www.evrensel.net  |  istatistik emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Kadın

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



Her ödül okura verilen bir sözdür
Şair ve gazetemiz yazarı Sennur Sezer, Türkiye’nin önemli ödülleri arasında gösterilen Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazandı.

Nemrut festivale hazırlanıyor
Kahta, 24-26 Haziran tarihlerinde düzenlenecek 8. Uluslararası Kahta Kommagene Festivali’ne hazırlanıyor.


Her ödül okura verilen bir sözdür
Şenay Aydemir
Gazetemiz yazarı, Şair Sennur Sezer, Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazandı. Ödülünü bu akşam Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenecek bir törenle alacak olan Sezer ile ödül alan kitabı “Kirlenmiş Kâğıtlar” ve Türkiye’deki şiir ortamı üzerine konuştuk. Sezer, her ödülün okura verilen bir söz olduğunu belirterek, kendisiyle yarışmak için yeni bir fırsat daha yakaladığını aktardı. Kadınların şiir alanında az görünmesinin nedenlerini de aktaran Sezer, Türkiye’deki şiir ortamını da “Son yıllarda iç ve teknik meseleleri gereğinden fazla okur önüne çıktı sanırım” sözleriyle özetliyor.
Varlık Yayınları’ndan çıkan son şiir kitabınız “Kirlenmiş Kâğıtlar” ile Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazandınız. Biraz kitabınızdan ve ödülden bahseder misiniz?
Kitabım, benim ilk şiir kitabımdan yaklaşık 35 yıl sonra yayınlanmış bir kitap. Bu bakımdan bir hesaplaşma kitabı denilebilir. Bu kitap, dönem olarak benim şairliğimin tartışıldığı bir döneme de rastladı. Ya da ben o döneme rastlattım. İlk şiirimin yayınlanmasından 41 yıl sonra bir şair arkadaşımız, benim bir şiirimin kötü bir şiir olduğunu ya da kötü bir şair olduğumu değil, düpedüz şair olmadığımı açıkladı. Ağır bir suçlamaydı bence. Hem “Kirlenmiş Kâğıtlar” bu suçlamayı izledi, hem de ben uzun süre sonra bir yarışmaya katıldım. Yunus Nadi Ödülü, katılımı her zaman geniş olan ve sonuçlarına saygı duyduğum bir ödül. Artık jüri üyeliği yapan bir kişinin bu yarışmaya katılması da böyle bir yüzleşme, bir kendimi sınama anlamı taşıyordu benim için. Ben bu ödülü toplumcu şiirin aldığı bir ödül diye yorumluyorum.
Kitabınızın bütünlüklü bir konusu var mı?
Benim için her kitabın bir bütünlüğü var. “Kirlenmiş Kâğıtları” düzenlerken, şair olmadığıma kanıt gösterilen “Bir Çakıltaşı Daha” isimli şiirimi almadım. Çünkü Metin Göktepe için yazdığım bu şiir, başka şiirlerin yanında yer almalıydı. O bir anıştırma ve bir kavga şiiriydi. Bu kitapta daha çok bir kadının günlüğünden şiirler var. Köyünü bırakmak zorunda kalan bir kadına; torununun doğup doğmaması için alınacak doktor kararını bekleyen ve torunun varlığını bir makineden bir nokta olarak izleyebilen bir kadına; bayram kalabalığı içinde düşüp ölmekten değil, düşüp çoraplarının eskiliğinin görüleceğinden korkan bir kadına; trenleri tanımadan ölen kadınlar ve bir de erkek şairle kadınları ne kadar tanıyıp tanımadığını tartışan bir şair kadına ilişkin şiirler var. “Kirlenmiş Kâğıtlar” ismi, şiiri, özellikle de toplumsal şiiri, kâğıdı kirleten bir öğe gibi görenlere bir yanıt olsun diye konuldu. Kâğıtlar, yazılarak, boyanarak değer kazanan bir nesne, ama günümüzün değer yargıları edebiyatı öyle hiçledi ki basılı kitaplar boşa harcanmış gibi görülüyor. Kitaba değer verenler için ise toplumsal gerçekçi sanat, eskimiş, sanatta yeri olmayan bir sanat olarak yorumlanıyor. Bu ödülün bir getirisi var. Yeniden kendi kendimle yarışmak zorunda kalacağım. Çünkü her ödül verilen bir sözdür okura.
Türk edebiyatında, kadınların izi cılız. Bu durumu neye bağlıyorsunuz? Kadın olarak edebiyatta bir yer edinmenin zorlukları ya da avantajları oldu mu?
Şiirde sınıfın, katmanın, bölgenin ve elbette cinsin belirlediği sözcükler var. Ama şairi kadın ya da erkek diye ayırmadan, Türkiye’de şair olmanın zor olduğundan söz edebiliriz. Türkçe çok işlenmiş bir dil ve çok başarılı şairler gördü Türkiyeli okur. Şiir hep kendi kendisiyle yarışmayı gerektiren, günün bütününü kapsayan bir uğraş. Kadının toplumsal görevleri, kadının eğitim olanakları, bu uğraşa zaman ayırmaya elvermiyor. Başta çok kalabalık gördüğümüz kadın şairler, bir süre sonra kendi kendileriyle yarışmaktan cayıyorlar ya da öyküye geçiyorlar. Çünkü öyküde kadın yazar olmanın avantajları var. Dikkat ederseniz her yıl, öyküde ve romanda kadın yazar sayısı artıyor. Çünkü öykü ya da romanla hem para kazanmak hem de adını duyurmak daha kolay. Şiirde erkek için de, kadın için de ayakta durmak biraz zor. Dergilerde dikkati çekseniz bile kitabınız yayınlanmadan adınızdan söz ettiremezsiniz. Üstelik şiir kitapları için artık ayrı bir eleştiri kurumu bile yok. Ve bütün dünyada olduğu gibi şiirin basım sayısında da bir azalma var.
Kadınlar bütün dünyada şiirde daha az boy gösteriyorlar. Bir, ekonomik nedenler; ikincisi, şiir müzik gibi ayrı bir yatkınlık istiyor, ama eğitim de istiyor. Yatkınlığı olan herkesin eğitim olanağı kazanması kadınlar için çok zor. Bu yüzden, bizim kadınımızın modern şiirde yer almaması acı bir şey çünkü, bizim türkülerimizin, ninnilerimizin, özellikle ağıtlarımızın yaratıcıları kadınlardır.
Türkiye şiirinin bugünkü durumu ve geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bu konuda en ilginç saptamayı, bir söyleşimizde Server Tanilli söyledi: ‘80 doğumlu şairlerin şiirlerinde lirizm yok’. O güne kadar pek fazla dikkatimi çekmemişti. Beni daha çok şiirdeki akımların bir etki-tepki biçiminde gelişmesi ve toplumcu şiirin karşısında yer alan -aldırılan- aşırı imgeye boğulmuş şiirde dikkatimi çeken. Son yıllarda iç ve teknik meseleleri gereğinden fazla okur önüne çıktı sanırım. Bu bir evin statik hesaplarının, planını yanında yer alması gibi bir şey. Gerçek ev alıcısı statik hesapları ancak, uzmana danışır. Onu statik hesaplar değil, evin kullanımı ve görünüşü ilgilendirir. Statik hesaplar tabii önemlidir ve bir iç mesedir. Şiir için de böyle bir şey yaşandığını sanıyorum. Şiirin iç meselelerinin şiirin yerini alması ortaya görsel ve dinletisel diyebileceğimiz bir şiiri çıkarttı. Bunlardan bir tanesi İbrahim Sadri, çünkü çok kötü bir taklit. Attilâ İlhan’ın kötü bir taklidi. Attilâ İlhan’ın şiiri, anlatısal, öyküsel ve ses değeri olan önemli bir şiir dönemecidir. Bu şirin kötü bir taklidi, okurun şiirle, okuma bazında ilişkisini kesti.

Başa dön


Nemrut festivale hazırlanıyor
Kahta, 24-26 Haziran tarihlerinde düzenlenecek 8. Uluslararası Kahta Kommagene Festivali’ne hazırlanıyor. Festivalin ilk gününde, Kültür Bakanlığı Diyarbakır Devlet Tiyatrosu oyuncuları, Cumhuriyet İlköğretim Okulu salonunda konuklara, “Toros Canavarı” isimli oyunu sahneleyecek.
Festivalin resmi açılışı 25 Haziran’da yapılırken aynı gün, sevgi yürüyüşü gerçekleştirilecek, Kahta Stadı’nda sergilenen program izlenecek. Aynı gün, kukla ve Hacivat-Karagöz oyunları sergilenecek. Hasancık’ta bulunan amfitiyatroda Songül Karlı, Grup Destan ve Kahtalı Mıçı konser verecek. Festivale katılanlar Nemrut Dağı’na çıkarak, saat 04.30’da Çukurova Senfoni Orkestrası’nın gün doğumu konserini ve ardından Atalarım isimli tiyatro oyununu izleyecek.
Doğu Teras’ta saat 06.00’da, yerli ve yabancı bilim adamları ve uzmanların katılımı ile Arkeoloji, Turizm ve Ekonomi konulu konferans verilecek, halk oyunları, halk ozanları ve palyaçoların etkinlikleri izlenecek.

Başa dön


Günün Etkinlikleri
  • İstanbul Müzik Festivali’nde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası konseri saat 19.30’da Aya İrini Müzesi’nde gerçekleştirilecek.
  • Aksanat’ta laserdisc'ten gösterimi yapılacak R. Straauss balesi saat 12.30 ve 18.30’da gerçekleştirilecek. (212 - 252 35 00)
    Kültür Bakanlığı’ndan Altın Portakal’a destek
    Kültür Bakanlığı, bu yıl 1-5 Ekim tarihleri arasında 37’ncisi düzenlenecek olan Altın Portakal Film Festivali’ne, 35 milyar lira katkıda bulunacak. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Festival Komitesi’ne 10 milyar, seçilecek “En iyi film”e 10 milyar, “En iyi yönetmen”e 5 milyar, “En iyi erkek oyuncu”ya 5 milyar ve “En iyi kadın oyuncu”ya 5 milyar lira “bakanlık özel ödülü” olmak üzere toplam 35 milyar lira destek verilmesi kararının alındığı bildirildi.
    ‘Kadıncıklar’ Karadeniz turnesinde
    Trabzon Devlet Tiyatrosu (TDT), “Kadıncıklar” adlı oyunu, 26-29 Haziran arasında Gümüşhane, Bayburt ve Artvin’de sahneleyecek. Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı, Galip Erdal’ın yönettiği 2 perdelik oyunda, hayat kadınlarının, bireysel ve toplumsal sorunları trajikomik bir dille anlatılıyor. Oyun, 26 Haziran’da Gümüşhane, 27 Haziran’da Bayburt, 29 Haziran’da ise Artvin’de sahnelenecek.

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net