www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



TMMOB Maden Mühendisleri Odası ve Metalurji Mühendisleri Odası’nın 10 Ocak 2001 tarihinde kamuoyuna yaptığı açıklama, Eti Holding’in neden özelleştirilemeyeceğinin altını çiziyor.

Bor madenleri - 1 ............................. Dosya Servisi
Yaşamın alternatifsiz madeni: BOR

“Zorla ve hile ile, aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi fiilen işgal edilmiş olabilir. ...memleketin içinde, iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.”
(M. Kemal)

Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından, Kurtuluş Savaşı önderinin gençliğe nasihat olarak kullandığı bu cümleler, aynı zamanda daha yetmiş yıl bile geçmeden cumhuriyeti yönetenlerin elleri havada emperyalizme teslim olmalarının da içler acısı ‘tarifi’ oldu. Evet, ülkenin tam anlamıyla tersanelerine girilmiş, bütün kaleleri zapt edilmiş, memleketin her köşesi ‘fiilen işgal edilmiş’ti. Hem de ‘iktidara sahip olanlar’ tarafından, ‘gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde’ yapılmıştı tüm bunlar.
Geride bıraktığımız yılın son günlerinde Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun “... Eti Holding AŞ’nin özelleştirme kapsamına alınması ve hazırlık işlemlerinin 6 ay içinde tamamlanması...” kararı bu söylenenlerin ibret verici belgesiydi. İçeride ve dışarıda ihanet içinde olanlar, fabrikaları, okulları, tarlaları emperyalist efendilerinin -finans kuruluşlarının yüksek maaşlı memurlarının direktifleriyle- talanına açanlar, şimdi de gözü ülkenin ve emekçilerin onlarca yıllık ‘gözbebeği’ olan bor madenleri ve Eti Holding A.Ş.’ye diktiler. Hem de, son yıllarda hız kazandırarak kendilerince meşrulaştırmaya çalıştıkları özelleştirme politikasının birinci elden uygulayıcısı olan ÖYK’nın bir kağıt parçasına attığı imzayla! Ancak ilaç sanayiden tarıma, bilgisayar teknolojisinden enerji sektörüne kadar günlük yaşamın vazgeçilmez parçası olan bor madenleri ve bunları işleyen emekgücü, kararı alan efendilerin ve onların kapıkulu oldukları emperyalist tekellerin “yutamayacağı kadar büyük bir lokmadır”. Dünya bor rezervlerinin yüzde 70’in elinde bulunduran ve bu haliyle stratejik bir ‘kozun’ sahibi olmasının yanı sıra bağımsızlığın da gizli simgesi olan Eti Holding A.Ş’nin özelleştirilmesi, bugün Türkiye’yi yönetenlerin halka, vatana ihanetlerinin geldiği noktanın tescilli belgesidir. Eti Holding’in emperyalist tekellerin sofrasına altın tepsiyle sunulması, bugün sadece ‘kağıt üzerinde’ görünen bağımsızlığın da ‘silinmesidir’. Yaşadığımız toprakların altındaki zenginliklerle birlikte, 70 yıl önce yine bu toprakların üzerinden kovulanlara hediye paketiyle sunulmasıdır. Bor madenleri Türkiye’nin petrol yataklarıdır. TMMOB Maden Mühendisleri Odası tarafından konuyla ilgili hazırlanan raporlardan derlediğimiz “Doğanın Anadolu’ya Hediyesi: Bor Madenleri” başlıklı dosyamız, bu çarpıcı gerçeğe dikkat çekmektedir.
Doğada saf element olarak oluşmamasına rağmen oksitlenmiş bor bileşiği olan boratlar eski çağlardan beri bilinmekte ve kullanılmaktadırlar. Sodyum kökenli olanları Tinkal, Kalsiyum kökenli olanları Kolemanit ve Sodyum-Kalsiyum kökenli olanları ise Üleksit olarak isimlendirilmektedir. Diğer birçok bor bileşiği var ise de ticari olarak bu üç tür kullanılmaktadır.
Borun önemi nedir?
Bor, tarımdan nükleer tesislere ve uzay çalışmalarına kadar pek çok alanda alternatifsiz olarak kullanılmaktadır. Kimyasının özelliği gereği vazgeçilmez bir elementtir. Sanayinin tuzu olarak adlandırılmaktadır. 2 bin 300 dercede ergimesi yangın geciktirici olarak uzay mekiğinden inşaatlara kadar pek çok alanda kullanılmasını sağlamaktadır.
Bor aynı zamanda yüksek kalitede enerji anlamına gelmekte ve gelecekte enerji santrallarinde kullanım imkânını taşımaktadır. Borun bu özeliğinden roket yakıtı olarak faydalanıldığı bilinmektedir. Bor akü yapımında, motor yağlarında, akaryakıtta kullanılmaktadır.
Ayrıca, fiberglas, e-glas ve cam sektöründe alternatifsiz olarak kullanılmaktadır. E-glas, elektronik sektöründe vazgeçilmez bir öneme haiz olup, bu bor olmaz ise elektronik sanayiinin gelişemeyeceği anlamına gelmektedir. Keza, kaliteli ve optik cam uygulamalarında borun yine vazgeçilmezliği söz konusudur. Bu alanda otomobil camı üretimi en önemli bor tüketim alanını oluşturmaktadır. Bor darbelere karşı mukavemeti artırmaktadır. Borun önemli bir kullanım alanı da seramik sektörüdür. Seramik bilinen kullanım alanı dışında elektrik malzemeleri ve elektronik alanında önemli miktarda kullanılmaktadır.
Deterjan’ın ana maddelerinden biri de bordur. Gelişen teknoloji ile birlikte bora bağımlılık daha da artmaktadır. Bora alternatif olarak sodyum karbonat geliştirme çabaları olumlu bir sonuç vermemiştir. Kaldı ki, bunun hammaddesi olan Trona’nın dünyanın ikinci büyük rezevi ülkemizde olup, şimdilik Eti Holding kontrolündedir. Bunlardan başka, antiseptik olarak ilaç sektöründe, böcek öldürücü olarak tarımda, gübrede, korozyon önleyici olarak çimentoda, kozmetikte, fotoğrafçılıkta, sır kaplama olarak emayede, izalasyon malzemesi olarak inşaatlarda, boya sanayiinde, yagnına mukavemet açısından ağaç sanayinde olmak üzere 250’den fazla alanda kullanımı vardır ve çoğunda alternatifsizdir. Teknolojinin genel yönelimi bor kullanımını artıracak şekildedir. Borun stratejik mineral olma özelliği giderek daha da belirginleşmektedir.


Eti Holding’i özelleştirmek vatan hainliğidir!
Tesadüfen(!), Türkiye’nin en uzun resmi tatilinin arifesinde yangından mal kaçırırcasına çıkartılan 20 Aralık 2000 tarih ve 2000/92 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) Kararı’ında, bazı diğer işletmeci KİT’lerle birlikte “... Eti Holding AŞ’nin özelleştirme kapsamına alınması ve hazırlık işlemlerinin 6 ay içinde tamamlanması...” da öngörülmüştür. Bu ÖYK kararı sadece Eti Holding AŞ’nin bir alt kuruluşu olan Etibor AŞ’ye bağlı Kırka, Bigadiç, Kestelek, Emet ve Bandırma’daki maden işletmelerinin ve fabrikaların arazilerinin ve üzerindeki taşınır-taşınmaz tekmil mal varlıklarının özel kişilere devredilmesinden ibaret değildir.
Oysa ki, Eti Holding A.Ş. kesinlikle sıradan bir KİT değildir.
  • Çünkü ve her şeyden önce, bir doların sadece bir TL’ye denk olduğu bir tarih evresinde 20 milyon TL sermaye ile kurulan; bu sermayeyi günümüzde de 50,7 trilyon TL’ye kadar tırmandıran ve TEAŞ, TEDAŞ, TKİ, TDÇİ, TTK gibi bir dizi enerji ve madencilik KİT’inin de öz anası olan Eti Holding AŞ’nin varidat birikiminin temeli madencilerin kanı ve alınteri ile sulanmıştır. Böyle bir kuruluşun kamuoyuna sıradan bir KİT gibi takdim edilmesinin aslı astarı yoktur.
  • Çünkü, bütün parçalama ve küçültme icraatına rağmen, 1999 sonu itibarıyla 79 trilyon TL kâr eden ETİ Holding AŞ bünyesinde hâlâ 10 bin 987 personel çalışmaktadır. Öte yandan, son 20 yıl içinde trilyonlarca TL tutarında yatırım gerçekleştiren, 333 milyon dolar tutarında ihracat gerçekleştiren, sürekli istihdam yaratan ve Cumhuriyet döneminin en güçlü iktisadi kuruluşu olan Eti Holding A.Ş.’yi sıradan herhangi bir KİT gibi kamuoyuna lanse etmeye -Türkiye’yi hasbelkader yönetenler de dahil olmak üzere- hiç kimsenin hakkı yoktur.
  • Çünkü, dünyadaki bilinen bütün bor madenlerinin hemen hemen tamamının çıkartım, zenginleştirme, işleme, rafinasyon ve pazarlama sürecini kontrol eden iki dev kuruluşun biri de olan ve yukarıda anılan ihracat tutarının dörte üçünü de bor madenlerinden ve türevlerinden sağlayan Eti Holding A.Ş.’nin kamuoyuna sıradan bir KİT olarak takdim edilmesi düpedüz bir hiledir.
  • Çünkü, yeraltı servetlerinin parasal eşdeğeri ancak 100 milyarlarca dolar ile ölçülen Eti Holding AŞ tüzel kişiliğinin uhdesine tescilli olan bütün tapular, dünyadaki bütün bor madeni rezervlerinin yarısından fazlasının bulunduğu sahaların tapuları da dahil olmak üzere, bu özelleştirme kararının hayata geçmesiyle birlikte, eninde sonunda ve mutlaka, Eti Holding AŞ’yi devir-teslim alacak asli ve nihai adres olan gayrı milli tekellerin eline geçecektir.
  • Çünkü, Kafkasya ve Ortadoğu halkları için petrol ne kadar vazgeçilmez bir doğal kaynaksa, bor madenleri de bizim için en az o kadar değerli bir kaynaktır. Böylesine değerli bir kaynağın -dış borç ödeyebilmek için taze para bulmak gibi bahanelerle- emperyalist yağmaya terk edilmesi kesinlikle sıradan bir özelleştirme uygulaması değildir.
  • Çünkü, Başbakan Ecevit ve yardımcısı Bahçeli ile üçlü koalisyonun dört bakanı eliyle imzalanan bu ÖYK kararı -nihai hedef olarak- Balıkesir, Kütahya ve Eskişehir illerinin arazilerindeki vatan topraklarının altında yatan ve dünyanın -hem nicelik, hem de nitelik açısından- halen bilinenlerin en zengini olan bor yataklarımızdaki varidatın, dünyadaki en iri madencilik tekeli olan Rio Tinto Zinc Corp (RTZ) unvanlı firmanın kesesine aktarılmasını gözetmektedir.
  • Çünkü, kesinlikle sıradan bir özelleştirme uygulaması olmayan bu son ÖYK kararının gerçekleşmesi durumunda, Eti Holding A.Ş.’nin tekmil taşınır ve taşınmaz mal varlıklarıyla birlikte aktarılacağı cüzdan sahibinin nüfus cüzdanının uyruk hanesinde “TC” yazılı olsa bile, dünyanın en zengin bor kaynaklarının aktarılacağı son cüzdan dönüp dolaşıp aynen -daha on yıl öncesinde BP gibi bir petrol tekelinin bütün madencilik şirketlerini 4.3 milyar dolar nakit bastırarak devir almış olan- RTZ’nin cebine girecektir.
    ‘Milliyetçilere’ duyurulur!
    Özü itibariyle milli tekelimizin bir Anglosakson Tekeli veya yeni yetme Frankocermen Tekelleri ile ikamesini temel hedef olarak gözeten bu ÖYK kararının milliyetçilikle bağdaştırılabilmesi için ne tür dolaplar döndürüleceği herkes tarafından merakla beklenmektedir.
    Esas itibariyle bor kaynaklarımızın yabancıların yağmasına terk edilmesini öngören bu ÖYK Kararı gaflettir, dalalettir ve abestir; her şeyden önce de ülkemizin insanları için katlanılması kesinlikle mümkün olmayan bir zillettir; Çünkü:
    Sabundan cam elyafına ve süper alaşım mıknatıslarından da deterjanlara kadar her türlü derde deva olan, ayrıca, füzeleri ateşleyen ve burnumuzun dibinde tutuşan Çenobil Cehennemi’ni söndüren bir madenin dünyadaki en zengin yataklarına sahip olan bir ulusu yöneten kimselerin “Bu kaynağı ben tüketemiyorum; buyurun siz tüketin....” mealinde bir tavır takınması ancak XIX. yüzyılın kompradorlarına yaraşan bir yaklaşımdır.
    Özelleştirmeyi katlanılması zorunlu bir alın yazısı veya karşı konulmaz bir kadir-i mutlak hükmü olarak görenlerin gözleri, “özelleştirmenin faziletleri”nden başka hiçbir şey görmeyebilir. Ancak, Eti Holding A.Ş. gibi güzide bir kurumu doğurup büyüten Türkiye, aç kalmadığı halde kendi etini yiyip kendi kanını içecek veya kendi canını satacak kertede ajite olan bir kolektif cinnet içine düşmüş olamaz. Dolayısıyla, Türkiye’de sadece emekten yana olanların değil, milliyetçilikten yana olan herkesin bu ÖYK kararına karşı direnişe geçmesi de edası kaçınılmaz bir vecibedir.
    Sessiz kalınmayacaktır
    Büyük çoğunluğu dar ve sabit gelirli halkımızın kısa ömürlü ücret ve maaşlarından tahsil edilen vergilerle ve madencilerin 66 yıl tükettikleri emekle yaratılan Eti Holding AŞ emperyalistlerin boğazından geçemeyecek kadar büyük bir lokmadır. O nedenle, temeli kurtuluş savaşımızın kazanılmasıyla birlikte atılan ve ulusal ağır sanayimizin kuruluşundaki öncülüğü tartışmadan vareste olan Eti Holding A.Ş.’nin boğulması girişimi karşısında, öncelikle emekçilerin sessiz kalmayacağını da herkesin peşinen bellemesi gerekmektedir.
    Bizler, Eti Holding A.Ş.’nin boğulması girişimine karşı verilecek mücadelenin Bandırma’dan başlatılmasını daha uygun buluyoruz. Zira, Bandırma özellikle Anglosakson emperyalistleri için hiç de tekin çağırışımlar uyandıracak bir isim değildir. Ancak, Eti Holding AŞ’nin boğulmasını öngören bu ÖYK kararına karşı çıkıp direnmek sadece Bandırma’nın değil, bütün Türkiye halkının boynunun borcudur.
    - SÜRECEK -
    Başa dön



  • Portre

    Şerif Muhittin Targan
    (1892 - 1967)

    Türk udi, viyolonselci ve besteci Targan, Meşrutiyet dönemi nazırlarından ve son Mekke Emiri Şerif Ali Haydar Paşa’nın oğludur. Müzik sever bir aile çevresinde yetişti. On yaşında uda başladı. Evlerine gelen tanınmış müzikçileri dinleyerek ilerlettiği bu çalgıda kısa zamanda ustalaştı. 14 yaşında Batı müziği çerçevesinde viyolonsel öğrenmeye başladı, sonra armoni ve piyano dersleri aldı. Daha sonraki yıllarda, besteci udi Ali Rıfat Çağatay’dan klasik fasıl, Ahmet Irsoy’dan makam ve usûl bilgileri öğrendi.
    Yükseköğrenim çağına kadar özel öğrenim gören Targan, Hukuk Mektebi’ni ve Darülfünun’un Edebiyat Şubesi’ni bitirdi. I. Dünya Savaşı’nda Hicaz’da çıkan ayaklanma üzerine, babası Mekke emirliğine atanınca, o da ailesiyle birlikte İstanbul’dan ayrıldı, savaşın sonuna kadar Medine ve Şam’da yaşadı. Ailesi savaştan büyük maddi zarara uğrayarak çıktığı için geçimini müzikçi olarak sağlamak amacıyla 1924’te ABD’ye gitti. New York’ta çok başarılı ut ve viyolonsel resitalleri verdi. 1932’de hastalanarak yurda döndü. 1934’te İstanbul’da birkaç resital daha verdikten sonra Irak hükümetinin çağrısı üzerine Bağdat’a gitti, oradaki konservatuarı kurdu ve ilk başkanı oldu. 1948’de hastalanarak İstanbul’a döndü. Kısa bir süre İstanbul Konservatuvarı İlmi Kurul Başkanlığı’nda bulundu. 1950’de ünlü okuyucu Safiye Ayla’yla evlendi. Targan sözlü formların ağır bastığı Türk miziğinin, saz müziği doğrultusunda geliştirilmesinden yana olan bir müzikçiydi. Udun kullanılmamış olanaklarını ortaya çıkarmak üzere teknik araştırmalara girişmiş, bu sazın geleneksel çalınışından ayrılan, apayrı bir tarz ortaya koymuştur. Ut için yazdığı parçalar, Türk mizğinde belli bir sazla çalınmak üzere bestelenmiş ilk örneklerdendir.
    Batı müziğinde başarılı bir viyolonselci olan Targan, udu da Batı müziği sazları gibi ele almış, onlar gibi çalınacak hale getirmeye çalışmıştır. Onun ustalığı, makam ve perde beğenisi ya da melodik buluşlardan çok, teknik bir uğraşın ürünüdür.
    Güncel Tarih

    1953

    TİTO CUMHURBAŞKANI OLDU
    Tito, Yugoslavya Cumhurbaşkanı seçildi.

    1974
    SEYFİ DEMİRSOY ÖLDÜ
    Türkiye sendikal hareketinde “partiler-üstü politika” adında uzlaşmacı sendikacılığın savunucusu, Türk-İş’in kurucusu ve genel başkanlarından Seyfi Demirsoy Londra’da öldü. 1960’da başkanlığa ‘seçilen’ ve 1961 Anayasası’nın hazırlık çalışmalarına Türk-İş adına katılan Demirsoy, savunduğu sendikal anlayışla, Amerikan tipi sendikacılığın öncülüğünü yaptı. 1963’ten sonra yoğunlaşan işçi sınıfı mücadelesine uzak kalan, grevlere ve direnişlere karşı çıkan politikaların belirlenmesinde önde gelen kişi olmuştur.

    1995
    DGM SAVCISI DEMİRAL İDAM İSTEDİ
    Kamuoyunda “devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünün sigortası” ve bir de ‘köpek Golden’in babası olarak ün yapan Ankara DGM Başsavcısı Nusret Demiral, “idam cezasına mahkûm olan kişinin cezasını infaz etmeyenler sorumludur” diyerek milletvekillerine gözdağı verdi.

    1998
    SAFİYE AYLA ÖLDÜ
    Türk Sanat Müziği sanatçısı Ayla, 94 yaşında öldü.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net