|
|

|
           

O bir kasap!
Arial Şaron’un galip geldiği İsrail seçimleri, Lübnan ve Filistin’de çekilen acıları yeniden hatırlattı. Onbinlerce insanın öldürüldüğü Lübnan işgalinde anımsayanlar için “Şaron” adı, savaş ile eş anlamlı. 3 çocuğunu ve hamile karısı Şaron’un emriyle öldürülen Lübnanlı Kemal İbrahim, “Herkes gelebilirdi, ama o değil” diyor.

Müzik olmadan asla...
Çingeneler üzerine ülkemizde yapılan ilk akademik çalışma, Kültür Bakanlığı tarafından “Türkiye Çingeneleri” adı altında kitap olarak yayınlandı.


O bir kasap!
İsrail Başbakanı seçilen “aşırı sağcı” Ariel Şaron’un hayaleti Lübnan üzerinde dolaşıyor. Şaron’un bir tankın üzerinde Lübnan’a girmesiyle başlayan, Arap-İsrail çatışmasının en kasvetli dönemlerinden birinin yaşandığı, 30 bin sivilin ölümüyle sonuçlanan 1982 kanlı Lübnan işgali, Lübnan halkının hafızasında hâlâ canlı.
Ariel Şaron, Filistinli gerillaları sürmek için, Haziran’dan Eylül sonuna kadar, Savunma Bakanı olarak İsrail hava ve kara kuvvetleriyle Beyrut’u kuşatma altında tutmuştu.
Şimdi, Lübnanlılar ve Filistinliler için Şaron adı “savaş” sözcüğüyle aynı anlama geliyor.
İsrail’deki bir soruşturmada bile, Şaron’un, Lübnanlı Hıristiyan milisler tarafından yüzlerce silahsız Filistinli’nin Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında katledilmesinden dolaylı olarak sorumlu olduğu saptanmıştı.
Halkımı öldürdü!
Kemal İbrahim adlı bir Lübnanlı, “Herkes gelebilirdi, ama o değil. O bir kasap. O kana susamış bir katil. İşgalin önderliğini yaptı, halkımı öldürdü, evimi yıktı” sözleriyle Şaron’a karşı duygularını dile getiriyor. Filistin lideri Yaser Arafat’ın içinde bulunduğu söylentisi üzerine Beyrut’taki 9 katlı bir binayı İsrail uçakları yerle bir edince, İbrahim’in 3 çocuğu ve hamile karısı ölmüştü. Başından İbrahim’inkine benzer olaylar geçmiş pek çok Lübnanlı ve Filistinli, Şaron’un seçilmesine inanmakta güçlük çekiyor.
Acı yeniden canlandı
Sabra ve Şatilla kamplarında halk, televizyondan İsrail seçim sonuçlarını büyük merakla izlerken, Şaron’un zaferi açıklandığında acı hatıralar kamp sakinlerinin üzerine çöktü. Elektriksiz ve susuz kalmış kuşatma ve bombardıman altındaki başkent, insanların üzerine çökmüş binalar, kamplarda kanlar içinde yatan katledilmiş yakınları, Filistinlilerin gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçti.
16 Eylül’de başlayan ve 36 saat süren katliamdan kurtulanlar, katliamdan kaçtıklarında ilk olarak İsrail kontrol noktalarına koşarak askerlere kampta katliam olduğunu haber verdiklerini, ancak yanıt alamadıklarını söylüyorlar.
‘Hiçbir zaman affetmeyeceğiz’
İşgalde sevdiklerini kaybedenler, hayatlarını mahveden bu adamı hiçbir zaman affetmeyeceklerini belirtiyorlar. Filistinli Muhammed Afifi, “O bir kasap, bir kasap değişebilir mi?” diye sorarak, umutsuzluğunu dile getiriyor.
Yine de Filistinlilerin bir umudu var. O da, Şaron’un seçilmesinin Filistinlileri bağımsızlığa kavuşturmada rol oynayabileceği düşüncesi. Afifi, “Aslında Şaron’u destekliyorum, çünkü onun terörist imajı dünyanın bize sempati duymasını sağlayacak” diye umutlanıyor.

Başa dön


Müzik olmadan asla...
Çingeneler üzerine ülkemizde yapılan ilk akademik çalışma, Kültür Bakanlığı tarafından “Türkiye Çingeneleri” adı altında kitap olarak yayınlandı. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Rafet Özkan’ın kaleme aldığı kitapta, çingenelerin kimlikleri, sosyokültürel özellikleri, inanışları, mitolojileri, bayram ve kutlamaları her yönüyle ele alınıyor.
Çingenelerin köklerinin Hindistan’dan geldiği belirtilen kitapta, çingenelerin gelenek ve göreneklerine çok bağlı oldukları ve tüm dünyaya yayılmış olmalarına karşın, yaşadıkları her yerde dışlanan, horlanan marjinal bir grup olmaktan kurtulamadıkları; ayrıca tarihin birçok döneminde katliamlara uğradıkları anlatılıyor. Dünya’da 4.5 milyon çingenenin bulunduğu; ülkemizdeki toplam çingene nüfusunun 403 bine ulaştığı, yerleşik düzene geçmeksizin tamamen göçebe olan çingenelerin sayısının ise 20 bin olduğu belirtiliyor.
Kadınların yükü ağır
Çingene yaşamının merkezinin aile olduğuna işaret edilerek, ailenin yaşam okulu olarak kabul edildiği, ayrıca çocuksuz aileler mutsuz sayılmakta ve çocuksuzluğun boşanma nedeni olduğu dile getiriliyor. Çingene aile yapısının, geniş aile karakterli olduğu kaydedilerek, çingene aileleri için çocukların yaşamın özü, hedefi ve merkezi olduğu belirtiliyor. Kadınların çingene ailelerinin ekonomik koruyucusu olduğu, ev işlerinin yanı sıra aile geçimini temin etmekte önemli bir rol oynadıklarına işaret ediliyor.
Varoşlara yerleştiler
Güçlü gelenek, katı batıl inançları bulunan çingenelerin, yerleşik yaşama geçtiklerinde, genellikle şehirlerin varoşlarında yaşadıkları anlatılıyor. Çingenelerin, gösterişi, olduğundan zengin ve büyük görünmeyi seven bir yapıya sahip oldukları ve teknolojik yenilikleri izledikleri belirtiliyor. Çingene topluluklarını çeribaşlarının yönettiği ve çeribaşlarının, belirlenen birkaç kişi tarafından oy birliği ile seçildiği anlatılıyor.
Müzik, çingene yaşamının ayrılmaz bir parçası. Genel kanı, hiçbir etnik grubun çingeneler kadar müzik zevki ve yeteneğinin olmadığı... Müziği sanat için değil, geçim için yapıyorlar. Çingenelerin eğlenceye ve oyuna düşkün özellikleriyle dinleyicileri eğlendirirken, kendileri de aynı oranda eğlendikleri de bir gerçek.
Canlı hayat canlı renkler
“Romani” ya da “Romanes” denilen çingene dilinin, bilim adamlarına göre, Hint-Avrupa dil grubuna ait olduğu anlatılıyor. Çingeneleri, öteki insanlardan ayıran en önemli özelliklerinin başında giysilerinin geldiği, özellikle kadın giysilerinde canlı renklerin tercih edildiği belirtiliyor. Giysilerinde, çingene pembesi denilen renge daha fazla ağırlık verdiklerini, kırmızı rengin ise çingene yaşamında önemli bir yeri olduğu anlatılıyor. Çingenelerin kanaatkâr oldukları; gıda stoku yapma alışkanlıkları bulunmadığı ve hazırda ne varsa onu yedikleri de kitapta anlatılıyor. Çingenelerin içeceklerinin başındaki alkol geldiği, alkol kullanmayan çingenenin, adam bile sayılmadığına da dikkat çekiliyor.
Geleneksel çingene meslekleri ise demircilik, nalbantlık, bakırcılık, kalaycılık, sepetçilik, elekçilik, altın arayıcılığı, seyislik, şifacılık, falcılık, ayı oynatıcılığı, akrobatlık, müzisyenlik, çengilik, bohçacılık, gemi yapımcılığı, oymacılık, madencilik, kahinlik ve dilencilik şeklinde sıralanıyor.
Çingenelerin, “Kris Romani” dedikleri bir hukuk sistemleri bulunduğu; “kris”in çingenelerin kolektif bilgi ve toplumsal bilinci niteliğinde bir mahkeme olduğu kaydedilerek, mahkemenin farklı aile mensuplarından 4 ile 6 erkekten oluştuğu anlatılıyor.

Başa dön

|

|
|