www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Balığa yem vermeyi unutmayın’
Samia Hallaby New York/New Jersey’de faaliyet gösteren ve Filistinli mültecilerin geri dönüş hakları için mücadele veren Al-Awda adlı bir grubun kurucu üyelerinden.

Tüberküloz hâlâ ciddi tehlike
Türkiye’de savaş kavramıyla birlikte anılan tüberkülozun, gelişen teknolojiye rağmen günümüzde de insan sağlığını tehdit ettiği belirtildi.


‘Balığa yem vermeyi unutmayın’
Dostlar,
Bu, seyahatimizin dördüncü günü fakat ben Ramallah’tan ayrılamadığım bu zamanı da değerlendiriyor ve üçüncü günümüzü anlatmaya koyuluyorum. Dün, pazar günü, bizi en mükemmel şekilde ağırlamaktan yorgun düşmüş görünen evsahibi ailemizle kahvaltı ettik.
Normalde olduklarından bile daha konukseverdiler. Ailede yorgunluk ve gözyaşlarını ifade eden tek kişi biraz konfor bulmak için annesinin peşinden mutfağa koşan ailenin iki yaşındaki bebeğiydi.
Taksi dolmuşla seyahat
Dikkatli bir şekilde kuşatma noktasından geçiş planları yaptik. İki kişilik gruplara ayrıldık ve birbirimizi görecek şekilde, gerekirse toplanıp, tek grup olarak kalma planı yaptık. Kişi başına yaklaşık olarak 35 sent ödediğimiz taksi dolmuşa bindik.
Yedi koltuklu taksiye binip, şoförün yanına oturduğum ve tam kapıyı kapatacağım dakika, elinde plastik bardaklarda kahve taşıyan bir tepsiyle koşturan bir adam kucağımın üzerinden şoföre uzandı. Şoförümüz bir tane alırken “Ben de alabilir miyim?” diye sorup ödemeye yeltendiğimde parayı yerine koymamı işaret etti. Kendisi ödedi. Ödemeye çalıştım fakat yine sorgulanması hakaret sayılan Arap misafirperverliğiyle karşılaştım.
Şoförümüz oldukça nazik bir adamdı. Bizi sınıra kadar götürdü ve daha ileri geçemediği için özür diledi. Kendi payıma düşen bir buçuk şekeli ödedim fakat zaten bu, kahvem için ödediği paraydı. Filistinli erkeklerin ailelerini geçindirmek için ihtiyaç içinde olduğu bu günlerde, bu konukseverlik değeri ölçülemez bir nezaket.
İki ayrı kuyruk
Sınıra yaklaştığımızda gördük ki, kadınlar ve erkekler için ayrı kuyruklar var. Erkeklerin oluşturduğu kuyruk daha uzundu. Bu gruptaki tek erkek olan Richard’ın geç çıkacağı anlamına geliyordu. Sıramız geldiğinde her birimiz, boş bir mesafeden yürümeye başlamamızı işaret eden bir İsrail askeri tarafından arandık ve büyük ihtimalle gözlenip, fotoğraflandık.
Sorgulama yapan askerin oturduğu kabine yaklaştığımda, yaşının ergenlik çağında veya yirmilerinde tipik İsrail askerinden bayağı geçkince olduğunu fark ettim. Kusursuz bir Amerikan İngilizcesi konuşuyordu ve muhtemelen yerleşimciydi (sonradan yerleşenlerden). Çantamı açınca geçmeme izin verdi. Çantamda ilk göze çarpan şey, her turist çantalarına özgü bir şişe suydu.
Geçiş için onaylandığımda kırık taş, çöp ve bükülmüş metal parçalarıyla çevrili tozlu bir yıkım yolunu yürüyüp geride kalanları bekledim. Tibby ve Cenen gelince iş yapmak için çırpınan taksicilerin arasından geçtik ve ben, Cenen ve Tibby’yi bir taksiye bindirdim.
Aynı konukseverlik
Tam İsraillilerin bizi dize getirdiklerini düşünmeye başladığım sırada yeniden aynı konukseverlikle karşılaştım ve kendimi yiyecek içecek satılan bir tezgâhın yanında üzerimde bir şemsiye ve altımda gayet konforlu kırmızı plastik bir sandalyede oturur buldum. Oturdum ve izledim. Radyolardan müzik yükseliyordu ve iş için birbiriyle yarışan taksiciler birbirlerine sataşıyor, birbirlerini övüyor, daha pek çok başka şey yapıyorlardı.
Her türden ve yaştan insanın, bu koşullar altında bile sınırı kontrol altında tutan, heybetli silahlarla donatılmış Nazi benzeri İsrail askerleri ve yerleşimcilerinkinden çok farklı bir yaşam havası içinde olduklarını gördüm. Bizim tarafımızda artan yaşam kavgası, diğer tarafta ölümün ciddiyeti vardı. O zaman emin oldum ki, sonunda yaşam bizimdir- Filistin’e ve emekçilerine ve kendi istekleriyle bizimle olmayı seçen inanılmaz ahlaki güce sahip olan Cenen, Tibby ve Richard gibi “ecnebi”lere.
El Vatan’ın başına gelenler
Tibby ve Cenen’le buluşmak için taksiye bindik. Adamer’de grubumuzun diğer üyeleriyle buluşup, günü onların örgütleyicileriyle İsrail askerlerinin Filistinli çocuklar ve siyasi tutuklulara nasıl davrandıklarını öğrenerek geçirdik.
Burdan sonrasını diğerleri anlatıyor: “Saat 4.45’te Ramallah kadınlarının işgal ertesi bir araya gelip hazırladığı bir sergiye gittik. İsrail işgalinden kalanlar ve hasar görenler arasında en akılda kalanlarından biri kirli suyla dolu cam bir balık kasesiydi, küçük bir akvaryum. Etrafına derme çatma bağlanmış bir ip vardı ve ipin bir ucu suda sallanıyordu. O uçtan da ipe bağlı boş bir sardalye kutusu.
Balık kasesi içindeki tek altınbalığı ile İsraillilerin işgal ettiği El Vatan, televizyon istasyonuna ait idi. Askerler pek çok cihaza hasar verip, sonrasında da pornografik yayınlar yapmaya başlamışlar. El Vatan, Ramallah’ta haber vermedeki başarısı ve ifade özgürlüğüne sahip çıkmasıyla bilinir ve sayılır. El Vatan çalışanları, işgal ihtimaline karşı konserve stokları yapmışlar. Askerler yiyecekleri yiyip, istasyonu tanınmayacak hale getirip, balığı öldürüp onun yerine sardalye kutusunu koymuşlar. Balık kasesine giden köşeye de ‘Balığa yem vermeyi unutmayın’ diyen bir not asmışlar.”
Ramallah’a hapsolmuş ve arkadaşlarımdan ayrılmak zorunda kalmıştım. Merak etmeyin, hepimiz iyiyiz ve bribirimizle telefonlaşıyor ve aptalca bir şey yapılmamasına özen gösteriyoruz.
Dostlarımıza en içten selamlar,
Samia
(Çeviren: Özlem Altıok)


Başa dön


Tüberküloz hâlâ ciddi tehlike
Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Ulusal Verem Savaş Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Ferit Koçoğlu, “Sağlık personelinin rehaveti, tüberküloz ile mücadelede 1930’lara dönmemize neden oluyor” dedi.
Prof. Koçoğlu, 9’uncusu Kayseri’de düzenlenen “Tüberküloz ve Tüberküloz Kontrolü Bölge Toplantısı”nda yaptığı konuşmada, 1930’lu yıllardan itibaren Türkiye’de savaş kavramıyla birlikte anılan tüberkülozun, gelişen teknolojiye rağmen günümüzde de insan sağlığını tehdit ettiğini belirtti. Tüberkülozun uzun vadeli bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Koçoğlu, şöyle konuştu: “Tüberküloz, günümüzde teşhisi ve tedavisi son derece basit bir hastalıktır. Ancak hastalık, uzun süreli takip gerektirmektedir. Hastanın ilaçlarını düzenli olarak kullanmaması, mikrobun direnç kazanmasına neden olur ve ilaçlar da fayda etmez hale gelir. Bu şekilde direnç kazanan mikrop, diğer insanlara bulaştığında da düzenli kullanılsa bile ilaçlar etkili olmaz.”
Ciddi tehlike
Günümüzde sağlık personelinin rehaveti nedeniyle hastalığın, tekrar 1930’lu yıllardaki gibi ciddi tehlike arz ettiğini öne süren Prof. Koçoğlu, sağlık personelinin eğitimindeki eksiklikler nedeniyle ‘savaşçı’ zihniyette yetişmediğini belirtti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net