www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Kadın

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Olağanüstü hukukun nedeni Anayasa
İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Ergin, OHAL’de uygulanan 430 Sayılı KHK’nın ve diğer hukuksuzlukların önlenmesi için 12 Eylül hukuku rejiminin ortadan kalkması gerektiğini belirtti.

Eski başsavcı Çakır’a dava
Emekliye ayrılan İstanbul DGM eski Cumhuriyet Başsavcısı Oktar Çakır, “görevi ihmalden” bir yıla kadar hapis cezası istemiyle Yargıtay’da yargılanacak.


Olağanüstü hukukun nedeni Anayasa
Beyda Yıldız
OHAL bölgesinde uygulanan 430 sayılı kanun hükmünde kararname, polislerin, itirafçı olmayı kabul etmiş kişileri, yeniden gözaltına alarak, ifadelerine başvurmalarını sağlıyor.
Geçtiğimiz günlerde bu yolla gözaltına alınmış Fesih Güneri’nin hukuksuz bir yolla delil yaratarak, masum insanların yargılanmasına neden olması, gazetemizin manşetine taşınmıştı. Konuyu İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Avukat Osman Ergin ile görüştük. Ergin, bu şekilde elde edilmiş delilin, hukuki anlamda hiçbir geçerliliği olmadığını söyledi. Bu kararname sonucu yaratılan hukuksuzluğu, OHAL Kanunu gereği Anayasa Mahkemesi’ne götürme olanağının mümkün olmadığını belirten Ergin, bu hukuksuzluğun ortadan kalkması için öncelikle Anayasa’nın değişmesi gerektiğini vurguladı.
- OHAL bölgesinde uygulanan ve itirafçıların hukukdışı verdiği ifadeler sonucu masum insanların yargılanmalarına neden olan 430 sayılı kanun hükmünde kararname hakkında bizi bilgilendirir misiniz?
Olağanüstü Hal Kanunu’nun bir maddesi OHAL Bölge Valisi’nin veya savcılığın talebi üzerine mahkeme kararı ile cezaevindeki tutuklu veya hükümlünün 10 gün süre ile yeniden gözaltına alınıp yeniden ifadesine başvurulabileceği hükmünü düzenlemiş. Buna göre cezaevindeki bir insanı, gerektiğinde, hakimden karar çıkartarak, ifadesine başvuruyorsunuz. Bu uygulama genelde itirafçılara yönelik uygulandı, en azından pratikte bunu gördük. Ancak itirafçılar, ifadeden ziyade operasyonlarda güvenlik güçlerinin yanında dolaşırlar. Bu konuda birçok şikâyet ve ihbar oldu. Bu, basına da yansıdı. Öncelikle tutuklu bir kişinin cezaevinden çıkarılması hukuka aykırı. Aynı zamanda savunma hakkına da aykırı. Ancak bu konuda bir şey yapılamıyor, çünkü, OHAL Kanunu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne gitme olanağı mümkün değil. Bu kanun, 12 Eylül döneminde çıkartılmış. Bu kanuna dayanılarak başlatılan uygulama ise devam ediyor. Üstelik uygulama yanlış yapılıyor. Böylesine hukuka aykırı bir durumla karşı karşıyayız. Ancak yargının bunu iyi denetlemesi gerekir. Yargı da bu konuda çekingen davranıyor. İzni veren sonuçta hakim. O kişi eğer operasyonlarda kullanılıyorsa yargının veya savcılığın ‘Ya ne oluyor’ demesi lazım.
Ancak bunu da bugüne kadar görmedik. Çünkü olağanüstü rejimlerde önemli olan ajanların (görevlilerin) faaliyetlerinin denetlenmesidir. Eğer denetlemezseniz iş çığırından çıkar. Olağanüstü rejim bir hukuk rejimi olmaktan çıkar.
- Bu KHK oluşturulurken hangi mantık esas alındı?
Anayasa’da olağanüstü halin hangi nedenlerle ilan edildiğini tarif etmiş. Ortada Anayasa’ya dayanılarak ilan edilmiş olağanüstü bir durum söz konusu. Bu olağanüstü durum ile ilgili olarak da çıkarılmış kanunlar var.
Bir tanesi OHAL Kanunu. Bunun yanında birçok kararname çıkartıldı. Bu KHK’ların Anayasa’ya aykırılığı iddiası da ileri sürülemiyor. 12 Eylül rejiminde 19 tane OHAL ile ilgili kararname çıkartılmış. Bu kararnamelerle birçok temel hak kısıtlanıyor üstelik Anayasa’ya göre KHK’ların Meclis’ten onay alması gerekir. Ancak böyle olmuyor. Aslında bunlar Anayasa’ya aykırı, hukukun temel ilkelerine aykırı, imza koyduğunuz uluslararası sözleşmelere aykırı. Ama böyle bir uygulama var ve bu KHK’lar hâlâ yürürlükte. Ama öyle olmuyor. Dolayısıyla bir aykırılıklar rejimi apayrı bir rejim devam ediyor.
- Bu uygulamaların ortadan kalkması için OHAL’in kaldırılması gerekiyor herhalde...
Aslında, 12 Eylül hukuku rejiminin ortadan kalması gerekiyor. Bunun için de Anayasal değişiklikler gerekiyor. Başka türlü bir çözüm mümkün değil. KHK’larla ilgili yargı, Anyasa Mahkemesi ve Danıştay 1990’a kadar biraz çekingen davrandı. Daha sonra temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılamayacığı yönünde bazı kararlar verdi. Ama, OHAL ile ilgili çıkan kanunlarda yargının hâlâ belli bir çekingenliği var. Dolayısıyla bu rejim apayrı bir rejim.
- Hukukdışı bir şekilde elde edilmiş bir delilin hukuki geçerliliği var mıdır?
Bunların delil olarak kabul edilmemesi gerekir. Bunlar hukuka uygun deliller mi? Sonuçta bunları değerlendirecek olan yargıdır, yani hakimlerdir. Ama dediğim gibi, yargının bunları delil olarak kabul etmemesi gerekiyor. Ama söz konusu olayda yargı bunları delil olarak kabul etmiş. Gerçi Yargıtay bozmuş ama, bu insanlar bir süre yargılanmışlar.
Yani demin de dediğim gibi, olağanüstü rejimlerde idari ajanların tasarruflarının denetimi gerekiyor. Bu denetimi kim yapacak? Yargı yapacak. Dolayısıyla bu denetim çok önemli. Bu gerçekleşmezse her türlü keyfi tasarruflarla karşılaşırsınız. Tabii nerde bir itirafçı varsa nerde bir çete varsa, onların içinden bir itirafçı çıkıyor. Susurluk olayında da, başka haraç toplama olaylarında da bunu gördük. Dolayısıyla bu itirafçılar birçok karanlık işe girişmişler, karanlık işlerde kullanılmışlar, bazı idare ajanları bunlarla işbirliği yapmış.
Sonuç ortada. Yani bu konunun üzerine gidilmesi lâzım. Hakimin önüne gelen bu izinleri kolay kolay vermemesi ve denetlemesi lâzım. Aksi bir durumda daha kötü olaylarla karşılaşılır.
Bu KHK’nın itirafçılar için çok avantajlı olduğunu söyleyebiliriz öyle değil mi?
Evet. Çünkü biri itirafçı olmaya karar veriyor. İtirafçılık yasasından yararlanmak istiyor ve bütün bildiklerini anlatıyor. Sonra bu itirafçı ‘Bir şey unutmuştum’ deyip 6 ay sonra bir daha ifade veriyor ya da 1 sene sonra ifade veriyor.
Bu demektir ki o itirafçı hukuka delil toplamada kullanılıyor. Buna hakim ve savcıların itibar etmemesi lazım. İtibar etmezse eğer bu tür olaylar bir ölçüde azalma gösterir. Hakimlerin bu kanun maddesine itibar ettiği ve bu uygulama devam ettiği sürece bu tip olaylar devam eder.

Başa dön


Eski başsavcı Çakır’a dava
Emekliye ayrılan İstanbul DGM eski Cumhuriyet Başsavcısı Oktar Çakır, “görevi ihmalden” bir yıla kadar hapis cezası istemiyle Yargıtay’da yargılanacak.
Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Çakır hakkında Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 88. maddesi delaletiyle Türk Ceza Kanunu’nun “görevi ihmali” fiilini düzenleyen 230. maddesine göre, 3 aydan bir yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istemiyle dava açtı. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, Çakır birinci sınıf hakim olduğu için görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtay’a gönderdi. Çakır, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nde yargılanacak.
Banker Bako’nun Beyoğlu Cumhuriyet eski Savcısı Ertaç Giray’ın evinde saklandığı iddiaları üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü, dönemin Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcısı olan daha sonra İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanan Oktar Çakır’a başvurarak, evin aranması için izin istemişti. Çakır, bu izin istemini reddetmişti.
Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Çakır hakkında hazırlanan iddianamede, bu gelişmeler anlatıldıktan sonra Hakimler ve Savcılar Kanunun’nun 88. maddesine göre Çakır’ın hakim ve savcılarla ilgili bu gibi durumları Adalet Bakanlığı’na bildirmesi gerektiği kaydedildi. İddianamede, Çakır’ın bu görevini yerine getirmeyerek ihmal ettiği belirtilerek, Türk Ceza Kanunu’nun 230. maddesini göre 3 aydan bir yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.
Bako’nun yakalanmasının ardından verdiği ifadeler doğrultusunda Beyoğlu eski Cumhuriyet Savcısı Ertaç Giray hakkında da daha sonra dava açılmıştı. HSYK, çeşitli suçlardan arandığı bildirilen işadamı Melih Giray ile İstanbul’dan Ankara’ya gelirken geçirdiği trafik kazası sonrasında Çakır’ı, soruşturma sonuçlanıncaya kadar önce görevinden uzaklaştırmıştı. Kurul, Çakır’a daha sonra yer değiştirme cezası vererek Eskişehir’e Cumhuriyet Savcısı olarak atamıştı. Çakır, bu karar üzerine emekliye ayrılmıştı.

Başa dön


SİP’te olağanüstü kongre günü
Sosyalist İktidar Partisi (SİP) Olağanüstü Kongresi’ni bugün topluyor. SİP Genel Merkezi tarafından yapılan yazılı açıklamada, kongrede Nâzım Hikmet’in vatandaşlığa alınması için açılan kampanya, Komünist Partisi’nin açılma başvurusu ve Kürt sorunu konularının ele alınacağı kaydedildi. Yurtiçi ve yurtdışından konukların katılacağı bildirilen kongrede, SİP’in sosyalist Türkiye hedefi ve iddiasının ifade edileceği öne sürüldü.
EMEP’liler gözaltına alındı
EMEP Ankara İl Örgütü imzalı “Sözleşmemize Sahip Çıkalım, İhanete İzin Vermeyelim” başlıklı bildiriyi Türk Traktör Fabrikası’nda dağıtan 5 EMEP’li polisler tarafından gözaltına alındı. Çiftlik Karakolu’na götürülen EMEP’liler, yaklaşık 2 saat gözaltında tutularak ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. Bu arada fabrika yönetiminin işçileri fabrika bahçesinden dışarı çıkartmayıp, kapıları kapatarak yaklaşık 20 dakika beklettiği görüldü.
CHP, 77. yılını kutladı
CHP Genel Başkanı Altan Öymen, ve parti yöneticileri, CHP’nin 77. kuruluş yıldönümü nedeniyle, Anıtkabir’i ziyaret ederek Atatürk’ün kabrine çelenk koydu ve saygı duruşunda bulundu. Öymen ve beraberindekiler daha sonra Anıtkabir içindeki 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün mezarını ziyaret ederek çelenk koyup saygı duruşunda bulundu. 77. kuruluş yıldönümü dolayısıyla CHP İstanbul İl Örgütü tarafından Taksim Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bırakıldı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net