|
|

|
           

Katiller vakit kaybetmiyor
Batılıların dayatmalarına direnen Laurent Kabila’nın ortadan kaldırılmasının ardından, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki savaşın sona erme ihtimali doğdu.

Amerikan sermayesine vergi kıyağı
ABD Başkanı George W. Bush, ABD’li patronlar için “bulunmaz nimet” olan 1.6 milyar dolarlık vergi indirim teklifini, ABD Kongresi’ne gönderdi.

Münih Konferansı ve ‘Türkiye’nin tezi’
Geçtiğimiz haftasonu Münih'te yapılan 35. Uluslararası Güvenlik Politikası Konferansı sırasındaki tartışmalar, dünyadaki politik dengeler açısından önem taşıyor.


Katiller vakit kaybetmiyor
Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) Devlet Başkanı Laurent Kabila’nın öldürülmesinde parmağı olan Batılı emperyalistler, hiç vakit kaybetmeden “yeni dönem”i yönlendirmeye başladılar.
Kabila’nın yerine geçen oğlu Joseph’in, “kazanamayacağını bildiği için” ABD başta olmak üzere Batılılara ılımlı mesajlar göndermesi, etkisini gösterdi. ABD ve İngiltere’nin istekleri doğrultusunda Kongo topraklarını işgal eden Ruanda ordusuna, “geri çekilme” baskısı artıyor.
Lusaka’dan sonra...
İngiliz hükümeti, KDC’nin yeni lideri Joseph Kabila’nın ABD ve Avrupa’da yürüttüğü temasların ardından, Ruanda hükümetinden, Kongo topraklarından çekilmesini istedi. Ancak Ruanda, sınır güvenliği sağlanmadığı sürece böyle bir adım atmayacağı yanıtını verdi.
Kabila, geçtiğimiz hafta boyunca yürüttüğü temaslar sırasında, ABD patentli Lusaka barış anlaşmasını kabul ettiğini söylemişti. Lusaka anlaşması, yaklaşık üç hafta önce öldürülen baba Kabila tarafından reddedilmişti. Kabila’nın öldürülmesinde, bu tutumun büyük payı olduğu dile getiriliyor.
“Anglo-Sakson eğilimli” olduğuna dikkat çekilen Joseph Kabila, bununla da kalmadı. Yeni devlet başkanı, BM Güvenlik Konseyi’nin ülkesine 5500 “barış gücü” askeri göndermesini isteyerek, ABD destekli isyancı örgütlere “diyalog ve uzlaşma” vaad etti.
KDC topraklarının yarıdan fazlası, halen Ruanda, Uganda ve Burundi ordularının işgali altında bulunuyorlar. Her üç ordu da, ABD’li danışmanlar tarafından yönlendiriliyor.
Kagame gönülsüz
Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame ise, Kongo’nun, 1994 soykırımından sorumlu olan binlerce silahlı Hutu milisini koruduğunu söyleyerek, bu durumda geri çekilmelerinin mümkün olmadığını ilan etti. Kagame, kendilerinin çekilmesi durumunda, Kabila’yı destekleyen Zimbabve ve Angola güçlerinin de çekilmesi gerekeceğini belirtti. Amerikancı lider, ayrıca, “siyasi görüşmelere tüm Kongolu partilerin katılmasını” talep etti.
Çarşamba günü BM Güvenlik Konseyi üyelerine hitap eden Kagame, üyelerin, “Kongo’dan çekilme” baskısıyla karşı karşıya kaldı. Bu baskıya, ABD ve İngiltere’nin yanı sıra, Fransa’nın da katılması dikkat çekti.
Fransa, 1994 Ruanda soykırımının arkasındaki en önemli güçtü.
İnsan haklarını hatırladılar!
Güvenlik Konseyi toplantısı sırasında, ABD’li temsilci James Cunningham, Kagame’yi eleştiri yağmuruna tuttu. Cunningham, Ruanda işgali altında olan bölgelerdeki insan hakları durumunun “alarm verici” düzeyde olduğunu söyledi ve buralarda yüzbinlerce insanın açlık ve hastalıktan öldüğünü açıkladı. Cunningham, “Bu kadar çok Kongolu kurban edilirken, Ruanda’nın meşru müdafaa yaptığını iddia etmesi pek inandırıcı görünmüyor. Ruanda’nın, Kongo hükümetine askeri muhalefet politikası ile, uzun vadeli güvenlik çıkarlarını sağlayabileceğine inanmıyoruz” dedi.
İngiltere’nin BM temsilcisi Jeremy Greenstock da, Kagame’nin “Doğu Kongo’daki talana son vermesini” istedi.
Her iki temsilci de, ülkelerinin bu suçlamaları neden ancak Kabila öldükten sonra dile getirdiği konusunda bir açıklama yapmadılar.

Başa dön


Amerikan sermayesine vergi kıyağı
ABD Başkanı George W. Bush, ABD’li patronlar için “bulunmaz nimet” olan 1.6 milyar dolarlık vergi indirim teklifini, ABD Kongresi’ne gönderdi. Bush, teklifinin, “Amerikan ekonomisini yeniden canlandırmak için şart olduğunu” savundu.Bush’un hazırladığı ve 10 yıl süreyle geçerli olacak plan, büyük sermaye ve yüksek gelir sahibi kişilerin, neredeyse “vergiden muaf” tutulmalarına yol açacak. Muhalefete düşen Demokrat Parti de, planın “zenginlerden yana” olduğunu belirtti.
Başkandan inciler
Önceki gün Beyaz Saray’da bir demeç veren Bush, “tüketici güvenini yeniden artırmak için” acele hareket etmeleri gerektiğini söyledi. Bush, “Gelir vergisi mükelleflerini rahatlatacak olan planımı Kongre’ye gönderdim. Fazla yüklendiğimiz mükelleflere, kendi paralarının bir kısmını geri vermeliyiz” diye konuştu. ABD Başkanı, Kongre’nin “bu belirsiz zamanların gerektirdiği hızla” teklifi yasalaştırmasını diledi.
Bush, yeni bir inci döktürerek, “Vergi indirimine hemen ihtiyacımız var. Aslında, vergi indirimine dün ihtiyacımız vardı” dedi.
Bush, indirim paketinin zenginleri kayıran niteliğini de gizlemeye çalışarak, “düşük gelirli gruplar ve küçük girişimcilerin vergi oranlarını düşüreceklerini” öne sürdü.

Başa dön


Münih Konferansı ve ‘Türkiye’nin tezi’
Geçtiğimiz hafta sonunda Almanya’nın Münih kentinde yapılan 35. Uluslararası Güvenlik Politikası Konferansı’nda, büyük emperyalist ülkeler arasında yapılan tartışmalar, dünyadaki politik dengeler açısından önem taşıyor. Bu açıklamalar, rekabet içerisinde emperyalist ülkelerin geleceğe yönelik politikaları bakımından da önemli.
ABD, AB (ağırlıklı olarak Almanya) ve Rusya arasında karşılıklı olarak verilen demeçlere bakılırsa, dünya politikası iki çatışma ayağı üzerinde yükseliyor. Birincisi: ABD, dünya politikasındaki yerini sağlamlaştırmak için bütün rakiplerine karşı bundan sonra daha saldırgan bir dış politika izleyecek. ABD’nin Savunma ve Dışışleri Bakanları ile onların danışmanlarının demeçlerine bakılacak olursa, Bush yönetimi, kendisinden önceki Clinton yönetiminden az farkla da olsa, uzlaşma politikası izlememeye çalışacak. Münih Konferansı’nda özellikle ABD ve Rusya arasında Füze Savunma Sistemi (NMD) konusunda yaşanan tartışma bunun açık mesajlarını veriyor.
Tartışmanın özü şöyle: Rusya, ABD ile SSCB arasında 1972 yılında imzalanan “Füzesavar Sistemlerini Sınırlandırma Anlaşması”nın aynen korunmasını isterken, ABD, söz konusu anlaşmanın Rusya ile değil, SSCB ile yapıldığının, SSCB dağıldığı için de anlaşmanın geçerliliğinin kalmadığını söyleyerek, “Ben bildiğimi okurum” diyor.
1970’li yıllarda Gerald Ford’un da savunma bakanlığını yapan Bush’ın yeni Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, seçimlerden önce yaptığı çeşitli açıklamalarda, iktidara geldiklerinde, SSCB ile yapılan anlaşmayı fesh edeceklerini söylemişti.
ABD’nin bu isteğine karşı Rusya’nın tepkisi sert oldu ve ABD karşıtı bir blokun oluşturulması için girişimlere başlandı... Çin ABD politikasına açıktan karşı çıkarken, Japonya’da da rahatsızlık gözleniyor. AB ise, biçimsel olarak biraz daha farklı bir politika izlerken, o da özünde ABD’ye karşı cephede yer alıyor. Ancak, Rusya’dan farklı olarak daha “ılımlı argümanlar” kullanıyor.
AB şimdilik, daha çok ABD ile Rusya arasındaki “füze tartışması”nda, arabulucu rolü oynamaya çalışıyor. Bunu yaparken, biraz daha Rusya’ya yakın, hak verir bir pozisyonda davranıyor.
Bütün bunlar, ABD’nin “tek egemenliği”ne karşı mücadele çabası içinde olan emperyalist güçlerin, “füze tartışmasını” gerekçe göstererek bir blok etrafında bir araya gelmelerine yol açabilir. AB-Rusya ititfakı da gelecek süreçte daha da gelişebilir.
İkinci önemli çatışma noktası ise; AB’nin kurma hazırlıklarını sürdürdüğü “Avrupa Güvenik ve Savunma Kimliği” (AGSK), yani Avrupa Ordusu oldu. ABD’nin AB Ordusu’nu NATO’nun olanaklarından yararlandırmama ve Türkiye’yi stratejik bir hamle olarak AB Ordusu’nun karar mekanizması içine sokma yönündeki ısrarları, Münih’te devam etti... Bu konuda da Bush yönetiminin, Clinton yönetiminden daha sert davranacağı, Türkiye’yi çekinmeden, açıktan kullanacağı görülüyor. Toplantıda Türkiye konusu çok da tartışılmadığı halde, gerici basın, sanki toplantının “ağırlık noktası” Türkiye imiş gibi yansıttı. Bunun da ötesinde, mesele ABD’nin AB Ordusu konusunda “Türkiye tezini savunduğu”na kadar vardırıldı. Basının bu yansıtmasındaki en enteresan haber ise, geçtiğimiz çarşamba günü Milliyet gazetesinde yer aldı. Habere göre, ABD, “Avrupa Ordusu’na karşı Türk tezini savunmuş” idi!
Haberde, ABD’nin, AB Ordusu’nun karar mekanizmasında Türkiye’nin de yer alması gerektiği konusundaki talebi sonuna kadar desteklediği, AB’nin de bu “kararlılık” karşısında “soğuk duş”a uğradığı dillendirilerek, Türkiye “tezi”nin ne kadar önemli olduğu vurgulanmaya çalışılıyor. Ama gerçek; bütün bu ileri sürülenlerin tam tersidir. Bugün her şeyiyle ABD’ye teslim olan Türkiye yönetiminin ABD’den bağımsız bir “tez”inin var olduğunu ileri sürmek, abesle iştigaldir. Burada ileri sürülen “tez” Türkiye’nin değil, ABD’nindir.
Daha birkaç hafta önce Dışişleri Bakanı İsmail Cem, ABD’nin AB Ordusu konusundaki politikasını ve bu politika çerçevesinde Türkiye’ye biçilen rolü şu şekilde açıklamıştı: “ABD, AB savunmasını NATO imkânlarına bağlayarak AB’nin kendi başına bağımsız güç kurmasını istemiyor. Bu fazla uzarsa AB kendi parasına kıyıp NATO’dan bağımsız bir askeri güç kurar, o zaman benim etkim olmaz.”
Gerçek bu olunca, ABD, bölgedeki etkili piyonlarından Türkiye yönetimini harekete geçirmek için, AB üyesi olmayan Türkiye’nin AB Ordusu’nun karar mekanizmasına dahil edilmesi yönünde bir “tez” geliştirdi ve buna uygun bir pratik içine girdi.
Dolayısıyla ortada Türkiye’ye ait bir “tez”den söz etmekten ziyade, ABD’nin belirlediği “tez”i hayata geçirmeye çalışan bir devlet ve piyon politikacılardan söz edilebilir.
Gerisi içi boş propagandadan başka bir şey değildir...

Başa dön


|
Tahran’da mollalara protesto
İran’ın başkenti Tahran’ın kuzeyindeki Millet Parkı önünde yapılan rejim karşıtı gösteri sırasında polisle çatışan 20’den fazla gencin yaralandığı bildirildi.
AFP’nin görgü tanıklarına dayanarak bildirdiğine göre, çatışmalarda yüz kadar genç de gözaltına alındı. Millet Parkı önünde dün sabah toplanan ve rejim karşıtı sloganlar atan, çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu 3000 kadar göstericiye polis, cop ve gözyaşartıcı gaz kullanarak saldırdı. Gençlerin, saldırıya direnerek “Yaşasın ifade özgürlüğü” ve “İslami rejime karşıyız” şeklinde sloganlar attıkları bildirildi.
IMF Endonezya’yı tehdit etti
Sözde “istikrar” programları ile Endonezya halkına yıkım getiren Uluslararası Para Fonu (IMF), hükümetin atmak istediği önemli bir adıma karşı çıktı. IMF, Endonezya hükümetinin yapmak istediği Merkez Bankası reformuna karşı çıkarak, bu reformun “bankanın bağımsızlığını” tehlikeye sokacağını bildirdi. IMF’nin tutumu, hükümetin kendi bildiğini yapması durumunda, 400 milyon dolarlık kredi dilimini alamayacağını ima eden bir tehdit olarak değerlendiriliyor.
Ariel Şaron, Barak ile görüştü
İsrail’de başbakan seçilen Ariel Şaron ile seçimi yitiren Başbakan Ehud Barak, yeni hükümeti kurma çalışmaları kapsamında bir araya geldi. Şaron ve Barak, İsrail Başbakanlık makamında yaklaşık 1 saat süren görüşmeden sonra foto muhabirlerinin önünde el sıkıştılar. Barak, daha önce, partisinin Şaron’un kuracağı “milli birlik” hükümetine girmesinden yana olduğunu açıklamıştı. İsrail basınında çıkan haberle göre, Likud partili yetkililer, Şaron’un koalisyon görüşmeleri için ilk olarak davet ettiği Barak’ın İşçi Partisi’nden bir heyetle görüştü. Likud yetkilileri, önceki akşam başlayan görüşmelerde İşçi Partili temsilcilere savunma ve dışişleri bakanlıkları gibi önemli bakanlıklar önereceklerini bildirdi. Ancak İşçi Partililerin, bakanlıkların paylaşımı görüşülmeden önce, Şaron’un Filistinlilerle “barış” konusundaki planlarını öğrenmek istedikleri belirtildi.
|
|

|