www.evrensel.net
|
istatistik
|
arşiv
|
linkler
|
posta
Ufuk
____
Fatih Polat
Son 1 ay bizim
Güncel
____
Kamil Tekin Sürek
Olağana şaşırma
Konum
____
Çetin Diyar
Çok yönlü çalışma
Gerçek
____
İ. Sabri Durmaz
Emekçinin ‘oy birliği’ni oluşturmak
Ufuk
..........
Fatih Polat
Son 1 ay bizim
Medyadan sistemin en “derin” kurumlarına kadar uzanan geniş bir çevrenin CHP’yi parlatma ve Derviş’in “sosyal liberal sentez”ine karşı halkın tek alternatifi olan Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu’nun adaylarını veto edip hırpalayarak itibarsızlaştırıp siyaset dışına itme girişimleri boşa düştü. Tüm bu girişimleri daha da güçlenerek aştık.
Henüz oluşum aşamasındayken, bu bloğu yüzde 7’de gösteren anketler, bugün barajın kapısına dayandığına işaret ediyor. Önceki gün Vatan gazetesinde yayımlanan bir anket, DEHAP’ı yüzde 9’da gösteriyordu. Radikal’de Neşe Düzel’in sorularını yanıtlayan Tarhan Erdem’e göre ise DEHAP, barajı aşabilecek dört partiden biri.
Çalışmaya içeriden katılan birisi olarak, anketlerden pek izlenemeyecek olan, diğer partilerle bizim blok arasındaki durum, son bir aylık süre içindeki gelişmelerle ilgili öngörüler olarak şunları söyleyebiliriz.
3 Kasım, seçim tarihi ilan edildiğinde, iki temel gösterge vardı. Şimdiye kadar görülmedik oranda bir kararsız seçmen kitlesine işaret ediliyor ve sermayenin en gözde partileri kendi koydukları barajın altında gözüküyordu. İkinci olarak da, bu partiler buna rağmen uzunca bir süredir, hakim siyaset söyleminin, piyasa baskısının kendilerine sağladığı avantajı da kullanarak, “popülizm” yapmama adına, iş, aş sorunlarını es geçip, halktan hâlâ IMF programı için “fedakârlık” isteyebiliyordu.
Kararsızların oranının yüzde 40’larla yüzde 60’lar arasında gösterildiği bir ortamda, barajın altında gözüken sermaye partilerinin, halkın taleplerini, -demagojik bir propaganda unsuru olarak bile olsa- seçim “vaatlerinin” arasına almak yerine, IMF’ye bağlılık sözü vermeyi seçmelerinin tek nedeni kuşkusuz IMF’ye göbekten bağlılık değildi. Bunun bir nedeni de, halkın taleplerine sahip çıkarak karşılarına dikilip kendilerini zorlayacak bir seçeneğin olmadığını ve dolayısıyla da yine “el mecbur” kendilerine dönüleceğini düşünmeleriydi. Ancak umulduğu gibi olmayıp DEHAP, kendisini belirginleştirmeye başladıkça, onların da endişeleri artmaya başladı. Halkın iş, aş taleplerine sahip çıkmayı daha düne kadar “ucuz popülist politikalar” olarak gören, liberalizmin en şımarık partisi ANAP’ın çark ederek, seçim sloganını “Herkese İş, Herkese Aş, Daha Fazla Özgürlük” olarak benimsemesi başka neyin göstergesidir?
Yani kim ne derse desin, bütün dışsal müdahalelere rağmen, seçim tahtaravallisi bizden yana ağır basmaya başladı. Ayrıca kimi blok dışı unsurların manipülasyonuyla bloğun bileşenlerinden HADEP’in savaşa karşı çıkmadığı yönünde bazı gazetelerde yer alan köşe yazılarının gerçeği yansıtmadığının görülmesiyle birlikte -Murat Çelikkan’ın Radikal’de önceki gün yayımlanan köşesinde Bozlak’ın cevabı ve dün de Nuray Mert’in yazıları buna örnektir- bloğa ilişkin sağdan ve soldan gelen salvolar da boşa düşmeye başladı.
Ve bu, önümüzdeki bir hafta içinde herkes tarafından daha fazla hissedilir hale gelecek. Tüm bölge illerinde, onlarla birlikte bölgenin eteğindeki Mersin, Adana, Urfa, Antep ve İzmir’e kadar uzanan birçok ilde yoğun bir çalışma sürüyor. Seçim çalışmasının merkezi İstanbul’daki hazırlıklar ve bir yanından başlayan çalışmalar bloğun bileşenlerinin gücünü önceki seçim dönemine göre fazlasıyla katlayacak. Oy kullanabilir nüfusun dörtte birini barındıran İstanbul’daki kent yoksulları için bizim bloğun çekim merkezi olmaya başladığını, bunun da hem Derviş’in CHP’sini hem de diğerlerini fazlasıyla kaygılandırmaya başladığını hep birlikte göreceğiz. IMF programına bağlılık sözü veren ve halk yığınlarını gözeten hiçbir alternatif programı bulunmadığı halde, Erdoğan’ın adaylığının veto edilmesiyle eline mağduriyet kozu verilen AKP’nin, aslında hangi kesimlerin sözcüsü olduğunu anlatmayı başardığımızda AKP’ye yönlendirilen kent yoksullarını da kendi saflarına, yani bizim bloğa kazanmış olacağız.
Mitingler ve kitlesel toplantılardaki aday tanıtımları ile birlikte, temel çalışma alanı olarak gördüğümüz fabirakalar, işyerleri de bloğun çalışmasının yöneldiği ve önümüzdeki haftadan itibaren daha da artacak yerlerin başında geliyor. Gazetemizde önceki gün yer alan bir haber, DEHAP İstanbul 3. Bölge adayı ve Telekom Bağcılar Müdürlüğü İşyeri Temsilcisi Ahmet Birgin ile EMEP İstanbul İl yöneticisi Sinan Ceviz’in, 400 işçinin çalıştığı Derby fabrikasıyla, 150 işçinin çalıştığı Broderi Narin’de yaptıkları ziyareti ve seçim çalışması kapsamında işyeri temsilcileri ile yaptıkları görüşmeyi konu alıyordu. Başka yerlerde de irili ufaklı devam eden bu tür çalışmalar, önümüzde haftadan itibaren geniş işçi katılımlı toplantılarla devam edecek.
DEHAP çalışmasının seçim sürecine kadar varacağı noktayla ilgili öngörümüz olarak da bugünden şunu söyleyemek de hiçbir sakınca yok. En temkinli yaklaşımla bile şu an barajın etrafında dolaştığını söylebileceğimiz DEHAP’ın barajı aşıp aşamayacağı ile ilgili endişeler ekim ayının ortalarına doğru gelindiğinde kafalardan tamamen silinmiş olacak. Ekim ayının ortalarından itibaren, karşı taraftan dile getirilecek olan “geliyorlar” endişelerini de hep birlikte duyacağız.
Bu süreç, adaylarımızın azımsanmayacak bir kısmının veto edilmesinde görüldüğü türden bazı karşı girişimleri de beraberinde getirebilir. Ama bunların hiçbir önemi bulunmuyor. Halkın işsizliğe, yoksulluğa, demokrasi ihtiyacına cevap verebilecek ve savaşa karşı halkların kardeşliği talebini, barışı savunan tek seçenek olan DEHAP, seçim sürecinin bundan sonraki bölümünde üstünde en çok konuşulan partilerin başında gelecek.
Kimsenin şüphesi olmasın, son bir ay bizim!
e-posta:
polat@evrensel.net
Başa dön
Güncel
..........
Kamil Tekin Sürek
Olağana şaşırma
Dün bütün gazeteler İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bazı polisleri işkence yapmak suçundan cezalandırmasını yazdı. Mahkeme, sanıkların zamanaşımından yararlanmaması için iki gün ara ile duruşma yapmış ve yargılamayı zamanaşımından bir gün önce bitirmişti.
Aslında, mahkeme olması gerekeni yaptı. Fakat, Türkiye’de maalesef yargıda olması gereken, olağan olan, olağanüstü bir olay gibi anlaşılıyor. Böyle olmasında tabii ki, en büyük kabahat yine yargıda. Bugüne kadar işkence suçu ile yargılanan polisler yargılama sırasında korunduğu ve davalar genellikle zamanaşımına sokulup ortadan kaldırıldığı için, işkenceci polislerin cezalandırılması hayretle karşılanıyor.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne Mahkeme Başkanı milletvekili adayı olması nedeniyle istifa ettiği için üye hakim Nilgün Uçar başkanlık ediyormuş. Mahkeme Başkanı Uçar’ın Göktepe davasında yargıçlık yapması da olayı ilginçleştiriyor. Göktepe davasında da Uçar, tutuksuz yargılanan ve duruşmalara katılmamakta ısrar eden polisler hakkında tutuklama kararı verince, dünkü gibi gazetelere haber olmuştu. Adil yargılama hakkını savunan milyonlarca yurttaş Uçar’a sempati duyarken, Uçar’ın başına gelmedik kalmadı. Önce, Edirne’ye sürgün gibi bir atama yapıldı, daha sonra kamuoyunun tepkisi ile artama İstanbul’a değiştirildi.
Aslında hakim ve savcılar için İstanbul da bir sürgün yeridir. Tabii, Ağır Ceza Mahkemesi tek başına Nilgün Uçar’dan teşekkül etmiş değil. Diğer hakimler ve duruşma savcısının tutumu da olması gerektiği gibi.
Şimdi, bu hakimler ve savcının başına gelecekleri hep birlikte izleyeceğiz. Bu hakimlere karşı yapılanları izleyerek yargının adil yargı konusunda tavrını bir kere daha göreceğiz.
Mevcut çağdışı, gerici yasalara rağmen, yargı gerçekten bağımsız olsa ve tarafsız hukuka bağlı hakimler özgürce karar verebilseler, ‘Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı gibi kararlar kimseyi şaşırtmayacak.
Bir tarafta Uçar gibi hakimler, diğer tarafta “militan demokrat” savcılar...
Her şeye rağmen, bu ülkede de adil yargı bir gün mutlaka kurulacak. Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu adil yargı hakkı için de iktidara talip.
e-posta:
surek@evrensel.net
Başa dön
Konum
..........
Çetin Diyar
Çok yönlü çalışma
Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu’nun oluşması işçi ve emekçilerin yanı sıra ilerici, devrimci, demokrat kesimlerde de heyecan yarattı. Uzun zamandır durgun olan, emek ve demokrasi güçlerinin bir araya gelemeyişi yüzünden “sitem eden” ve bu sitemden dolayı bir umutsuzluk içine giren çevrelerin bu blokla yeniden bir canlanma içinde olduğu görülüyor. Bunun halk içinde daha fazla etki yaptığını söylemek mümkün. Çünkü, bu durum seçim çalışmaları için evleri, köyleri ziyaret eden, kahvehanelerde, mahallelerde halk toplantıları düzenleyen DEHAP’ın çalışmalarına yansıyor. Halkın, “Bloğun oluşmasına sevindik. Oyumuz size” demesi bunu gösterir. Ama, aynı şekilde emek ve demokrasi güçlerinin bir araya gelmemesinden yakınan ilerici, devrimci, demokrat çevrelerin de aynı duygu ve heyecanla bloğun arkasında durması gerekiyor.
İLGİNİN SONUÇLARI ORTAYA ÇIKIYOR
Bir süre önce anketlerde pek dikkate alınmayan Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu çalışmalara henüz yeni başlamasına rağmen önemli bir ilgiyi üzerine çekmeyi başardı. Anket araştırmaları dikkate alınan Tarhan Erdem, şimdiden DEHAP’ın barajı aşacağını söylüyor. Birkaç gazete ise ağustos-eylül arasındaki sonuçları verirken DEHAP’ın hiç de küçümsenmeyecek bir hamle yaptığını gösterdi. Elbetteki, anket sonuçlarının yanıltıcı yanları vardır “tehlikeli şişirmeler” de bulunur. Ancak, DEHAP’ın anket ve anketçilere ihtiyacı olmadığı gibi ilginin bir beklentiden kaynaklandığını görebilmek zor değildir. Yine de anketlere bakılarak üzerinde durulması gereken nokta DEHAP’ın bir etki oluşturması açısından bir “kırılma” yaratmasıdır.
HALKA ANLATTIKÇA BENİMSENİYOR
Ancak, buradaki “kırılma” bir medya ve anket ambargosunu delmekle sınırlı değildir. Kırılma, halkın beklentilerini karşılayabileceği bir partiye yönelmesinin önemidir ve bu partinin çalışmaya başlamasıyla birlikte ortaya çıkan durumudur. DEHAP, halka gittikçe, kendini, programını, hedeflerini halka anlattıkça, bir bakıma kendisini tanıttıkça daha fazla ilgi topluyor, ilgi toplamakla kalmayıp, seçim hazırlıklarını birlikte yürütmeye yöneliyor. Tunceli’de blokla ilgili bilgi aldıktan sonra oyunu DEHAP’a vereceğini söyleyenlerin aynı zamanda bu partinin seçim hazırlıklarına da aktif bir şekilde katılacağını açıklaması DEHAP’ın katlanarak büyüyeceği ve işlerini kolaylaştıracağı anlamına gelir. Bu, “Bana oy ver, şunu şunu yapacağız” gibi kopuk bir siyaset anlaşıyını kırdığı gibi, bir seçim hazırlığının halkla nasıl kaynaştırıcı bir işleve dönüşeceğinin de önemli bir örneğidir.
AYNI UMUDUN ÜRÜNÜ
Kırılmanın bir diğer ayağı ise DEHAP’ın, bugün ülkenin batısında da doğusunda da aynı umut ve aynı sevincin bir ürünü olmasıdır. Ve bu nokta yıllardır barış, kardeşlik, özgürlük gibi özlemi duyulan unsurların yaşama geçebilmesinin fırsatı olmuştur. Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu’nun çalışmaları boyunca Kürt ve Türklerin daha fazla bir araya geleceği, kardeşlik duygularının artacağı, birlikte ortak işleri yapma, sorumluluk altına girme duygularının yükseleceği kesindir. Bu bir bakıma halen şovenizmi körüklemek için fırsat kollayanları engelleyecek, bunun için öne sürülen kışkırtma politikalarını etkisizleştirecektir. Bu yüzden bloğun seçim çalışmalarının çok yönlü olduğu açıktır. Bloğun gücü ve etki alanı genişledikçe sermayenin işinin daha zorlaşacağı kesin.
e-posta:
diyar@evrensel.net
Başa dön
Gerçek
..........
İ. Sabri Durmaz
Emekçinin ‘oy birliği’ni oluşturmak
Seçim süreci ilerledikçe, siyasete az çok duyarlı olan sendikaların yönetimleri de, “seçimlerde bir tutum belirleyerek bunu ilan etme” ihtiyacı duyuyorlar. Bu tutumun şöyle ya da böyle olmasından öte böyle bir ihtiyacı duymak elbette ki önemli.
Türk-İş’e bağlı Petrol-İş Sendikası Genel Temsilciler Kurulu geçtiğimiz pazartesi ve salı günü toplanarak, “Bayram Meral ve CHP’ye oy yok” diyen, “Emek Programı’nı benimseyen partilerin ve ittifakların desteklenmesi” çağrısı yapan bir açıklama yayınladı.
Petrol-İş’in örgütlü olduğu fabrikalarda yaklaşık 700 temsilcinin katıldığı bu toplantıda partilerin, onların pozisyonlarının tartışılması elbette önemlidir. Bundan daha önemlisi ise; Petrol-İş’in bu tartışmayı tabanda açması; tabanda “işçinin oybirliği”ni sağlaması için çaba sarf etmesidir. Çünkü, Petrol-İş Temsilciler Meclis’indeki tartışma nihayet katılanların tam bilgi sahibi olduğu bir tartışmadır ve sendikal gelenekte ne yazık ki, bu tartışmaların işyerlerine taşınması, orada sürdürülmesi alışkanlığı yoktur.
Basına kapalı olan bu tartışmadan çıkan sonuç gerçekten sendikanın tutumu olacaksa; bu tutumun sendika üyesi işçiler tarafından da benimsenip hayata geçirilmesi gerekir. Aksi halde çoğu zaman olduğu gibi, sendika bir şey der ama işçi bildiğini okursa, seçimlerle ilgili sendikanın karar alıp almamasının da önemi kalmaz.
Tartışmanın işçi tabanında yapılması; hem sendikal demokrasi bakımından hem işçi iradesinin ortaklaşıp etkin bir mücadele aracı olarak kendisini ortaya koyması bakımından önemlidir. Dahası; işçinin birkaç oyu yoktur. Kullanacağı bir oy vardır bunu kullanırken neyi gözetecektir. Burada “Emek Programı’nı benimseyen parti ve ititfaka” açıklaması belirsiz ve yetersizdir: Çünkü; Emek Programı’nı o günün koşullarında savunmuş tek parti EMEP’tir ve bu seçimlerde EMEP, DEHAP ile bir seçim işbirliği yaptığı için “seçim pusulası”nda adı olmayacaktır. Onun ötesinde işçi taleplerini DEHAP’ın Seçim Bildirgesi’nde, hatta başka bazı partilerin vaatleri arasında da bulacaktır. Örneğin; Uzanlar’ın neonazi partisi bile birçok işçi talebini sıralamaktadır. Dolayısıyla; işçinin oyunu kullanırken daha somut, ama aynı zamanda daha hayati, sınıf hareketinin özüne dair bir kritere (kriterlere) ihtiyacı vardır.
Emek Programı’nda işçi için önemli olan nedir? Örneğin; Emek, Barış ve Demokrasi Bloğu’nun bugünkü anlamını, oynayacağı rolü, “Emek Progamı’nı destekliyor görünme” (örneğin 4 yıldır Emek Programı’nı ağzına almayan ÖDP’nin birden Emek Programcısı kesilmesi, liberalizm yanlısı tutumuna rağmen bunun üstünden politika yapması gibi) ile sınırlayarak açıklayabilir miyiz? Özellikle bloğun işçiler arasında kardeşliğin, Kürt-Türk ve öteki milliyetlerden işçilerin kardeşliğinin geliştirilmesi, bunun somut güç birliği, güçlerin birleştirilmesi için oynayacağı rolü tartıştırmadan, işçinin bilincinde bir ilerleme sağlamak onu geleneksel partilerden koparmak için yetmeyeceği açıktır.
Bu yüzdendir ki, sendikaların işçi iradesinin belirlenmesinde; seçimleri değerlendirmesinde elbette üst yönetimlerin sorun tartışması, temsilcilerle tartışması bir şeydir. Ama bunun gerçekten anlam kazanabilmesi için bu tartışmanın işçi içinde yapılmasının organize edilmesi gerekir. Çıkarları için örneğin Petrol-İş’te birleşen işçinin partisini de, seçimdeki oyunu da birleştirmesinin gereği işçiler içinde tartışılıp, işletmelerden ortak bir tutum çıkarmakla bir anlam ve etkinlik kazanır. Çünkü, işçi tabanı; kendi iradesiyle bir tutum alacaktır. Bu işletmelerden çıkan doğru tutum açıklamalarla birleşirse; seçimlerin havası ve platformu da değişecektir. Bu tutum; sendikasız işletmelerde de benzer tartışmaların, işyerlerindeki seçim komiteleri aracılığı ile açılmasıyla yaygınlaştığında; seçimler sermaye partilerinin popülist seçim yöntemleriyle halkı bölüp güç topladıkları bir arena olmaktan çıkıp; tüm emekçilerin etrafında birleşeceği bir siyasi eyleme dönüşecektir.
DEHAP çatısı altında birleşen partilerin kazandığı pozisyon; Türk-Kürt kardeşliğinin geliştirilmesi ve bunun seçimlere, Meclis’e yansımasının imkânlarının ortaya çıkmış olması, “Şu talep var mı?”, “Acaba bu partiler şunu eksik bunu fazla mı söylemiş?” gibi endişeleri bir tarafa bıraktıracak kadar önemlidir. Bu yüzden; hizmet ve üretim birimlerinde sendikalar, TTB ve TMMOB gibi öteki emek örgütleri hızla; işçinin, emekçinin ortak tavır alması için “Oylarımızı birleştirip irademizi Meclis’e taşımak için hangi partide birleşmeliyiz”, “Hangi partiye oy vermeliyiz” tartışmasını açmalıdır. Tartışma ne kadar erken açılırsa işçi ve emekçilerin iradesini birleştirmek için o kadar çok çalışma imkânı çıkacaktır.
e-posta:
durmaz@evrensel.net
Başa dön
Bize ulaşmak için;
Tel
: +90 212 665 69 36 (6 hat)
Fax
: +90 212 665 69 43 - 44
E-mail
:
posta@evrensel.net