www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Kadın

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Medya, işadamları ve gazeteciler arasındaki para alışverişini tartışıyor. Rauf Tamer’in Murat Demirel’den 1 milyon dolar aldığının iddia edilmesinden sonra, bu şekilde para alan başka gazetecilerin olduğu söyleniyor. Yapılan spekülasyonlar ve ortaya atılan iddialar Emin Çölaşan’ın “Bu konu kapanmıştır” demesine rağmen henüz noktanın konmadığı işaretini veriyor.


Para ve medyanın derin ilişkisi
Medyada sular bir türlü durulmuyor. “Ajan gazeteci, hayali ihracatta gazeteci parmağı, ihale takipçisi yapan gazeteci” tartışmalarına bir yenisi daha eklenirken, son gelişmenin farklı boyutlardaki yansımaları da her geçen gün daha da karmaşık bir hal alıyor. Bilindiği gibi Hürriyet gazetesi yazarlarından Emin Çölaşan’ın 10 Ekim’de yazdığı “Bunları kim araştıracak?” başlıklı yazıyla ortaya attığı iddia medya dünyasına bomba gibi düşmüş, ardından Sabah gazetesi yazarı Rauf Tamer yazılarına bir süre “ara verdiğini”, yine Milliyet gazetesi yazarlarından ve aynı zamanda gazetenin Genel Yayın Koordinatörü Umur Talu’yla, Genel Yayın Yönetmeni Yalçın Doğan görevlerinden istifa ettiklerini açıklamışlardı. Peki bu “şok” gelişmelerin ardında neler ve kimler vardı, her işin içinden medyanın çıkması bir tesadüf müydü, hemen tüm alanlarda görülen grift ilişkilerde medyanın rolü neydi ve en önemlisi de medya etiği ne olacaktı?
Medya kendisini tanıyor!
Kamuoyunun “Kasırga Operasyonu” olarak bildiği Egebank’ın “hortumlanması” olayında birçok gelişme yaşanırken, her gün yeni ilişkiler ağı da ortaya çıkıyordu. Bunlardan biri ve en ilginci Hürriyet gazetesi yazarı Emin Çölaşan’ın adını bir süre vermediği ama Egebank skandalının başkahramanı Murat Demirel’den 1 milyon dolar aldığını iddia ettiği gazeteciydi. Emin Çölaşan’ın adını “delil yetersizliği” nedeniyle açıklayamayacağını söylediği bu “ünlü” gazeteci iddiaya göre arazi ihtilafını çözümlediği için Murat Demirel’den 1 milyon dolar almıştı. Ancak bir süre sonra Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Basın Konseyi başta olmak üzere diğer gazeteciler de “töhmet” altında kaldıklarını belirterek Çölaşan’dan bu ismi açıklamasını istediler. Ancak bir süre sonra Emin Çölaşan’ın açıklamadığı bu isim medya kulislerinde “dedikodu” konusu olmuş, kimin olabileceği noktasında tahminlerde bulunulmaya başlamıştı. İşin ilginç tarafı ise birçok köşeyazarı bu isim hakkında okurlara “ipucu” veriyor, yazılarında “temiz” olduklarını açıklıyorlardı. Ne var ki, hiç kimse “Madem ipucu veriyorsunuz neden bu ismi söylemiyorsunuz?” diye sormadı. Dahası buradan, “Demek ki medya dünyası kendi çevirdiği işleri biliyor, ama işine geldiği zaman açıklıyor” sonucunu da çıkarabiliriz. Örneğin Akşam gazetesi yazarlarından Yalçın Pekşen, 1 milyon dolarlık gazetecinin birden fazla olduğunu, saymaya kalkarsa bunların sayısının 20’yi bulabileceğini söyledi. Üstelik Pekşen, “Birkaç yıl önce çok çok ünlü bir işadamımız -adı bende saklı- kendisiyle ilgili bir konunun örtbas edilmesi için 7 milyon dolar istendiğini söylemişti. Ve parayı ödemiş, dosyayı örtbas ettirmişti...” Şimdi “adı bende saklı”lar bir şarkının dizelerini geçmediği sürece ne işe yarayabilir ki? Murat Demirel’den 1 milyon dolar aldığı söylenen Rauf Tamer kadar, ellerinde isimle ilgili ipucu olmasına rağmen okurlara “isim bulmaca” oynatanlarla, “adını kendinde saklayanlarla”, “delil yetersizliğini” öne sürerek bildiği ismi ısrarla saklayan Emin Çölaşan’ın da her türlü çıkar ilişkisini reddeden ve gücünü bağımsızlıktan, özgür düşünceden, kamu adına eleştiriden alan gazetecilik mesleğinin ilkelerini ve basın etiğini ayaklar altına aldığını söyleyebiliriz.
Bir manşet, bir fotoğraf, iki istifa
Egebank’la ilgili skandallar bir bir ortaya çıkarak iş dünyasını karıştırdığı gibi, medyayı da alt üst etti. Milliyet gazetesi 12 Ekim’de manşete “Murat’la dostluğum yok” sözcüğünü çıkarıyordu. “Kasırga Operasyonu” çerçevesinde ele geçirilen Egebank dosyasında Cenajans Başkanı Nail Keçili’nin Egebank’ı “hortumlayan” Murat Demirel’le el ele, oldukça samimi bir fotoğrafı vardı. Ve Milliyet gazetesi bu fotoğrafı, Nail Keçili’nin Murat Demirel’e içinde “Seninle özel zaaf ve bağlılığımız... Özdeşleşmiş kardeşliğimiz... Ha benim malım ha senin malın...” sözlerinin olduğu mektupla birlikte yayınlıyordu. Milliyet gazetesi bir “skandal”ın ardında kimlerin olduğunun ve ısrarla kendini savunan Nail Keçili’nin çelişkisini gözler önüne sermek için bu fotoğraf ve mektubu manşete çekmişti. Ve medya dünyasında ikinci “şok” gelişme bundan sonra yaşandı. Milliyet gazetesi yazarı ve Genel Yayın Koordinatörü Umur Talu ile yine aynı gazetenin yazarı ve Genel Yayın Yönetmeni Yalçın Doğan istifa etmişlerdi. İstifaların nedeni hakkında pek çok spekülasyon yapıldı. Bunlardan en dikkati çekeni ise Milliyet gazetesinin “patronu” Aydın Doğan ve gazetenin diğer yöneticileri Murat Demirel ve Nail Keçili’nin “samimiyetinin” manşetten değil, iç sayfalardan daha “kısa” bir şekilde verilmesini isterken, bunu kabul etmeyen Umur Talu ve Yalçın Doğan haberi manşetten verip, sonra da istifa ettikleriydi. Yine bu istifaların ardında reklamcı Nail Keçili’nin parmağının olduğu söylentiler arasında. Gazetenin “patronu” Aydın Doğan ile “para” ilişkilerinin iyi olduğu söylenen Keçili’nin istifalardaki etkisi medyada yer aldı. Umur Talu ise, 15 Ekim’de Milliyet gazetesindeki köşesinde bir not yayınlayarak istifalarında bunların etkisinin olmadığını ve istifanın daha önceden varılmış bir mutabakatın sonucu olduğunu açıkladı. Ancak gazetecilik mesleğinde asıl önemli olanın haberin değeri, objektiflik, çıkar ilişkilerinin reddi olduğunun unutulduğu bu tür durumlara ve karşılıklı açıklamalara Türkiye’de sıkça rastlanıyor. Öyle ki, Umur Talu ve Yalçın Doğan’ın istifalarının hemen ardından hiç zaman geçirmeyen Milliyet gazetesi, yeni Genel Yayın Yönetmeni olarak aynı zamanda Radikal gazetesinin de Genel Yayın Yönetmeni olan Mehmet Y. Yılmaz’ı seçti. Radikal gazetesinde gazetecilik mesleğinin ilkeleri ve basın etiği üzerine yazılar yazan ve bu konuda da “radikalliği” kimselere bırakmayan Mehmet Y. Yılmaz’ın, olup bitenler karşısında herhangi bir yorum yapmayıp, meslektaşlarının durumunu ve istifa etmelerini hiç sorgulamadan bu görevi kabul etmesi dikkatleri çekiyor.
Çölaşan noktayı koydu!
Murat Demirel’den 1 milyon dolar aldığı söylenen Rauf Tamer ise 14 Ekim’de “Bu durumda yazmam” başlıklı yazısında kaleminin temize çıkana kadar yazmayacağını “duygusal” bir anlatımla duyurdu. Zaten Sabah gazetesi Yönetim Kurulu yıpranan “imajı” da gözönünde bulundurarak Tamer’in “aklanana” kadar yazılarına ara verdiğini açıklamıştı. Ancak “basın ahlakı, gazetecilik mesleğinin ilkeleri” konularında herkese ders veren Tamer’in, bu iddialar karşısında suskun kalıp, “ispatlasınlar da görelim” tarzında bile bir yanıt vermemesi ve “kenara çekilip bekleme” kararı alması da oldukça ilginç.
Yine televizyon kanallarına çıkıp, Murat Demirel’in parayı kendisine gönderdiğini, sadece aldığı yerin Rauf Tamer’e ait ev olduğunu söyleyen işadamı Kadir Has’ın “çelişkili” açıklamaları ve “Niye Rauf Tamer’in evi” soruları akıllarda soru işareti bırakıyor.
Ayrıca Yeni Şafak gazetesinde Taha Kıvanç’ın iddiaları olaya başka boyutlar katmış durumda. Kıvanç’ın yazısında Rauf Tamer’in 23 Temmuz 1998 tarihinde Egebank’tan Murat Demirel’in “özel” emriyle kredi aldığını, yine 5 Şubat 1999’da Murat Demirel’in sekreteri Yasemin Göktürk’ün talimatıyla özel limitli kredi açılması istenen dokuz kişi arasında Tamer’in de bulunduğunu iddia etmesi ve o dönemde kredi kartı alan bir başka “ünlü” gazetecinin daha olduğunu söylemesi işin sadece Tamer’le bitmediğini gösteriyor. İlk iddiayı ortaya atan Emin Çölaşan ise dünkü yazısında “Benim için 1 milyon dolar olayı bitmiştir” deyip kendince olup bitenlere noktayı koydu. Oysa ortada ciddi iddialar var ve medyanın bir çırpıda sadece Rauf Tamer’in adının ortaya atılmasıyla aklanmayacağı açık.
Kısacası medyada işler giderek karışıyor. Gazetecilik mesleğinin amaçları dışında kullanılması, haberleri patronların yönlendirme çabaları, politikacılarla ilişkiler, ticari ilişkilerin basına hakim olması, karşılıklı itham ve iddialar arasında medyanın, pislikleri ortaya çıkarıp aydınlatma görevini yerine getirdiğini söylemek ne kadar inandırıcı olabilir ki?


Başa dön


 
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net