www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Kadın

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Filistinli ve kadın
Filistin halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi, ancak 1987 yılında başlayan İntifada ile dünyanın gündemine güçlü bir biçimde yerleşti. Oysa bu mücadele çok daha eskilere dayanıyor...

Filistin kadın hareketi tarihi
Filistin kadın hareketi her zaman ulusal sorunla yakın bir bağlantı içinde oldu. Filistinli kadınların eylemleri, Filistin'in İngiliz Mandası altında olduğu yıllarda, Siyonizm sömürgeciliğinin oluşturduğu tehdite karşı doğrudan bir tepki olarak baş gösterdi.

İşgale karşı İsrailli kadınlar
1987 yılında başlayan İntifada, işgale karşı olan İsrail kadınların da siyasi etkinliklerinde bir yükselişin başlangıcı oldu. İntifada'nın başlamasından yaklaşık bir ay sonra, Siyonist karşıtı, radikal İsrailli kadınlar, işgale karşı Filistin mücadelesini desteklemek amacıyla gösterilerde bulunmaya başladılar.


Filistinli ve kadın
Gaye Coşar
Fatma Ebu Bekir, Gazze Şeridi'nde yaşayan 36 yaşında bir kadın... 1996 yılı Kasım ayında, sorgulanmak üzere İsrail polisi tarafından tutuklanır. Bir İsrail polisi yüzüne ve göğüslerine dokunurken bir diğeri çıplak bir adam fotoğrafı göstererek, bu fotoğrafın kendisine ait olduğunu söyler. Sonra soyunarak, kadını tecavüz ile tehdit eder.
Fatma Ebu Bekir, erkek avukatlarına gördüğü işkencenin bu kadarını anlatabilir, geri kalanı "ancak kadın avukat geldiğinde söyleyebileceği şeyler"dir... Yargılanması sırasında, polisler hakkında suç duyurusunda bulunur ama 5 yıllık hapis cezasına mahkûm edilen Fatma Ebu Bekir olur.
...
El Ekber dergisinin, 1999 yılı Aralık sayısında ise özellikle Filistinli kadınları ilgilendiren bir 'haber' yer aldı. Habere göre; İsrail askerleri baskın yaptıkları evlerde Filistinlileri aşağılamak için yeni bir 'yöntem' uyguluyor: Evdeki kadınların tümünü çırılçıplak soyuyorlar. Soyma işini daha çok kadın askerler yapıyor ancak erkek askerler de 'partiye' katılmaktan geri durmuyor! Mayyaleh bu vahşete tabi tutulan ailelerden yalnızca bir tanesi. Hamile olan ev kadını silah zoruyla soyunmaya zorlanıyor ve daha sonra şiddetli bir biçimde dövülüyor. İsrail polisinin iddialarına göre; bu insanlık dışı saldırının nedeni, silah aramak!
...
1989 yılının Nisan ayında; 23 yaşında İsrailli bir Yahudi olan ve askerliğini Gazze'de yapan Gilad Shemen 17 yaşında bir Filistinli kadına ateş etti. Kadın öldü. Adı Emel Muhammed Hassin'di ve vurulduğu sırada evinin önünde oturmuş, kitap okuyordu. Bölge Askeri Mahkemesi, Shemen'i, Hassin'in ölümüne neden olduğu için 'dikkatsizlikten' yargıladı ve temyiz başvurusundan sonra da serbest bıraktı... İki yıl sonra aynı adam sevgilisi olan 19 yaşındaki bir genç kızı, yine silahla vurarak öldürdü.

Bunlar Filistinli kadınların yaşadıklarına dair yalnızca birkaç örnek... Bu isimler, binlerce, on binlerce acı çekmiş, işkence görmüş, sevdiklerini yitirmiş kadından bir kaç tanesine ait.
Filistin halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi, ancak 1987 yılında başlayan İntifada ile dünyanın gündemine güçlü bir biçimde yerleşti. Oysa bu mücadele çok daha gerilere dayanıyor ve Filistin kadını onlarca yıldır -hiç bitmeyecekmiş gibi görünen- savaşa tanık oluyor, -hiç dinmeyecekmiş gibi görünen- acılar yaşıyor; yaraları sarmaya koşuyor.
Filistin kadını adalet istiyor; yalnızca halkı için değil kendisi için de. Evliliğin bir yazgı olmamasını, eğitim ve iş hakkını ve cinsler arası eşitliği talep ediyor. Bir yandan İsrail işgaline karşı mücadele yürütürken diğer yandan Filistin toplumu içindeki İslamcı gerici güçlere de karşı duruyor.
Bir yandan ulusal kurtuluş mücadelesi, Filistin kadınını toplumsal gelişim anlamında beslerken diğer yandan da bu mücadele içindeki gerici örgütlenmelerin sürekli kadını 'eski güzel günler'e götürme çabasını yoğunlaştırması, kadınların iki taraflı mücadele verme zorunluluğunu doğuruyor. Ancak Filistinli kadınlar ulusal bağımsızlığın her şeyden önce geldiğine inanıyorlar. İşgal altında bir ülkenin evlatları olarak henüz özgürlükten söz edemezken, kadının özgürlüğüne ilişkin kimi talepleri öne çıkarmanın kendilerini erkek yoldaşlarından uzaklaştırarak ulusal mücadeleyi böleceği konusunda da kaygı duyuyorlar. Dolayısıyla tüm çalışmalarını da bu iki konuyu dengede tutarak yürütmeye çabalıyorlar.
Katıldıklarıuluslararası konferanslarda da, gelişmiş ülkelerinin kadın örgütlerine kavratmaya çalıştıkları bir gerçeklik bu. Çocuklarını besleyemezken, cezaevlerine tıkılıp, işkenceye tabi tutulurken, işgalci güçler tarafından sürekli ayrımcı çalışma koşullarına maruz bırakılırken ve -bırakın bir cins olarak- bir halk olarak henüz ekonomik bağımsızlık elde edememişken; örneğin 'eşit işe eşit ücret' talep etmenin boşuna bir uğraş olduğunu anlatıyorlar.
Kadın komiteleri
Filistinli kadınların bağımsızlık mücadelesine katılmaları, İntifada ile başlamadı. Ancak İntifada, bu sürecin hızlanmasında önemli bir etken. Kadınların bağımsızlık mücadelesine katılımı düşüncesinin doğuşu ile İntifada'nı başladığı tarih olan Aralık 1987 arasında Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde kurulan kadın komitelerinin sayıları çoğaldı ve bu komiteler, işgal altındaki topraklarda çeşitli gönüllü kuruluşların da ortaya çıkması giderek büyüdüler.
Halkın gereksinimleri arttıkça bu kuruluşların önemi de arttı. Kadınlar, ailelerini geçindirme sorumluluğuyla karşı karşıya kaldılar. Erkek akrabaları ya öldürülmüş ya cezaevinde ya da sürgündeydi... Bu, zaten bir anne ve bir eş olarak Filistin kültürünü ve kimliğini korumaları adına, onlara yüklenmiş sorumluluklara yenilerini ekliyordu. Kadınlar artık evlerinin dışına, üretim alanlarına, okullara, hastanelere gidiyorlardı; bu bir zorunluluktu.
Örneğin, gıda toplamak ve toplanan gıdaları depolamak için birimler kurdular ya da İsrail askerlerinin yaklaştığını haber vermek üzere gözcü ekipler örgütlediler. İşgal rejiminin kuruluşlarına alternatif olabilecek çeşitli örgütlenmeler yarattılar. Tıbbi Yardım Komiteleri ile sağlık hizmeti verdiler. Tarımsal Yardım Komiteleri ile küçük arsaları 'ev ekonomileri' için ıslah ettiler ve böylelikle gıda gereksinimini karşıladılar.
Eylemin gücü
Kadınlar, doğrudan İntifada'nın içinde de yer aldılar. Yeni keşfettikleri eylem güçlerini ve örgütleme yeteneklerini ayaklanmanın hizmetine sundular. Kendi gösterilerini düzenlediler, gençlerin yanıbaşında taş attılar ve İsrail yönetimini reddettiklerini açıkça ifade eden protestolara katıldılar. İsrail askerleri ile karşı karşıya geldikleri durumlarda, pek çok zaman savaşçı Filistin gençlerini kurtarmak için yaşamlarını tehlikeye attılar.
İntifada içerisinde böylesi önemli görevler yürüten Filistinli kadınlar için en büyük engellerden biri de İslamcı gerici güçler oldu. Bunlar, bağımsızlık mücadelesi içinde ne zaman daha fazla söz sahibi olsalar, Filistinli kadınları eve kapatmak için girişimlerde bulundular. Gazze Şeridi'nde başı açık bir biçimde sokakta dolaştıkları için dövülen ve hatta bacaklarına kezzap dökülen kadınlar bile oldu!
Ancak Filistinli kadınlar artık 'dünkü çocuk' değiller. Bu yaklaşım yalnızca onlara, 'dışarda' ve 'içerdeki' düşmanlarına ortak bir biçimde tavır almaları gerektiğini öğretti. Bir Filistinli kadının dediği gibi; "Ben bir Filistinliyim, niye eyleme geçmeyeyim?"

Başa dön


Filistin kadın hareketi tarihi
Filistin kadın hareketi her zaman ulusal sorunla yakın bir bağlantı içinde oldu. Filistinli kadınların eylemleri, Filistin'in İngiliz Mandası altında olduğu yıllarda, Siyonizm sömürgeciliğinin oluşturduğu tehdite karşı doğrudan bir tepki olarak baş gösterdi. Kadınlar, İngiliz yetkilileri ile görüşmeler yapmak için delegasyonlar oluşturdular, kongre gibi halka açık etkinlikler düzenlediler ve Siyonist Yahudilerin Filistin istilasına ve Yahudilerin göçünü destekleyen İngiliz politikalarına karşı çeşitli protestolar örgütlediler.
İlk eylemler kırsal kesimde
İlk örgütlenmelerde kent kökenli, eğitimli ve orta sınıfa ait kadınların önemli rol oynadığını söylemek mümkün. Bu kadınlar daha çok sosyal refah etkinlikleri çerçevesinde örgütlenmeler yürüttü ve bu tarz örgütlenmeler uzunca bir süre kadın hareketine damgasına vurdu. İlk olarak 1921 yılında Kudüs'te, Arap Filistinli Kadınlar Birliği kurulurken, takip eden yıllarda kurulan çeşitli komiteler ve gruplar, toplumsal ve ulusal sorunlara yanıt vermek için faaliyete geçti.
Kadınların katıldığı ilk eylemlere ise Filistin'in kırsal kesimlerinde rastlıyoruz. Filistin'de henüz örgütlü bir kadın hareketinin olmadığı 1882 yılında, kırsal alandaki kadınların ilk Siyonist yerleşimlerine karşı erkeklerle omuz omuza direniş gösterdikleri biliniyor.
Filistin tarihini dört evreye ayırırsak, kadın hareketini de bu evreler üzerinden inceleyebiliriz:
Filistin toprakları bölünüyor
İlk evreyi; 1882 yılındaki ilk Siyonist yerleşimlerinden 1947-1948 yıllarında Filistin'in bölünmesi ve İsrail devletinin kurulmasına kadar geçen süre oluşturuyor. Bu aşamada kadın hareketi, özellikle Birinci Dünya Savaşı'na kadar, pasif ve örgütsüz. Son derece dar ve katı bir toplumsal düzen içinde kadınların hareket etme özgürlüğü de son derece kısıtlı. İngiliz mandası dönemi bu pasifliğin nispeten aşıldığı bir dönem. 1929 isyanındaki gösterilere pek çok kadın katılmış ve bu gösterilerde pek çoğu da yaşamını yitirmiştir. 1936 İsyanı ve altı aylık genel grev; kadınların, erkeklere malzeme taşıdığı ve erkekleri cezaevinde ya da isyanda öldürülmüş olan aileler için yardım komiteleri kurduğu bir süreçtir.
İkinci Dünya Savaşı'nda yaşananlar ve Yahudiler'in Nazi Almanyası'nda yaşadıkları, Dünya Siyonist Örgütü (WZO)'nün, Yahudilerin Filistin'de bir "anavatan" edinme konusundaki çabalarını alevlendirdi. Birleşmiş Milletler, Filistin'i 1947 yılında böldüler ve yarısından çoğunu Yahudi göçmenlere verdiler. O tarihe kadar toprakların sadece yüzde 7'sinde Yahudiler oturuyordu. Bu sorun, kanlı bir savaşla ve toprakları Araplardan "temizlemekle" çözümlendi!.. Bu dönemde, kadınlar da son derece aktif rol aldılar.
Kadınlar mücadeleden çekiliyor
İsrail devletinin kurulmasından Haziran 1967 Savaşı ve İsrail işgaline kadar uzanan süre ikinci evreyi oluşturuyor. Bu evrede ise, kadınların doğrudan mücadeleden büyük oranda çekildiğini görüyoruz. Bunun önemli nedenlerinden birisi, erkeklerin de İsrail güçlerine karşı direnişe geçmekte ciddi olarak kısıtlanmaları. Bu dönemde kadınlar daha çok hayırsever sosyal etkinliklerle ilgilenmiş. Artık İsrail'in denetimi altında sürdürülen bir yaşam söz konusu; tüm örgütlülükler de her an basılma ve kapatılma tehditi altındaydı.
Öfke artıyor
Üçüncü evreyi ise, 1968-1987 yılları arasında sürekli hareket halinde olan ve bugünkü mücadeleye önderlik eden bir dönem olarak düşünebiliriz. Dördüncü evre ise, İntifada süreci...
Üçüncü evre, kadınların hem ulusal mücadeleye katılımlarının arttığı hem de kadın olarak yaşadıkları baskıların daha çok ayırdına vardıkları bir dönem olmuştur. Bu dönem aynı zamanda 1948'de yaşanan sürülmeden bu yana en ciddi toplumsal yersizleşmenin ve hem bireysel hem de toplumsal trajedilerin en çok yaşandığı dönemdir.
1964 yılında kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve bu örgütün 1968 yılında devrimci bir örgütlenme olarak yeniden yapılanması, direniş için yeni bir alan sağlamıştır. Her ne kadar, kadınların katılımı ailelerinin bağlı olduğu/desteklediği gruba göre farklılık gösterse de, kadınların bu dönemde yoğun bir hareketlilik içinde olduklarını söylemek yanlış olmaz. FKÖ içinde silahlı mücadelenin ön plana çıkması kadınları yalnızca destek veren konumdan sıyrılarak, silahlı mücadele içinde de aktif görev alan bir konuma getirdi. Her ne kadar FKÖ, kadınların enerjisini büyük ölçüde destek gruplarına yöneltmeye çalışsa da, pek çok kadın askeri harekâtların tüm aşamalarına katıldı ve daha da çoğu işgal karşıtı eylemlere katıldıkları için cezaevlerine gönderildi.
Bugün Filistin'de 50'yi aşkın kadın yardımsever örgütü mevcut. Bu örgütler okur yazarlık, çocuk bakımı, sağlık ve mesleki eğitim gibi konularla ilgileniyorlar. Doğu Kudüs, Batı Yakası, Gazze ve Lübnan'da kadın çalışma komiteleri kurulmuş durumda.
Askeri işgal altında olma Filistinlileri daha önce hiç olmadığı kadar etkiliyor. Bir cenazeye katılmak, hatta ot toplamak bile cezaevine gönderilmek için yeterli neden sayılabiliyor. Evlerin yıkılması ya da mühürlenmesi, yardımsever ve akademik kuruluşların kapatılması, sürgünler, gözaltılar ve ağır hapis cezaları gibi toplu cezalandırmalarla insanların örgütlenmeleri durdurulmaya çalışılıyor. İşgalci güçlerin bu şiddet yanlısı politikaları ise Filistin halkının tümünde olduğu gibi kadınlarda da sürekli artan bir öfkenin oluşmasından başka birşeye yaramıyor.

Başa dön


İşgale karşı İsrailli kadınlar
1987 yılında başlayan İntifada, işgale karşı olan İsrail kadınların da siyasi etkinliklerinde bir yükselişin başlangıcı oldu. İntifada’nın başlamasından yaklaşık bir ay sonra, Siyonist karşıtı, radikal İsrailli kadınlar, işgale karşı Filistin mücadelesini desteklemek amacıyla gösterilerde bulunmaya başladılar. Sonuç olarak da farklı gruplardan insanları ve kadınları birleştirecek siyasi araçları buldular. İsrail’den, gittikçe artan sayıda Yahudi ve Filistinli kadın, protesto ve dayanışma eylemlerine katıldı. Bu kadınlar zaman zaman, işgal bölgelerinden Filistinli kadınlarla da buluşarak toplantılar yapıyorlardı.
Örneğin 1990 yılının Aralık ayında, başta İsrail ve Filistin’den olmak üzere, Avrupa ve ABD’den de kadınların katılımıyla 6000 kadın Kudüs’te yapılan bir barış yürüyüşü düzenledi. İsrail hükümetinin uluslararası bir barış konferansını kabul etmesi ve İsrail’in yanısıra bir Filistin devletinin kurulması gibi taleplerde bulundular.
İsrailli kadınların uzunca bir zaman sürdürdükleri önemli bir etkinlik de, ‘Siyahlı Kadınlar’ olarak adlandırılıyor. Ocak 1988 yılında, tümüyle siyahlara bürünmüş 10 kadın, Kudüs’te Filistin halkıyla dayanışmalarını duyurmak için şehir merkezinde eylemlerine başladı. Kendilerine yöneltilen tüm şiddet ve düşmanlık duygularına karşın eylemlerine yılmadan devam ettiler. Pek çok zaman “Hainler!”, “Arafat’ın fahişeleri” gibi küfürlere maruz kaldılar.
‘Siyahlı Kadınlar’ eylemi zamanla Tel Aviv ve Haifa’ya, buralardan da ülke çapındaki sayısız köye yayıldı. 1990 yılının Temmuz ayında, katılımcılar ülke çapında, her Cuma, aynı yerlerde ve aynı zamanlarda nöbet tutan 30 kadın grubu olduğunu saptadılar. Eylem ABD, İtalya, Hollanda, Avustralya, Almanya ve İngiltere’de de yankı buldu. Değişik ülkelerde kadınlar, “Filistin’le dayanışma nöbetleri” tuttular. Başlangıçta yalnızca 10 İsrailli kadın vardı...
Diğer bir dayanışma örgütü ise Mayıs 1988 yılında kurulan, ‘Kadın Siyasi Tutuklular İçin Kadınlar.’ Bu örgüt, Filistinli siyasi kadın tutuklulara pratik ve yasal yardımda bulunuyor, tutuklularla aileleri arasında iletişim kuruyor ve cezaevlerindeki koşullara ilişkin bilgiler yayınlıyor.

Başa dön



Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net