www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Son süreçte, yani kasım ve şubat aylarında yaşanan ekonomik krizleri değerlendirirken, biraz gerilere gidip olaya tarihi açıdan yaklaşmanın daha aydınlatıcı olacağını düşünüyorum.

GÖRÜŞ ......................................Servet Akbudak*
Ekonomik kriz ve ulusal onur
Son süreçte, yani kasım ve şubat aylarında yaşanan ekonomik krizleri değerlendirirken, biraz gerilere gidip olaya tarihi açıdan yaklaşmanın daha aydınlatıcı olacağını düşünüyorum.
150 yıl önce, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ganimet ekonomisi sonlanırken önce İngillizler daha sonra değişik batılı ülkelerle bir dizi ticari anlaşmalar yapıldı. Bu ikili anlaşmalar sonucunda tüccarlar ve yerli acentaların işbirliği ile tefeci sermaye palazlandırıldı.
1854 yılında, yapılan bu ticari anlaşmalar doğrultusunda İzmir Gümrük Gelirleri ile Suriye gözden çıkarılarak İngilizler'den 8 milyon sterlin borç para alındı ve bundan 20 yıl sonra, yani 1874 yılında alınan bu 8 milyon sterlinlik borç 238 milyon sterlinlik borç stoğuna dönüştü. Bu borç batağı ile o günkü Osmanlı yönetimi tıpkı bugün IMF ve Dünya Bankası'nın oyuncağı durumuna düşen ülkemizin bugünkü yöneticileri gibi, Galata bankerlerinin oyuncağı oldular.
Düyun-u Umumiye dönemi
Bu uygumalar sonucunda Düyun-u Umumi, yani Genel Borçlar uygulamasına geçirildi. Yabancılar Osmanlı Devleti'ne pazarlamak üzere dışarıda Osmanlı Bankası'nı kurarak Türkiye'ye gelip yerleştiler. Düyun-u Umumi İdaresi kuruldu, kapitülasyonlarla birlikte Osmanlı Devleti sömürge haline getirildi.
160 yıl sonra değişen ne?
Aradan 160 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen aynı yöntem ve anlayışlarla yönetilmeye devam ediyoruz.
O günün ticari anlaşmalarına paralel olarak bugün Tahkim ve MAI anlaşmaları, özelleştirme yasaları birer birer, çok hızlı bir biçimde ve engelsiz bir şekilde parlamentodan geçiriliyor. Osmanlı Bankası yerine bugün Bretton-Woods kuruluşları yani IMF, DB ve onların değerlendirme kuruluşları olan Stantrten Poors ve Nodys'e tapılmaktadır. Bu uygulamaların sonucunda ulusal hukukumuzu yitirmek ile birlikte, açlıkla, yoksullukla, sefaletle, işsizlikle, yolsuzluk, talan, çete, mafya ve her türlü yozlaşma, çürüme ve yok oluşla karşı karşıyayız.
200 milyar doları aşan iç ve dış borç toplamı ile birlikte gelir dağılımı açısından dünyanın en adaletsiz ülkesi haline gelmekteyiz. Ulusal gelirin yüzde 45 ile nüfusun yüzde 1'i yani birkaç yüz bin aile beslenirken, nüfusun ezici çoğunluğu, yani yüzde 99'u asgari sefalet koşullarında yaşamaya mahkûm edilmektedir.
Yeni dünya düzeni vs...
1980 yılından sonra küreselleşmeciler uzun yıllar süren soğuk savaş yöntemi ile 'sosyalist bloku' çözdükten sonra, dünyanın tek egemen gücü haline geldiler. Yeni dünya düzeni, globalizm gibi kavramlarla liberal ekonomi anlayışın, yani çağımızın uluslararası sömürü düzeni olan yeşil kapitalizmi hakim kıldılar. Dayanışma ve zenginlik olarak sunmaya çalıştıkları sistemi halka propanganda ederek, sıkışmış merkez sermayenin sorunlarını ve sıkıntılarını aşmak için çevre ekonomiler ve ikinci-üçüncü dünya ülkelerine sınırsız ve ahlaksızca saldırdılar. İşbirlikçi sermaye ve siyaset erkindeki temsilciler aracılığıyla girdikleri her ülkede talanı ve vahşeti kurumsallaştırdılar. Tıpkı Uzakdoğu Asya'da, Arjantin'de, Brezilya'da, Aşağı Sahra Afrikası'nda, Somali'de, Ruanda'da, Ortadoğu'da ve bütün bu kötü örneklerden ders almayarak IMF politikalarını hâlâ ısrarla sürdürmek isteyen, felaketten felakete sürüklenen ülkemizde görmekte ve yaşamaktayız.
Ülkemizin emekçi yoksul halkı da 24 Ocak 1980 yılından bu yana açık bir şekilde bu politikalar ile yönetilmektedir. Üretimden uzaklaşılmakta, borsa-döviz faiz sarmalında rant ekonomisi ile emeğe pervasızca saldırılmakta, ülkemizin bütün kaynakları ve yoksul halkın yarattığı bütün değerler talan edilerek, işbirlikçi yerli ve uluslararası sermayeye peşkeş çekilmekte, ikide bir gerçekleşen ekonomik krizler ile, bedel yoksul halka fatura edilmektedir.
Ayrıca bu ağır ekonomik açmazların ve sorunların yanı sıra temel insan hakları, hukuk ve demokrasi alanında da egemen anlayışın dayatmaları bu ülkede insana insanca bir değer verilmediğini açıkça göstermektedir. Yani ekonomik maliyeti bulunmayan demokratik açılımları bile sağlamayan bir anlayışın ekonomik anlamda da ulusumuza vereceği bir şey olmadığını anlamamız gerekir. Bütün bu ağır koşullar karşısında, yaşanan bu olumsuz süreçte ülkemiz emek ve yoksul halk dinamiklerinin saldırılar karşısında gereken tepkiyi ve duyarlılığı gösterebildiğini söylemek olanaklı değildir. Bu tepkisizliğin nedenlerinden birisi Kürt sorunu ile birlikte paralel gelişen şovenist dalga, bununla birlikte sınıf bilincinden yoksun sendikal anlayış ve sendikal bürokrasi, toplumsal sorumsuzluğa dönüşen bireysel duyarsızlıklardır.
Son ekonomik krizin yakıcılığı ve ağır tahribatı toplumun değişik kesimlerini, sendikaları ve kitle örgütlerini süreci kavramaya zorlamakta, kriz, emekçilerin bütün kesimlerini ortak bir paydada buluşturmayı sağlayabilecektir.
Emek Platformu'nun oluşması, ayağının üzerine durmaya çalışması, ithal IMF patentli şahsın ulusal olarak tanımlamaya çalıştığı IMF programına karşı alternatif Emek Platformu Programı'nın halka sunulması umut verici bir gelişme olarak algılanmalıdır.
Emek Platformu'nun oluşturduğu programa sahip çıkmak başta Emek Platformu bileşenleri olmak üzere, her duyarlı ülke insanının vazgeçilmez onur borcudur. Bu konuda verilecek en küçük taviz ülke geleceğine ve yoksul emekçi halka yapılacak en büyük kötülüktür.
"15 günde 15 yasa" ile formüle edilen dış ekonomik destek sözü, ülkemiz ve halkımıza yapılacak en şiddetli saldırıdır. Parlamentodan engelsiz bir biçimde şimdiden teker teker geçirilen yasaların içerisinde yüz binlerce emekçinin işten atılması, kamu işletmelerinın bir oldu bitti ile uluslararası tekellere peşkeş çekilmesi vardır.
IMF-Derviş programı içerisinde, ülkemizin köklü ekonomik işletmelerinden birisi olan ve örgütlü bulunduğumuz TEKEL'in peşkeş çekilerek ulusal tütün sektörünün ABD'li tekel Philip Morris'e terk edilmesi var.
Yıllarca geri teknolji ve kötü yönetim anlayışına rağmen 2000 yılında bütçeye 1.7 katrilyon civarında kaynak aktarmış ve aynı dönem içinde 70 trilyon kâr etmiş olan TEKEL, milyonlarca insanın yaşam umudu durumundadır. Böylesine kaynak üreten bir kurumu uluslararası ve işbirlikçi tekellere peşkeş çekerek ulusal tekelin yokedilmesi bu ülkeye yapılacak en büyük ihanetlerden birisi olacak. Bu ahlaksız saldırıya karşı Tek Gıda-İş Sendikası olarak sonuna kadar direneceğimizi, halkımıza dayatılan ulusal ihanet programına karşı Emek Platformu bileşenleri olarak durmayı tarihsel bir ödev ve ulusal onur borcu olarak algılamaktayız.

(*) Tek Gıda-İş Sendikası Doğu ve Güneydoğu Bölge Teşkilatlanma Sekreteri

Başa dön



Portre

Franko Bahamonde
(1882 - 1975)

Galiçya bölgesinde doğdu. 1910 yılında Toledo Piyade Okulu'nu bitirdi. 1912'de Fas'a gönderildi. 1917'de Asturia genel grevinin bastırılışı sırasında topçu birliklerini, 1923'te yabancı lejyonunu ve Fas'ta İspanyollara karşı ayaklanan Abdülkerim'e karşı açılan seferi yönetti. 1926'da tuğgeneral oldu. Aralık 1930'da ayaklanan cumhuriyetçilere karşı harekete geçti ama 1931'de Balear adalarına gönderildi. Kraliyetçi faşistlerin iktidara gelişi ile birlikte göreve çağırıldı ve yine 1934'te Asturia ayaklanmasını bastırmakla görevlendirdi. Bu dönemde ordu içindeki cumhuriyetçiler önemli ölçüde ayıklanmıştı. Halk Çephesi'nin 1936'da sağladığı seçim başarısından sonra Franko, bu kez Kanarya Adaları'na gönderildi. Hükümet darbesi planları bu adalarda hazırlandı. Franko'nun rakipleri olabilecek generallerin "kazalarla ölmeleri", karşıdevrimin tek yöneticisi olmasını sağladı. Franko, Burgos cuntası tarafından başkomutanlığa getirildi. 1938'de devlet başkanı oldu. İspanya İç Savaşı sırasında, kendisine her türden yardımı yapan, 1936'da Frankocu hükümeti derhal tanıyan italya ve Almanya ile Nisan 1936'da Komintern'e karşı yapılan anlaşmayı imzaladı. 1940'ta Hitler'le görüştü, daha sonra da Tonca'yı işgal etti. 1941 Şubatı'nda "tarafsızlık" görüntüsü altında Alman ordusu saflarında, SSCB'ye karşı savaşmak üzere "Mavi Tümen"i gönderdi. Almanların gerilemeye başlamasıyla müttefik devletlere yanaşmaya başladı. 1947'de İspanya'ya veraset yoluyla hükümdarlık getiren yasayı yayınlattı ve kendisini devletin ömür boyu koruyucu ve kral naibi atadı. 1953'te yapılan ekonomik ve askeri anlaşmalar sonucu Amerika'ya askeri üsler verildi. Franko'dan sonra iktidarı kimin alacağı 1966'da özel bir yasayla belirlendi. 1970'te Faranko'nun ardılı olarak Veliaht Prens Don Carlos seçildi. 1975 yılına kadar iktidarda kalan Franko Falanjist Faşizmi, İspanyol halkını sonsuz acılara sürükledi.
Güncel Tarih

1724

KANT DOĞDU
İdealist felsefenin en büyük isimlerinden Alman filozof Immanuel Kant, Prusya'daki Königsberg kentinde doğdu.

1870
LENİN DOĞDU
Dünyanın ilk işçi devleti olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin kurucusu, marksist teori ve eylem adamı, dünya proletaryasının komünist önderi V. İ. Lenin, yarı-aydın sayılacak bir ailenin oğlu olarak 1870 yılında Sibirya'nın Simbirsk kasabasında doğdu. Emperyalist kapitalizmin tüm saldırılarına rağmen dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları nezdinde tarihteki rolüyle kazandığı saygınlığını katlayarak koruyan Lenin, marksizme sunduğu büyük katkıdan dolayı, Ekim Devrimi'nin olduğu kadar geleceğin toplumu olan komünist toplumun da benzersiz mimarıdır.

1997
PERU’DA GERİLLA KATLİAMI
Peru’nun başkenti Lima’daki Japon Büyükelçiliği konutunu işgal ederek 126 gün boyunca çok sayıda rehineyi elinde tutan MRTA (Tupac Amaro Devrimci Hareketi) gerillalarına karşı düzenlenen saldırıda 14 gerilla katledildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net