www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Dosya

Köşe Yazıları



Irgatın ve vitaminin öyküsü
Bütün gün boyunca elçilerin denetiminde portakal, mandalina, limon ağaçlarının arasında yüksek bir tempo ile çalışmak zorundalar. Çünkü istenen miktar toplanamazsa eğer, ücretlerinden kesintiye uğrayacaklar.

Vitamin ve mineraller lavaboya gidiyor
Fasulye, nohut gibi kuru baklagillerin ve makarnanın haşlandıktan sonra sularının döküldüğünü anımsatan Dr. Çetintaş, bu şekilde mineral ve vitaminleri suda kalan gıdaların besin değerinin kalmadığını kaydetti.


Irgatın ve vitaminin öyküsü
Sinan Araman
Çukurova’ya, yasaklarla çevrilmiş bir bölgenin göçmenleri olarak yerleştiler. Kiminin toprağı vardı, bağı, bahçesi... Kiminin küçükbaş-büyükbaş hayvanları. Kimisinin hiçbir şeyi. Şimdi hepsi, Çukurova’nın narenciye bahçelerinde ırgat. Onların öyküsü, soğuk kış günlerinde ihtiyaç duyulan vitamin deposu portakalın, mandalinanın, limonun öyküsü biraz da...
Dağlıoğlu, Gülbahçesi, Şehit Erkut, 19 Mayıs, Levent, Denizli... Adana’ya yerleşen Kürt yoksullarının yaşadığı yerler bunlar. Memleketlerinde çoğunluk topraklarıyla uğraşan Kürt yoksullarının şimdi ise tek geçim kaynağı; emekleri. İş bulabilenler en ağır koşullarda çalışıyor. 13-14 saat karşılığı, asgari ücreti geçmeyen bir yevmiyeyle. Bazen kimlikleri nedeniyle iş bulamayan Kürt yoksullarının en az dikkate alındığı günlerse, hasat dönemi. Çünkü, onların emeğine en çok ve en acil ihtiyaç bu dönemde duyulur. Bütün bir yıl boyunca işsizlikten kıvranan Kürt emekçileri, Çukurova’da pamuk ve narenciye hasadı döneminde üç kuruş kazanmak için, kadın, erkek, çocuk, genç ve yaşlı demeden dökülürler yollara.
Şafaktan önce...
Ne gece ne de sabah. İkisinin arası bir zaman. Gecenin zifiri karanlığının dağılmaya yüz tuttuğu, şafağınsa henüz sökmeye başladığı saatler. Tarım işçilerinin yeni ve yorucu bir güne uyandığı saatler. Hasat dönemlerinde, günü saat dört gibi başlar tarım işçilerinin. İkişerli, üçerli, beşerli gruplar halinde evlerden çıkanlar arasında her yaştan insan görmek mümkün. Yüzleri puşi ve tülbentlerle sıkı sıkıya sarılmış. Ellerinde azık doldurulmuş torba ve sepetlerle yüzlerce, binlerce insan, bozulmuş, kırık-dökük asfalt ve kaldırımların üzerinde birikiyor. Kimi gecenin felç edici soğuğundan korunmak için yaktıkları ateşin etrafında ısınmaya çalışıyor. Hepsi kendilerini tarlalara taşıyacak kamyonları bekliyor. Öbekler halinde mahallenin anacaddesinde gecenin bir saatinde biriken insan kalabalığı...
Hasat mevsimi değil de başka bir gün olsa polisin gelmesi çok sürmezdi. Newroz günü yakılsa bu ateş mesela, panzerler bitiverirdi mahallede. Ama bugün tek bir ‘güvenlik eri’ yok görünürde. Ne bir ‘er’, ne de bir panzer. Hasadın sürdüğü diğer günler gibi.
İnsan nakliyatı!
Kamyonlar, pamuk ve narenciye hasadında insan nakliyatı yapıyor, Çukurova’da. Pamuğu tarladan, narenciyeyi dalından toplayan çocuk, genç, yaşlı binlerce insanın nakliyatı. Elçilerin denetiminde kamyon kasalarına binen tarım işçilerini, bir saati aşkın bir yolculuk bekliyor. Kasalarda yapılan bir iş yolculuğu bu! Ateşe körükle gider gibi, dondurucu soğuğa bir de asfaltın soğuğu ekleniyor, bu yolculuklarda. Kamyon içindeki derin öksürüklerden ağır hastalıkların işaretini yakalamak için doktor olmaya gerek yok. Ciğerlere işleyen soğuklar yüzünden astıma, zatürreeye, vereme vs. hepsine genç yaşta yakalanıyor tarım işçileri. Sağlık hizmetleri lüks bir harcama olarak kalıyor, tarım işçilerinin gündelikleri yanında. Kamyon kasasının arkasından, Çukurova’nın etekleri üzerinde yükselen Toroslar, kışın yağan karla, tablolardaki resimlerden daha da canlı duruyor ovada. Asfaltın üzerinden hızla ilerleyen kamyondan, birbiri ardına dizili Toroslar görünüyor. 2 saat kadar süren iş yolculuğu boyunca, kamyon kasaları tarım işçilerinin sıcak sohbetlerine tanıklık ediyor. Bu sohbetlere katılmayan genç kız, delikanlı ve kimi anaların ise derin düşüncelere daldığı, yüzlerindeki tebessümden, bakışlarındaki donukluğa kadar her hallerinden anlaşılıyor. Hayaller, umutlar, özlemler...
Yaşam serüvenleri, kamyon kasasının arka yüzünden hızlı bir şekilde akan beyaz örtülü Toroslar gibi akıyor, tarım işçilerinin belleğinden. Yol kenarlarında yeşil narenciye bahçeleri, bulutlu gökyüzüyle birleşen kar ve sisle kaplı Toroslar, işçilerin derin, buruk ve donuk bakışları arasında hızlı akan bir nehir gibi geçiyor, yolculuk boyunca.
Elçi denetiminde
İş yolculuğunun ardından bahçe kenarlarına yanaşan kamyonlardan bir bir inip, tek sıra halinde diziliyorlar. Bahçe sahibi ya da tüccarın gözetiminde sayım veriyor tarım işçileri. Bu sayımın ordudaki içtimadan bir farkı yok. Elçi, işçileri saydıktan ve hepsinin eline narenciye toplamaya yarayan birer makas ve boş bir sepet tutuşturduktan sonra narenciye yaprakları arasında kayboluyorlar. Kimisi ağaçların yere sarkan dallarından, kimisi ağacın tepesinden topluyor meyveleri.
Gün boyunca elçilerin denetiminde portakal, mandalina, limon ağaçlarının arasında yüksek bir tempo ile çalışmak zorundalar. Çünkü istenen miktar toplanamazsa eğer, gözden düşecek ve ücretlerinden kesintiye uğrayacaklar. Patronla işçi arasında aracı görevini gören ve işçileri anlaştığı tüccarın hizmetine sunan elçi, parasını her bir işçinin gündeliğinden belli bir kesinti yaparak alıyor. İşçileri yakın takibe alarak, komutan gibi direktifler yağdırıyor sürekli.
Eskimiş çizme ve lastikler, ıslanmış toprağı aşındırıyor gün boyunca. Yağmur birikintilerinin bataklığa dönüştürdüğü zeminde, çizmesi olmayan kimi genç kızlar terliklerle aşındırıyor, bu çamuru.
Terlikle çalışan genç kız, “dört kardeş tarladayız, hangi parayla alacağız çizmeyi?” diyor. Uçsuz, bucaksız ovada, narenciye bahçelerinin içinde bir genç kızın dudakları arasından fırlayan bu sözler, “2002 yepyeni bir yıl olacak” diyen umut tacirlerinin sözlerine karışıyor, 21. yüzyılın Türkiye’sinde...

Başa dön


Vitamin ve mineraller lavaboya gidiyor
Vitamin deposu olarak bilinen sebze ve meyveler, yıkama ve pişirmeden kaynaklanan hatalar yüzünden besin değerlerini kaybedip insanların kabusu olabiliyor. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Dr. Sibel Kahraman Çetintaş, sebze ve meyvelerin, besin değerlerini kaybetmemeleri için taze olarak tüketilmeleri, yıkama, pişirme ve saklama kurallarına uyulması gerektiğini belirtti.
Sebzelerin yağda kızartılmasıyla kalorisinin artacağını, ince doğranıp ışık ve hava ile temasa bırakılması halinde de C vitaminini kaybedeceğini anlatan Dr. Çetintaş, tütsülenmiş, mangalda pişirilmiş et ve deniz ürünlerinde ise mide kanserinin etken maddelerinden biri olan nitrozaminlerin oluşacağını söyledi. Fasulye, nohut gibi kuru baklagillerin ve makarnanın haşlandıktan sonra sularının döküldüğünü anımsatan Dr. Çetintaş, bu şekilde mineral ve vitaminleri suda kalan gıdaların besin değerinin kalmadığını kaydetti.
Hastalıklara dikkat

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net