www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Kadın

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Cımbız ____ Özgür Bilge
Gazetecilik sınavı

Yaşama Kültürü ____ Cengiz Bektaş
Seferis

  Cımbız..........Özgür Bilge

Gazetecilik sınavı

Kimin eli kimin cebinde?.. Bu sorunun tarihi sanırız Osmanlı kadar eski. Ve, ne yazık ki, o zamandan bu zamana yanıtlanamamış bir soru olarak hep kamuoyunun gündeminde... Kirli ilişkiler ahtapot gibi çünkü... Her bir tarafı sarmış... Bırakın suların durulmasını her geçen gün daha da bulanıklaşıyor... Açığa çıkmış gibi gösterilmeye çalışılan kirli ilişkiler ise bir yanıyla bulanık suda oltaya takılan birkaç balıktan öteye geçmiyor... Diğer yanıyla ise kafaları da bulandırıyor... Son günlerde ortaya atılan bu el-cep, ötesi el-çuval ilişkileri giz perdesinin arkasında “sır” olmayı sürdürecek ve soru yine yanıtsız kalacak... “Veren memnun, alan memnun ise...” diye başlayan bir “hukuk” anlayışının korumacılığında gündemden düşecek ve yeniden “temiz” kalemler ele alınacak... Ve sonra aynı kalemler, “sağlam karakter, sağlam ahlak” üzerine ahkâm kesmeyi sürdürecek... Son örnek Rauf Tamer... Sabah gazetesine göre yazılarına ara vermesini gazetenin üst yönetimi istemiş... Tamer’e göre ise “kalemi temiz çıkana kadar” kendisi yazmaya ara vermiş... Bu konuyu, “ha Hasan Ali, ha Ali Hasan” deyip geçelim... Ama, Egebank’ı çuvalla soyan Yahya Murat Demirel’den bir milyon dolar aldığı iddia edilen Tamer, belki de en doğrusunu son (şimdilik) yazısında yazdı: “Tiyatronun perdesi nasıl hiç kapanmazsa bu sütunlar da kolay kolay kapanmaz. Gelenek böyle.” Doğru söze ne denir!.. Elbette gelenek böyle olmasaydı, bugün Rauf Tamer ve onun gibiler olmazdı... Ve gelenek sürdüğü sürece onlara düşen sadece ve sadece köşe kapmacılıktır... Ki, onlar da öyle yapıyor... İş, traji-komik bir hal de aldı aslında... Rauf Tamer’i aklamak için patronlardan Mete Has kendini ortaya attı. “Rauf Tamer’in evinde yemekteydim. Murat Demirel’e parayı göndermesi için Tamer’in evinin adresini verdim. Parayı burada ben teslim aldım.” Olaya bakın! Bankacılık sektöründeki gelişmiş teknoloji ile övünülen Türkiye’de parayı neredeyse katıra yükleyerek taşıyacaklar! İrsaliyesiz mal taşımanın yasak olduğu ülkemizde, adamlar çuvalla para taşıyorlar... Oysa para Tamer’in ya da Has’ın herhangi bir bankadaki hesabına havale edilebilirdi. Ama o zaman belgelenebilirdi... Mete Has, Tamer’i, Cenajans Grey’in Başkanı Nail Keçili de kendini kurtarmaya çalışıyor. Basın toplantısında; “Murat’la dostluğum yok” diyen Keçili’yi, Milliyet gazetesi, Yahya Murat Demirel ile el ele görüntüleyen fotoğrafı ile Demirel’e 19 Haziran 2000 günü yazdığı ve; “Seninle özel zaaf ve bağlılığımız... Özdeşleşmiş kardeşligimiz... Ha benim malım, ha senin malın...” ifadelerinin yer aldığı “not”u yayınlayarak yalanladı. Ama bunun hemen ardından Milliyet gazetesinin yönetiminde değişiklik yapıldı. Gazetenin Genel Yayın Koordinatörü Umur Talu ile Genel Yayın Yönetmeni Yalçın Doğan görevlerinden istifa ettiler. Sonuç olarak sorumluluğu; “...halka karşı sorumluluğu, başta işverenine ve kamu otoritelerine karşı olmak üzere, öteki tüm sorumluluklardan önce gelir” denen gazeteciler ciddi bir sınav da veriyor aslında. Kirli ilişkileri ortaya çıkaranlar ile bu ilişkilerin göbeğinde yer alanları ayrım yapmaksızın “gazeteci” olarak tanımlamanın koşulları her geçen gün ortadan kalkıyor çünkü.
e-mail: obilge@evrensel.net


  Başa dön

  Yaşama Kültürü..........Cengiz Bektaş

Seferis

Bir Ozan Seferis.... 1900’de İzmir’de doğmuş...
Birinci büyük savaş çıkıncaya dek, demek ki on dört yaşına dek, İzmir’de yaşamış.
İzmir, özellikle o günlerde, Anadolu’nun ürünlerinin dışsatımına aracılık edenlerin, varlıklı levantenlerin kenti... Çocukları özel dadılarla büyüyen, özel eğitmenlerle, özel okullarda, yabancı dillerle yetişen levantenlerin... Seferis’ler levanten değil elbette... İzmir onların vatanı... Ama Yorgo Seferis de bir levanten çocuğu gibi büyütülüyor işte.
“Bu nedenle Türkçe bilmiyordu” diyorlar kimileri.... (İnanabilir misiniz?) Haydi, İzmir’de okuldan eve, evden okula diyelim dadılarla... Yazlarını geçirdiği Urla’da iki katlı küçük dayı evinin üzerinde bulunduğu sokakta çocuklarla hiç oynamamış demek ki... Kimbilir ne zor olmuştur çocukluğunu yaşamasını önlemek...
Oysa benim başka tanıklıklarım böyle söylemiyorlar.
Bin dokuz yüz yirmilerin başlarında yapılan değişimde (mübadelede) buradan Yunanistan’a göçmek zorunda kalanlardan benim karşılaştıklarımın hepsi (ikinci kuşaktan, orada doğup büyüyenler bile) Türkçe biliyorlardı. Oradan buraya göç edenler de varlısı varsızı hepsi Rumca biliyorlardı.
Ama herkes kendi “dünya görüşü”yle bakıyor işte çevreye... Varlıklılar; yoksulların, emekçilerin dillerini bilmiyorlarmış, bilmek de istemiyorlarmış... Nasıl “pazarlık” ederlerdi ki?..
Şimdi bunları yorumlamaya kalkışmak istemiyorum.
Yalnız, yıllardır Türkiye’yle Yunanistan’ın kardeşliğini, dostluğunu, barışını gerçekten isteyenlerin daha çok solcular, emekçiler olduğunu da söylemeden geçmeyeyim.
Şimdi durup dururken neden Seferis’ten söz ediyorum? Değil mi? Daha ikinci tümcemden anlaşılmıştır doğal olarak... 2000 yılı Yorgo Seferis’in doğumunun yüzüncü yılı. Bu nedenle İzmir’de “Seferis İzmir’de” başlıklı, üç gün süren bir toplantı yapıldı geçen hafta. İşin ilginç yanı, örgütleyen Yunanistan Kültür Bakanlığıydı, Ege Üniversitesi’nin, İzmir Ticaret Odası’nın yardımlarıyla... Aslında ne güzel değil mi? Bu yandan, o yandan çoğalmalı bu ilişkiler. Orada bildiri vermeye çağrılan Türkiye’den üç dört kişiden biri bendim. Ancak katılabildiğim son oturumda bildirimi sundum.
Seferis’ten aldığım, şiirlerinin bir bölüğünün toplandığı ilk yapıt Almanca’ydı. Almanyalı önemli bir ozan olan Hans Magnus Enzensberger çevirmişti Almanca’ya...
1962’de, Suhrkamp (Frankfurt) yayınevinde yayınlanmıştı... Gurbette okuduğum Seferis benim için ülkemden biriydi. Çağdaştı hem de... Türkiye’de “De” yayınevince 1965’te yayınlanan, Cevat Çapan’ın çevirdiği “Destansı Öykü”, Türkçe’deki ilk Seferis idi. 16 yapraklı, küçücük sevimli bir yapıt... Bugün de tadına vararak okunabilecek bir yapıt...
Kimilerine göre, Türkiye’li kimi ozanları etkilemiş bu yapıt... Ben yazın araştırmacısı değilim. Ayrıca yüreğim daha çok, bugünün insan ilişkilerine sevgi, dostukluk katkılarında bulunan ürünlere açık... Elimde değil...
Benim “Seferis İzmir’de” toplantısına sunduğum bildirim de bu açıya dönük olacaktı elbette... Öyle de oldu... Onu da aktaracağım gelecek yazımda...

 
Başa dön


Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net