www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Bankacılık Yasası’na kısmi iptal kararı
Anayasa Mahkemesi, bankacılık ile ilgili düzenlemeler içeren 4743 sayılı yasanın bir maddesindeki 3 fıkrayı iptal etti. Kararın yürürlüğe girmesi için 6 ay süre verildi.

TEKEL işçileri Ankara’dan boş döndü
Bakanlar Kurulu Kararı ile fabrikaları 30 Haziran’da kapatılacak olan İzmir TEKEL işçileri Ankara’ya gelerek, 26 yıl önce temeli atılan Manisa Akhisar TEKEL Fabrikası açılana kadar fabrikalarının kapatma kararının ertelenmesini istediler.

İşkence makinesi işliyor
Bugün İşkence Mağdurları ile Dayanışma Günü... Devletin, AB’nin yüzü suyu hürmetine yürüttüğü demokratikleşme ve insan haklarına saygı propagandasına rağmen ülkemizdeki işkence makinesi bütün gaddarlığıyla işlemeye devam ediyor.

Bulaşıcı hastalık alarmı
Yaşanan göçlerle birlikte büyük ve küçükbaş hayvan besiciliğinin şehir merkezlerine kaydırılmasıyla, hayvansal besinlerden bulaşan hastalıklarda da artış oldu.


Bankacılık Yasası’na kısmi iptal kararı
Anayasa Mahkemesi, bankacılık ile ilgili düzenlemeler içeren 4743 sayılı yasanın bir maddesindeki 3 fıkrayı iptal etti. Kararın yürürlüğe girmesi için 6 ay süre verildi. İptal edilen düzenlemeler, özerk kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların Sayıştay’ın denetimi dışına çıkarılmasını düzenliyordu. Anayasa Mahkemesi’nin Yapı Denetimi Yasası hakkındaki kararını bugün açıklaması bekleniyor. RTÜK Yasası ise yarın görüşülecek.
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç, heyetin öğleden sonraki toplantısının ardından alınan kararları açıkladı. Kılıç, 4743 sayılı yasanın bazı maddelerinin DYP tarafından iptali istemiyle açılan davayı karara bağladıklarını söyledi.
Kılıç’ın verdiği bilgiye göre, yasanın “Denetim” başlığını taşıyan 7. maddesinin 1., 3. ve 4. fıkraları Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildi. Bu iptal kararının yürürlüğe girmesi için de kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra 6 aylık bir süre verildi. Dolayısıyla yürürlüğü durdurma istemi de reddedildi.
Bazı maddelere onay
Başkanvekili Kılıç, aynı yasanın 6. maddesiyle 4603 sayılı yasanın geçici birinci maddesinin 3. fıkrasını değiştiren düzenleme, 7. maddenin 2. fıkrası ve geçici birinci maddenin 2. ve 3. fıkralarının iptal isteminin ise reddedildiğini bildirdi. Yasanın 6. maddesi Ziraat, Halk, Emlakbankası’nda 31 Aralık 2002 tarihinden sonra özel hukuk hükümlerine tabi olmayan personelin çalıştırılamayacağını öngörüyor. İptal istemi reddedilen 7. maddenin 2. fıkrası da özel kanunlarla kurulmuş kamu tüzel kişiliğini, idari ve mali özerkliği haiz kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların faaliyetleri hakkında yıllık raporun her yılın mayıs ayı sonuna kadar Bakanlar Kurulu’na sunulmasını ve bu kurul ve kuruluşların faaliyetlerine ilişkin olarak yılda bir defa TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nun bilgilendirilmesini öngörüyor.
Yasanın geçici birinci maddesinin 2. ve 3. fıkraları da Ziraat, Halk ve Emlakbankası’nın yönetim, denetim ve tasfiye kurulu üyelerinin bu kanun ve 4603 sayılı yasa hükümleri çerçevesinde yaptıkları işlemlerden dolayı hukuki sorumluluklarının bankacılık sektöründe faaliyette bulunan özel bankaların yönetim, denetim ve tasfiye kurullarına uygulanan özel hukuk hükümlerine ve mevzuata tabi olmalarını içeriyor. Bu üç bankanın yönetim, denetim ve tasfiye kurulu üyelerinin ceza ve idare hukuku bakımından memur sayılamayacaklarını öngörüyor.
Yapı denetimi ve RTÜK
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Kılıç, Yapı Denetim Hakkında Kanun’un bazı maddelerinin iptali istemiyle açılan davayı görüşmeye başladıklarını, bu konuda bugün bir karar verilebileceğini söyledi.
Kılıç, RTÜK yasasının 13 maddesinin iptali istemiyle 119 milletvekilinin açtığı davada ise yürürlüğün durdurulması istemini yarın günü görüşeceklerini bildirdi.


Başa dön


TEKEL işçileri Ankara’dan boş döndü
Bakanlar Kurulu Kararı ile fabrikaları 30 Haziran’da kapatılacak olan İzmir TEKEL işçileri Ankara’ya gelerek, 26 yıl önce temeli atılan Manisa Akhisar TEKEL Fabrikası açılana kadar fabrikalarının kapatma kararının ertelenmesini istediler.
İzmir TEKEL Fabrikası’nın kapatılmasına karşı yaklaşık 15 gündür eylemlerle tepkilerini ortaya koyan Tek Gıda-İş üyesi işçiler, dün de Ankara’ya gelerek DSP Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit ile görüştü. Sabah saatlerinde Ankara’ya ulaşan çoğunluğu kadın olan 215 işçi, polisler tarafından bir süre Etimesgut’da bekletildi. Daha sonra Hipodrom’a getirilen işçiler, DSP genel merkezi ile görüşmeleri sonucu, saat 10.00 için alınan randevunun saat 11.15’e ertelendiğini öğrendi.
Polis eşliğinde DSP Genel Merkezi’ne gelen işçiler, yaklaşık 1 saat güneşin altında Rahşan Ecevit’in gelmesini bekledi.
Daha sonra Hipodrom’a getirilen işçiler, DSP genel merkezi ile görüşmeleri sonucu, saat 10.00 için alınan randevunun saat 11.15’e ertelendiğini öğrendi. Polis eşliğinde DSP Genel Merkezi’ne gelen işçiler, yaklaşık 1 saat güneşin altında Rahşan Ecevit’in gelmesini bekledi. Sendika şube yöneticileri bekleme sırasında, işçileri sıraya sokarak hazır olda beklemelerini sağladı. Yöneticiler, belirli sloganlar dışında slogan atılmasına da izin vermedi. Daha sonra, Rahşan Ecevit, işçileri selamlayarak genel merkeze girdi. Ecevit’in ardından Tek Gıda-İş Ege Bölgesi Teşkilatlanma Sekreteri Mehmet Karataş ve bir grup TEKEL işçisi genel merkeze alındı. Görüşmenin ardından açıklama yapan Karataş, “Rahşan Hanım’dan, 30 Haziran’da kapatılma kararı alınan fabrikamızın, temeli Bülent Ecevit tarafından atılan Akhisar TEKEL Fabrikası açılana kadar kapatılmamasını istedik. Eğer bu isteğimiz kabul edilmezse fabrikanın kapatma kararının yılbaşına kadar ertelenmesini istedik” dedi. Rahşan Ecevit’in Bülent Ecevit’e konunun iletileceğini söylediğini aktaran Karataş, Başbakan Ecevit’in konuyu çözeceklerine inandıklarını söyledi. İşçiler de “Rahşan ana hayırlı haber yolla” sloganları ile Rahşan Ecevit’in açıklama yapmasını bekledi. Açıklamaya yapmayan Rahşan Ecevit’in binadan ayrılmasının ardından, işçiler de otobüslerine binerek, elleri boş İzmir’e döndüler.


Başa dön


İşkence makinesi işliyor
Hacer Yücel
İşkence, insana yöneltilen en kabul edilemez saldırılardan biri olarak varlığını sürdürüyor. Kişiyi konuşturmak ya da yıldırmak amacı taşıyan işkencenin, bedene elektrik verme, tazyikli suya tutma, falakaya yatırma, askıya alma ve tecavüz gibi birçok çeşidi uygulanıyor. İşkence Mağdurları ile Dayanışma Günü olan 26 Haziran’da, işkencenin bir muhasebesi yapıldığında en sistemli uygulanan yöntemlerden birinin taciz ve tecavüz olduğu ortaya çıkıyor.
Cinsel taciz ve tecavüze uğrayan kişilerin cinsiyeti ise hiç önem taşımıyor. Çünkü erkekler de bu tür uygulamalarla sık sık karşı karşıya kalabiliyor.
Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi tarafından Nisan 2002 tarihinde hazırlanan rapor, bu işkence yönteminin yaygınlığını, kimler tarafından yapıldığını gözler önüne seriyor. Hukuki yardım almak için başvuran 155 kadın üzerinden hazırlanan rapora göre, tecavüze maruz kalanlardan en genci 10, en yaşlısı ise 67 yaşında.
Kadınlardan 117’si Kürt
Suçu işleyenlerin dağılımı ise devlet kurumları içinde işkencenin ne kadar yaygın kullanıldığını gözler önüne seriyor. Buna göre bu suçu işleyenlerden 111’inin faili polis, 32 olayın faili asker ve jandarma. 3 vakanın faili özel tim, 6 vakanın faili korucu, 9 vakanın faili infaz koruma memuru, 2 vakanın faili ise itirafçı.
Türkiye’de siyasi kimliği ya da Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşadığı için gözaltına alınarak cinsel taciz ve tecavüze maruz kalan kadınlardan 117’si Kürt, 30’u Türk, 1’i Alman, 4’ü Romen, 1’i ise Bulgar. Hukuki yardım almak için başvuran 155 kadından 65’inin dosyaları rafa kaldırılmış. Eldeki veriler işkence mağdurunun, mağduriyetinin gözaltından çıktıktan sonra da devam ettiğini gözler önüne seriyor. Buna göre, korktuğu için hukuki işlem istemeyenlerin sayısı 32. Kadınların hukuki işlem istememelerinin birinci nedeni, ailenin ve toplumun bu duruma nasıl tepki vereceği korkusu, ikinci nedeni ise tekrar gözaltına alınmak ve işkenceye maruz kalmak korkusu.
Dava devam ederken vazgeçenlerin sayısı ise 9. Vazgeçmenin nedenlerinden en önemlisi ise mağdura failler tarafından uygulanan baskı. Bu 65 dosya içinde mahkeme kararı ile sonuçlanan tek bir dava bulunuyor. Bu davada da fail 10 ay hapis cezası almış, ancak cezası ertelenmiş. Tecavüz sonucu hamile kalan 3 kadından birinin çocuğu yaşarken diğer ikisinin çocukları ölmüş. Tecavüz sonucu intihar eden kadın sayısı ise 2. Bir işkence yöntemi olan cinsel taciz ve tecavüze maruz kalan kadınlardan suç duyurusunda bulunan 30’u ise uğradıkları yoğun baskı sonucu Türkiye içinde başka bir ile taşınmak zorunda kaldı.


Başa dön


Bulaşıcı hastalık alarmı
Eyüp Seyrek
OHAL koşullarında yaşamaya mahkûm edilen, yasakların ve baskıların ardından göçe zorlanan bölge halkı, bir yandan da sağlık sorunlarıyla boğuşuyor. Yaşanan göçlerle birlikte, büyük ve küçükbaş hayvan besiciliğinin şehir merkezlerine kaydırılmasıyla, halk arasında “Malta Humması” olarak bilinen süt, peynir et ve sakatatlardan insanlara geçen “Bruselloz” hastalığının yaygınlaştığı ortaya çıktı.
Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Antep, Kilis, Mardin, Siirt ve Urfa illeri ile bu illere bağlı ilçelerde, yaklaşık 10 milyon insanın hayatlarını olumsuz yönde etkileyen ateşli ve bulaşıcı hastalıklardan Brucella, Tifo, Paratifo ile bağırsak enfeksiyonları, bölgede hasta sayısında artışa neden oldu.
Bu hastalıklar nedeniyle devlet hastaneleri ile sağlık ocakları önünde kuyruklar oluşuyor. Hastalar, hasta çokluğu nedeniyle muayene olmadan geri dönmek zorunda kalıyor. Hastalar, özel hastanelere gitmek zorunda bırakılmalarına ve kendilerinden 30 ile 50 milyon arasında muayene ücreti istenmesine tepki gösteriyorlar.
Urfa’da, devlet hastaneleri ve sağlık ocaklarında yapılan muayenelerin ise geçen yıla oranla yüzde 40 arttığı açıklandı. Viranşehir Devlet Hastanesi İç Hastalıklar Uzmanı Dr. Ender Güven, konu ile ilgili sorularımızı yanıtladı.
Brucella, Tifo, Paratifo, Tifüs ve bağırsak enfeksiyonlarında artış olduğunu belirtiyorsunuz. Bu hastalıklar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bu hastalıklar gittikçe yaygınlaşmaya başladı. Özellikle Akdeniz Humması ya da ‘Brucelloz’ olarak bilinen hayvansal gıda maddelerinden insanlara bulaşan hastalıklarda korkunç derecede artış var. Bölgede, şehir içi hayvan besiciliği oldukça yaygın. Çeşitli hastalıklar taşıyan ve sınır ötesinden Türkiye’ye sokulan ticari amaçlı hayvanlar veteriner hekimlerin kontrolünden geçmiyor.
Avrupa ülkelerinde baş gösteren deli-dana vakası nasıl ki yıllar geçtikten sonra ortaya çıktı ise bizde de bu vaka öyle. Bu hastalıkların tedavisininde de sorunlar yaşanıyor. Bölge bazında bu tür hastalıklarla ilgili olarak istatistiki bilgiler ise arşivlenmiyor. Sadece, İl Sağlık Müdürlükleri’ne hastanelerden gönderilen raporlar dikkate alnıyor. Bu tür hastalıklarla ilgili olarak serbest çalışan doktorlardan da, hasta verileri alınması gerektiği düşüncesindeyim.
Halk arasında Malta ya da Akdeniz Humması olarak bilinen Bruselloz hastalığı ateşli ve bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalığın belirtileri, yüksek ateş, titreme, terleme, halsizlik ve ağrıdır. İnsanda hastalığa neden olan bakteriler, keçi ve koyundan geçen Brucella Melitensis, domuzdan geçen Brucella Suıs ve sığırdan geçen Brucella Abortus’tur. Hastalık, halk sağlığı açısından ciddi sorunlar yaratmasının yanı sıra, besicilik ve hayvancılıkta da önemli ekonomik zararlara yol açar. Sığırlarda görülen Malta Humması (Bang hastalığı) gebe hayvanlarda düşüğe neden olur ve süt veriminde azalma olur. Brucella cinsi bakteriler, ileri derecede yayılma yeteneğine sahip olduğundan, hastalık hayvandan hayvana hızlı bulaşır.
Nasıl bulaşır?
Malta Humması, hayvandan insana doğrudan ya da dolaylı yollarla bulaşır. İnsandan insana bulaşması çok ender görülür. Tam olarak anlaşılmamış nedenlerle çocuklar hastalığa erişkinlerden daha dirençlidir. Hasta hayvanların tedavisinde kullanılabilecek güvenilir bir ilaç yoktur.
İnsanda akut Malta Humması’nın tedavisinde; sülfonamit, tetrasiklin ve streptomisin gibi antibiyotikler kullanılır. 1986’dan, bu yana Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerisi üzerine doksisiklin ve rifampisin kullanılmaya başlanmış ve oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiştir.
Ya diğer hastalıklar?
Bölge genelinde yaygın olan hastalıklardan Tifo; dengesiz beslenme, mikroplu su ve besinlerin yenmesiyle vücuda giren Salmonella Typhi türü bakteri olan akut enfeksiyon hastalığıdır.
Gölet, sarnıç, sağlıksız kuyu suları ile kent su şebekelerinin kirlenmesi, hastalığın yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Paratifo ise daha hafif geçen bir bulaşıcı hastalıktır.
Bölgemizde sıkça rastlanan ateşli hastalıklar başında yer almaktadır. İki hastalık arasındaki farkları çoğu kez doktorlar fark etmeyebilir. Ancak tahliller sonucu ortaya çıkar. Bu hastalığın bulaşmasında kümes hayvanları önemli rol oynamaktadır. Hayvanların temas ettiği besin ve sularda da, ek bulaşıcı kaynak oluşturur ki; köylerimizde göl gibi suları hayvan ve insanlar ortak olarak kullanmaktadırlar.
Bu hastalıkların önlenmesi mümkün değil mi?
Kırsal kesimlerde yaşayan halk, ana çocuk sağlık hizmetlerinden mahrum kalıyor. Bölge uzun yıllar pratisyen doktorlarla sağlık hizmetlerini yürütmüş. Mevcut olan devlet hastaneleri ve üniversitelere hastalar başvuruda bulunmamış. Öte yandan halk, sağlık konusunda bilinçlendirilmiş değil. Halen erkek hekimlere kendini muayene ettirmeyen çok sayıda bayan mevcuttur. Hastalığını gizleyenler de var.
Sizce aile hekimliğinin zorunlu hale gelmesi gerekmiyor mu?
Avrupa’da aile hekimliği, öncü tedavinin uygulanmasına gidilen ilk müessesedir. Bu müessese elde ettiği verileri önemine göre sağlık müdürlükleri ya da hastanelere bildirir ve hasta tedavisine öncülük eder. Bu bizde uygulanmadığı için vatandaş halen sağlık sorunlarını ‘kocakarı’ ilaçları ile halletmeye çalışıyor.
Ateşli-bulaşıcı hastalıklar bölgedeki fakültelerde taramadan geçirilemez mi?
Bu ciddi bir öneridir. Bu konuyu İl Sağlık Müdürlüğü’ne bir teklif olarak en kısa zamanda götüreceğim. Ama kararı verecek merci yine Sağlık Bakanlığı’dır. Bu teklif salt bu bölge bazında değil, Türkiye genelinde ele alınması gereken bir tekliftir.


Başa dön


Tatil rantçıları kaybetti tabiat kazandı
Antalya’nın Kundu köyünde, Orman Bakanlığı’nca bir şirkete tahsis edilen alana tatil köyü yapılması yolundaki imar planı değişikliği, Danıştay 6. Dairesi tarafından iptal edildi. 610 bin metrekare alanın 200 yataklı birinci sınıf tatil köyü ve 18 delikli 160 metrekare golf sahası yapılarak bölgenin orman alanı olma özelliğin yok edilmesi de böylece önlenmiş oldu. Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Başkanı Hediye Gündüz, düzenlediği basın toplantısında, derneğin Antalya Şubesi’nin, Kundu köyü halkı, Antalya Barosu ve Kundu Muhtarlığı ile birlikte açtığı davanın kazanıldığını belirterek, şöyle dedi: “Kundu’da çevre düşüncesi ve çevreciler kazanmıştır”. Aksu Çayı ile Acısu arasında kalan ve eşsiz doğal güzellikleri bulunan bu alan, birkaç yıl önce turizme açıldı ve bazı tesisler yapıldığını aktaran Gündüz, daha sonra bölgede Orman Bakanlığı’na ait bir arazide yangın çıktığına dikkat çekti. Tamamen yanan 417 bin metrekare alanın, ağaçlandırılmak üzere bir şirkete tahsis edildiğinin altını çizen Gündüz, “Yanındaki ormanlık alanla birlikte toplam 610 bin metrekare alan golf sahası ve 200 yataklı tatil köyü yapılması amacıyla aynı şirkete tahsis edildi” dedi. Gündüz, “Endemik bitki ve kuş türleri, eşsiz doğal güzellikleriyle mutlak korunması gereken bu alana golf sahası ve tatil köyü yapılmaması için Kundu köylüleri ile 2000 yılında dava açtık. Danıştay 6. dairesi, bu talebimizi yerinde bularak, belediyenin yaptığı imar planı değişikliğini iptal etti” şeklinde konuştu. Danıştay 6. Dairesi’nin aldığı iptal kararı ile bölgenin büyük bir talandan kurtarıldığını sözlerine ekleyen Gündüz, “Kundu halkının ve çevrecilerin haklılığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bölgedeki canlılar, artık doğal ortamda yaşamlarını sürdürecek, golf sahası ve otel artık yapılmayacak” dedi.
YÖK üyesinden itiraflar
Meslek Yüksekokulları Program Geliştirme Projesi ile ilgili Bursa’da yapılan toplantıya katılan YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Öznal, yükseköğretimdeki eksiklikleri itiraf etti. Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Öznal yaptığı konuşmada yürütme kurulu üyesi olduğu kurum başkanından çok farklı bir şekilde, Türkiye’de yükseköğrenimin eksikliklerinden söz etti. Türkiye’de yükseköğrenimde, öğretim üyesi sayısı, mali kaynak, okullaşma oranı ve eğitim kalitesi açısından sorunların bulunduğunun altını çizen Öznal, Türkiye’de, 53 devlet ve 24 vakıf üniversitesinde 1 milyon 678 bin kişinin yükseköğrenim gördüğünü ve 1 öğretim üyesine 32 öğrencinin düştüğünü belirtti. Öznal, bu rakamın, UNESCO standartlarına göre dünyada 9-10 olması gerektiğini kaydetti. Öznal, yükseköğretime en yüksek kaynağın 1993 yılında öğrenci başına 2 bin 608 dolar olarak gerçekleştiğini anlatarak, geçen 9 yıl içinde yükseköğretimin yüzde 25 büyümesine karşın, aktarılan kaynağın giderek azaldığını ve krizle birlikte bu yıl rakamın 1100 dolara gerilediğine dikkat çekti. Öznal, aktarılan kaynak azaldıkça eğitim kalitesinden ödün verilmek zorunda kalındığını vurguladı. Öznal, yükseköğretimin, ağırlıklı olarak devlet üniversiteleri tarafından verilmesinin “Parasız eğitim” olarak adlandırılmasının yanlış olduğunu ifade ederek, bugünkü sistemin, fakirden alıp, zengine veren bir sistem olduğunu söyledi.
Vekiller ‘haka dansı’na bozuldu!
TBMM Başkanı Ömer İzgi, televizyon sunucusu Metin Uca hakkında TBMM’nin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif ettiği iddiasıyla açılan davayla ilgili ifade verdi ve Uca’nın cezalandırılmasını istedi. İzgi, dün öğleden sonra Ankara Adliye Sarayı’nda 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimliği’nde talimat ifadesi verdi. İzgi’nin, ifadesinde, Uca’dan şikayetçi olduğu ve milletvekillerini aşağıladığını savunarak, cezalandırılmasını talep ettiği öğrenildi. Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı Ali Özgündüz tarafından hazırlanan iddianamede, Uca’nın milletvekilleri hakkında “illetvekilleri” sözlerini sarfettiği ifade edilerek, daha sonra Avustralya yerlilerinin dansını ekrana getirdiği kaydediliyor. İddianamede, Uca’nın, TCK’nın “Anayasa kuruluşlarını ve kamu şahsiyetlerini tahkir” başlıklı 159’uncu maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca 1 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.
Menderes kaymakamı pes etti!
Beş yıl önce Menderes ilçesine atanan Kaymakam Hasan Basri Güzeloğlu’nun, Ahmetbeyli sahil esnafının üzerinde yasalardan destek alarak estirdiği “rüzgar” esnafın eylemiyle sonlandı. Dört sezondur yerli yabancı turiste bira ve çay satamayan esnaf, ruhsatlarının iptaliyle sürekli jandarmayla yüz yüze geliyordu. Ahmetbeyli, Maydonoz ve Yoncaköy mahallelerinde bulunan 200’e yakın esnaf, tapulu arazilerinin üzerinde motel, çay bahçesi, lokanta, kafeterya gibi işletmelerinin ruhsatları kaymakamlık tarafından iptal edildi. İmarın bulunmadığı köyde, işletmeciler yıllardır hizmetlerini “geçici ruhsat” alarak yürütüyor. Güzeloğlu’nun ilçelerine atanmasıyla tek tek ruhsatlarının iptal edildiğini söyleyen esnaf, jandarmanın da katı tutumu karşısında tatilcilerin çay, bira gibi isteklerini karşılayamaz duruma geldi. Sahil köyündeki lokantalar, pideciler, dönerciler müşterilerini ayakta kabul ediyor, yiyecek ve içeceği kağıda sararak servis yapıyorlar. Kamping işletmecileri, Kaymakamlığın emri ile çadırların sökülecek olması karşısında geçtiğimiz pazar akşamını nöbet tutarak geçirdiler. Olayların yarattığı tedirginlik karşısında pazartesi günü kaymakam Güzeloğlu’yla görüşen Ahmetbeyli muhtarı Erdinç Kasapoğlu, kaymakamlıktan olumlu bir gelişme kaydedemeyince; esnafla birlikte eylem kararı aldı. Kapalı olan işletmelerinin anahtarlarını yanlarına alan esnaf, Menderes Kaymakamlığı önünde protesto eylemi gerçekleştirdi. Kaymakamlık önünde alkışlarla “Kaymakam dışarı” sloganını atan esnaf, muhtar ve aralarından seçtiği iki temsilciyi kaymakamla toplantıya gönderdi. 2,5 saat süren toplantı sonunda, Kaymakam Güzeloğlu’ndan “geçici ruhsat” sözünü alan esnaf, daha sonra köylerine döndü.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net