www.evrensel.net
|
istatistik
|
emek.net
|
arşiv
|
linkler
|
posta
Durum
____
Ahmet Yaşaroğlu
ABD diğerleri ve Kosova
Yaşama Kültürü
____
Cengiz Bektaş
Ne oldu bize?
Cımbız
____
Özgür Bilge
F tipi sorular
Durum
..........
Ahmet Yaşaroğlu
ABD diğerleri ve Kosova
Geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesinin dış haberler sayfasında ilginç bir haber yer alıyordu. Fransa’nın Le Figaro gazetesinin hafta sonu ekinden alınarak aktarılan bu haber ABD ve Kosova’ya ilişkindi. Habere göre ABD Ordusu Kosova’nın güneyinde 300 hektardan daha büyük bir alanda şehir gibi bir üs kurmuş. Batılı ülkeler şimdi ABD’nin “Kosova savaşını, çatışmaların yoğun olduğu Balkanlar, Akdeniz ve Ortadoğu’ya müdahale için ideal yer olan bu bölgede üs kurmak için çıkardığını... Kosova’da geçici değil, kalıcı olduğunu” düşünüyormuş.
Gazetenin muhabiri üssün komutanlarından birini, “hiç çekinmeden” kendisine, “Burası Amerika için en önemli üslerden birisidir” dediğini yazıyor. Haberin devamında ise, çok farklı beklentilerle emperyalizme uşaklık yapanların durumu için ibret alınması gereken bir ayrıntı yer alıyordu. Bu ayrıntı da, “Amerikalıların üslerini kurup kendilerini sağlama aldıktan sonra onları bölgeye çağran ve çok yardım eden Arnavutlara şimdi sırt çevirdiklerini, hatta onlara, yağmacı, katil ve serseri gözüyle baktıkları” yer alıyordu.
Kuşkusuz bütün bunlarda emperyalizmi, ABD’yi tanıyanlar için yeni bir şey bulunmuyor. Aslında Le Figaro ve onun muhabiri için bütün bunların olağanüstü gelişmeler sayılmaması lazım. Bu yazdıklarına bakıp onların Kosova ve Arnavut halkın geleceğinden kaygı duydukları sonucunu çıkarmamak gerek. Onlarda “batılı” emperyalistlerin, özellikle de Fransa’nın Kosova’daki “hak ve çıkarlarını” koruma yönünde yayın yapıyorlar. Onların derdi de bu. Yoksa Arnavut halkın aşağılanması, Kosova’nın belki bağımsız bir ülke olma şansını şimdilik yitirmesi, oradaki halkın kaderini kendisinin belirlemesi gibi bir dertleri bulunmuyor. Emperyalist ülkeler arasında paylaşılmış olan Kosava’nın Fransız bölgesinde olup bitenlerden de, herhalde bir Amerikan gazetesini okumamız durumunda haberdar olacağız!
Bunlara eklenebilecek farklı gelişmeleri de dikkate alacak olursak aslında olup bitenin anlamı nedir? Bu olup bitenlerin anlamını Clinton’ın Almanya’yı ziyareti sırasında gazetelerle görüşen Almanya Başkanı Schröder açıkça dile getirmişti. Schröder “ABD, yeni Almanya’nın gücüne uygun yeni sorumluluklar alması için bastırıyor. Ama Almanya ne zaman sesini yükseltse, eski Alman korkusu yeniden canlanıyor” diyor. Almanya’nın yerine farklı bir emperyalist devleti de koyabilirsiniz. Yine durum, yani egemenlik mücadelesi veren güçler arasındaki ilişki ve yaklaşım değişmeyecektir.
Sorun burada açıkça emperyalistler arası güç ve egemenlik mücadelesi olarak kendisini ortaya koymaktadır. Büyük devletler arasındaki bu mücadelenin kendi aralarındaki çelişkileri şiddetlendirmesi, onları kamplaşma eğitimlerini geliştirmeye zorlamasından daha doğal bir şey olamaz. Bu mücadeleye giren emperyalist güçler, gerici amaçlarını gerçekleştirmek için halkları birbirine karşı kışkırtmaktan onlarda pembe hayaller uyandırmaya kadar her yönteme başvurmaktadırlar. Türkiye’nin AB’ye giriş tartışmalarını da, Kürt sorununa ilişkin büyük devletler hakkında yayılan hayallere de bu açıdan bakmak halkların çıkarlarına olacaktır.
Başa dön
Yaşama Kültürü
..........
Cengiz Bektaş
Ne oldu bize?
Sefa Taşkın çağırdı bir gün Bergama’ya...
Balıkesir yolu üzerinde bir çeşme bulunmuştu.
Gidip görebilir miydim? Çeşme bir barajın suları altında kalacaktı. Kurtarılabilir miydi? Ne yapmalıydı?
Gidip baktım ki, koca bir yerleşme... Bugün de kullanılan ilginç mi ilginç Roma hamamı biliniyordu gerçekte...
Yanındaki köprü de... Ama yalnız bunlar değildi... Yeni kazılıp ortaya çıkarılan yalnızca bir çeşme değildi... Yapılar yapılar... Asklepion benzeri koca bir sağlık kuruluşu daha çıkarılmıştı ortaya. Ama su altında kalacaklardı yakında... Aman çabucak genç mimarlar, ya da mimarlık öğrencileri bulunmalıydı. Gün yüzüne çıkarılanların saptama çizimleri yapılmalıydı. Kazıyı yürüten özverili insanlarımız zordaydılar.
Bir yandan tarım baltalanıyor, bir yandan baraj yapılıyor.
Böylece de bir gün Türkiye’ye büyük gelir sağlayacak arkeolojik alanlar su altında bırakılıyordu.
Zeugma’daki durum da böyle değil mi?
Hasankeyf’te de böyle değil mi?
Adana’nın Karatepe’sindeki üç bin yıllık Hitit kentini su altında kalmaktan kurtarmış olan Prof Dr. Halet Çambel gibi insanlarımız yetişmiyor mu artık ülkemizde? Yoksa onun gibi, bu yurdu eksiksiz sevmenin ötesinde, tüm insanlığa karşı sorumluluğun ne olduğunu bilenlerin karşılarındakiler iyice güçlendiler mi? Bilim onuru taşıyanlar, bu kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyenler, birbirlerini aklayanlar karşında güçsüz mü kaldılar iyiden iyiye?
Bergama’da arsenikçilere uygun rapor veren bilim adamlarını düşündükçe kafam karışıyor. Biliyorsunuz birkaç ay önce yazmıştım bu köşede... ‘Deprem konusunda bu bilim adamlarına nasıl inanayım?’ diye sormuştum.
Sonunda, geç de olsa kimi kişiler de uyandı. Onlar da bu bilim adamlarını ayıplama bildirisi yayınladılar. Peki başkaları, başka bilim adamlarımız neden susuyorlar? İtalyanların Karadeniz’e attıkları ölüm saçan fıçıları, yıllardır Sinop’ta depolayanlar kimler? Bunlar insanlıklarını nerede yitirdiler? Ye cep telefonları için, çoluk çocuk, genç yaşlı demeden, hepimizin tepesine her yere, üç beş kuruş için alıcılar dikenler...
Ne oldu bu insanlara?
Ne oldu bize?
Başa dön
Cımbız
..........
Özgür Bilge
F tipi sorular
Devlet yetkilileri yaptıkları bir işten övünç duydukları zaman önce gazetecilere gösterirler. Bu artık klasikleşen bir hâl aldı. Birlikte yemek yenilir, gezilir, karşılıklı nezaket içinde yapılan iş hakkında görüşler aktarılır. Bir gün sonra gazeteler bu birlikteliği haber yaparak kendilerine gösterilen ‘ilgiyi’ ‘özel haber’ imzasıyla gazetelerinin sayfalarında haber olarak aktarırlar. Bu her iki taraf için de gurur kaynağıdır. İşte önceki gün Hürriyet gazetesi yazarı Emin Çölaşan da, bir grup gazetecinin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’le birlikte Ankara Sincan’da yapılmakta olan F tipi cezaevi gezisini ‘F tipi’ başlığıyla köşesine yazmış. Tesadüf bu ya, Emin Çölaşan’ın bir türlü görmeye ve duymaya tahammülü olmadığı İnsan Hakları Derneği üyeleri de orada bulunuyor ve F tipi cezaevi yapımını protesto ediyor. Emin Çölaşan ise, yazısı boyunca İHD’nin niye orada bulunduğuna ve F tipi cezaevi yapımını niye protesto ettiklerine değinmiyor. Dahası aynı gazetedeki ‘çalışma’ arkadaşı, ‘meslektaşı’ Fatih Altaylı gibi insan hakları ve demokrasi savunucularına küfür etmekten, onları aşağılamaktan geri durmuyor. Öyle ya, son zamanlarda Yeni Şafak gazetesi yazarı Taha Kıvanç’ın (Çölaşan’ın deyimiyle Takkeli Liboş Fehmi) basının içindeki MİT ajanlarıyla ilgili yazılarına yanıt verirken de ‘çalışma’ arkadaşıyla dayanışma göstermişti. Demek ki, her konuda hemfikirler!
Neyse konumuz bu değil...
Türkiye’de artık ‘kanayan’ bir yara hali aldığı herkes tarafından kabul edilen cezaevi sorunlarının bir çırpıda halledileceğini sananlar umutlarını F tipine bağlamış durumdalar. Bugüne kadar sorunların çözümü için hiçbir somut adım atmamış olan yetkililerin şimdi milyon dolarlarla ölçülen paralar vererek bu cezaevlerini inşa etmeye başlamaları, holding basınının yazarları tarafından da olumlulukla karşılanıyor. Her türlü boşa harcanan paranın hesabını soran, ‘Yazık Türkiye kaybediyor’ diyen ve bunu en çok yapanlardan biri olan Emin Çölaşan’ın bir tanesinin yapımı 2.5 trilyona mâl olan F tipi cezaevleri için onay vermesi ne ile açıklanabilir ki? Ya da cezaevinin mimari yapısını en ince ayrıntısına kadar anlatıp buralarının ‘çağdaş, uygar ve sağlıklı bir yer olduğuna nasıl karar verebilir? Gezdiği F tipinin cezaevlerinin tüm sorunları çözeceğine inanan Emin Çölaşan bugüne kadar acaba hangi mahkum ya da mahkum yakınıyla görüşmüş? F tipini öve öve bitiremeyen Emin Çölaşan’a sorulacak sorular uzatılabilir, genişletilebilir. Ama kendini araştırmacı bir gazeteci olarak tanıtan ve ‘ele geçirdiği’ belgeleri yazılarına kaynak göstermeyi pek seven Çölaşan neden F tipi cezaevlerinin insan üzerindeki etkileri hakkında bilimsel açıklamalar yapan psikologların, sosyologların ve doktorların açıklamalarına ve bu konu üzerinde araştırma yapan kurum ve kuruluşların raporlarına bakma gereği duymuyor? Emin Çölaşan’ın sadece gezdiği ama hiç kalmadığı odalarda 3 yıl yatan Hakan Solmaz’ın söylediklerinden haberi var mı? Hakan Solmaz Türkiye’de değil, Emin Çölaşan’ın Avrupa standartlarına uygun bulduğu ‘oda’larda yine bir Avrupa ülkesi olan Almanya’da kalmıştı. Ve söyledikleri insan olan herkesi ilgilendirecek şeylerdi: ‘Dayanamayanlar kendini asıyorlardı’! Son olarak Emin Çölaşan ve onun gibi düşünenlere aslında en iyi cevabı ‘Cezaevleri var oldukça hangimizin içerde olduğu önemli değil’ sözüyle Bernard Shaw veriyor.
Başa dön
Bize ulaşmak için;
Tel
: +90 212 665 69 36 (6 hat)
Fax
: +90 212 665 69 43 - 44
E-mail
:
posta@evrensel.net