|
|

|
           

IMF programına karşı birlik ve dayanışma
Yeni yıl öncesinde bütün halk kesimleri IMF programına karşı bir mücadele programı yaratılması gerektiğini vurguladı.

Sendikalı işçi sayısı düşüyor
Özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarının yaygınlaştırılmasının en önemli sonuçlarından biri sendikaların yoğun bir şekilde üye kaybı yaşaması oldu.


IMF programına karşı birlik ve dayanışma
Muzaffer Özkurt
Her yeni yıl öncesinde dile getirilen ‘yeni yılda gerçek olması beklenen umutlar’a ilişkin açıklamalar bu kez önceki yıllardan farklı olarak hemen hiç dile getirilmedi. İşçiler ve emekçiler zaten uzun süredir gelecekten söz ederken iyimser olamıyorlardı. Ancak bu yıl öncekilerden farklı olarak patronlar ve devlet temsilcileri bile ‘pembe hayaller’den söz açamadılar. Halk açısındansa işçilerden esnaflara kadar herkesin dilinde, “Mücadele etmek gerekir” sözü var. Mücadele nasıl olmalı, kimlerle birlik kurulmalı ve hangi talepler etrafında birleşmeli? Yaşanan tüm bu sorunların çözümü sendika yöneticilerine göre esnafından, çiftçisine, işçisine ve memuruna kadar IMF programından etkilenen tüm kesimlerin birlik olmasından geçiyor.
Topyekûn mücadele
IMF programının yeni getirilen bir program olmadığını belirten Deri-İş Genel Sekreteri Fevzi Deniz, “IMF, ‘Bu programı uygulamazsanız desteğimizi çekeriz’ dedi ve şimdi siyasal iktidarlar bunu uyguluyor” dedi. Deniz, kamuoyunun bu gelişmeleri izlemek yerine bizzat yaşamında hissettiğini ifade etti. “Toplumun bütün kesimleri seyretmek yerine IMF taleplerine karşı topyekûn bir mücadele platformu örgütlemeli. Çiftçisi, esnafı, işçisi, memuru bu platformda olmalı. IMF programını boşa çıkartmak için örgütlü kesimin karşı çıkması gerekiyor” diyen Deniz, ekonominin üretime dayanmadığı sürece IMF paketleriyle istikrara ulaşılmasının imkânsız olduğunu kaydetti.
Lokal değil köklü çözüm
“Devletin üretimden elini çekmesi toplumun üretime katılmaması halka yoksulluk ve sefaleti dayattı. Artık bu sefaleti bizzat yaşayanların buna karşı bir duruş sergilemesi gerekiyor. Sosyal patlamaya gelecek durumdayız. Halkın kaybedeceği bir şey kalmadı. Devleti yaptığı yanlışlardan geri adım attırmalıyız” diyen Fevzi Deniz, yapılacak eylemlerle “kör ve sağırı” oynayan hükümete halkın sesini duyurmak gerektiğini söyledi. Deniz eylemlere ilişkin şunları söyledi: “Günümüzde lokal, üç beş zam oranı talebi ile çıkan değil, köklü bir çözüm oluşturacak platformların oluşturulması gerekir. Uygulanan programın sonuçları ortada. Özelleştirmenin yağma ve peşkeş olduğu görüldü. Senelerdir uygulanan bu programın bugün yaratacağı tahribat öncekilerden daha kötü.”
Sermaye IMF’ye sarıldı
Lastik-İş İstanbul Şube Başkanı Fedayi Öztürk ise IMF programını, “sermaye gruplarının hükümetle beraber desteklediği” politikalar olarak tanımlıyor. Öztürk, “Son 15 yıl içerisinde IMF’nin her müdahalesinde emekçiler işten çıkartma ve zam alamamakla karşılaştı. Üretimde daralma sağlanarak rant çevresinde çıkar sağlandı. Sermaye IMF’ye sarılmış durumda” dedi.
Bu kaostan çıkışın “emekten yana örgütlerin bir araya gelmesi” olduğunu söyleyen Öztürk, dört elle alanlarda mücadele edilmesi gerektiğini dile getirdi. Fedayi Öztürk olması gereken eylem biçimlerini şöyle anlattı: “Ölçülü olmak gerekir gibi düşünceleri bir kenara koyup gücümüz varsa legal ve illegal olarak IMF politikalarını ters teptirebilecek şekilde mücadele etmeliyiz. Özellikle sendikaların tek tek çıkışlarıyla bu işlerin yürümeyeceği ortada. IMF politikalarını terk ettirecek bir politika benimsemeli emek güçleri. Bütün olay küçük esnaf, köylü, memur, işçi yani herkesi IMF politikalarına karşı, gelir dağılımı adaletsizliğine, sosyal adaletsizliğe ve antidemokratik uygulamalara karşı birleştirebilmekte. Artık ufak başlıklar değil daha geniş politikalar benimsenmeli.”

Başa dön


Sendikalı işçi sayısı düşüyor
Çalışma yaşamında özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarının yaygınlaştırılmasının en önemli sonuçlarından biri sendikaların yoğun bir şekilde üye kaybı yaşaması oldu. 1960’lı yıllarla birlikte güç kazanmaya başlayan işçi sendikalarının sayısı, 1978’de 912’ye kadar yükselirken, bu sayı bugün 112’ye düştü. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerinden derlenen bilgilere göre, 1960’lı yıllarda 500’ün üzerinde olan işçi sendikalarının sayısı, 1978’de 912’ye kadar yükseldi, bazı iniş ve çıkışlardan sonra, 1990’da 81’e kadar indi, 1998 yılındaki rakam ise 112 oldu.
1999 yılı tespitlerine göre, DİSK’in 371 bin 926, Türk-İş’in 2 milyon 217 bin 105 ve Hak-İş’in de 367 bin 377 üyeye sahip olduğu görülüyor. Diğer konfederasyonlarla birlikte toplam sendikalı işçi sayısı 3 milyon 37 bin 171 olarak belirtiliyor. Ancak bu rakamlar ölüm, emeklilik, özelleştirme ve taşeronlaştırma sonucunda yaşanan işten atılmalar ya da erken emeklilik gibi değişiklikler kağıt üzerinde görülmediği için gerçek rakamın yaklaşık üç kat üstünde.
Dolayısıyla yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın en son yaptığı tespitlere göre, 2000 yılının Ocak ayı itibariyle 4 milyon 508 bin 529 olan toplam işçi sayısından 3 milyon 86 bin 305’i sendikalı görünüyor. Yani sendikalaşma oranı resmi olarak yüzde 68.45 düzeyinde görünüyor.
Gerçek rakam 800-900 bin
KESK Genel Başkanı Siyami Erdem, Bakanlık kayıtlarının son 30 yılın toplam üye sayısının göstergesi olabileceğini ve üye kayıtlarında yenileme olmadığından dolayı rakamların hatalı olduğunu söyledi. Erdem, konfederasyonlarına bağlı 19 sendikaya üye 258 bin 425 kamu emekçisinin bulunduğunu belirterek, “Yaklaşık 40 milyon nüfuslu 1980’li yıllarda, Türkiye’de, 2 milyonun üzerinde sendikalı işçi bulunuyordu. Bugün nüfus 80 milyona yaklaşırken, bu sayının 900 bine indiğini tahmin ediyoruz” dedi. Erdem, şöyle devam etti: “Bu düşüş, özelleştirme ve taşeronlaştırma gibi faktörlerin etkileri sonucunda yaşanmıştır. Sadece ücret endeksli sendika anlayışı yerine, iş barışına, üretime, mesleki eğitime yönelik bir politikaya gidilmeli” dedi.
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kayıtlarının sağlıklı olmadığını belirterek, 12 Eylül’ün engellerinin ardından bugün aktif sendikalı işçi sayısının yaklaşık 800 bin olduğunu söyledi. Çelebi, Türkiye’de sendikalı olmanın bedellerinin artığını ifade ederek, çağdaş ülkelerde iş hayatının vazgeçilmez unsuru olan sendikalaşma ve toplumsal örgütlenmenin önünde büyük engeller bulunduğunu söyledi.

Başa dön


|
Cengiz Tekstil işçileri destek bekliyor
Cengiz Tekstil işçileri, ne paralarını alabildiler, ne de işbaşı yapabildiler. Eylül ayının ikramiyesini, geçen ayın maaş ve mesai paralarını alamayan DİSK/Tekstil 1 No’lu Şube üyesi Cengiz Tekstil işçileri, işyerlerinin önündeki bekleyişlerine devam ediyorlar. Önceki gün CHP Esenyurt Belde Örgütü’nde toplanan işçiler, işyerlerinin kapatılmaması için yapabileceklerini tartışmıştı. Şube Başkanı Muharrem Kılıç’ın da katıldığı toplantıda, başka fabrikaların işçilerini, kitle örgütleri ve belediyeleri ziyaret etme kararı çıktı.
‘Kitlesel birliktelikler başarıya ulaştırır’
Basın-İş İstanbul Şube Başkanı Kenan Kaya: IMF etrafında birleşen sermaye bu noktada karşısında işçi ve emekçilerin ortak cephesini ve ortak hareketini görecektir. IMF’nin uygulatmaya çalıştığı ve hükümet programında da yer alan politikalar işçi, emekçi ve esnafa karşıdır. 10 milyar dolarlık borcun faturası, 2001 yılında 2.4 katrilyonun vergilerle vatandaştan alınması ve geçen yıl koyulan ve kaldırılması gereken vergilerin alınmaya devam edilmesi ile çıkıyor.
‘Sermayeyle aynı güçte alternatif bir yapı kurulmalı’
Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin: IMF’nin dayatmalarına karşı kitle örgütleri ve emekten yana partilerin kendi cephelerinden ayrı ayrı çözümler değil ortak bir platformda ortak çözümler belirlemeleri gerekiyor. DB ve IMF’nin dayattığı politikalar bir ülkenin ve bölgenin değil uluslararası tekelcilerin yani emperyalistlerin dayatmalarıdır. Bu dayatmaları püskürtecek alternatif bir eylem ve güçbirliği oluşturmak gerekiyor. TÜSİAD ve sermaye odalarının değerlendirmesine göre hükümet yetersiz. Bu yüzden orduyu göreve çağrıyorlar. Halk yığınlarının örgütsüz olduğu her kesimin kendi cephesinden karşı çıktığı bir ülkede birleşmedikçe bu saldırıları püskürtmek mümkün değil. Sermaye, DB ve IMF programını onaylayıp destek verdiklerini söylemekle beraber daha ileri, daha kalıcı ve acımasız kararlar alınması gerektiğini söylüyor.
|
|

|