|
|

|
           

İnsandan ve emekten yana bir çizim
Bu yıl altıncısı düzenlenen ve geçtiğimiz günlerde sona eren TÜYAP Kitap Fuarı etkinliklerine “Gülümsemeler” isimli sergisiyle katılan karikatür sanatçısı Semih Poroy’la karikatür sanatı, ekonomik kriz ve basın çalışanlarının durumu üzerine söyleştik.

‘Yerli sinema ABD’ye teslim’
Prof. Dr. Oğuz Onaran, dünyanın bir çok ülkesinde Amerikan sinemasına karşı mücadeleler gerçekleştirildiğini belirterek, Türkiye’nin kayıtsız şartsız teslim olduğunu söyledi.


İnsandan ve emekten yana bir çizim
Emine Uyar
Bu yıl altıncısı düzenlenen ve geçtiğimiz günlerde sona eren TÜYAP Kitap Fuarı etkinliklerine “Gülümsemeler” isimli sergisiyle katılan karikatür sanatçısı Semih Poroy’la karikatür sanatı, ekonomik kriz ve basın çalışanlarının durumu üzerine söyleştik. “Karikatürcü yapıldığı şeye bakılmasını ister, bunun yollarından en elverişlisi günlük bir gazetede çok sayıda insana seslenmek. Söylecek sözünüz olduğuna inanırsınız, işi çok seversiniz. Karikatür çizen herkesin günlük gazetelerde çizebilme hedefi vardır” diyen Poroy, 1975 yılından bu yana karikatür sanatıyla uğraşıyor ve 1989 yılından beri de Cumhuriyet gazetesinde karikatür çiziyor.
Çizeceğiniz konuları seçerken nelerden yola çıkıyorsunuz?
Basın çizeri olarak elimden geldiğince çok gazeteye bakmaya çalışıyorum. Sonuçta televizyonların haber programlarından, gazetelerin taranmasından çıkan konuları taşıyor, günlük bir basın organında çizmenin kaçınılmaz sonucu tümüyle gündemle ilgili karikatürler sergideki karikatürlerim.
Karikatür; değişik teknikleri olmasına, denenebilir olmasına karşın sonuçta basit çizgilerle çok yalın anlatabilme olanağı olan bir çizim türü. İnsanlara çok çabuk ulaşabiliyor. Bunu gözeten birisiyim. Ayrıca gözetmek zorundayım basın çizeri olduğum için. Dünya görüşüm de barıştan yana, insan haklarından yana, özgürlüklerden ve tam demokrasiden yana bir tavır. Bu sadece benim değil karikatür çizen ya da sanatla uğraşan herkesin sahip olması gereken bir dünya görüşü. Bu alanlarda uğraş veren sağcı insanlar da var ama sonuçta bahsettiğimiz bakış açısına sahip insanların yapıtlarıyla karikatür denilen çizim türü yürüyor. Sonuçta bir sanat yapıtının içeriğinden çok biçimiyle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bir sanat yapıtının, görsel ya da yazılı olsun, biçimsel değerlendirmelerle iyi bir sanat yapıtı olup olmadığı ortaya çıkabilir. Ama içeriğini, konunun işleniş tarzını, o işi yapan insanın olaylara bakışını değerlendirmekle de onun dünya görüşü ortaya çıkar. Bakış açım insandan ve emekten yana bir çizim. Benim karikatürden anladığım bu. Biçim olarak olabildiğince iyi, işin kolayına kaçmadan, anlatmak istediği şeyin de insanların ortak dertleriyle ilgili olması benim için önemli.
Son yaşanan ekonomik krizle birlikte ortaya çıkan gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Küreselleşme denilen bir liberal dayatma var epeyce süredir. Bir de bunun karşısında emekten yana bir karşı çıkış var. Bu dünyada da böyle Türkiye’de de böyle. Türkiye’nin önümüzdeki çok yakın günlerinde de bu çatışma olacak. Türkiye’yi yöneten hükümetler hâlâ Dünya Bankası’nın, IMF’nin, ABD güdümlü ekonomik reçetelerin Türkiye’yi düze çıkaracağını düşünüyorlar. Ama bu reçeteler zaman içinde Türkiye’de çok denendi ve olmadı. İnsanların gelir düzeyleri sürekli düştü. Milli gelir gittikçe düşüyor. Gittikçe artan bir yoksullaşmayla ülke nüfusunun büyük bir bölümü gelirin küçük bir bölümünü kullanıyor. Dünyanın bütün azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerindeki durum bu. Bize bugünlerde dayatılan reçetelerin ana teması bu zaten. Sanıyorum emek-sermaye çelişkisi denilen mücadele bu günlerde çok somut bir şekilde yeniden gözlerimizin önünde devam ediyor. Emekten yana oluşumların güçlerini birleştirerek ama salt sözde değil somut programlarla da hem hükümetlerin hem de halkın karşısına çıkarak bunun böyle olabileceğini söylemeli. Bunların duyarlı kulaklar tarafından duyulması lazım. Sağır kulaklar bunları duymadığı sürece sıkıntılar devam edecek ve yine sermayeden yana çözümlerin dayatıldığı reçeteler devam ettirilmek istendiğinde de toplumsal çatışmalar kaçınılmaz olacak.
Basının bugün içinde bulunduğu durumu ve işten atmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gazeteci denilen kişinin haber yaptığı insanlarla arasında belirli bir mesafe kalmasından yanayım. Akşamları oturup birlikte yemek yiyor ya da telefonu açtığınızda istediğiniz her türlü üst düzey kişiye ulaşıp özel konuşmalar yapabiliyorsanız bu mesafe kalmamış demektir. O zaman karşılıklı bir yarar ilişkisi ortaya çıkıyor, bunun sonuçları da görüldü. Dolayısıyla basının büyük bir sermaye haline geldiği açık. Tröst bir basın var. Türkiye’de hâlâ anti-tekel yasası yok. Çok büyük grupları elinde tutan basın patronları siyasetçiyi, siyasetçi de büyük bir propaganda aracı olarak iletişim araçlarını elinde tutan gazete patronlarını kollar hale geldiler. Bu ister istemez yazılarıyla daha ileri bir dünya görüşünden yana olan gazetecileri basının dışında bırakmak davranışlarıyla noktalandı. Bu yoğun bir sendikalaşma ve örgütlenme ile aşılabilecek bir şey. Bu yapısal bir sorun haline gelmeye başladı. Türkiye’de özellikle basında sendikalaşmanın önü kapatılırken çok da fazla ses çıkmamıştı. Şimdi onun sonuçları görülmeye başlandı. Sendikalaşmanın mesleki örgütlenmenin yeniden gündeme getirilmesi, yolunun açılması gerekiyor.

Başa dön


‘Yerli sinema ABD’ye teslim’
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Onaran, Amerikan sinemasına karşı dünyada verilen mücadeleleri anlatırken, “Türkiye’deki durumun ise savaştan çok kayıtsız şartsız teslimiyet” olduğunu söyledi.
Türk-İngiliz Kültür Derneği, “Hayatımızı Etkileyen Savaşlar” başlığı altında düzenlediği etkinlikler çerçevesinde, “Türk Sinemasının Savaşı” konulu bir panel düzenledi.
Prof. Dr. Onaran, Kanada, Afrika ve Avrupa sinemasının, Amerikan sinemasına karşı büyük savaş verdiğini belirterek, Kanada hükümetinin, bir dönem Amerikan filmlerinin dağıtımındaki tekelleşmeyi önlemek için kota uygulamasına gittiğini, ancak yine de başarılı olamadığını anlattı. Afrika’da ise 2 Fransız firmasının hakimiyeti bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Onaran, Amerika’nın burada da tekelleşme yarattığını ifade etti.
Prof. Dr. Onaran, büyük mücadele veren Avrupa sinemasının da Amerikan tekelinden nasibini aldığını kaydederek, Avrupa filmlerinin bir dönem önde gittiğini, ancak son verilere göre, Avrupa Birliği ölçeğindeki sinema gelirlerinin yüzde 80’inin Amerikan filmlerine ait olduğunu belirtti.
Türkiye’deki durumun ise savaştan çok kayıtsız şartsız teslimiyet olduğunu dile getiren Prof. Dr. Onaran, ülkede yaşanan dalgalanmayı şöyle aktardı:
“1989’a kadar Türk filmlerinin izlenme oranı, yabancı filmlere oranla daha yüksek. Bu tarihten sonra yabancı filmlerin hakimiyeti görülüyor, ta ki 2 yıl öncesine, Eşkıya filmine kadar. Şimdi Vizontele, Komser Şekspir, Kahpe Bizans gibi filmlerin izlenme oranları, Amerikan filmlerinden daha fazla. 1997’de Türk filmlerinin pazar payı yüzde 4 iken, şimdi yüzde 19’a kadar yükseldi.”
Prof. Dr. Onaran, bu gelişmelerden büyük keyif duyduğunu, ancak filmlerin dağıtımının, halen UIP ve Warner Bross ile yabancı sermaye destekli Özen Film’in elinde bulunduğunu söyledi.
Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nezih Erdoğan ise yabancı eleştirmenlerin Türk sinemasına bakış açısını ele aldı.
Eleştirmenlerin izleyiciyi yönlendiren vasfı üzerinde duran Yrd. Doç. Dr. Erdoğan, Türk filmleriyle ilgili yabancı dergi, gazete ve internet sitelerinde çıkan haberleri değerlendirdi.
Batılı sinema eleştirmenlerinin, Türkiye ve 3. dünya ülkelerinden öncelikle otantik bir yapı beklediklerini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Erdoğan, “Filmler modern olacaksa, bunun da Batı sinemasındaki modern anlayışın türevi niteliği taşıması gerekiyor. Aksi takdirde, basit, gülünç ve taklit olarak değerlendiriliyor” dedi. Yabancı eleştirmenlerin, filmleri kendi yapısı içinde değerlendirmekten ziyade kafalarındaki önyargıyla irdelediklerini anlatan Yrd. Doç. Dr. Erdoğan, özellikle Türk sinemasındaki cinsellik ve sosyo-politik öğelerin çok fazla abartılarak ele alındığını kaydetti.
Yrd. Doç. Dr. Erdoğan, bu kriterlerin ön plana çıkartılarak filmin sinematik başarısının göz ardı edildiğine dikkati çekerek, Batılı eleştirmenlerin, Türkiye’den ve 3. dünya ülkelerinden gelen yenilikleri kabul etmek istemediklerini ve görmezden geldiklerini sözlerine ekledi.

Başa dön


|
Festivalde bugün
Emek
10.30 Gülünç Felix
13.30 Hotel Splendide
16.00 Keyif Evi
19.00 Benim Kuşağım
21.30 Veda
Atlas
10.30 Küçük Sevgili
13.30 27 Eksik Öpücük
16.00 Sekiz Buçuk
19.00 27 Eksik Öpücük
21.30 Sekiz Buçuk
Sinepop
10.30 Ateşli Kan
13.30 Placido Rizzotto
16.00 Sisler Rıhtımı
19.00 Kadın Olduğum Gün
21.30 Herşey Bugün Başlıyor
Beyoğlu
10.30 Fellini Anlatıyor + Ferreri, Seni Seviyorum
13.30 Kamera Benim Aşkım
16.00 Fellini Anlatıyor + Ferreri, Seni Seviyorum
19.00 N. Hikmet Şarkıları + Momi
21.30 Bernardo Bertolucci
Rexx
10.30 Kumun Altında
13.30 Anita Treni Kaçırmadı
16.00 Kippur
19.00 Düğün
21.30 Paris’te Son Tango
|
|

|