www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



GÖRÜNTÜ - Bülent HABORA
Hanedan’ın yaşlısı: Süleyman Demirel
Yorumu Adalet Bakanı Hikmet Sami yapsın
Türkiye’nin Şeytan Dörtgeni


Şiirlerle dünden bugüne yağmacılarımız
Osmanlı’nın son dönemlerinde pıtrak gibi ortaya çıkmış yağmacılar, talancılar. Sonra tarihten silinmiş o koskoca imparatorluk ve yerine Cumhuriyet gelmiş. Bu dönemde, özellikle 1950’den sonra, yumulmuşlar Türkiye’nin yerüstü-yeraltı kaynaklarına. Giden yemiş, giden yemiş. Ama Türkiye zengin, bir türlü bitirememişler, tüketememişler bu ülkeyi, bu insanları. Sonunda yabancılara el açmışlar, “Aman ha, hemen gel, yala-yut bu topraklar” diye. Ve Amerika’sıyla, Avrupa’sıyla, yabancı tröstleri, tekelleriyle “Allah, Allah” diye hönkürerek dalmışlar Cumhuriyet’in topraklarına.
Dedik ya, “Bu ülke zengindir, toprakları ve insanları bereketlidir” diye. İki gaddar kıtanın sömürgenleri de tam olarak halledemeyince, bu kez yüce tanrılara başvurmuşlar, “Ey IMF, Ey Dünya Bankası, gel, biraz da sen bizi öp” demişler. Onlar da zaten dünden hazır, taa Lord Gurson döneminden hazır, hemen dalmışlar...
Dün, yani Osmanlı’nın son döneminde yapılan yağmalara, talanlara örneğin Tevfik Fikret “Yağma Sofrası” başlıklı şiiriyle (“Bugünün Diliyle Tevfik Fikret”, Yenileştiren A.Kadir) şöyle karşı çıkıyordu. İlk bölümünü yazıyorum:

“Bu sofracık, efendiler, halkımızın
varı yoğu, hayatı,
kan ağlayan, can çekişen halkımızın,
bekler sizi, efendiler, önünüzde
titrer durur,
aman sakın çekinmeyin, yiyin yutun,
şapır şupur,
yiyin, efendiler, yiyin, bu iştah veren
sofra sizin,
doyuncaya, tıksırıncaya,
patlayıncaya kadar yiyin!”

1912 yılında yazmış Tevfik Fikret bu şiiri. Aradan 50 yıl geçmiş ve Nâzım Hikmet 1962’de “Vatan Haini” şiirini (“Son Şiirleri”, Adam Yayınları) yazmış. Bir bölümünü aşağıya yazıyorum.
“Evet, vatan hainiyim, siz vatanseverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve
sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan, tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan,
polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması, topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığınızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütün üstüne kapkara
haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine
devam ediyor hâlâ.”

“Vatan Haini” şiiri yazıldıktan bir süre sonra Türkiye’de yeni kişiler ortaya çıktı. İktidar yine sermaye yanlısı, Amerika taraftarı ve emek düşmanı insanlarca dolduruldu. O günlerde Halk Oyuncuları, Aydın Engin’in yazdığı “Devri Süleyman”ı oynamaya başladı. Oyundaki “Süleyman Türküsü”nden bazı bölümleri alıyorum:

“Oyunumuzun adı Devri Süleyman
Süleyman dedikse kimse alınmaya
kimse gocunmaya
bu Süleyman başka Süleyman
bu Süleyman Süleymaniyeli
muhtar Süleyman
(...)
dayı bey, paşaya kancayı taktı
imanım dolar, sel olup aktı
ve efendim alavere dalavere
muhteşem Süleyman sandıktan çıktı
(...)
muhtar seçtik Süleyman’ı
var diye dini imanı
başımıza muhtar ettik
aman dostlar ne halt ettik.”

1960,70,80,90 derken 2000 yılına geldik. Bir şairin Başbakan olduğu ülkemizde Başbakan’ın şiirinin yasaklanmasından, şiir kitabı okuyan öğretmenin sürgün edilmesine dek “Edebi edepsiz” olaylar oluyordu. Bu olaylar olurken de, Amerikan kovboyları IMF’yle Dünya Bankası, “Türkiye” adlı küçük çiftliklerinde hayasızca at koşturuyorlardı.
Onlar at koştura dursunlar, internette Türkiye’nin düzeni, İstiklal Marşı’nın günümüz haliyle çıkıyordu ortaya:

“Korkma, bitmez bu hazineleri hep çalsak,
Sönmeden asgari ücretlideki en son ocak.
O benim milletimin krizidir, patlayacak
O benimdir, o benim rantiyemindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey zavallı hilal,
En kahraman kölelere bir gül!
Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz verdiğimiz faizler sonra helal,
Hakkıdır, haktan sapan milletime istibdat.”

Hemen arkasından Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi”si, “Sessiz Lira” olarak çıkar ortaya. Son bölümü şöyle:

“Güzel ülkemde lira alanlar nafile bekler,
Bilmezler ki, çıkan kurlar bir daha inmeyecekler.
Birçok kurun her biri memnun ki yerinden,
Çok haftalar geçti, düşen yok içlerinden.”

Emekçiden memura, işverenden esnafa dek herkesin kan ağladığı ülkemizde, doğal olarak az sayıda da olsa, Dünya Bankası’nın Türkiye’ye atadığı Mr. Derviş’i tutanlar da olacak. 12 yaşında bir kıza “Derviş Baba” şarkısını söyletmişler, onun da ilk bölümü şöyle:

“Hoş geldin vatanına
Umutlar verdin halka
Dertler başımızdan
Atasın Derviş Baba.”
Ben, Mr. Derviş’i Televolelerde, Çarkıfeleklerde görmeyi beklerken, sanırım Pop müzik programlarında göreceğim.
Evet, Yağma Sofrası’ndan bugünlere geldik. Bakalım daha sonra neler göreceğiz?

e-mail: bhabora@hotmail.com


Hanedan’ın yaşlısı: Süleyman Demirel
Süleyman Demirel, ülkemizin en has Baba’sıdır. Her ne kadar bu günlerde Dünya Bankası’nın başımıza getirdiği Genel Vali Mr. Kemal Derviş’i bazı çevreler (Bunun içinde 12 yaşındaki çocuklar da var) “Baba” diye gaskallamaya çalışıyorlarsa da, bence “En Büyük Baba, Süleyman Baba”dır. Çünkü bir karizması var. Şapkasından, işine geldiği şeyleri anımsamayan, işine geldiklerini de anımsayan kalitesine dek, her şeyiyle bir “Baba”...
Baba Süleyman, geçtiğimiz günlerde, “50 yıldır enerji işinin içindeyim” diye buyurmuş. Aziz Nesin, “Bir ihtilal daha olsa, Süleyman Bey, komünist olacak” mı, ne demişti. Evet, Süleyman Bey, bir on yıl daha geçtikten, şöyle bir 5-6 yeni IMF Emirleri Programı yaşadıktan sonra, “Enerji” konusunda başka şeyleri de anımsayacak...
Örneğin, 1954 yılındaki EEF bursiyerliğini anımsayacak. Beyefendi, 1954’den bugüne dek, sürekli olarak gizledi, konuşmak istemedi bu EEF bursiyerliği konusunu. Bakın S.Demirel’in resmi ya da gayriresmi yaşam öykülerine, hiçbirinde 1954 yılı yoktur. İşte, 10 yıl sonra, bunu da anımsayacak.
Şunu da ortaya çıkaracak, Bay Süleyman Demirel: EEF bursunun amacını... Amerika’nın ünlü işadamları dergisi Business Week’in, 24 Mayıs 1963 tarihli EEF bursunun amacı şöyle yazılıyordu: “EEF bursunun ana amacı, kendi ülkelerinde yükselme potansiyeline sahip yabancıları, Amerika’ya çağırır ve program Amerikan iş çevrelerince desteklenir.” Ayrıca, aynı amaçta şu ilke yer alır: “İlerde kendi ülkelerinde önemli mevkilere gelebilecek bu kişilere, Amerika hesabına dost edinme ilkesi...”
Aynı dergide, “Bursun amacına ulaştığını belirten örnekler” arasında Süleyman Demirel’den de özenle söz ediliyor...
1954’e 50 eklersiniz 2004 olur. 2004’e çok az kaldı. Eğer o yıla kadar Türkiye, IMF-DB boyunduruğuna girmemiş bir ülke olarak kalma şansına sahip olursa, (Ki bu politikacılarla hiç sanmıyorum) Baba’dan yeni itiraflar çıkabilir. Baba’dır bu, vallaha itiraf eder...
Yorumu Adalet Bakanı Hikmet Sami yapsın
  • Birinci Haber: “İstanbul Haber Servisi- Fenerbahçe Kulübü Başkanvekili Uğur Dündar ile Teknik Direktör Mustafa Denizli, dün Kartal Özel Tip Cezaevi’nde tutuklu olan Etibank’ın eski sahibi Dinç Bilgin’i ziyaret ettiler.” (Cumhuriyet G./18.5.2001)
  • İkinci Haber: “Ankara- Ankara’daki tutuklu yakınlarını ziyaret etmek amacıyla İstanbul’dan iki otobüsle yola çıkan TAYAD üyesi bir grup tutuklu yakını Ankara’ya sokulmadı. Tutuklu yakınları iki otobüsle önceki gece İstanbul’dan Ankara’ya gelmek üzere hareket ettiler. Düzce çıkışında durdurulan ailelerin kimlik bilgileri alındıktan sonra yola devam etmelerine izin verildi. Tutuklu yakınları dün Ankara’ya ulaştıklarında polislerce durdurularak, şehre girmelerine izin verilmedi. Grup Özgürlük Türküsü elemanı Yasin Ali Türkeli de gözaltına alındı. Tutuklu yakınlarının Ankara’ya ulaşamaması üzerine Numune Hastanesi önünde basın açıklaması yapan bir grup tutuklu yakını, ölüm orucundakilerin sakat kalarak yaşayan ölülere dönüştüğünü belirttiler. Açıklamada ziyaretin engellenmesi protesto edildi.” (Evrensel G./21.5.2001)
  • Bu iki haberin yorumunu DSP’li mi MHP’li mi, ANAP’lı mı olduğunu bilmediğim (aslında üçünün arasında bir fark olmadığı için önemli değil) Adalet Bakanı Bay Hikmet Sami Türk Yapsın. KDV’si olarak da İç Bakan Sadettin Tantan yapabilir...
  • Bu arada tutuklu yakınlarına da bir öğüt: Herhangi bir şey istediğiniz zaman IMF’ye, Dünya Bankası’na başvurun, hemen halledersiniz. Çünkü bizim iktidar tosunları, IMF’yle DB’nin emirlerini dinlemek için yarışırlar...
    Türkiye’nin Şeytan Dörtgeni
  • En sonunda Bermuda Şeytan Üçgeni’ne de tur bindirdik ve Türkiye’nin Şeytan Dörtgeni’ni meydana getirdik...
  • Dirayetli, yetenekli, yüce, ulu, mümtaz, müstesna Büyük Türk Büyükleri olan Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz ve Mr. Kemal Derviş sayesinde Şeytan Dörtgeni’nin asil ve necipleri olan IMF, Dünya Bankası, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği Türkiye’de at koşturmaya başladılar.
  • Şeytan Dörtgeni’nin tepe noktasındaki Amerika, başkanları BushoğluBush’la bizim gariban Ecevit’e postasını koydu. “Bak Ecevit, dediklerimi yap, yoksa...” Açık açık bunları söylemedi ama, hem telefonla hem de mektupla ima etti...
  • Arkasından Şeytan Dörtgeni’nin sağ noktasındaki Avrupa Birliği’nin İngiliz Blair, “Aslan Ecevit, biz senin arkandayız” deyip, çıkıverdi işin içinden. Ve böylece iki puanı da aldı...
  • Arkasından da IMF çıktı. “Aslanlarım” dedi, Türkiye’deki adamlarına, “Biraz Tansu’ca olacak ama, ya istediğim yasaları çıkarırsınız, ya da istediğim yasaları çıkarırsınız.” Ve bizim IMF uyduları Viyana kapılarındaki Osmanlı’lar gibi, “Allah Allah” deyip, saldırdılar yasalara. Her ne kadar çarşafa dolaşıp, aynı yasayı, patronlarının isteği üzerine dört-beş kez değiştirdilerse de, hedeflerini (şimdilik) ulaştılar...
  • Sonunda, Şeytan Dörtgeni’nin son noktası Hazreti Dünya Bankası, langırt diye devreye girdi: “Eğer emirlerimizi dinlemezsen, sana kapik yok.” Tabii “Kapik yok” demediler, “Cent yok” dediler...
  • Sonunda ne mi oldu? Türkiye 2002 Oscarı’na aday olacak bol arabesk, bol melodram bir filmi gündeme koydu: “Perişan Türkiye.” Filmin ödül alması için, “Derviş Türbesi”nde mum yakar, iktidardaki aslanlar...

    Başa dön



  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net