www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Dosya

Köşe Yazıları



Alman gladiosunun ilk temelini Stany-Behind-Organisation (SBO) oluşturuyor. SBO hakkında uzun yılar muhalif basın ve partiler tarafından ortaya çıkarılan bilgilerin tümü devlet tarafından yalanlandı ve bu kurumun gladio olmadığı ileri sürüldü. 1991’de, SBO hakkında yayımlanan bir raporda, “Federal Ordu’nun teşkilata tatbikat malzemesi ve eğitim personeli sunduğu, bu örgütün Federal Haberalma Örgütü’nün (BND) tesislerinden yararlandığı resmen kabul edildi.” Bu raporda, gladio ile NATO arasındaki bağlantı sürekli olarak gizlendi. Resmi iddialara göre SBO, BND’nin bir parçasıydı.

almanya’nın neonazi gladiosu -3 .... Yücel Özdemir
Almanya’nın da bir Susurluk’u var
Gladio ya da en genel anlamıyla kontrgerillanın sadece Türkiye gibi ülkelere özgü olmadığı biliniyor. “Soğuk Savaş” döneminde ABD emperyalizmi tarafından, “komünizm tehlikesine” karşı, bütün bağımlı ülkelerde bu türden örgütler kuruldu.
Almanya’nın doğu ve batı olarak ikiye ayrılmasından sonra kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti aynı zamanda emperyalizmin Batı Avrupa’daki komünizme karşı mücadelenin kalesi oldu. Ülkenin ikiye bölünmesinin bütün faturasının sosyalizme yüklendiği bir dönemde, antikomünist mücadelenin temel dayanağını ise, Kızılordu tarafından ezilen Hitler faşizminin çömezleri oldu. II. Dünya Savaşı sırasında düşman kampta bulunan nasyonal sosyalister, bu yeni tabloda, komünizme karşı, emperyalizmin Batı Almanya’daki en önemli dayanakları oldular.
İtalya, Yunanistan, Türkiye gibi ülkelerde çeşitli vesilelerle kontrgerilla örgütlenmesi defalarca gündeme gelip sorgulanmasına, hakkında çeşitli araştırmalar yapılmasına rağmen, Almanya’daki bu örgütlenmenin izine ise bugüne kadar çok ciddi bir şekilde ulaşılabilmiş değil. Çalışması ve planlamasıyla tam anlamıyla kontrgerilla örgütlenmesi olan bazı oluşumlar, süreç içinde yeni kılıfla piyasaya sürülürken, en büyük antikomünist güç olan neonazilere ise, gladio projektörü nedense çok az tutuldu.
22 Ocak’tan bu yana Almanya’da devam eden “neonazi ajanlar” tartışması, geniş kamuoyu tarafından hep bir ucundan sıradan bir durum olarak gösterilerek kapatılmaya çalışılıyor. Halbuki, ortada tekil bir olay ya da kişi değil, sistematik bir örgütlenme ağı bulunuyor. Dolayısıyla ortaya çıkan neonazi ajanlar, Almanya’daki kontrgerillanın bir yönünü oluşturuyor.
17 Eylül 1990’de İtalya Başbakanı Giulion Andreotti’nin açıklamalarıyla, II. Dünya Savaşı’ndan sonra başta Türkiye, Yunanistan ve İtalya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde kontrgerilla ya da gladio (Kısa Kılıç) resmen ortaya çıkarılmıştı. Ancak, bütün çabalara rağmen, gladionun varlığı diğer ülkelerde devletler tarafından kabullenmedi. Sonra, 3 Kasım 1996’da Susurluk yakınlarında meydana gelen “Susurluk Kazası”, gladionun Türkiye boyutunu bir yönüyle açığa çıkardı. Tam da, devrimcilerin ve sosyalistlerin uzun yıllardan beri tarif ettiği tarzda, devlet-mafya-politikacılar denkleminde kurulan kontrgerillanın, böylece Türkiye boyutu da bir biçimiyle ortaya çıktı.
Ama kontrgerillanın Almanya boyutu hep gizli kaldı. Bazı kaynaklara göre, Alman gladiosunun ilk temelini Stany-Behind-Organisation (SBO) oluşturuyor. SBO hakkında uzun yılar muhalif basın ve partiler tarafından ortaya çıkarılan bilgilerin tümü devlet tarafından yalanlandı ve bu kurumun gladio olmadığı ileri sürüldü. 1991’de, SBO hakkında yayınlanan bir raporda, “Federal Ordu’nun teşkilata tatbikat malzemesi ve eğitim personeli sunduğu, bu örgütün Federal Haberalma Örgütü’nun (BND) tesislerinden yararlandığı resmen kabul edildi.” Bu raporda, gladio ile NATO arasındaki bağlantı sürekli olarak gizlendi. Resmi iddialara göre SBO, BND’nin bir parçasıydı.
Almanya’daki kontrgerilla: Naziler
Aslına bakılırsa, temel kuruluş felsefesi komünizme karşı mücadele etmek olan gladioya en çok da Almanya’da ihtiyaç vardı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra, dünyada oluşan ekonomik ve politik dengeler, Federal Almanya’ya özel bir önem yüklüyordu. Bir taraftan ülkenin bölünmesi, diğer taraftan ise coğrafik olarak Doğu Almanya’ya olan komşuluk, özellikle de ABD emperyalizmi açısından oldukça önem arz ediyordu. Hitler sonrası F. Almanya’nın kapitalist batının bir müttefiki olarak, “sosyalist doğu”ya karşı tutum alması, emperyalizm açısından vazgeçilmez bir stratejinin parçasıydı.
Ülkenin ekonomik ve politik yapılanması, bir bakıma “antikomünist dinamik” üzerinden şekillendirildi. Bunu için de, temel kadro hiç şüphesiz, Hitler faşizmi döneminde üst düzeyde görev yapan bakanlar, bürokratlar ve polis şefleri oldu. 1945’te Hitler faşizminin Kızılordu tarafından yerle bir edilmesine rağmen, bütün mekanizma, ABD ve İngiliz emperyalizmi sayesinde dağıtılamadı. Dışişleri diplomatları, yargıçlar, Gestopo ajanları, Hitler faşizmi döneminde olduğu gibi görevlerini sürdürüyorlardı. Hitler faşizminin ekonomik olarak en büyük destekçisi olan Siemens, Krupp, Deutsche Bank, Flick, ABS gibi tekeller de ülkenin en büyük tekelleri olmaya devam ediyorlardı. 1949 yılında ilk kez toplanan Federal Parlamento oturan her sekiz milletvekilinden birisi Hitler’in partisi üyesiydi. Yine, Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin ilk başkanı olan Konrad Adenauer başkanlığında kurulan ilk hükümette neonazi geçmişi olan bakanlar ve müsteşarlar bulunuyordu.
Bütün bunlar, II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Federal Almanya hükümetinin en temel özelliklerinin başında “antikomünizm” olduğunu açık olarak gösteriyor. Ayrıca, Hitler faşizmi yıkıldığı halde, eski naziler örgütlenmelerini dağıtmamaya çalıştılar. Hitler’in partisi yeniden kuruldu, ancak 1952’de Anayasa Mahkemesi tarafından yasaklandı. Bu arada, başka neonazi örgütleri de kurulmaya başladı.
Alman gazeteci Olaf Goebel’in yazdığına göre, F. Almanya’da gladionun ilk kurucusu, Türkiye’de MİT’in de kurulmasında önemli rol oynayan Reinhard Gehlen’dir. Gehlen, Hitler faşizmi döneminde önemli katliamlara katılan yüksek rütbeli bir general idi. Doğu Yabancı Orduları’nı yöneten Gehlen, savaş sonrasında çevresinde topladığı adamlarla birlikte ABD’nin hizmetine girdi. O dönem ABD’nin emri ile Gehlen, savaş sonrası Almanya’sında yine neonazilerden oluşmuş, antikomünist arkadaşlarıyla ilk istihbarat örgütünü kurdu. 1947 yılının sonundan itibaren “Servis” adıyla çalışan Gehlen grubu, 1949’da ise CIA’nin resmen güdümüne girdi. Gehlen’in savaş sonrası Almanya’sının istihbarat örgütünün merkezi olarak seçtiği Münih yakınlarındaki Pullach, 1 Nisan 1959 yılında yine Gehlen’in öncülüğünde kurulan Federal Haberalma Örgütü (BND)’nin de üssü oldu ve halen de olmaya devam ediyor. BND’nin kurulmasında öncü rol oynayan nazi general Gehlen’in Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in oluşumunda da Fuat Doğu ile birlikte çalıştığı biliniyor.
‘Ben ajanım-Heil devlet’!
NPD içindeki “istihbarat görevlileri”nin sıradan eylemci olmayıp faşist partinin eylemlerine yol gösteren politikaların belirlenmesinde etkili rol oynayan kişiler olmalarıyla devletin gizli servis-faşist parti organizasyonu üzerinden “icraat” göstermesi, devlet ajanlarının faaliyetlerini daha da “ilgi çekici” kılıyor. Normal olarak ajanlar, eğer bir örgütü izlemekle görevlendirilmişlerse, örgütün ya da örgütlerin eylemlerini önleme ve o örgütlerin darbe yiyerek çökmelerini sağlamak üzere çaba göstermeleri gerekir. Ama, eğer ajanlar izlemekle görevli oldukları örgütü zayıflatmaya değil de güçlendirmeye çalışıyorlarsa, o zaman hedef örgütler üzerinden devletin gerçekleştirmeye çalıştığı amacın kapsamı genişleyip farklılaşıyor demektir.
Devlet ajanları sızdıkları ya da NPD’de görüldüğü gibi kurucusu oldukları örgütün politikasında belirleyici oluyorlarsa ve bu örgütün büyümesi için çaba gösteriyor, enerji harcıyorlarsa, bütün bu eylem ve çabalar devlet kurumlarının bilgisi dahilinde gerçekleşiyorsa, bu tür örgütleri ‘devlet örgütü’ olarak görmek ve adlandırmak için yeterli neden var demektir.
Bu durumda faşist-ırkçı partiler içindeki devlet ajanları, bu parti veya partilerin eylemleri içinde, eylemlerin etkili olmasını sağlamak üzere faaliyet gösterirken, sıkıştıkları herhangi bir durumda, ceplerinden “istihbarat kimlikleri”ni çıkararak, Hitler selamıyla “Heil ajan!” çekmeleri, sıradan bir tutum haline gelebilir! Otto Schily’in tutumuna bakılırsa, bu tür olayların çoğalmasına şaşmamak gerekir. Almanya’da ırkçı örgütler içinde ortaya çıkan “neonazi ajanlar skandalı” bu söylediklerimizin bir fantezi değil, yaşanan gerçekler olduğunun göstergesidir.
Burjuva devleti ve ‘servis ajanlığı’
Çeşitli örgütlere ajan sızdırma ya da ajan örgütlenmeler oluşturup halk kitlelerinin düzene karşı mücadelesini provoke etme ve kana bulama, burjuva devletlerinin “yönetim hukuku” içinde sayılır. Bunu açık olarak ifade etmekte sakınca görmeyenler bile olmuştur. Diğerleri bir yana Türkiye’de uzun yıllar devleti yönetmiş olan Demirel, “Devlet gerekli gördüğünde gizli operasyonlar düzenler” demiştir. Burjuva devleti ve hükümetlerinin ajan kullanmaları, esas olarak istenmeyen gelişmeleri önlemek, özellikle halk kitlelerinin saflarından yükselecek sisteme yönelik mücadelenin önüne geçmek ve bu mücadeleyi etkisiz kılmaktır. Bunun için ajan faaliyeti daha çok halk örgütlerine, işçi sınıfı partilerine ve emekçi kitle örgütlerine karşı yürütülür.
Sadece Almanya’da değil, kapitalist ülkelerin tümünde, “sol”a karşı, sermaye, hep “radikal sağ”ı tutmuş, beslemiş ve büyütmüştür. Gerekli gördüğü durumlarda, emekçi kesimlerin eylemini bastırmak için bu “sağ”, faşist, nazi türü akımlar ön plana çıkarılarak kullanılmış, bazı durumlarda da bu görevi doğrudan devletin şiddet örgütlerinin yapması nedeniyle bu tür örgütler geri plana atılmış, ya da “işleri bitirilmiş”tir! Ama hiçbir zaman bu “yedek güç” bütünüyle ortadan kaldırılmamıştır.
Ajan ve kontra faaliyeti Latin Amerika ve Türkiye’de bu yüzyılın son çeyreğinde daha çarpıcı bir şekilde görüldü. Emperyalizmin desteğiyle kurulan ve “sağcı” olarak bilinen paramiliter, ırkçı ve faşist örgütlerin tek işi, emekçi hareketini ortadan kaldırmaktı. Bu türden örgütler içinde ya da bunların yönetimlerinin tümü açısından ajan kullanılması amaca uygun düşüyordu.
Durum böyle olunca, ırkçı NPD içinde ortaya çıkan ajanların faaliyetiyle bu tür parti ve örgütlerin faaliyeti ve hedefleri arasında temelde bir amaç farklılığı bulunmuyor. Ortaya çıkan belgelerin bu ırkçı partilerin önemli bir kısmının devletin ajanları tarafından kurulduğu ve eylemlerine yön verildiği düşüncesini güçlendiriyor.
- BİTTİ -
Başa dön



Dünden Bugüne

1883
M. ŞEVKET ESENDAL DOĞDU
Cumhuriyet döneminin önemli öykücülerinden Memduh Şevket Esendal doğdu.

1889
BERİA DOĞDU
Lavrentiy Parloriç Beria Gürcistan’da dünyaya geldi. Bakü’de mühendislik eğitimi gördü. Okulu bitirmeden önce iki yıl süreyle Azerbaycan ve Gürcistan’da illegal çalışmada bulundu. Devrimden sonra kurulan Sovyet iktidarına karşı olan unsurlarla mücadelede etkin rol oynadı. 1931’de Gürcistan Komünist Partisi Sekreterliği’ne getirildi. 1934’te Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne seçildi. Kafkasya’da milliyetçilerin örgütlenmesini engellemiş bazı milliyetçi köylü unsurların kolektifleştirmeye karşı başlattıkları eylemlere karşı üstün bir mücadele verdi. Stalin, özellikle güvenlik konusunda Beria’ya tüm yetkileri vermişti. Beria kısa bir süre içinde tüm Sovyetler Birliği’ni içine alan bir yapı oluşturdu. 1930’larda başlayan Buharin, Kamenov ve Zinovyev gibi revizyonistlerin tasfiyesinde büyük bir rol oynadı. Stalin’in ölümünden sonra Kuruşçevci revizyonizme karşı çıktı ve tutuklandı. Beria “devlet ve partiye karşı suç işlediği” öne sürülerek 1953’de idam edildi.

1986
TKP DAVASI SONUÇLANDI
229 sanığa 1630 yıl hapis cezası verildi.

1973
ABD VİETNAM’I TERK ETTİ
ABD emperyalizminin eli kanlı birlikleri imzalanan anlaşma gereği Vietnam’ı terkettiler.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net