www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Dosya

Köşe Yazıları



Alem buysa kral IMF
Hükümet programını IMF dayatmaları ışığında hazırlayan Bulgaristan’ın eski kral başbakanı Simeon Sakskoburgotski, gümrüklerin denetimini yabancılara veriyor.

Baba, oğlu ve kızı katledildi
İsrail tarafından fırlatılan iki füzenin, Gazze Şeridi’nde bir eve isabet etmesi sonucu 1 Filistinli ile 6 yaşındaki oğlu ve 7 yaşındaki kızının öldüğü açıklandı.

Dengeleri sarsan ejder
Ekonomik durgunluk Çin sermayesini semirtiyor 1997-98 Güneydoğu Asya krizinden etkilenmeyen Çin, rekor büyümesiyle, yeni küresel durgunluğa da meydan okuyor.


Alem buysa kral IMF
İktidara gelişi tartışmalara yol açan Bulgaristan Başbakanı Simeon Sakskoburgotski, diğer bir sıfatıyla eski Kral 2. Simeon, IMF’nin dayattığı ekonomik uygulamaları kabul etti. Bu kapsamda, gümrükler yabancı deneticilere teslim edilecek ve özelleştirmeler hızlandırılacak.
Reklam olmuş!
Bulgaristan Devlet Radyosu (BNR) ve Devlet Televizyonu (BNT)’nda halka hitaben konuşan Sakskoburgotski yeni Bulgaristan hükümetinin, artık yeni yönetim programının uygulamasına geçtiğini bildirdi. Başbakan Sakskoburgotski, “Son 2 aydır ülkemiz dünya basının odak noktası oldu. Böyle bir reklamın gerçek bedeli 100 milyonlarca dolar olurdu. Bu avantajdan yararlanmak gerekir” dedi. Sakskoburgotski, “çalışır bir piyasa ekonomisine geçilebilmesi, yaşam koşullarının düzeltilmesi ve rüşvete karşı kararlı bir mücaadele verilmesi” gibi vaatlerle lanse edilen programı 8 ana madde altında açıkladı.
Yabancılar gelsin diye
Hükümetin, 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren radikal bir vergi reformuna gideceğini ve Genel Gelir Vergisi’nin sıfırlanmasına paralel, 110 livaya dek (110 Alman markı) aylık gelirin vergiden muaf olacağını açıklayan Sakskoburgotski, “gümrüklerde rüşvet ve kaçakçılıkla mücadelenin kapsamında yabancı müfettişlerin yardımıyla sıkı bir gümrük denetiminin uygulanacağını” bildirdi.
“Gerekli yasal düzeltmelerin yapılması suretiyle özelleştirme sürecinin hızlandırılacağı ve daha şeffaf duruma getirileceğini” belirten başbakan Sakskoburgotski, “Özelleştirme sürecinde tüm yatırımcılara eşit hak sağlanması ve açık kuralların uygulanması sonucu Bulgaristan’a karşı duyulan yatırım ilgisi yükselecek” dedi.
Personel indirimi
Sakskoburgotski, hükümetin reform paketi kapsamında devletin idari sektöründe yapılan harcamaların kısılacağını belirterek, “Devlet sektöründe 1 Ekim 2001 tarihinden geçerli yüzde 10 oranında personel indirimine gidilecek” dedi. Aynı tarihten itibaren hükümetin, 1999 yılından bu yana yapay olarak artışı sınırlandırılan elektrik ve merkezi ısıtma fiyatlarına yüzde 10 oranında zam uygulayacağını söyleyen Sakskoburgotski, “En düşük gelirle halk kesiminin durumunu düzeltmek amacıyla ülkedeki aylık asgari ücret 85 Leva’dan (85 Alman markı) 100 Leva’ya (100 Alman markı) çıkarılacak” diye konuştu.
Sakskoburgotski, hükümet programında ayrıca ailelere çocuk başına devletten verilen 8.2 levalık (8.2 Alman markı) yardımının iki kat arttırılacağı vaat etti. Programda 20 milyon leva (20 milyon Alman markı) sermayeli “Devlet Garanti Fonu” oluşturulacağını belirten Sakskoburgotski, “İşsizlik oranının en yüksek olduğu belediyelerde bu fonun, özel sektör desteğinde düşük faizli veya faizsiz krediler vereceğini” bildirdi.
Sakskoburgotski, bunların, Bulgar hükümetinin belirlediği ilk ve en acil reform önlemler olduğunu, yakın bir gelecekte, yeni işyeri açacak ve ülkenin öncelik sahibi sektörlerinin gelişmesini sağlayacak başka sosyoekonomik mekanizmalarının da halka açıklanacağını bildirdi. Hükümetin bu hızlı neoliberal atağının ülkeye büyük bir yıkım getirmesi bekleniyor.

Başa dön


Baba, oğlu ve kızı katledildi
İsrail tarafından fırlatılan iki füzenin, Gazze Şeridi’nde bir eve isabet etmesi sonucu 1 Filistinli ile 6 yaşındaki oğlu ve 7 yaşındaki kızının öldüğü açıklandı.
Filistinli güvenlik yetkilileri, Mısır sınırı yakınındaki Rafah kentinde, Samir Ebu Zeid’in evine isabet eden füzeler sonucu, Zeid ile oğlu ve kızının öldüğünü belirtti. Olayda, 2 kişinin de yaralandığı kaydedildi. Rafah Hastanesi yetkilileri, Zeid ile çocuklarının cesetlerinin paramparça olmuş ve ciddi şekilde yanmış olduğunu bildirdi.
İsrail askeri yetkilileriyse, Zeid ile iki çocuğunun, Filistinli savaşçılar tarafından açılan havan topu ateşi sonucu öldüğünü ileri sürdüler. Filistin Halk Direniş Hareketi (PRM)’nden bir yetkili, Zeid’in örgütlerinin önde gelen eylemcilerinden olduğunu, olayın İsrail ordusunca düzenlenmiş bir suikast eylemi olduğunu iddia etti.
İsrail buldozerleri, dün Doğu Kudüs’te inşaat halindeki anaokulu ile apartmanı yıktı. İsrail, önceki gün de Nablus yakınlarında çocuklarına kırtasiye malzemesi almaya giden Maen Ebu Lavi ile Muhammed Ebu Arrar isimli 14 yaşındaki bir çocuğu öldürmüştü. Dün çocuk için büyük bir cenate zöreni düzenlendi.
İsrail yumuşuyormuş
İntifada’nın başından bu yana uluslararası kamuoyunun sert eleştirilerine maruz kalan İsrail ordusu, uluslararası kamuoyu nezdindeki imajını yumuşatmaya çalışıyor. Sözcü olarak kadın subaylar kullanmak, silahlarını parlak renklere boyamak gibi halkla ilişkiler uzmanlarının önerilerini yerine getirmeye hazırlanan ordu, uluslararası basına karşı izlediği sert stratejiyi de yumuşattı.
Bir süredir birbiri ardına brifingler veren, arazide tezlerini anlatan, eleştirileri dikkate alan ve Filistinliler hakkında sert ifadeler kullanmaktan kaçınan ordu, son olarak bir grup yabancı gazeteci için Batı Şeria’da “güvenlik turu” düzenledi. Gezide, “Teröre karışmayan Filistin halkına zarar vermek istemiyoruz ama terör saldırılarını engellemek zorundayız”, “İsrail askerlerinin ve Yahudi yerleşimcilerinin sivil halka zarar vermesini engellemeye çalışıyoruz. Filistinli teröristler gibi İsrailli teröristlerin de cezalandırılması için çaba harcıyoruz”, “Güvenliği sağlamak zor ama pes etmek niyetinde değiliz ve yeterli hazırlığımız var” mesajları verildi.
Savaş hazırlığı
Ancak gazetecilerin zırhlı bir otobüsle yapılan turda edindiği izlenimler aksi yönde. İntifada’nın 2006’ya kadar süreceği saptamasını yapan İsrail, “intihar saldırılarına karşı en etkili önlem” olarak gördüğü Filistin kentleri etrafındaki ablukaları giderek yoğunlaştırıyor, Yahudi yerleşim merkezlerinin etrafına duvarlar örüyor ve yerleşimcilerin kullandıkları yollarda araçları uydu ile takip edebileceği merkezler oluşturuyor. Yol kavşaklarındaki yüksek tepelere yeni üsler kuruluyor.

Başa dön


Dengeleri sarsan ejder
Çin sermayesi, 1997-98 Güneydoğu Asya krizinden olduğu gibi, son küresel resesyondan da kârlı çıkıyor. Gözlemciler, Doğu Asya’nın büyük bir bölümünün ekonomik krizin pençesinde kıvrandığını, buna karşılık Çin’i, “tek yükselen ekonomik güç” olarak etkinliğini giderek artırdığını belirtiyorlar.
Kriz Çin’e yaradı
Sermayeye yönelik devlet teşviki ve korumasının en üst düzeyde gerçekleşmesi nedeniyle giderek hız kazanan bu yükseliş, sadece ekonomik sonuçlar doğurmayacak.
Kimi stratejistlere göre, birkaç yıl arayla yaşanan bu iki büyük kriz, Çin için Asya’nın önemli bir bölümünde etkinliğini pekiştirecek bir “levye” işlevi gördü. Asya-Pasifik devi Japonya’nın neredeyse 10 yıldır ekonomik durgunluk ve kriz içinde olması, ekonomik güç olarak Çin’i neredeyse rakipsiz kılıyor. Bu rakipsizlik, beraberinde siyasal sonuçları da getiriyor elbette.
Tehlikeli paradoks
Herald Tribune’de yer alan bir değerlendirmeye göre, Çin’in yükselişi Batı için “tehlikeli bir paradoks” durumunda. Çin, Batı için çok önemli bir pazar. Ama aynı zamanda, Doğu Asya ekonomilerinin 1997-98 krizinden çıkmalarında bir etken olan Çin sermayesi, bugün bütün bu ekonomilerin karşısına dikilmiş bulunuyor. Her sektörde faaliyet yürüten dev Çin tekelleri, rakiplerinin zayıflığından da yararlanarak, bölgesel ve uluslararası pazarlarda atak üzerine atak geliştiriyorlar.
Bu durum, Çin’i bir süredir “stratejik rakip” olarak tanımlayan ABD yönetimi için özellikle rahatsızlık verici. Çünkü kendisi de resesyonda olan Amerikan ekonomisi, Asya’da Çin’e karşı bir “ağırlık” oluşturmakta zorlanıyor. Japonya krizi de eklendiğinde, Asya’ya yönelik yatırımların ana hedefi Çin oluyor.
Diğer yandan, Çinli şirketler de Asya pazarında rakiplerini ezerek yeni mevziler kazanıyorlar.
DTÖ üyeliğinin etkisi
Japon egemen çevreleri de, durumdan en az ABD kadar rahatsız, Ohmae Associates isimli danışmanlık şirketinin yöneticisi Kenichi Ohmae, Çin’in yükselişinin, diğer Asya ülkeleri için “ilkinden daha ciddi yeni bir krizi tetiklediğini” dile getiriyor ve ekliyor: “Ama 1997 krizini tetikleyen spekülatörlerin aksine, Çin bir yere gitmeyecek.”
Bu da yetmezmiş gibi, Çin devleti, önümüzdeki kasım ayında Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) tam üye olacak. Büyümenin 10 yıldır yüzde 7’nin altına düşmediği bir ekonominin, iç pazar avantajları da eklendiğinde, DTÖ üyeliğinden çıkar sağlayacağı ortada. Uluslararası pazara daha hızlı açılacak olan Çin ürünleri, başta Güney Kore ve Malezya gibi “eski kaplanlar” olmak üzere, bütün Asya’yı kara kara düşündürüyor.
Halk da olmasa!..
DTÖ üyeliğinin getireceği “tek sorun”, Çin halkının yaşam seviyesinin daha da düşmesi olacak. Son on yılda sokağa atılan yüzbinlerce işçiye yeni milyonlar eklenecek, özelleştirmeler hızlandırılacak ve “rekabet edemeyen” şirketler, giderek hükmünü pekiştiren “serbest piyasa” ekonomi kuralları uyarınca, kapatılacak. Tarımsal teşviklerin tedrici olarak kaldırılması, yoksul köylülere hiçbir seçenek bırakmayarak, tarihin en büyük kırdan şehire göçünü tetikleyecek.
Patronlar partiye!
Ancak Çin hükümeti, bütün bu “yan etkileri” göze almış durumda ve devlet içinde sürtüşmeleri önlemek için çeşitli önlemler alıyor. Devlet Başkanı Jiang Zemin, bir süre önce, Çin “Komünist” Partisi’ne sermayedarların alınması yönünde bir karar aldırmıştı. Bu karar, parti içindeki muhalif kanada karşı bir ağırlık oluşturmak amacını taşıyordu.
DTÖ üyeliğinden büyük kârlar elde edeceklerini gören yabancı tekeller, kriz falan dinlemiyor ve Çin pazarındaki yatırımlarını artırıyorlar.
Son resmi verilere göre planlanan doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), temmuz ayında bir önceki aya oranla tam iki kat arttı. Önümüzdeki ayların harcamasına dair bir gösterge olan yoğunlaşmış yabancı yatırımlar ise, geçen yıl temmuz ayına oranla yüzde 98.6’lık bir artış gösterdi. Tayvan, Hong Kong, Japonya, Singapur, ABD ve Avrupalı tekellerin Çin’deki kümülatif doğrudan yabancı yatırım toplamı, 350 milyar doların üzerinde.
Kaplanlar tedirgin
Bütün bu veriler ışığında, Ohmae, “Çin’deki üretim ekonomisinin giderek hızlanan bir canlılıkla patlamak üzere” olduğunu ve dünyanın buna “hazırlıksız yakalanacağını” söylüyor.
Elverişli şartlardan faydalanan Çinli şirketler; aralarında elektroniğin de bulunduğu birçok sektörde, ihracatlarını hızla artırıyorlar. Bu durum, geçmişte bu sektörlerin öncülüğünü yapmış olan Singapur, Tayvan ve Güney Kore’nin tahtının sarsılmakta olduğunun da göstergesi.
Çin’in yüksek derecede kalifiye işgücü gerektiren bu sektörlerdeki hızı, uzmanları şaşırtıyor. “Asya kaplanları”nın, korkunç bir artıdeğer sömürüsü üzerinde 15 yılda inşa ettiği -ve ‘97 krizinde birkaç ayda yok olan- yüksek teknoloji gerektiren sektörler, Çin sermayesi tarafından birkaç yıl içinde inşa ediliyor. Ohmae’ye göre, bu başdöndürücü yükselişin Japonya, Singapur ve Tayvan gibi ekonomiler üzerindeki etkisi, “1997 krizinden daha ağır”.
Rakamlar terse döndü
ABD-ASEAN İş Konseyi Başkanı Ernest Bower’a göre, Asya’daki birçok sektör, 1990’ların başındaki durumun tam tersini yaşıyor. Bu dönemde, Doğu Asya’ya giden DYY’nin yüzde 70’i “kaplan ekonomilere”, yüzde 30’u Çin’e gidiyordu. Bugün ise Çin yüzde 70, “kaplanlar” yüzde 30 alabiliyor.
Çin karşısında pazarlarını yitiren önemli bir ülke, 1980’lerden bu yana birçok ABD’li tekelin imalat üssü olarak kullandığı Malezya. Son olarak, Astec adlı elektronik tekeli, Malezya’daki fabrikalarını kapatıp 1000 işçiyi atarak, üretimi Çin ve Filipinler’e kaydırma kararı aldı.
‘Maliyetler çok düşük’
Bir diğer dev tekel olan ON Yarıiletken, Malezya’daki üç imalat fabrikasını önümüzdeki yıl içinde Çin’e taşıyacak. Şirket yöneticilerinden Steve Hanson, 1995’te Çin’de açılan fabrikalarının, “rekor ölçüde düşük maliyetle dünya kalitesinde ürün çıkarabileceğini gösterdiğini” belirtiyor. Diğer tekellerin de Çin’e “kaçma” gerekçesi aynı: Ucuz işgücü.
Tayvan eziliyor
Çin fırtınasından kurtulamayan bir diğer ülke, ABD ile Çin arasında bir koz olarak sık sık masaya sürülen Tayvan. Son yirmi yılda, Tayvan’ın bilgisayar donanım sektörü, yılda yüzde 20 büyüyerek dünyanın üç numaralı üreticisi olmuştu.
Ancak geçen yıl Çin’in sektördeki yıllık üretimi 25.5 milyar dolarken, Tayvan’ınki ancak 23 milyar dolardı. Dünyanın en büyük üçüncü kişisel bilgisayar şirketi olan Tayvanlı Acer’in patronları, “Kısa sürede önlem almadıkları takdirde Çin tarafından ezileceklerini” söylüyor.
Yine acı reçeteler
Singapur hükümeti de, benzer bir “alarm” durumu içinde. Başbakan Yardımcısı Lee Hsien Loong, “Kısa vadede, pazara büyük bir oyuncunun girmesi, sektörlerin yeniden yapılanması, yer değiştirmesi ve ticaret döngülerinin değişmesi anlamına gelir” diyor. “Çin ile aynı piyasada, onunla rekabet eden ülkeler, acı verici düzenlemelere zorunlu kalabilir.”
Bu acı verici düzenlemeler, elbette, sektörlerin yeniden yapılandırılması ve maliyetlerin düşürülmesi amacıyla ücretlerin daha da aşağı çekilip, yüzbinlerce işçinin kapı önüne konulması demek.
ASEAN cephesi
Çin’in ekonomik ağırlığı, siyasi ve diplomatik alanda da yeni sürtüşmeler ve kutuplaşmalar getirecek. Diğer Asya ülkeleri, ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) çatısı altında, “Çin ejderi”ne karşı ortak bir mücadele planı hazırlığı içindeler. Söz konusu planın fikir babası ise, Amerika’dan başkası değil.
Asya üzerindeki etkisini yitirmekten korkan ABD, bir yandan ASEAN ülkelerini Çin’e karşı “birleşmeye” yönlendirirken, diğer yandan da Çin’in Rusya gibi diğer bölge güçleriyle daha fazla yakınlaşmasını önlemeye çalışıyor. Rusya ile diğer konularda yapılan pazarlıklarda bile, Çin unsuru devreye giriyor.
ABD’nin, önümüzdeki 20-30 yıllık dönemin “temel çatışma ve çekişme alanı” olarak Asya-Pasifik’i belirlemesi ve Çin’i “baş rakip” ilan etmesi, bu ekonomik çerçeve içinde daha net bir anlam kazanıyor.

Başa dön


ABD’nin kiralık pilotları
Yeni ABD yönetimi, Kolombiya’da gerillalar ile hükümet arasında süren savaşa giderek daha fazla dahil oluyor. Uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele maskesi altında bugüne dek Kolombiya ordusunu eğiten, ülkede çok sayıda askeri bulunan ABD, son olarak DynCorp isimli özel şirketten pilot kiraladı. Bu özel paralı asker şirketi, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan emir alıyor. Geçtiğimiz yıl ABD Kongresi, ülkede savaşacak ABD’lilerin sayısını 300 ile sınırlayan bir karar çıkarmıştı. Ancak şirket ve Bakanlık, Latin Amerikalı paralı askerleri tercih ederek bu engeli aşıyor.
Ordudan 3500 askerle operasyon
Savaş uçakları ve helikopterlerle desteklenen binlerce Kolombiyalı askerin ülkenin güneyinde dün düzenlediği kapsamlı operasyonda, 15 gerilla hayatını kaybetti. Operasyonda, 3 askerin de öldüğü bildirildi. Kolombiya Devrimci Silahlı Kuvvetleri’nin (FARC) hedef alındığı operasyonda, yaklaşık 1000 gerillanın konuşlandığı belirlenen Bogota’ya 300 kilometre uzaklıktaki San del Guaviare yakınlarındaki ormanlık bölgeye, helikopter ve savaş uçakları filolarıyla birlikte 3500 asker gönderildiği bildirildi.
Guluzade’den ilginç açıklamalar
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı eski Danışmanı Vefa Guluzade, Azerbaycan’a dışardan gelebilecek her türlü tehlikeye karşı Türk ordusunun “garantör” durumda olduğunu söyleyerek, “Azerbaycan ve Türkiye’nin orduları birleşmeli” dedi. Guluzade, Yeni Müsavat gazetesine yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin desteğiyle kurulacak Azerbaycan ordusu, demokratik rejimin koruyucusu olmalıdır. ABD ve Batı da Türkiye’nin Azerbaycan’da konuşlanmasına olumlu yaklaşıyor” diye konuştu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net