www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Kadın

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Konumuz ____ Güngör Gençay
Bir sayımın öyküsü

Somut ____ Erhan Yıldırım
Küçülen bütçenin anımsattıkları

Dünyaya Bakış ____ Taylan Bilgiç
İncirlik’e dair bir haber

  Konumuz..........Güngör Gençay

Bir sayımın öyküsü

Bir bilen kişi, insanın yaşamındaki mutluluk anları toplamının birkaç günü geçmeyeceğini söylemiş. Yaşadığımız topraklarda geçen günlerimizi şöyle bir harmanladıktan sonra, kabataslak bir değerlendirme yaptığımızda; bilen kişinin pek de haksız olmadığını görürüz.
Demek ki insanlar, günlerinin çoğunu tedirgin ve gerilim içinde geçiriyorlar.
İnsan ilişkilerinin insana yaraşır bir saygınlık içinde yürümesini istiyorsanız, her gün, sinirlerinizi havaya kaldıracak sayısız olayların karşınıza çıkması işten bile değildir. Çünkü, nereye bakarsanız bakın, oradan çarpık kapitalizmin iğrenç görüntüleri fışkırmaktadır.
Fazlaca derinlere dalmaya hiç gerek yok. Şu son sayımlara bir bakın. İnsan sayımıyla hayvan sayımı arasında bir fark görecek misiniz acaba?
Hayvanları ağıla ya da ahıra kapatıyorlar, insanları da evlerine.
Her ikisi için yiyecek yedekleniyor.
Her ikisinde de kelle sayılıyor.
Sayımda böyle de seçimde başka türlü mü? Oyunuzu kullanıyorsunuz, koyunlara yaptıkları gibi, sizi de parmaklarınıza boya sürerek işaretliyorlar.
Demek ki yönetimin politikası bu.
Memleketi yönetenler de sayıldı. Ve de sorulara yanıt verirken, halkı, hiç beklenmedik yanıtlarla bilgilendirdiler. Bir anlamda da şaşırttılar. Örneğin; Ecevit, belki kırk yıldır yapmadığı halde, “Mesleğin nedir” sorusunu “Gazeteciyim diye yanıtlıyor.
Hükümet ortağı olan ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ise, ekonomist olduğunu söylüyor.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da emekli öğretim üyesi ve hukukçu olduğunu öğreniyoruz.
Necmettin Erbakın; makine, Recai Kutan da inşaat mühendisiymiş.
Ağız birliği etmişçesine hiçbirisi politikacı olduğunu söylemiyor.
İyi de, eğer politikacı değillerse, politikanın içinde ne işleri var? Bu davranışları acaba politikayı beceremediklerini kabul anlamına gelebilir mi?
Bunun mutlaka bir adı olmalı.
Üç arkadaş , bir kahveye girip çay söylemişler. İçlerinden biri bitişik masadaki gazeteyi alarak okumaya başlamış. Bir cümle içinde geçen “skandal” sözcüğünün anlamını bilemediği için, arkadaşlarına sormuş.
Arkadaşların biri atılarak:
“Onu bilmeyecek ne var, ben sana açıklayayım” demiş. Başlamış anlatmaya. “Örneğin; kadının biri bir adamla uygunsuz bir biçimde basılsa ne olur?”
“Orospu” diye yanıtlamış sözcüğü soran. Diğeri sürdürmüş:
“Peki, aynı kadın bir iş adamıyla, valiyle ya da bakanla yakalanırsa?
“Yine orospu...”
“Hayır” demiş arkadaşı. “Bu defa skandal olur.”
Politikacıların yaptığı gafların skandal olabilmesi için ille de kadın izi mi aramak gerekecek?
Ama gerek yok.
Halk onların adını çoktan koymuştur bile.

 
  Başa dön

  Somut..........Erhan Yıldırım

Küçülen bütçenin anımsattıkları

2001 Yılı Bütçe Tasarısı’nın TBMM Başkanlığına verilmesi ile birlikte bütçe ile ilgili eleştirilerin yoğunlaştığı görülmektedir. İşçi ve memur kesimi, bütçeyi yüzde 0’lık ücret artışı nedeni ile patronlar ise vergi gelirlerinde öngörülen artışın, 2000 yılı için konulmuş ek vergilerin sürdürülmesi ve/ veya yeni vergilerin konması anlamına geldiği için eleştirmektedirler.
Bütçede yer alan kamu harcamalarının GSMH’ye olan oranının 2000 yılında yaklaşık yüzde 36 iken 2001 yılında yüzde 31’e düşürülmesi bize 1970’lerden beri gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde yok edilmeye çalışılan sosyal devlet anlayışının ülkemizdeki en açık uygulaması olarak gözükmektedir. Bu nedenle 1970’lerden beri oluşturulmaya çalışılan Yeni Dünya Düzeni’nin izlediği yolu anımsatmıştır.
1970’li yıllarda dünya ekonomisi bir bunalım içine girmişti. Bu bunalım aşırı sermaye birikiminin bunalımıydı. O dönemde bunalıma çare olarak vergi oranlarının düşürülmesi önerilmiş ve bunun sonucu ABD’de Reagen, İngiltere’de ise Tatcher tarafından vergi oranları düşürülmüş ve bu uygulamayı diğer ülkeler izlemiştir. Vergi oranlarında en fazla düşüş üst dilimlerde sağlanmıştır. Ülkemizde de Özal döneminin başlarında vergi oranları düşürülmüş ve artan oranlı vergi sistemi adeta düz oranlı vergi sistemine dönüştürülmüştür.
Vergi oranlarını düşürmeye koşut olarak, devletin sosyal harcamaları da azaltılmıştır. Arz yanlısı iktisatçıların, marjinal vergi oranlarındaki düşmeye karşılık vergi gelirlerinin artacağı savlarının doğru olmadığı görülmüş ve bu dönemde hemen hemen tüm ülkelerde kamu açıkları artmıştır. Kamu kesimi bu açıklarını kamu kağıtlarını satıp borçlanarak kapatmıştır. Böylece bunalım içinde eski kâr oranında yatırım yapamayan sermaye yeni olanaklara kavuşmuştur.
Kamu açıklarının giderek büyümesi sosyal harcamaların daha da düşürülmesi için gerekçe oluşturmuş ve tüm ülkelerde bu yönde uygulamalara başlanmıştır. Devletin sosyal harcamalarını daraltması, birçok ülkede gelir dağılımının bozulmasına yol açmıştır. Beş yıl önce gelişmiş ülkelerde bütçe açıklarının GSYİH’ye oranı ortalama yüzde 4 iken, bu açıkların 2000 yılında kapanması ve 2001 yılında, Japonya hariç, birçok gelişmiş ülkede fazla vermesi beklenmektedir. Örneğin ABD 2013 yılında tüm kamu borçlarını sıfırlamayı hedeflemektedir.
Gelişmiş ülkelerin bütçe fazlası vermeye başlaması üzerine, daha önce kısılan sosyal harcamaların yeniden arttırılması yerine, vergi oranlarının düşürülmesi talep edilmektedir. Bunu takip eden süreçte, kamu harcamalarının daha da daraltılması talep edilecektir.
Ekonomide istikrarı sağlama gerekçesi ile daraltılan 2001 Yılı Bütçesi, faiz dışında bütçe fazlasının GSYİH’ye olan oranını yükseltmeyi temel hedef olarak almıştır. Bu düşünce diğer ülkelerdeki uygulamalara koşut olarak gelişmekte ve sonunda marjinal vergi oranlarında yüksek gelir grupları lehine azaltma taleplerinin gelmesine yol açacaktır.
Ticaret ve sanayi odaları başkanlarının 2001 Yılı Bütçesi’ndeki vergi gelirleri ile ilgili eleştirileri bu yönde sinyaller vermektedir.

 
  Başa dön

  Dünyaya Bakış..........Taylan Bilgiç

İncirlik’e dair bir haber

ABD ve İngiliz savaş uçakları tarafından kullanılan İncirlik Hava Üssü, Ortadoğu’daki son gelişmelerle birlikte yeniden gündeme geldi. Son haberlere göre ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İncirlik başta olmak üzere bir dizi ABD askeri üssünü, bir “terörist saldırı” olasılığına karşı alarm durumuna geçirdi. Önceki akşamki televizyon haberlerinde, üsse giriş çıkışların sınırlandırıldığı, İncirlik halkının tedirgin bir bekleyiş içine girdiği anlatılıyordu. Dünkü gazeteler, İncirlik’te “ABD uçakları dışında kuş uçurulmadığını” yazıyorlar. Resmi Anadolu Ajansı ise durumun “o kadar da kötü” olmadığını ima ederek, İncirlik’teki alarm durumunun “Bravo’dan Charlie düzeyine” yükseltildiği bilgisini veriyor; meğer “Charlie” durumunun üzerinde bir de “Delta” durumu varmış; demek ki “iş oraya gelene kadar” korkacak pek bir şey yokmuş!
Önce “Çekiç Güç”, ardından “Keşif Güç” ve şimdi de “Kuzeyden Keşif Harekâtı” adı altında, neredeyse 10 yıldır ülkemiz topraklarında hummalı bir askeri faaliyet yürüten ABD-İngiltere güçleri ne yapıyorlar? Özellikle son iki yılda yaşananlar düşünüldüğünde, bu soruya verilecek ilk yanıt, “Irak’ı bombalayıp duruyorlar” olur. Washington Post’ta dün yayınlanan bir haber-yorum, bu “bombalama” faaliyeti ile ilgili ayrıntıları aktarıyor.
Thomas E. Ricks imzalı habere göre, İncirlik “unutulmuş” bir operasyon ve bunun nedenlerinden biri, Türkiye ve Arap müttefiklerin “verdikleri destek hakkında fazla tantana yapılmasını istememeleri”. Bu nedenle Pentagon, Kuzey ve Güney Irak’ta dayatılan “uçuşa yasak bölge”lerdeki ABD askeri faaliyeti hakkında fazla açıklama yapmıyor.
Haberde, özellikle geçen yıl Irak topraklarına neredeyse her gün bomba yağdırılması hakkında da önemli bilgiler var. ABD’li pilotların açıklamasına göre, geçen yıl “agresif” bir devriye faaliyeti yürütüldü ve Irak uçaksavarlarının ateş açmasını sağlamak için her şey yapıldı. Mike Horn adlı pilot, “Bazen öyle uçuyorduk ki, onları bize ateş açmaya provoke ediyorduk” diyor. Artık ezberlediğimiz o “kısa haber”ler böyle oluşuyormuş demek: “Irak uçaksavarlarının saldırısına uğrayan ABD savaş uçakları, saldırıya füze ve bombalarla yanıt verdiler... Uçaklar kayıp vermeden üslerine döndü.”
Washington Post, bu yıl ise böylesi provokasyonların uygulanmadığını, dolayısıyla bombardımanların azaldığını açıkça yazıyor.
Irak verilerine göre, Aralık 1998’den bu yana, bu provokasyonlar 300 Iraklı sivilin ABD uçaklarınca öldürülmesiyle sonuçlandı. 1997’den bu yana, ABD uçakları Irak topraklarına 16 bin sorti yaptılar, 1000 bomba ve füze fırlattılar.
İncirlik’te 1176 ABD’li, 162 İngiliz asker bulunuyor. Görev dağılımına göre ABD’liler “uçaksavar ateşine karşılık veriyor”, İngilizler ise jaguar keşif uçakları ile onlara destek oluyorlar. Resmen operasyona dahil olan Türkiye ise, bu pilotlar için “yer personeli” sağlıyor.
Haberde, Türk devleti ile “İncirlik’tekiler” arasındaki ilişkilere de ilginç göndermeler yapılıyor. Örneğin Türkiye, ABD uçaklarının uçuş programını birkaç kez kesintiye uğratmış; nedeni ise “bazen Irak’taki Kürt köylerini bombalamak, bazen ise ABD’nin Türkiye’ye belli bomba tiplerini satmamasını protesto etmek” imiş. Bu tip karışıklıkları önlemek için bir “orta yol” bulunduğunu öğreniyoruz; Türk ve ABD orduları, geçen yıl hava koridorlarını ayırmışlar ve böylece “bizim” bombacılar ile “yanki” bombacılar, Kuzey Irak ahalisini Saddam’dan “koruma ve kollama” faaliyetlerine devam etmişler. Ekim 1999’da Kuzeyden Keşif Harekâtı’nın başına getirilen General Bob D. DuLaney’e göre, bu tarihten beri “Türkler mükemmel davranıyor ve ABD uçuşlarını bloke etmiyorlarmış”.
Washington Post yazarı, İncirlik’te çalışan ABD askerlerinin günlük hayatına ilişkin ayrıntıları da, gözyaşartıcı bir duygusallıkla aktarıyor. Hafta sonları tatillerinde, Alanya’daki “üstsüzler plajı”nın revaçta olduğunu öğreniyoruz. Ne yazık ki, “Vietnam döneminde ABD üslerini kuşatan striptiz barları ve diskolar”, İncirlik’te henüz yokmuş. Ama yazar, İncirlik sokaklarında bir “ilk belirti” saptamış ve “sekiz Rus striptizcisinin cumartesileri gösteri yaptığına dair bir tabela” görmüş.
Olmaz. Hükümetimizin, ABD’li askerler karşısında bu kadar küçük duruma düşmesi asla kabul edilemez. Milliyetçi, muhafazakâr ve de halkçı Ecevit hükümeti, derhal konuya el atmalı, “Vietnam dönemi”ni örnek alarak “konuk”larının ihtiyaçlarını karşılamak için elinden geleni ardına koymamalıdır!

 
Başa dön


Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net