması” Avustralya’da son derece normal karşılanıyor. Araştırma sonuçlarına göre, gazetecilikten artan zamanlarını PR’a adayanların oranı Avustralya’da yüzde 60’lara kadar çıkıyor. Ankette Türkiye’nin içinde gösterildiği Güney Avrupa bölgesinde bu oran yüzde 35’ler düzeyinde. Gazetecilikle halkla ilişkiler şirketlerini birbirine karıştırmayanlar ise ağırlıklı olarak Kuzey Amerika’da yaşıyor. Kuzey Amerika’da aynı zamanda halkla ilişkiler şirketleri için çalışan gazetecilerin oranı toplam içinde ancak yüzde 5’lik bir kesimi kapsıyor.
Reklam ajansları gazeteler üzerinde psikolojik baskı oluşturmak için her ülkede birbirine benzer yöntemler izliyor. IPRA’nın raporuna göre editörler üzerinde baskı yaratmak isteyen reklam ajansları, basın bültenlerini aynı gazetenin reklam servislerine gönderiyor. Güney Avrupa (yüzde 35), Asya (yüzde 42) ve Latin Amerika’da (yüzde 59) bu yöntem son derece yaygınken, Avustralya’da zaten gazetecilerin çoğu ikinci bir meslek olarak halkla ilişkiler alanını seçtiği için, bu ülkede reklam ajansları gazetelerin reklam servislerine bülten göndermiyor. Ama bazı ülkelerde reklam habercilik öylesine kanıksanmış durumda ki, gazeteler sayfalarında haberine yer verdikleri şirketten fotoğrafın renk ayrım masrafını talep edebiliyorlar.
Çarpıcı sonuçları
Ankette daha çarpıcı sonuçlar da var. Az sonra okuyacağınız bulgular medyanın nasıl bir propaganda ve reklam aracına dönüştüğünü göstermesi bakımından son derece ilginç:
  • Haberler dış etkilere (paralı haber, reklam birimi baskısı gibi) bağlı olarak yayınlanır.
    Doğu Avrupa: Yüzde 63.
    Afrika-Ortadoğu: Yüzde 40.
    Güney Avrupa: Yüzde 35 .
    K.Batı Avrupa: Yüzde 21.
    Avustralya: Yüzde 20.
    Asya: Yüzde 16.
    Kuzey Amerika: Yüzde 13.
  • Yayınlar üçüncü kişilerden hediye kabul etme, indirimli ürünleri kapsayan yazılı bir politikaya sahip değildir.
    Afrika-Ortadoğu: Yüzde 80.
    Doğu Avrupa: Yüzde 78.
    G.Orta Amerika: Yüzde 71.
    Güney Avrupa: Yüzde 70.
    Asya: Yüzde 69.
    Avustralya: Yüzde 60.
    K.Batı Avrupa: Yüzde 44.
    Kuzey Amerika: Yüzde 30.
  • Bir gazete ya da gazeteci bir haberi yayınlamamak için para almayı kabul eder.
    G.Orta Amerika: Yüzde 41.
    Doğu Avrupa: Yüzde 28.
    Asya: Yüzde 26.
    Afrika-Ortadoğu: Yüzde 20.
    Güney Avrupa: Yüzde 20.
    K.Batı Avrupa: Yüzde 5.
    Avustralya: Yüzde 0.
    Kuzey Amerika: Yüzde 0.
    İşte sansürün kaynağı
    Görünen o ki, Nasreddin Hoca’nın “Parayı veren düdüğü çalar” deyişi medyanın altın kuralı haline gelmiş durumda. Bu çerçevede, “haberin yayınlanmaması karşılığında alınan para” sansürün önemli bir yüzünün tanımlanabilmesine olanak sağlıyor. Avustralya’da şirketler editörlere “iş” verdikleri için haberi yayınlatmama karşılığında ayrıca para verme gereği görmüyorlar. Kuzey Amerika’da ise medyanın perspektifinin sermaye tarafından gerçek anlamda güdülenmiş olması, sansürü zaten doğal bir refleks haline getirmiş. Yani ankette çıkan diğer sonuçlarla birlikte değerlendirildiğinde son sorudaki yüzde 0’lık oranların da gerçekte olumlu olduğunu söyleyebilmek son derece zor görünüyor. En ağır sonuç da zaten burada: Halkın haber alma özgürlüğü, bir avuç para babasının icazetine bağlı. Ve tam da bu nedenle haberleşme özgürlüğü için her yol bağımsız medyaya çıkıyor...
    www.medyakoop.org


    Başa dön



  •  
    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net