www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Kadın

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Tarım tekellerine ilk büyük dava
ABD’li gıda tekellerinin çeşitli tarımsal ürünlerde giriştiği “patent” saldırısına ilk önemli yanıt, Hindistan’dan geldi. Hint hükümeti, basmati pirincinin “patentini” alan bir Amerikan şirketine karşı dava açtı.

Zimbabve ve toprak sorunu
Son aylarda topraksız Afrikalıların, beyazların elindeki toprakları işgal eylemleriyle basına yansıyan Güney Afrika ülkesi Zimbabve’de yapılan seçimler, bu ülkeyle ilgili yeni bir karalama kampanyasına vesile oldu.

Zimbabve Devlet Başkanı
Robert Mugabe



Tarım tekellerine ilk büyük dava
ABD’li gıda tekellerinin çeşitli tarımsal ürünlerde giriştiği “patent” saldırısına ilk önemli yanıt, Hindistan’dan geldi. Hint hükümeti, çiftçilerin büyük baskısı üzerine, dünyaca ünlü basmati pirincinin “patentini” alan bir Amerikan şirketine karşı dava açtı.
Basmati pirinci, yüzlerce yıl önce Hintli çiftçiler tarafından üretilmişti. Ancak Teksaslı şirket RiceTec, ürünün patent hakkını satın almayı başararak, pirinci “mülkiyetine” geçirdi. Hint hükümeti tarafından açılan dava, tekellere karşı gösterilen tepkinin ilk hukuki örneğini oluşturuyor.
Patentin kapsamı
RiceTec’e verilen patent, ürünün “kokusu, ömrü ve tebeşirimsi yapısı”nı kapsıyor. Ancak Hint hükümeti, geçtiğimiz hafta ABD Patent ve Telif Hakları Bürosu’na 50 bin sayfalık bilimsel kanıt göndererek, iyi kalite basmati türlerinin bu özellikleri zaten içerdiğini vurguladı. Büro da, başvuruyu kabul ederek “durumu inceleyeceğini” açıkladı. Şimdilik sadece ABD sınırları içinde geçerli olan patent, RiceTec şirketine, Kuzey Amerika’daki basmati pirinci üretimi üzerinde tam kontrol tanıyor. Bu kıtadaki çiftçiler, pirinci yetiştirmek için şirkete belli bir ücret ödemek zorunda. Ayrıca, bir sonraki yıl pirinçlerin tohumunu ekmeleri de yasak.
İhracata darbe vuracak
Patentin, Hintli çiftçilerin ihracatına büyük bir darbe vuracağından korkuluyor. Hindistan, 1998’de ABD’ye 600 bin ton basmati pirinci ihraç etmişti. Hint hükümeti, RiceTec’in “basmati” adının patentini de almasına karşı çıkarak, bu adın, sadece Hindistan’ın Basmati bölgesinde üretilen pirince ait olduğunu belirtti. Hükümet, pirinç için “şampanya, konyak ve İskoç viskisi”ne tanınan statünün uygulanmasını istedi.
ActionAid’den destek
Başlayan hukuki mücadele, ActionAid adlı uluslararası yardım kuruluşu tarafından da destekleniyor. Kuruluşun yöneticilerinden Ruchi Tripathi, “Basmati patenti, uluslararası tekellerin, yoksul köylüler tarafından nesillerdir üretilen tarımsal ürünlere yönelik tehdidini ortaya koyuyor” diye konuştu.
Dünyada pirinç üzerine halen 200’den fazla patent bulunuyor. Bunların hemen hepsi, ABD ve Japon şirketlerinin elinde.
Yüzyıllar boyunca üretilen ürünleri patentleyip kendi mülkiyetine geçirme yarışında geri kalmak istemeyen Avrupa Birliği de, konuyla ilgili hazırlıklarını hızlandırıyor. AB, lifli ürünler ve tahılları patentlemeyi yasaklayan yasayı değiştirmek üzere. Patent konusu, bugün başlayacak olan Dünya Ticaret Örgütü (WTO) toplantısında da gündeme gelecek. Emperyalist devletlerin, toplantıya katılan azgelişmiş ve bağımlı ülke temsilcilerine, patentlemeyi kabul etme konusunda baskı yapacağı belirtiliyor.

Başa dön


Zimbabve ve toprak sorunu
Abidin Dereli
Son aylarda topraksız Afrikalıların, beyazların elindeki toprakları işgal eylemleriyle basına yansıyan Güney Afrika ülkesi Zimbabve’de yapılan seçimler, bu ülkeyle ilgili yeni bir karalama kampanyasına vesile oldu.
Avrupalı kapitalist devletlerin uşaklığını yapan ve diktatörlükle yönetilen onlarca devlete dair olumsuz haberlere hiç rastlamadığımız Batı basınında, Zimbabve’deki insan hakları ihlalleri ve seçim hileleri üstüne her gün sayfalarca haber yayınlanıyor. Zimbabve Devlet Başkanı Mugabe’nin Avrupa Birliği’nin seçimleri denetlemek isteyen gözlemcileri reddetmesinden sonra, batı basını, seçimlerin meşru olmadığını ilan etmiş durumda. Seçimlere Demokratik Değişim Hareketi (MDC) adı altında katılan Mugabe karşıtı muhalefet, AB’li emperyalistlerden hem siyasi, hem de ekonomik destek alıyor. Ancak Mugabe başkanlığındaki ZANU-PF partisinin yoksulların işgal eylemlerine hoşgörüyle yaklaşması, halkın gözünde bu partiyi yeniden popüler yaptı.
Seçimin ana teması da toprak sorunu; bu sorun, Avrupalı emperyalistlerin taraf olmasının da temel nedeni. 20 yıl önceki bağımsızlık savaşından devlet kurarak çıkan Mugabe ve arkadaşları, İngilizlerin zorla sahip oldukları toprak mülkiyetine dokunmadılar. Sömürgeci İngiltere’nin toprak ve ekonomideki egemenliğine zarar vermeyen bu tutum, İngiltere’nin, Mugabe’yi 20 yıl boyunca el üstünde tutmasına neden oldu.
390 bin kilometrekarelik yüzölçüme sahip olan ve 12 milyon nüfusun yaşadığı Zimbabve’de 4500 beyaz aile, ekilebilir toprakların yüzde 70’ini elinde bulunduruyor. Beyaz toprak ağalarının çiftliklerinde çalışan milyonlarca siyah Afrikalı ise, feodal dönemin çalışma koşullarında ölmeme mücadelesi veriyor. Milyonlarca topraksız köylü, bu adaletsizliğin sona ermesi için ayağa kalkmaya çabalıyor, örgütleniyor ve topraklara zorla el koyuyor.
Zimbabve’deki toprak sorunu, sömürgeciliği yaşamış birçok Afrika ülkesi için de geçerli. Bağımsızlık savaşlarının, siyasi bağlamda devlet kurmanın ötesine, sömürgecilerin ekonomik yaşamdaki egemenliğini tasfiyeye ulaşamaması, toprak sorununun da, diğer birçok sorun gibi çözülmeden kalmasına neden olmuş. Bugün alttan, yoksul köylülerden gelen güçlü bir hareket, bu sorunu gündemine almış durumda.
Zimbabve’nin komşusu Namibya’nın durumu da aynı. Ülkenin bağımsızlığa ulaşması için mücadele veren Swapo örgütünün yönetiminde olan ülkede Alman kökenli 4000 aile, ekilebilir arazilerin yüzde 44’ünü elinde bulunduruyor. Devlet Başkanı ve Swapo yöneticisi Sam Nujoma ve bakanları, Avrupalı emperyalistlere, ülkelerinde Zimbabve’deki gibi gelişmeler yaşanmayacağının garantisini verirken bile, benzer bir köylü hareketinin kapının eşiğinde olduğunu biliyorlar. Swapo Milletvekili Ambrosius Haingura, geçtiğimiz hafta parlamentoda yaptığı bir konuşmada “komşularının (Zimbabveli siyahların) aç kalmaya devam ettiği koşullarda beyaz toprak sahiplerinin tehlikeler içinde yaşamak zorunda olduklarını” belirtiyordu. Haingura, kırsal alandaki yarı-feodal ilişkilere vurgu yaparken de şunları söylüyor: “Eğer birisinin yüzüne tükürürseniz onun size sarılmasını bekleyemezsiniz.”
Afrika’nın turizm açısından en gelişmiş ülkesi olan Kenya’nın en verimli arazilerinin bulunduğu “Rift Valley” bölgesi de, beyazlar ve uluslararası tarım tekellerinin elinde. Kenya’daki muhalif hareketin temel sloganı “Tüm Kenyalılara 2 hektar toprak” olarak şekillenmiş. Irkçı rejimin sona erdiği Güney Afrika da aynı sorunla boğuşuyor. Uygulanmaya çalışılan toprak reformu, etkisiz ve kitleleri kandırmayı hedefleyen bir temelde ele alınıyor. Milyonların toprak sahibi olma beklentisi, yerini kızgınlığa ve toprakları zorla elde etme düşüncesine bırakıyor. İşte bu düşünce ve bu düşüncenin pratiği, emperyalist merkezlerin korku nedenleri arasına girmiş durumda. Toprakların yoksul köylülerce işgali, Afrika’daki ithal açlık sorununun da çözümünün yolunu gösteriyor.

Başa dön




Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe

Zimbabve’de dün sona eren seçimler, ülkeyi 1980 yılından bu yana yöneten Robert Mugabe’yi gündemin ilk sıralarına yerleştirdi. Ülkenin İngiliz sömürgeliğinden kurtuluşunun önde gelen isimlerinden olan Mugabe, zengin beyazların el koyduğu topraklarının siyahlar tarafından işgal edilmesine göz yumduğu için tüm Avrupa tarafından ‘ırkçı’ ilan edildi. Geçtiğimiz iki ay içerisinde meydana gelen işgaller sırasında çok sayıda İngiliz toprak ağası dövülmüş ve bir kısmı öldürülmüştü.
Mugabe’nin İngiltere’nin yanlı suçlamaları ile örtüşen bir kimlik olduğunu söylemek güç. Ancak 1987 yılında koltuğunu yitirmemek için anayasayı değiştirmekte sakınca görmeyen Zimbabve liderinin iktidarını sürdürmek için ülkenin içinde bulunduğu karışıklıktan memnun olduğunu da belirtmek gerekir.
1924 yılında doğan Mugabe, Hıristiyan cizvit eğitimi aldı. Bir marangozun oğluydu. Doğduğu köy, ‘Güney Rodezya’daydı. İngiliz sömürgeliği döneminde Ian Smith yönetimi altındaki Zimbabve’nin adı Rodezya idi. 1950’de G. Afrika’daki Fort Hare Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördü. 1956-1960 yılları arasında Kwame Nkrumah önderliğinde bağımsızlığına kavuşan Gana’da öğretim üyesi olarak bulundu. Burada Ganalı bir kadınla evlenen Mugabe, ‘57’de bizzat şahit olduğu kurtuluş mücadelesinden pek çok Afrikalı gibi etkilendi. 1963 yılında ülkesine dönerek Zimbabve Afrika Ulusu Birliği (ZANU)’ni kurdu. 1964-74 yılları arasında Rodezya yönetimi tarafıdan cezaevinde tutuldu. Cezaevindeyken oğullarından birini kaybetti. 1976 yılında daha önce siyasi ayrılığa düştüğü Joshua Nkomo ile birlikte İngiliz iktidarına karşı savaşan Yurtsever Cephe’nin başkanı oldu. Sovyetler Biriliği ile ilişkilerini geliştiren Mugabe, 1980 yılında İngiltere’de yapılan Lancaster House anlaşmasının ardından yapılan ilk seçimlerde devlet başkanı seçildi. İktidarının ilk yıllarında ülkede kalan beyazlarla siyahlar arasında bir “uzlaşma” sağlanması gerektiği yolunda bir söylem tutturdu. Mugabe, kabineye beyazları da dahil etti. Bu tutum, İngiliz emperyalizminin ona 20 yıl boyunca tam destek vermesini de sağladı.
Fakat zamanla Mugabe’nin halk üzerindeki etkisi azaldı. Batı ile geliştirilen ekonomik ilişkiler, ülkenin bağımsız kimliğinin de giderek silikleşmesine yol açtı. 1980’li yıllarda Mugabe’ye bağlı güçler, bağımsızlık liderlerinden Nkomo’ya yakınlığı ile bilinen Ndebele azınlığına karşı şiddet uyguladı. Ancak bu dönemde Batı’dan Mugabe’ye hiçbir eleştiri yöneltilmedi.
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle yüzünü tamamen Avrupa’ya dönen Mugabe, artık IMF’nin ekonomik programlarına da itiraz etmiyordu. Enflasyon yüzde 60’a, işsizlik yüzde 50’ye tırmandı. Bu arada halk, artık ülkede demokrasi talep ediyordu. 1991 yılında Mugabe, İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) zirvesinde “Harare Deklarasyonu”na imza koydu. Ancak çok partili sistem Zimbabve muhalefetine sus payı ermekten öte bir anlam taşımadı. Mugabe’nin ZANU-PF partisi meclisteki 150 sandalyeden 147’sini elinde tutmayı sürdürdü.
Muhalif Demokratik Değişim Hareketi (MDC), seçimlere, batının açık desteği ile girdi. Mugabe ise Siyasi Partiler Yasası gereği sadece ZANU-PF’ye verilen yardım ve ‘siyahlara toprak dağıtan lider’ sıfatıyla girdi. Sonuçları şimdiden tahmin etmek güç. Açık olan tek nokta ise, seçimi kim kazanırsa kazansın ülkenin bir kargaşanın eşiğinde olduğu.

Başa dön


Fiji’de 4 rehine serbest bırakıldı
Büyük Okyanus’un güneybatısındaki Fiji Adaları’nın başkenti Suva’da, parlamentoda bakanlar dahil hükümetten 31 milletvekilini rehin tutan eylemciler, ellerindeki son 4 kadın rehineyi önceki geceyarısı serbest bıraktı. Fiji Kızılhaç Örgütü Başkanı John Scott, serbest bırakılanlardan birinin ulaştırma bakanı, birinin ise kadın, kültür ve sosyal güvenlik bakanı olduğunu söyledi.
Ürdünlülere İsrail kurşunu
Lübnan-İsrail sınırında Ürdünlü sivillere ateş açan İsrail askerleri, 4 Ürdünlüyü yaraladı. Görgü tanıkları, önceki gün meydana gelen olayın, İsrail askerlerinin Güney Lübnan’dan çekilmesinden beri kapalı olan Fatma Kapısı’nda meydana geldiğini söyledi. Tanıklar, yaralananların Fatma Kapısı’nı ziyaret eden 14 kişilik Ürdünlü mesleki kuruluşlar heyetinden olduğunu ifade etti.
Stefanopulos’tan Rusya’ya övgü
Yunanistan Cumhurbaşkanı Konstantin Stefanopulos, Yunanistan ve Rusya’nın uluslararası konularda aynı görüşleri taşıdığını söyledi. Stefanopulos, 25-29 Haziran arasını kapsayan Rusya ziyareti öncesinde, İtar-Tass ajansına verdiği demeçte, iki ülkenin, “Kafkasya da dahil , uluslararası konularda siyasi yaklaşımlarının üst üste olduğunu” söyledi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net