www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Dosya

Köşe Yazıları



Milliyet gazetesinin başlattığı “Milliyet yazarları Türkiye’yle buluşuyor” kampanyası, gazetecilerin ve okurların tepkisini çekiyor. Bu konuda internet alanında da olumsuz tepkiler mevcut. Dördüncü Kuvvet Medya’ya yazılar yazan Ragıp Duran’ın yazısını kısaltarak yayınlıyoruz.


Popülist İllüzyon
Toplumun en güvenilmez kurumu medya, tantana ve şatafat içinde taşra yolculuğuna çıkıyor. Sizi çağıran mı oldu? Okurun, kamunun, toplumun çıkarlarını savunmadıkça, bu tür deplasman show’ları ne inandırıcılığı artırabilir ne de tirajı (…)
Bir kere nedir bu tantana? Dünyanın her yerinde, gazeteciler, makale yazarları, uzmanlar, araştırmacılar herhangi bir yerde olay olduğu zaman olay yerine gider, muhabirse, haberini geçer, başka tür bir yazı yazacaksa, alan araştırmasını yapar, ilgililerle konuşur, olayı yerinde soruşturur, ek bilgilerini toplar, sonra da oturur yazısını yazar. Bir gazetecinin olay yerine gitmesinden daha doğal ne var ki?
Ama iş başka…sadece Milliyet değil, Türk medyası, uzunca bir süredir, halktan, toplumdan, Anadolu’dan, yurttaşlardan koptu. Hele köşe yazarları, oturdukları yerden iki telefonla yazı yazıyor. Türk medyasında haberin, dolayısıyla muhabirin değeri düştü, ortam köşe yazarlarına kaldı. Sadece köşe yazılarında değil gazete, radyo ve televizyonlara (haber bültenlerine) bakın, buralarda yurttaşı, toplumu, Anadolu’yu, yoksulları göremezsiniz. Türk medyası varsa yoksa, Ecevit, Yılmaz, Bahçeli, Derviş, Sezer ya da Kıvrıkoğlu üzerinden devleti aktarıyor, egemenleri yansıtıyor hep (...)
Şimdi acaba bu iletişimsizliği, ilgisizliği gizlemek ya da dengelemek için mi Milliyet yazarları şatafatlı bir törenle İstanbul dışına gönderiliyor? Hiç sanmıyorum. Çünkü deplasmana çıkan yazarlar, gittikleri yerlerde de şimdiye kadar savunageldikleri fikirleri açıklamaya devam edecekler. Egemenlerin reklam ve propagandasını yapmayı sürdürecekler. Okurdan çok onlar konuşacak. Okurları ikna etmeye çalışacaklar. Biraz ısrar eden okur çıkarsa da onları güvenlik görevlilerine havale edecekler. Bir okur, mesela yazarlardan birine, ‘Siz ayda kaç lira maaş alıyorsunuz?’ diye soracak olsa, hemen ‘Bunun konumuzla ne ilgisi var?’ diyecekler. Eleştiren, sorgulayan okurlara, ‘Kardeşim sen yanlış yoldasın!’ diyecekler.
Bu arada bir öneri: DMG’nin iki TV kanalı var. Her gün hiç olmazsa bir-iki saat, bu önemli olayı naklen, yani kesmeden biçmeden yayınlasalar da, okurların tepkisini görebilsek. Dikkat! ‘Okur’ dedim, ‘seçilmiş figüran’ demedim.
Giden yazarlara bakalım şimdi
Bu yazarlardan hangisi son 20 yıl içinde Istanbul’da belediye otobüsüne ya da minibüse bindi acaba? Bu yazarlardan herhangi biri, acaba ayın 20’sinde ‘Eyvah paralar suyunu çekti, elektrik faturasını ödeyemeyeceğim’ dedi mi şimdiye kadar? Bu yazarlar nasıl konutlarda oturur? Ayda kaç para harcar? Villa-Plaza-Laila üçgeninde geçen hayatlarında, çoğunluğu oluşturan dar gelirli yurttaşı ve onun sorunlarını düşündükleri oldu mu hiç? Meslek yaşantılarında, siyasi, iktisadi ve askeri elitlerin dışında, önemli ve sürekli haber kaynağı olarak sıradan yurttaşlarla temasları oluyor mu?
Burada özel olarak bu geziye çıkan beş yazar ve bir karikatüristten söz etmiyorum. Yoksa Kohen, Tamer, Sazak ile Soyöz’ün kişisel olarak öyle çok kötü gazeteciler olduğunu da iddia etmiyorum. Ama sorun kişisel değil ki. Mesele ideolojik. Bu meslekdaşlar, böyle bir kervana katılarak neye hizmet ettiklerini herhalde benden daha iyi biliyorlar. İlk olarak bu meslekdaşların seçilmesi de bana manidar gelmedi değil doğrusu…
Bu yazarları Doğu’ya gezmeye giden Batılı oryantalist seyyahlara benzetiyorum. İçinde yaşadıkları ve bizzat kendi kurdukları sanal (medyatik) alemden gerçeğe yolculuk. Woaw wonderful!
Bu organizasyonun mucidi Mehmet Y. Yılmaz olsa gerek. Kendi rol aldığı reklam filmini eleştiren mizah yazarının köşesini yayınlatmayan Yılmaz. Tantan konusunda farklı düşünen köşe yazarlarının yazısını kesmeye çalışan Yılmaz. Kendi gazetesi içinde düşman arayan Yılmaz.
Aynı Yılmaz, tüm hesapları altüst ederek gazetenin fiyatını düşürdü ama yine de başarılı olamadı. Şimdi de, her zaman doğrudan denetleyemediği yazarları taşra seferine gönderiyor.
Ama temel mesele, yazarın okura gitmesi değil ki! Yazarın ya da genelde gazetecinin, gazetenin okurun çıkarlarını savunması gerekir. Sen yıllarca oturduğun yerde, kamunun değil egemenlerin görüşlerini yansıt, sonra da günah çıkarırcasına ‘halka in’ (…)
Bu köşe yazarı TIR’ı hadisesinin reklamlarına dikkat ettiniz mi? ‘Türkiye ile buluşuyoruz’, ‘Bir maniniz yoksa size geleceğiz’, ‘Bir çayınızı içmek’ gibi sempatik görünümlü ama anlamsız ve gerçek dışı yaklaşımlar kullanıyorlar. Bir de ‘Koca Yazar’ diye bir deyim geçiyor. Yani Milliyet okura kıyak yapıyor. Bak ‘Koca yazarı ayağınıza getirdik’ demeye getiriyor. Gölcüklü depremzede de, zaten yıllardır ipek gömlekli Tanzimat playboy’unu bekliyordu!
Herhangi bir yurttaş, DMG binasına girip, manyetik kartla turnikelerden geçip özel asansöre binip istediği yazarla zaten istediği zaman görüşüyor. Ne diye zahmet edip adamları bilmedikleri yere gönderiyorsunuz ki? Hatırlıyorum, bir süre önce, Ali Kırca atv’de iken, Doğulu bir yurttaş kendisiyle görüşmek için, derdini aktarmak için Sabah binasına girmeyi denedi de, kendini 5 dakika sonra, ‘terorist’ suçlamasıyla karakolda buldu.
Sonuç olarak Milliyet’in bu girişimi, halk dalkavukluğunun bir yanılsaması. Tayin edici olan yayın politikasıdır, yazarların boş gürültü ile sağa sola gönderilmesi değil. Okur, gazetesinden, yazarını kentine, evine filan göndermesini beklemiyor. Okur, sabah gazetesini açıp okuduğunda, kendisini ilgilendiren haberleri, yurttaş gözüyle değerlendiren haberleri okumak istiyor. Her gün yazıyla yaptığınız resmi propagandayı bir de yazarların ağzından yurttaşla, okurla baş başa onun doğal ortamında yapmanın bir kazancı yok. Ne güvenirlik ya da inandırıcılık açısından, ne de titraj açısından!
Misafirperverlik hoştur iyidir de, bizim bu aralar bir manimiz var: Medyadan muzdaribiz! Bu medyanın kalem sahiplerini ilimizde, evimizde ağırlayıp onlara çay ikram edecek halimiz yok. Ne yapayım ben, sabah akşam, radyoda, televizyonda, gazetede habire resmi propagandayı bana gerçek diye yutturmaya çalışan adamı! Elindeki gücü okur için, toplum için, yurttaş için kullansın, o zaman okur zaten davet eder gazeteciyi. Öyle süper teknolojik TIR’a filan da gerek kalmaz.


Başa dön


 
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net