www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



ABD ‘ille de saldırı’ diyor
Saddam Hüseyin yönetimi, uzun zamandır beklenen kararını nihayet açıkladı. BM’ye gönderilen bir mektupla, silah denetçilerinin ülkeye girmesi koşulsuz kabul edildi.

Kürtler ABD’nin umurunda değil
Prof. Dr. Johann Galtung, ABD’nin Türkiye’nin Irak saldırısına desteğini almak için ‘Kürt devleti’ fobisini kullandığını belirtti

İsrail saldırı için fazla heveslenmesin!
İsrailli gazeteci ve barış eylemcisi Uri Avnery, Irak savaşı ile ilgili senaryoları değerlendiriyor.


ABD ‘ille de saldırı’ diyor
Irak hükümeti, önceki gece geç saatlerde düzenlenen olağanüstü toplantının ardından, BM silah denetçilerinin ülkeye kayıtsız şartsız girmesine izin verdiğini ilan etti. Böylelikle, ABD’nin BM üzerinde kurduğu “denetçi baskısı” geçersiz kılındı.
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in, birkaç gün içinde BM Genel Kurulu’na konuyla ilgili bir mektup göndereceği öğrenildi.
Irak’ın kararı; Fransa’dan Rusya’ya, Japonya’dan Çin’e, Filistin’den Türkiye’ye kadar pek çok ülke tarafından olumlu ve savaş ihtimalini ortadan kaldırabilecek bir gelişme olarak karşılandı. Ancak ABD, Irak’ın bu hamlesinden pek memnun olmamış görünüyor. Washington, Irak’tan gelen açıklamaların ardından “Saddam’la görüşmeye hazır olmadıklarını” söyledi.
Bahaneleri kalmadı
Irak Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, BM silah denetçilerinin dönüşünü kabul ederek, ABD’nin savaş bahanesini ortadan kaldırdıklarını söyledi. Aziz, ‘’Saldırı başlatmak için kullanılan bahaneler tamamen başarısızlığa uğratılmıştır’’ diye konuştu. Denetçilerin ülkeye dönmesini kabul etmeleriyle konunun kapanmadığını da belirten Tarık Aziz, ‘’Amerikan politikalarının asıl amacı Körfez petrolüdür’’ diye konuştu.
İstanbul’da düzenlenen UNESCO Kültür Bakanları toplantısına katılan Iraklı bakan Hamid Yusuf da, “ABD’nin yeni bir sorun yaratması ve bu sorunu kullanarak bize saldırmak için bahaneler bulması beklenebilir’’ diye konuştu. Kültür Bakanı Hummadi, sözlerine şöyle devam etti: “Kitle imha silahları istiyorlar. İstedikleri her yere girmelerine izin vereceğiz. Başkanlık saraylarına da girmelerine izin vereceğiz. Irak’ı doğudan batıya dolaştılar. Kiliselere, hastanelere camilere, okullara ve hatta sivil evlere de girdiler. 7.5 yıldır arıyorlar. Füze iğne değil ki kolayca saklayabilesin? Sorun burada. Bu durumu bir bahane olarak kullanmaya çalışıyorlar ve bahaneleri de çok komik. Suçlanan sizsiniz, ancak suçsuz olduğunuzu kanıtlamak da size düşüyor. Bunun ardında yatan mantık komik.’’
Yeni istekler mi geliyor?
Irak’ın bu açıklamalarına karşın ABD, eski iddialarını yineledi. Beyaz Saray İletişim Dairesi Başkanı Dan Bartlett,”Saddam Hüseyin ile görüşmelerde bulunmayacağımızı açıkça söylüyoruz. Biz BM Güvenlik Konseyi ile hedefimize ulaşmanın en etkili yolu üzerinde çalışıyoruz” diyerek, Irak’ın kararının dikkate alınmadığını ortaya koydu. Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Cabir El Tani de, BM silah denetçilerinin ülkeye dönüşünü kabul eden Irak’ın yeni isteklerle karşılaşabileceğini söyledi.
Hep aynı nakarat
ABD Başkanı George W. Bush da, yaptığı yazılı açıklamayla, “tek çözümün BM Güvenlik Konseyi’nin alabileceği yeni ve daha etkili bir kararda” olduğunu söyledi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, BM Güvenlik Konseyi’nin bu konuda bir karar alması gerektiği bildirildi. Açıklamada, sorunun merkezinde BM denetçilerinin değil “Irak’ın kitle imha silahlarından arındırılması” olduğu söylenerek, Irak’ın kararının, Güvenlik Konseyi’nin alabileceği karardan kaçmayı amaçlayan bir “taktik” olduğu suçlamasında bulunuldu.
Denetçiler hazır
Bu arada, BM Silah Denetim Komisyonu’nun (UNMOVIC) en kısa sürede Irak’a gitmeye hazır olduğu bildirildi. UNMOVIC kaynakları, BM silah denetçilerinin sorumlusu İsveçli Hans Blix başkanlığındaki 250 kişilik bir ekibin ilk aşamada Irak’a girmeye hazır olduğunu belirttiler. Irak yönetiminin, denetçilerin tarafsız gözlemcilerle beraber gelmesi koşulunu da kabul ettiği öğrenildi.


Başa dön


Kürtler ABD’nin umurunda değil
Barış araştırmaları ile tanınan Prof. Dr. Johann Galtung, çeşitli Avrupa ve Amerika üniversitelerinde çalıştı. 1959 yılında Enternasyonal Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün ve 1964’te Barış Araştırmaları dergisinin kurucuları arasında yer alan Galtung, değişik uluslararası ödüllerin yanı sıra 1987 yılında Alternatif Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüş. Galtung ile, Köln’de konuşmacı olarak katıldığı 14 Eylül protesto gösterisinde görüştük.
Evrensel: ABD’nin Irak’a yönelik saldırı tehditlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Johann Galtung: Savaş tehlikesinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Çünkü ABD Suudi Arabistan petrolüne alternatif petrol yataklarına, yine S. Arabistan’daki askeri üslerine alternatif yeni üslere ihtiyaç duyuyor. Bunu açıktan böyle ifade edemeyeceklerine göre, başka gerekçeler öne sürmek zorundalar. Irak hakkında iddia edilenlerin çoğunun saçma ve uydurma olduğunu düşünüyorum. Savaşın çıkma olasılığının yüzde 95 olduğunu söyleyebiliriz.
Birleşmiş Milletler’in (BM) rolü böyle bir savaşta ne olacak? Birçok kurum, BM’nin ABD’ye karşı tutum alabileceğini, farklı bir yön belirleyebileceğini düşünüyor.
BM, ABD’ye karşı bir şey yapacak güçte değil. BM sadece ABD’nin planlarını meşrulaştırabilir. Bunu yapar mı bilemiyorum. ABD; ya BM tarafından verilen sözde bir meşruiyet ile hareket edecek, ya da tek başına. BM, ABD’ye meşruiyet sağlamazsa, o zaman ABD, “BM ümitsiz bir vakadır. Karar alabilecek bir durumda değildir. Bizim elimizde yeterince kanıt var” diyecektir. Bütün dünya ayağa kalkıp “Hani nerede o kanıtlarınız” diye sorduğunda ise “Hiç kimseye bu kanıtları gösteremeyiz. Yoksa gizli çalışan elemanlarımız, yapacağımız operasyon tehlikeye girer” gibi her zamanki saçmalıklarını sıralayacaklar. Demek istediğim; ABD için sorun ne Irak’ta olduğu öne sürülen kitle imha silahlarıdır, ne de başka bir şey. Onların tek derdi petrol, Irak topraklarında bulunan petrol.
Irak’a yönelik bir saldırı bölgedeki güç dengeleri açısından ne anlama geliyor? Sonuçları nasıl olacak?
İsrail böyle bir saldırıyı kendi lehine kullanacaktır. Şaron, bölgedeki Filistinlileri, Ürdün’e sürerek buradaki iki milyon Filistin nüfusunu da değerlendirip, Ürdün topraklarında bir Filistin devleti kurmaya çalışabilir. Bence Irak’a yönelik bir saldırı, 300 milyona yakın Arap’ın yaşadığı bu bölgede ABD’ye karşı bir başkaldırıyı da beraberinde getirebilir. Ayrıca dünyada yaşayan 1 milyar 300 milyon Müslüman’ın yaratacağı sorunları da göz önüne almak lazım. Öyle özel olarak intihar komandolarının eylemleri olacak falan diye bir şey söylemiyorum, bunlardan daha farklı gelişmeleri kastediyorum. Böyle bir saldırı ABD’nin tahmin edemeyeceği sonuçlarla karşılaşmasını sağlayabilir. Müslüman ülkelerin ABD’yi ekonomik yönden boykot etme çağrısı yapmaları halinde bunu Müslüman olmayan ülkeler de destekleyebilirler. ABD bir şeyleri elde etmenin planlarını yaparken başka şeyleri kaybedebilir.
ABD’nin Irak planı nasıl? Bölgedeki güç dengeleri ve çıkarları göz önüne alındığında nasıl bir çizgi izleyecektir? Türkiye ve bölgede yaşayan Kürtlerin hedefleri açısından nasıl bir çizgi izleyecektir?
ABD’nin tam ne istediğini, nasıl bir çizgi izleyeceğini değerlendirmek oldukça güç. Irak’ta bir federasyon kurma eğilimini daha önce açıklamıştı. Irak’taki Kürtler de, böyle bir federasyondan yana olduklarını ifade etmişlerdi. Şüphesiz Irak’taki Kürtlerin arzuladığı bir federasyon ile ABD’nin hedeflediği bir federasyon çok farklıdır. Umarım, Kürtler ABD’nin oyununa gelmezler ve böyle bir uydu devletin kurulmasına izin vermezler. Çünkü ABD, federasyonu düşünürken Kürtlerin haklarını değil, Musul’daki petrol yataklarını düşünüyor. ABD şu an Suudi Arabistan’daki petrol üzerindeki denetimini yitirmek tehlikesiyle karşı karşıya. Bundan dolayı da bir alternatif bulmak zorunda. Yani Kuzey Irak’ta bağımsız bir devlet yerine, ABD’nin petrol uydusu olacak yeni bir devlet ortaya çıkabilir.
Türkiye’nin bu gelişme karşısında tutumu ne olur?
Türkiye’nin tutumu birden çok şeye bağlı. Bir yanda Kürtlerle iyi geçinmek zorundalar, çünkü AB’ye girmek istiyorlar. Diğer yanda ise Kürtlerin herhangi bir şekilde özerklik elde etmelerinden olağanüstü korkuyorlar. Sonuçta, Kürtlere özerklik verildiğinde bunun sınırda durmayacağını, sınırı aşıp Türkiye’deki Kürtleri de etkileyeceğini düşünüyorlar. Böyle bir durumda Türkiye ABD ile anlaşmaya, uzlaşmaya zorlanıyor ki bunu yapmıştır. Türk yetkililer, ABD’li dostlarıyla “nasıl bir Kürt devleti” üzerine senaryolar üzerine görüşmüşlerdir. ABD’nin Türkiye’nin korkusunu kullandığını düşünüyorum. Çünkü ülkelerin bağımsızlığına en fazla karşı çıkan güçlerin başında ABD gelmektedir. ABD, bağımsızlık karşıtıdır. Yani Türkiye, Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt devletine karşı bir şey yapmayacaktır, çünkü bu devlet bağımsız olmayacaktır. Bu devlet, tabii kurulursa, ABD’nin petrol uydusu olma özelliğinden başka bir özelliğe sahip olmayacaktır.
Almanya’nın Irak politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Almanya’nın bugün izlediği çizginin salt seçimlerle açıklanmasını doğru bulmuyorum. Ne kadarı samimi, ne kadarı samimi değil bunun üzerine spekülasyon yapmak da istemiyorum. Bir politikacı, halkın nabzını iyi tutabiliyorsa ve ABD karşıtlığının arttığının farkına varıp, “Ben ABD’nin Irak politikasını desteklemiyorum” diyorsa, bu belki de selamlanmalı. Demokrasi bu değil mi, ülkeyi yöneten halkı dinliyor ve politikasını ona göre belirliyor. Bu konuda şimdilik bunlar söylenebilir.
ABD, Başbakan Gerhard Schröder’in bu tutumunu eleştirip, iki ülke ilişkilerini gözden geçireceklerini ima ediyor. Muhalefetteki Hıristiyan Demokrat lider Stoiber ise, ABD yanlısı bir tutum ile politika yapmaya çalışıyor. Görüldüğü kadarıyla, seçimleri Schröder kazanacak. Seçimlerden sonra Schröder’e bu verdiği sözleri hatırlatmak gerekebilir. Bu da, buradaki barış hareketinin sorumluluğu.
Almanya’nın, Afganistan’da ISAF’ın (Uluslararası Güvenlik Destek Gücü) komutanlığını talep etmesini nasıl yorumlamalı?
Evet, Almanya diğer yandan kalkıp Afganistan’da “lider ülke” rolü üstlenmek istediğini açıklıyor. Bu da savaş karşıtı olma iddiasıyla çok çelişen bir nokta. Almanya, Afganistan’ı tanımıyor bile. 23 yıldır devam eden bir iç savaştan söz edip duruyorlar. Afganistan son 160 yıldır sürekli değişik dış müdahalelere karşı karşıya kalmış bir ülke. Müdahale edenler sürekli içeriden bir grupla işbirliği yapmışlar, işbirliği yapacak birini bulmuşlar.
Afganistan’ı son ziyaretimde oradaki dostlarım askeri müdahalenin bir işe yaramadığını ifade ettiler. Kâbil’deki hükümet; değil Afganistan’ın bazı bölümlerini, ancak Kâbil’in bazı mahallelerini denetleyebiliyor. Hamid Karzai başkanlığında 22 kişilik bir hükümet var. Ama Karzai bu hükümete ancak ABD güvenlik güçlerinin zoru ile hakim olabiliyor. Bu nasıl bir hükümet, nasıl bir rejim? Dönelim Almanya’ya. Alman hükümeti Afganistan’da ne yapmak istiyor, nasıl bir planı var? Kiminle hareket edecek, kimi destekleyecek, kime karşı çıkacak? Hiçbir şey belli değil.


Başa dön


İsrail saldırı için fazla heveslenmesin!
Uri Avnery
Bush’un, Irak savaşının planları, kalın sis perdesinin ardından yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. İlk başlarda bunlar sadece bulanık sloganlara benziyordu; ancak sonraları -gizli- bir amacı olduğu ortaya çıktı. Planın, ünlü “terörle savaş”la bağlantısı yok, Saddam Hüseyin’in kişiliği ya da bölgede Pakistan’dan İsrail ve Mısır’a kadar tüm ülkelerin yaptığı gibi, Irak’ın da ürettiği kitle imha silahlarıyla ilgisi de.
Savaş karşıtları, hazırlıklı olunması gereken yıkıcı politik sonuçlara işaret ediyorlar. Irak üç parçaya ayrılacak: Kuzeyde Kürtler, merkezde Sünniler ve güneyde Şiiler. Ortadoğu İran fanatizminin şiddetine maruz kalacak, Batı işbirlikçisi Arap rejimleri yıkılacak. İsrail, saldırgan bir köktendincilik tarafından çevrelenecek.
Uzun yıllar alır
Bu değerlendirme, bir süre öncesine kadar doğru olan bir varsayım üzerine kurulu: ABD, çok sayıda askerini uzak ülkelerde tutmaya hazır değil. Bu da, Irak’ın işgal edilmesinin ardından, Amerikan kuvvetlerinin evlerine döneceği anlamına geliyor. Ancak bu varsayım artık geçerli olmayabilir.
Bush ekibinin savaş planları; ancak ABD liderliği Irak’ta çok uzun yıllar kalmaya hazır ise bir anlam ifade eder. Bu tür bir işgal, çok büyük bir asker ve kaynak yatırımını gerekli kılıyor. Dışişleri Bakanı, General Colin Powell’ın da içinde bulunduğu generallerin savaş planlarına karşı çıkmalarının nedeni de bu. Fakat Bush’a göre bu yatırım, çok büyük kazanç getirecek. Bu kazançlardan bazılarını şöyle:
ABD’nin elde edecekleri
  • Amerikan ekonomisinin ve dolayısıyla Amerikan politikasının esas amacı, Hazar Denizi petrolü. Dünyanın bu en büyük, devasa yataklarının sömürülmesi henüz başlamış değil. Hazar kaynaklarının denetimi, ABD’nin gelecek yıllar boyunca ucuz petrolü garanti etmesi demek. Ne de olsa “çevre dostu” alternatif enerji kaynaklarından nefret eden Bush, tam bir petrol adamı.
  • Pazara ilerleyen Hazar petrolü, mutlaka açık denizlere ulaşmalı. Birkaç muhtelem rota var: Afganistan, Pakistan ya da Türkiye. Irak, bunların hepsine yakın ve orada bulunan Amerikan hava ve kara güçleri, Amerika’nın tüm bölge üzerinde denetimini garanti altına alacaktır.
  • Arap dünyasının kalbinde bir ABD üssünün bulunması, Washington’un Arap rejimlerinin başına dikilmesini sağlayacak ve “yoldan çıkmalarını” önleyecektir. Özellikle Suudi Arabistan üzerindeki baskı büyük olacaktır. Buradaki ABD üslerinin sayısı artırılacak, aynı zamanda ABD, petrol fiyatlarını maniple ederek ülkeyi iflasın eşiğine sürükleyebilecektir.
  • Yeni durum, OPEC’in (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) parçalanmasını getirecektir. Petrolün fiyatı ve nasıl dağıtılacağına artık Washington karar verecektir.
  • Yeni durum, Arap bağımsızlığının son kalıntılarını da süpürecektir. Bugün bile neredeyse tüm Arap ülkeleri ABD’ye bağımlı. Bunların tam ortasında devasa bir ABD varlığı, Arap gücü ve birliği adına geri kalan kırıntılara da son verecektir.
  • Komşu İran da, büyük şeytan ABD’ye karşı koyma isteğini kaybedecektir. İran; hem Afganistan, hem de Irak’taki Amerikan üsleri tarafından sıkıştırılacaktır.
  • Kuzeyde Kazakistan’dan güneyde Suudi Arabistan’a kadar tüm petrol kaynaklarının kontrolü ABD’nin eline geçecektir. Böylece, Avrupa’nın, ABD ile rekabet şansı azalacaktır. Artan petrol fiyatlarının yaratacağı etki; Avrupa ve Doğu Asya’da milyonlarca işçiyi sokağa dökebilecektir.
    Ürdün-Irak hayalleri
    Peki işgal nasıl işleyecek? ABD’liler işgal dedikleri zaman, Japonya’daki deneyimlerine güveniyorlar. Orada, teslimiyetin ardından Amerikalı General Douglas McArthur, sınırsızca hükmetti. Japonlar onu dinledi, çünkü sevgili imparatorları Mikado öyle istiyordu.
    Bugün Washington’da bazıları, Iraklı bir Mikado’yu hayal ediyor. Son kralın öldürüldüğü tarih olan 1958’e kadar Irak’a hükmeden Haşimi hanedanından birini. Neden hanedanın bir başka bir üyesi tahta geçirilmesin? Ürdün kralının bir akrabası mesela. Dahası, neden Irak ve Ürdün bir taht altında birleştirilmesin? İhtişamlı, dünyanın kabul edeceği ama basit ve mantıklı bir tasarım.
    Bu bana neyi hatırlattı? Aslında tarz tanıdık gelmiyor değil. 1980’lerin başında, Ariel Şaron’dan benzer planlar işitmiş ve o zaman bunları yayınlamıştım. Şaron’un kafası, Ortadoğu’yu yeniden yapılandırmak, Pakistan’dan Orta Asya’ya kadar uzanacak bir İsrail “güvenlik bölgesi” yaratmak, rejimler yıkmak ve kurmak, Filistin halkını toptan sürmek gibi planlarla doluydu.
    Ha Bush, ha Şaron
    Washington’dan esen hava, ister istemez Şaron’u hatırlatıyor. Bush ekibi ondan adeta büyülenmiş gibi davransa da, Şaron’dan akıl alıp almadıklarına dair bir kanıtım yok. Ama tarz aynı: Megalomani, yaratıcılık, saldırganlık, küstahlık, cehalet ve yüzeysellik. Patlayıcı bir karışım. Herkesin bildiği gibi, Şaron’un büyük planı suya düştü. Hayal gücü ve yüzeysel bir mantık işe yaramadı; çünkü Şaron tarihin akışını anlayamıyordu. Korkarım Bush, Cheney, Rumsfield, Rice, Wolfowitz, Pearl ve diğer küçük Şaronlar, aynı sendromun etkisi altında. Irak, bir Japonya değil. Ve Iraklılar, şu an milliyetçi diktatörlerine itaat ettikleri gibi, ABD tarafından getirilmiş bir Mikado’ya itaat etmeyeceklerdir. İslam köktendinciliği, kolayca evcilleştirilebilecek bir hayvan değildir. Yüzmilyonlarca Arap ve Müslüman, heybetli bir askeri güç için dahi büyük bir tehlike olabilir.
    Biz burada kalacağız
    Tarih, Şaron’un bize büyük felaketler getirdiğini gösterse de o, böyle bir Amerikan hamlesinin galibi olacağını düşünebilir. Ortaya çıkacak kargaşayı, Filistinlileri ülkelerinden kovmak için iyi bir fırsat olarak değerlendirebilecektir. Fakat İsrail, birkaç yıl içinde etrafının yeni bir Ortadoğu ile kuşatıldığını görecektir: Dinsel ve milliyetçi fanatizmle güdülenen, nefret ve intikam duygularıyla dolu bir bölge. Ve eninde sonunda, ABD’liler evlerine dönecek. Biz burada yalnız kalacağız. Ama Bush ve Şaron gibileri, tarihin ritmine göre yürümüyorlar.
    (Palestine Chronicle)


    Başa dön


  • Eylül’ün unutturulmak istenen acısı...
    Eylül ayı, 11 Eylül tarihinden başka bir “miladın” daha yıldönümüne tanık oldu. Ancak bu önemli tarih, 11 Eylül’ü ananların dikkatlerini çekmekten çok uzak. 16 Eylül 1982’de, İsrail güdümlü Falanjist çeteler, Beyrut’taki Sabra Şatila mülteci kampına girdi. Yurtlarından sürülmüş, silahsız binlerce Filistinli mülteci, üç gün boyunca dünyanın gözleri önünde süren korkunç katliamda yaşamını yitirdi. Sabra-Şatila katliamının üzerinden yirmi yıl geçti, ancak katliamın etkilerini hâlâ görmek mümkün. O korkunç üç günden sağ çıkanlardan biri olan Um Ahmet, kocasıyla dört oğlunu kaybettiği evde yaşıyor. Um Ahmet’in anlattığına göre, saldırı sırasında bir asker evlerine girip hepsini aynı odaya toplayıp ateş açmış, sadece kızı ve kendisi kurtulabilmiş. Um ve kızı, kocası ile oğullarının cesetleri altında kaldıkları için kurtulabilmiş. Um, “Yıllarca, sevdiklerimin öldüğü bu odaya adım atmamıştım. Küçük oğlum dahi başından üç kurşun yemişti” diyor.
    Zadran püskürtüldü
    Afganistan’da Host ve Paktia eyaletlerinde, savaş ağası Padişah Han Zadran’a bağlı güçlerin kontrolünde bulunan bölgeler, Karzai hükümetinin denetimine geçti. Zadran’ın güçlerinin bölgeden çıkartılması için geçen hafta başlatılan operasyon sonucunda, Zadran’a bağlı yüzlerce askerin teslim oldukları bildirildi. Yetkililer, Zadran’ın bilinmeyen bir yere kaçtığını söyledi. Ülkenin kuzeyinde de geçen hafta başlayan çatışmalar şimdilik son buldu. Özbek general Raşid Dostum ve Tacik komutan Atta Muhammed’e bağlı gruplar arasında çıkan son çatışmalarda 5 kişi ölmüştü.
    ETA liderlerine tutuklama
    Fransa’da, Bask bölgesinin bağımsızlığı için mücadele veren ETA örgütünün liderlerinden 2 kişi tutuklandı. İspanyol ve Fransız polisinin ortak operasyon düzenleyerek ülkenin güneybatısındaki Bordeaux kasabası yakınlarında tutukladığı liderlerin kimlikleri Juan Antonio Olarra ve Ainhoa Mugic olarak açıklandı. Olarra Guridi’nin, ETA’nın etkin liderlerinden Francisco Javier Garcia Gaztelu’nun 2001 Şubat’ında Fransa’da tutuklanmasından sonra tüm komando birliklerinin yönetimini aldığını açıklandı.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net