www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Filistin’in özgürlüğü için
ABD ve İsrail yöneticileri için Filistinlilerin ne düşündükleri, hangi yönetimi istedikleri önem taşımıyor.

Filistin’in iradesi ayaklar altında
ABD yönetimi, İsrail terörizmine yönelik tutumunu, Bush’un “tarihi demeci” ile tüm dünyaya ilan etti.

Yedi gün uyuyan Filistinli baba...
Gecenin bir vaktinde, etrafı kağıtlarla çevrili eski, tozlu bir faks makinesinden, bazı satırların güçbela okunduğu üç kağıt çıkıyor. Kağıdın ön yüzünde bir isim yazılı: Cenin mülteci kampından Hala Ebu Rumeyle. Bu yazılanlar, onun hikayesi.


Filistin’in özgürlüğü için
HABER ANALİZ / A. Cihan Soylu
Bush, Amerikan emperyalizminin Ortadoğu-Kafkasya stratejileri çerçevesinde belirlenen “Filistin Planı”nı, Ottowa’da toplanacak G-8’ler zirvesine götürüp, oradan Batılı sömürgecilerin “ortak kararı”na dönüştürüleceğini açıkladı. Bush-Şaron ortak planına göre, Arafat’ın “Filistin Devlet Başkanı” rolüne son verilecek, yerine “teröre karşı daha etkili mücadele yürütecek” bir Filistin yönetimi oluşturulacak, “barışın sağlanması” ve Filistin devleti için çaba gösterilecek, vb.
Arafat’ın temsil ettiği Filistin yönetimi, ABD planlarına uygun bir politika izlemesine ve her adımda daha geriye çekilmesine karşın, Filistinlilerin tam teslimiyetini sağlamakta yetersiz kaldığı gerekçesiyle ‘gözden çıkarıldı’. Bush ve Şaron, Arafat’ı, Filistinlilerin, Amerikan destekli İsrail işgaline duydukları öfkeyi ve HAMAS gibi kitle destekli örgütlerin sürdürdükleri “intihar eylemleri”ni önlemede yetersiz kaldığını, -Şaron buna ‘terörü temsil etme’yi de ekliyor- söylüyorlar.
Terörist ikilinin politikaları
Filistin halkına yaşam hakkı tanımayan, işgal ve imha eylemlerini onyıllardır sürdüren, BM’nin kararlarını paspasa dönüştüren, baştan aşağı terör organizasyonu bir devletin, Filistin halkını terörist olarak damgalamasını “trajedi” olarak mı anlamalı? Batı emperyalistlerinin desteğinde işgal ettiği toprakları sürekli genişletmeye ve Filistinlileri yaşadıkları topraklardan sürmeye çalışan, koloniler oluşturarak sömürgeci politikaları sürekli kılan terörist devlet, işgalden kurtulmak ve kendi bağımsız devletini kurarak, kendi topraklarında özgürce yaşamak istediği için, Filistinlileri terörist ilan ediyor. Bush çetesi, dünyanın en büyük terörist devletinin başında, çıkarları için hedef seçtiği bölge ve ülkelere saldırıya geçmekle yetinmiyor, çıkarları için en azgın işbirlikçilerini de bölge halkları üzerine saldırtıyor ve ardından dönüp; kendilerini savunma, bağımsız devlet olarak yaşamak ve kendi geleceklerini belirlemek istedikleri için, Filistinlileri ve diğerlerini terörist ilan ediyor. Saldırgan ve işgalci İsrail’in “kendini savunma hakkını kullandığını” vazederek, işgal ve saldırının sürdürülmesini sağlıyor, “terörizme karşı mücadele” yalanıyla dünya halklarını aldatma gibi alçakça bir taktik izliyor. Onun planlarına, yedeğindeki İngiltere ve aralarındaki çelişkilere; kendi çıkarları yönünde oluşumlar için gerici çabalarına karşın, Almanya-Fransa gibi AB üyesi emperyalist devletlerin entrika ve oyunları eşlik ediyor. Bölgenin gerici rejimleri ve Türkiye gericiliği, Amerikan planı kapsamında taşeronluk ötesinde bir tutuma sahip değiller. Emperyalistler ve işbirlikçileri, bu “mazlum halk”ın kaderiyle oynuyor ve esaret altında tutulması için her şeyi yapıyorlar.
Dünyanın gözleri önünde...
“Bağımsız olarak var olma hakkı” üzerine propagandayla uluslararası ilişkilerde “eşit ilişkiler”den yana oldukları görüntüsü veren emperyalist büyük devletler ve işbirlikçileri, “dünyanın gözü önünde”, başka ülkelerin işgaline; yönetimlerinin belirlenmesine veya değiştirilmesine; bu ülkelerin halklarının iradelerini ayaklar altına alarak karar verebiliyorlar. Tekelci burjuvazinin “dünya düzene sağlama” yolu bu olmalı!
ABD ve İsrail yöneticileri için Filistinlilerin ne düşündükleri, hangi yönetimi istedikleri; Arafat yönetimini meşru sayıp saymadıkları önem taşımıyor. 1948’de İsrail’i kendi kararlarıyla kurdurdukları, 50 yıldır Filistinlileri sürgün ve işgal altında yaşamaya mecbur tuttukları gibi, şimdi de kukla bir yönetim altında, topraklarının büyük bölümü işgalcinin kullanımına verilmiş bir ülkede “bağımsız devlet” kurduracak ve böylece eşitliği ve düzeni sağlamış olacaklar.
Tarih; Filistin halkının, emperyalistlerin denetimi ve desteğinde sürdürülen bu tür “düzen”i kabullanmediğini gösterdi. Filistin halkı, İsrail’in bağımsız bir devlet olarak yaşama hakkını tanıdığını; ancak kendi topraklarından çekilmesini; işgal politikalarına son vermesini ve bağımsız yaşama hakkını tanımasını istediğini, her intifadada, her eylemde, uluslararası her platformda açıklamış bulunuyor. Bu, iki halkın, iki ülke ve devletin de çıkarına tek doğru politikadır. Bu halkın, kendi kaderi ve geleceğiyle ilgili iradesine saygı duymak; bağımsız olarak yaşama ve kendi yönetimini kendi belirleme hakkını tanımak; işte çözümün birincil koşulu budur.
Buna aykırı tutum içindekiler, çözümsüzlüğü, işgali, savaşı, katliamları destekliyorlar demektir. Emperyalistlerin ve Şaron-Mofaz çetesinin Filistin politikası ve planları kabul edilebilir değildir.
Yaşasın Filistin halkının bağımsız yaşama mücadelesi!


Başa dön


Filistin’in iradesi ayaklar altında
ABD Başkanı George W. Bush, uzun zamandır beklenen “tarihi” Ortadoğu konuşmasını gerçekleştirdi. Önceki akşam yapılan konuşma, ABD güdümlü Oslo “barışı”nın, yine ABD tarafından mezara gömülmesi anlamına geliyor. Bush, seçilmiş ve meşru Filistin lideri Yaser Arafat’ın adını bile ağzına almadan, onun devrilmesi gerektiğini söyledi. Ardından da, “bu koşullarda” Filistin devletini kabul etmediklerini ilan ederek, İsrail işgali ve terörizmine tam destek verdiklerini gösterdi. Bush, Filistinlilerin eylemlerinin devam etmesi halinde “İsrail’in kendini savunacağını ve Filistin halkının daha çok acı çekeceğini” söyleyerek, işgal ordularına adeta “Saldırın” emri verdi.
Bin Ladin muamelesi
Konuşmadaki bir diğer önemli unsur da, “Terörizm konusunda ya bizden yanasınız, ya da teröristlerden” ünlü sözünün hatırlatılmasıydı. Bu ifadeyle Bush, Filistin halkını Usame Bin Ladin ile aynı kefeye koyduğunu, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalini ise “uluslararası terörizmle mücadelenin parçası” olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Bush, bu açıklamayla, Birleşmiş Milletler’in, Güvenlik Konseyi başta olmak üzere çeşitli organlarının Ortadoğu ile ilgili almış olduğu yüzlerce kararın hiçbirini tanımadığını ve tanımayacağını da duyurdu.
Arap halkları Bush’un sözlerini öfkeyle karşılarken, Filistinliler, “Konuşmayı Şaron yazdı herhalde” gibi alaycı yorumlarla, ABD emperyalizminden zaten bir şey beklemediklerini ortaya koyuyorlar.
Arafat beğendi!
Avrupa Birliği liderleri, konuşmayı “genel olarak olumlu” bulduklarını söyleyerek, Bush’un terörizm yanlısı politikasını kucakladılar. En ilginç değerlendirme ise, ismi Bush tarafından ağza alınmaya dahi değer bulunmayan Yaser Arafat’ın kendisinden geldi. Son birkaç haftadır verdiği demeçlerle İsrail ve ABD’nin değirmenine su taşıyan Arafat, Bush’un sözlerinin “barış sürecini ilerletmek için ortaya konulmuş ciddi bir çaba” olduğunu öne sürmekle yetindi.
‘Şerefine gölge düştü’
Bush, açıklamasında, “Her iki ülke de teröre karşı savaşmadığı sürece barışa ulaşmak mümkün değil. Barış, farklı bir liderliği zorunlu kılıyor; Filistin devleti ancak böyle hayat bulacak. Filistin halkına sesleniyorum: Yeni bir lider seçsinler; terörün, şerefine gölge düşürmediği bir lider. Onları hoşgörü ve bağımsızlık temelinde yeni bir demokrasi kurmaya çağırıyorum. Eğer Filistin halkı bu hedefleri hızla yerine getirirse ABD ve dünya onların çabalarını hızla destekleyecektir. Eğer Filistin halkı bu hedeflere ulaşırsa İsrail, Mısır ve Ürdün ile güvenlik ve diğer konularda anlaşmaya varacaklardır” diyerek, işbirlikçi Arap rejimlerine de rol biçti.
Seçilmiş meclise saldırı
Şaibeli bir seçim ve sayım sürecinin ardından iktidara gelen Bush, Filistin Meclisi’ne de ağır bir dille saldırdı ve şunları söyledi: “Bugün seçilmiş Filistin Meclisi’nin hiçbir yetkisi yoktur ve güç birkaç sorumsuzun elindedir. Filistin devletinin vatandaşlarına hizmet etmesinin tek yolu, yeni bir hükümetin güçlerini ayıracak bir anayasa kabul etmeleridir. Filistin meclisi, yasama organının tüm yetkisine sahip olmalı. Yerel yetkililer ve bakanlar kendi yetkilerini kullanmalılar ve yetkili bir sekilde yönetebilmek için bağımsız davranabilmeliler. ABD ve Arap devletleri, Filistin liderlerine yeni bir anayasal çerçeve ve işleyen bir demokrasi yaratmaları için yardım edecektir. ABD, Filistin’in, genel seçimlerin ardından adil birçok partili yerel seçim düzenlemelerine yardım edecektir.”
‘Devlet mevlet yok’
Amerikan lideri, Filistin yetkililerinin “terörizmi desteklediği” suçlamasını da getirerek, “Bu kabul edilemez. ABD, liderleri terörizme karşı uzun erimli bir savaş başlatana ve terörist altyapıları yok edene kadar, Filistin devletinin kurulmasına yardım etmeyecektir. Eğer Filistinliler demokrasiyi benimserler, yolsuzluğa karşı koyar ve terörü kesinlikle reddederlerse, ABD’nin geçici bir Filistin devleti konusunda yardım edeceğindin emin olabilirler” dedi.
İran ve Suriye suçlandı
Bush, konuşmasında İran ve Suriye hükümetlerini de, Filistinli örgütlere destek olmakla suçladı. Diğer yandan, Amerikan işbirlikçisi Arap rejimlerine de, “İsrail ile diplomatik ve ticari bağları güçlendirme” tavsiyesinde bulundu.
Filistin’in, İsrail’in öngördüğü bir biçimde “hizaya gelmesi” için üç yılın yeterli olacağını öngören Bush, 28 Eylül 2000 tarihinden bu yana devam eden, binlerce Filistinlinin öldürülmesine ve onbinlercesinin yaralanıp sakat kalmasına yol açan İsrail saldırılarını, “terörizme karşı savunma” çerçevesine oturttu.


Başa dön


Yedi gün uyuyan Filistinli baba...
Remzi Barud
Gecenin bir vaktinde, etrafı kağıtlarla çevrili eski, tozlu bir faks makinesinden, bazı satırların güçbela okunduğu üç kağıt çıkıyor. Kağıdın ön yüzünde bir isim yazılı: Cenin mülteci kampından Hala Ebu Rumeyle. Bu yazılanlar, onun hikayesi.
Hala, 32 yaşında Filistinli bir kadın. Ateye Ebu Rumeyle ile evlenmiş ve üç çocukları olmuş. Rami 4, Hizar 6 ve Muhammed 7 yaşlarında. Eşi, Ateye’nin çok çalışıp, Cenin’deki mülteci kampının dışında mütevazı bir ev yaptırmaya yetecek parayı biriktirdiğini anlatıyor.
“Kocam en iyi babaydı” diyor. İsrail ordusu, Cenin mülteci kampını yerle bir edip pek çok kişiyi öldürünce, çocuklarına olan sevgisi daha da artmış. Babaları, çocuklarına sarılıp her şeyin düzeleceğini söylüyormuş. Çocuklar, babalarının bu sözlerine güveniyorlarmış.
“İsraillilerin Ramallah’ı da aldıklarını öğrendiğimizde”, diyor Hala, “Cenin işgaline karşı hazırlık yapmaya başladık. Tüm gücümüzü çocuklarımıza bir zarar gelmemesi için seferber ettik.”
Tanklar ve toplarla
“İsrail, kamplara saldırdığı ilk gün, tank-top mermileri ile füze kullandı” diye sürdürüyor konuşmasını. “Üçüncü gün, daha çok asker ve tanklarla geldiler. Top atışları çok şiddetliydi. Evimiz de isabet aldı.”
Baba, çocukları birer birer mutfağa taşımaya başlamış. “Mutfak evdeki en güvenli yerdi. Orada, şarapneller etrafımıza düşerken, saatlerce korkudan titredik. Bombalama en sonunda durdu.” Ateye, evdeki zararı tespit etmek için etrafı kolaçan ederken epey sinirliydi. Yılların emeği boşa gitmişti; ev onarılamayacak kadar kötü zarar görmüştü.
“Kocam, ‘Adalet falan yok, 20 yıldır emek vererek bugüne getirdiğim evi yerle bir ettiler, çocuklarım aç, komşularım ateş altında’ diyordu.” Evdeki hasarı gözleriyle görmek için israr etti. Karısı ise, çocuklarının ona ihtiyacı olduğunu söyleyerek, mutfakta kalması için yalvardı. Ateye, kalmayı kabul etti.
Oyuncak almak için...
Fakat sonra odaların birine sürünerek ilerledi. Niyeti, çocuklarını bir nebze rahatlatmak için birkaç oyuncak getirmekti. Bu, yaptığı son şey olacaktı. “Silah sesini duydum. Bir keskin nişancının, komşu evin çatısında mevzilendiğini fark edememişiz.” Ve kocası acıyla haykırdı: “Hala, Hala!”
“Kalbim durmuştu. Aceleyle odaya koştuğumda onu kanlar içinde buldum. Ağzından, burnundan kan boşalıyordu. Hâlâ ayaktaydı. Onunla konuşmaya çalıştım, ama cevap veremedi. Elini tuttum ve yavaşça yere serildi. Bunun ölüm olduğunu hissettim. Ondan önce ölmeyi istedim o an. Ancak birkaç saniye sonra, son nefesini vermişti.” Hala, kocasını odalardan birine sürükledi ve üzerini örttü. Çığlıklar içindeki çocuklar ise, kötü bir şeyler olduğunu hissetmişlerdi. Hala, onlara, “Babanız biraz yorgun, uykuya ihtiyacı var” dedi.
Bitmeyen uyku
Tam yedi gün boyunca, Ateye, orada ‘uyudu’. Çocukları onu uyandırmaya çalıştı. Hala ise, tarifsiz bir acı ve korkuyla ağlayıp durdu. Çocuklarına, yorgun babalarını rahatsız etmemelerini öğütlemekten başka bir şey yapamıyordu.
Yedi gün boyunca, İsrailli askerleri, kocasının ölü bedenini gömme konusunda ikna etmeye çalıştı. İsrailliler ise kabul etmediler.
“Çocuklarım, babalarının neden bu kadar uzun bir süre uyuduğunu merak edip durdular. Her seferinde çocuklardan birini babalarının yanı başında oturup, onu dürterken buluyor ve kahroluyordum.”
Askerler, babanın cesedini ailesine vermedi ve onu hastanenin avlusuna gömdü. “O büyük mezarlık, daima, sadece Filistinli olduğu için öldürülen kocamın da dahil olduğu bu katliamın tanığı olarak duracak.”
Hala ve Ateye’nin çocukları, babalarının uyumadığını biliyor artık. Ölüm kavramıyla bu kadar tanışık olmayabilirlerdi, fakat şimdi onu gayet iyi tanıyorlar. Hatta, biricik babalarının, kendilerine oyuncak almaya giderken bir İsrail keskin nişancısı tarafından başından vurulduğunu da biliyorlar.
Tüm bunları biliyorlar, büyüdükçe daha fazlasını öğrenecekler ve günden güne kin bileyecekler.
Cenin’deki savaşın bittiğini düşünenler yanılıyor...
(Palestine Chronicle)


Başa dön


Topyekûn işgal için yeşil ışık yakıldı
İsrail’de yayınlanan Haaretz gazetesinin iki yazarı, Bush’un konuşmalarını değerlendirdi. Yazarlar, Bush’un Şaron politikalarına daha önce görülmedik ölçüde büyük bir destek verdiğinde birleştiler. Bush’un konuşmasına ilk tepki, sağcı muhalefetin lideri Avigdor Lieberman’dan geldi. Milli Birlik’in lideri Lieberman, konuşmayı “genel olarak olumlu ve yapıcı” bulduğunu açıkladı. Bush, İsrail’in pozisyonunu benimsedi ve bölgesel politikasının ilk ilkesi olarak, Filistin liderliğinin yenilenmesi çağrısında bulundu. ABD’nin Filistin devletine desteğinin; demokratik kurumlar, sorumlu ve güvenilir bir ekonomik sistem, terörizmle mücadele edecek güvenlik servislerinin yaratılmasını sağlayacak kapsamlı bir reforma bağlı olduğunu açıkça ifade etti.
ABD halkı: “Terörle savaş boşuna”
ABD’de yapılan bir kamuoyu yoklaması, halkın yaklaşık yarısının, teröre karşı savaşı kimsenin kazanamayacağına inandığını ortaya koydu. CNN-USA Today-Gallup grubunca yapılan kamuoyu yoklamasına göre, halkın sadece yüzde 33,33’ü savaşı ABD’nin kazanmakta olduğunu belirtirken, “savaşı teröristler kazanıyor” diyenlerin oranı yüzde 16,66 oldu. Mayıs ayında yapılan benzeri bir yoklamaya katılanların yüzde 40’ı, savaşı ABD’nin kazandığını belirtmiş, yüzde 33,33’ü ise hiçbir tarafın kazanamadığını söylemişti. Halkın yüzde 56’sı, terörizmi önlemek için alınacak tedbirlerin medeni hakları kısıtlamaması gerektiğini savunurken, yüzde 40’ı aksi görüşte olduğunu açıkladı.
“Terörle savaş”ta sıra kitaplarda
FBI elemanlarının, ülkedeki kütüphaneleri ziyaret ettiği ve teröristlerle bağlantıları oldukları ya da saldırı planları yaptıklarından şüphelenilen kişilerin okuma kayıtlarını kontrol ettikleri bildirildi. Amerikan Adalet Bakanlığı ve FBI, bu tür aramaların, Bush’un geçen ekim ayında imzaladığı yasayla artık meşru hale geldiğini belirttiler. Chicago’daki Bridgeview Halk Kütüphanesi Müdürü Kari Hanson, “kütüphane ziyaretçileriyle ilgili bilgilerin dokunulmaz olduğunu ve kimin ne okuduğunun kimseyi ilgilendirmediğini” söyledi. Amerikan Kütüphaneler Birliği yetkililerinden Judith Krug da, hakları çiğnediğini belirtti. Krug, FBI’nın kütüphanelerinde ne yaptığı konusunda konuşmak isteyenlerin soruşturmaya tabi tutulduğunu ifade etti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net