www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Dünyanın birçok yerinde gazetecilerin işadamlığına soyunmaları ve kendilerini halktan soyutlamaları gazete ve gazetecilere olan güveni sarsıyor.


Halktan uzaklaştıkça güven azalıyor
Dünyanın birçok yerinde gazete ve gazetecilere olan güven azalıyor. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı’nın (TESEV) Şubat ayı içerisinde yaptığı bir araştırmada gazeteler (28) ve gazeteciler (yüzde 37) ise güvenilmeyen kurumlar ve meslek grupları arasında yer almıştı. Yapılan araştırmaya katılan deneklerin yüzde 62’si “gazete ve televizyon sahiplerinin medya dışındaki işlerle uğraşmasının büyük yolsuzlukların ortaya çıkartılmasında engel olduğunu”, yüzde 24’ü “engel olmadığını”, yüzde 14’ü “bilmediğini” söylüyordu.
İşadamı mı gazeteci mi?
Aslında bu veriler medyanın ciddi bir şekilde erozyona uğradığını gösteriyor. Sadece son birkaç yıl içinde bu alanda yaşanan gelişmelere baktığımızda toplumun gazete ve gazetecilere olan güvensizliğini anlamak mümkün. Örneğin Rauf Tamer gibi yıllardır köşe yazarlığı yapan bir ismin Egebank skandalının başrol oyuncusu Murat Demirel’den 1 milyon dolar aldığının iddia edilmesi, Dinç Bilgin’in sahibi olduğu Etibank’a içinin boşaltıldığı gerekçesiyle el konulması, Turgay Ciner gibi Susurluk raporlarında adı geçen işadamının Sabah’a ortak olmasıyla gelişen bir dizi olayın medya sektöründe kapanması zor yaralar açtığı ortada. Yine toplum tarafından yakından tanınan gazetecilerin özelleştirme ihalelerinde iş takipçiği yapmaları, Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün kendini “işadamı” olarak tanımlaması ama, gazetecilik sıfatını da elden bırakmayarak patronu-Aydın Doğan- ve kendisinin ticari işlerini yürütmeye çalışması güven zedeleyen önemli gelişmeler durumunda. Bunun en net anlamı gazetecilerin giderek halktan uzaklaşmasıdır. Halkın sorunlarını anlayamayacak bir yaşam sürmeleri ve kendilerini toplumdan soyutlayarak, seçkin bir kesimin üyeleri gibi yaşamaya ve davranmaya başlamaları gözlerden kaçmıyor. Bugün “büyük” işadamlarının verdiği yemeklerde, davetlerde “büyük” gazetelerin yöneticileri ve yazarları en ön sırada yer alıyor. Elbette, toplumun medyaya olan güveninin azalması bunlarla sınırlı değil. Gazetelerin sıkça başvurduğu bir yöntem olan “yalan haber”, “yanlış bilgilendirme” ve “kendi çıkarları doğrultusunda yayın yapma” gibi nedenlerde bu güvensizlikte etkili oluyor.
Halktan uzak yaşıyorlar
Geçtiğimiz yıllarda Amerika’da gazeteciler “Okuyucuların, gazetecilere neden güvenmedikleri” konusunda bir araştırma yapmış ve çeşitli sonuçlara ulaşmış. Bu araştırmanın, Türkiye’de medyanın yaşadığı güven bunalımıyla benzerlikler taşıdığını görmek mümkün.
“Acaba Amerikalılar okudukları gazetelere güvenlerini neden yitirdi?” sorusuna yanıt bulabilmek için Amerikan Gazete Yayıncıları Derneği (ASNE) bir araştırma yaptırmış. Araştırmanın sonuçlarına göre “Gazeteciliğe Saygınlık Kazandırma Projesi” hazırlanacakmış.
ABD’de haftalık olarak yayınlanan U.S. News and World Report isimli dergide John Leo bu konuyu işledi. Ve iki Amerikalı gazetecinin gözlem ve değerlendirmelerini aktardı. “Orlando Sentinel” gazetesi yayıncısı Peter Brown, okuyucuların gazetelerden uzaklaşmasının ve güven yitirmelerinin nedenini kendi çevresinde araştırmış.
Peter Brown, “Amerikalı gazetecilerin, normal Amerikan halkı ile aralarında uçurum oluşmuş durumda. Gazeteciler zenginlerin yaşadığı semtlerde yaşıyor, onlarla komşuluk, dostluk ediyorlar. Hizmetçileri, şoförleri, Mercedes marka otomobilleri var. Borsada hisse senedi alıp satıyorlar. Sadece devlet adamları ile politikacılarla ve zenginlerle konuşuyorlar. Evlerindeki espresso kahve makineleri ile övünüyorlar. ‘Chablis’ tipi şarap içiyorlar. Yabancı filmleri izliyorlar. Mimarlık, yat, yiyecek, içecek, dekorasyon ve seyahat dergilerini okuyorlar. Kiliseye gitmiyorlar. Gönüllü sosyal hizmetlere ilgi duymuyorlar. Böyle bir gazetecinin halk ile ilgisi kesilmiş demektir. O halkı anlamaz. Halk onu anlamaz” diyerek bu güvensizliği kısa biçimde özetliyor. Brown’un “Gazeteciler halkın değer yargılarından farklı değer yargılarını halka rağmen öne çıkarma savaşı veriyor. Örneğin kürtaj konusunda, örneğin dini inançlar konusunda, örneğin tarımsal ürün fiyatları konusunda... Gazeteciler kendilerini sosyal ve kültürel bakımdan üst tabakada, (elite) olarak görüyor. Alt tabakadaki halkın politik, dini inançlarını, parasal sorunlarını, güçlüklerini küçümsüyor” sözleri de gazetecilerin halkın sorunlarından uzak olduğunu gösterir nitelikte.
Washigton Post gazetesinin köşe yazarı Michael Kelly ise başka bir konuya dikkat çekiyor. Kelly, “Her gazetede bir haber odası vardır. Gazetelerine kapanan ve halk ile ilgilerini kesen gazeteciler, halkı ve dünyayı bu haber odasının penceresinden seyrediyor. Haber odasına bağlı fişi bilgisayarlarına takıyor. Ekrana döküleni yazıya dönüştürüyor” diyerek “plazaların tepelerinde” oturdukları koltuklarından gazetecilik yapanları eleştiriyor. Anlaşılan dünyanın birçok yerinde durum aynı. Gazeteciler halktan uzaklaştıkça, gazete ve gazetecilere olan güven de o kadar azalıyor.


Başa dön


 
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net