|
|

|
           

Adalet, eşitlik, özgürlük, barış ve kardeşlik için, ileriye doğru bir adım atmak ve kazanmak için, Emek Gençliği 2. Genel Konferası’nı örgütlüyor. Yeni Dünya Düzeni’nden özelleştirmelere, işsizlik sorunundan tarım politikalarına, demokrasi sorunundan Avrupa Birliği’ne kadar gençlik kesimlerinin sorunları ve çözüm yolları tartışılıyor, kararlar alınıyor. Konferans ve gençliğin sorunlarına ilişkin olarak Emek Gençliği Merkez Yürütme Kurulu üyeleri Rana Çetin ve Sinan Ceviz’le görüştük...

Gençlik ....................................................Engin Esen
|
Türkiye gençliğine çağrı...
- Türkiye gençliğinin içinde bulunduğu durumu nasıl tanımlıyorsunuz?
Rana Çetin: Yeni Dünya Düzeni söyleminin getirdiği bir şey var. Gençliğe dayatılan bir kültürel yozlaşmışlık var. Yaşadıkları sorunların hiçbir zaman çözümlenmeyeceği ve bu sorunların kalıcı olduğu üzerine bir söylem bu. Gençlerin giderek kendilerini farklı alanlarda, farklı şekillerde ifade etmelerine neden oluyor. Alkol ve madde bağımlısı, bilinmezci, bunalımlı bir gençlik yaratılmaya çalışılıyor.
Bugün Türkiye gençliğinin içinde bulunduğu sorunlardan biri eğitimsizlik sorunudur. Yine işsizlik de ciddi bir sorundur. Özelleştirme uygulamalarının artmasıyla birlikte işsizlik sorunu da çözülemez bir noktaya gidiyor. Bugün 12 Eylül darbesinden sonra gençlik içerisinde örgütlenmenin reddedildiği bir süreç yaşandığından dolayı gençlik kendini ifade edebileceği ya da haklarını savunabileceği alanları bulamaz oldu. Düzen partilerinin bu sorunlara ne tür çözümler getirdiklerine bakarsak onların söylediklerinin sadece vaat olarak kaldığını görürüz. Okullardaki disiplin yönetmelikleri, gençliğin potansiyel suçlu olarak görüldüğünün belgeleridir. Bugün ülkemizde yargılanan insanların önemli bir bölümünü gençler oluşturuyor. Öğrenciler, öğretmen istedikleri için bile yargı karşısına çıkarılıyorlar.
Sinan Ceviz: Kapısından polisin ayrılmadığı bir üniversite düşünün. Gerici ve baskıcı disiplin yönetmelikleriyle öğrencilere ceza yağdırıldığı, en ufak taleplerin bile göz ardı edildiği bir ülkenin eğitim sistemiyle karşı karşıya öğrenci gençlik. Yine sanayi sitelerini, genç işçilerin ucuz işgücü olarak değerlendirildiği atölyeleri, fabrikaları düşünün. Buralarda genç işçiler hiçbir tedbir olmadığı için iş kazalarına maruz kalmakta ve iş kazasına uğrayan, kolu bacağı sakatlanan gençler bütün bunların üstüne bir de patronları tarafından azarlanmaktadırlar. Ağır çalışma koşulları altındaki genç işçiler asgari ücret karşılığı günde 13-15 saat çalışmaya mahkûm bırakılıyorlar. Kürt illerinde anadilinde eğitim hakları ellerinden alınmış, OHAL uygulaması altında yaşamaya mecbur kılınmış. Kürt gençliğinin barış, demokrasi, iş, eğitim ve insanca yaşam taleplerinin; emperyalist devletlere endekslenmiş barış ve demokratikleşme tartışmalarıyla, internet kafeler ve tenis kortları açmakla karşılanmaya çalışıldığı bir ülke düşünün.
Böyle bir ülkede yaşıyoruz ve gençlik de bu sorunlar yumağı içinde bunalıyor, boğuluyor. Türkiye’nin AB’ye aday üyeliğinin kabul edilmesiyle birlikte, parlamento, emekçi düşmanı, gençlik yığınlarını daha fazla ezmeyi, sömürmeyi, eğitim hakkını elinden almayı hedefleyen bir dizi kararları arka arkaya aldı. Özelleştirmeler hızlandırıldı, tahkim yasası geçirildi, mezarda emeklilik ve kıyak emeklilik yasaları geçirildi. Bütün bu saldırı politikalarının üzerine, bir de “Türkiye AB’ye girdiğinde demokratik bir ülke olacak, işkence kalmayacak, eğitim sorunu düzeltilecek, kalitesi artırılacak, işsizlik sorunu çözülecek” gibi aldatıcı, gençlik yığınlarını, işçi emekçileri beklentiye sokacak bir tartışma yürütüyorlar. Oysa Avrupa ülkelerinde özellikle son 10 yıldır kazanılmış hakların gaspına dönük saldırılar var. Ciddi bir işsizlik ve eğitimsizlik sorunuyla karşı karşıya kalan, alabildiğine yalnızlaştırılan gençlik yığınları için uyuşturucu, fuhuş, bireycilik ise bir yaşam felsefesi haline getirilmeye çalışılıyor. Avrupa ülkelerini de Türkiye’yi de uluslararası tekeller ve onların örgütleri yönetiyor ve onların aldığı kararlar gençlik yığınlarının kaderini belirliyor. Sosyal hak gasplarının arttığı, işsizliğin çözülemez bir sorun haline geldiği, eğitim haklarının kısıtlandığı bir Avrupa’nın birliğinin ne Avrupa gençliğine ne de Türkiye gençliğine verebileceği bir şey yoktur.
- Peki Emek Gençliği Türkiye gençliğinin taleplerini nasıl formüle ediyor?
Rana Çetin: Gençlik kesimleri açısından tek tek ele aldığımızda bugün işçi gençlik açısından en önemli talepler; sendikalı olabilmek, sigortalı çalışabilmek ve tabii ki emekli olabilmek olarak sıralayabiliriz. Bunun dışında ağır çalışma koşullarının iyileştirilmesi, 8 saatlik işgününün sağlanması ve sağlıklı koşullarda çalışabilme ve iş bulabilme talepleri en önemli taleplerinin arasında yer almaktadır. Bunun dışında, üniversite gençliği açısından; özerk demokratik bir üniversite yapısı, kendi örgütlerini kurarak üniversite yönetimlerine katılabilme ve üniversite öğreniminin belirlenmesinde karar hakkına sahip olabilme gibi talepler vardır. Liseli gençler, yeni sınav sistemiyle birlikte artık üniversite sınavını kazanma hakkından mahrum kalmaktadır. Özellikle meslek liselerindeki arkadaşlar için durum çok daha ciddi boyutlardadır. Öğrenci gençliğin önemli sorunlarından biri olan paralı eğitim sistemine rağmen liselerde toplanan katkı paylarının artarak devam etmesi, ya da üniversitelerdeki harç uygulamalarının devam etmesi çözüm bekleyen sorunlar olarak durmaktadır. Parasız eğitim bütün gençlik kesimleri için önemli bir taleptir. Bütün bunların yanı sıra genel ülke gençliği açısından; politika yapabilme, gerçek anlamda, 5 yılda bir oy kullanan bir gençlikten öte, yaşamının her alanında kendi örgütleri aracılığıyla karar hakkına sahip olma ve gerçekten bağımsız ve demokratik bir Türkiye’de yaşayabilme hakkı, yine Türkiye gençliğinin en önemli talepleri olarak değerlendirilebilir.
Sinan Ceviz: Bu kadar baskının olduğu bir ülkede, gençliğin en önemli talebi, doğal olarak demokrasidir. Ülkede okullar satılıyor, fabrikalar satılıyor, iletişim ve sağlık hizmetleri özelleştirilmeye çalışılıyor. Bütün bunlar Türkiye gençliği açısından olumsuzluktur. Türkiye gençliği böyle bir tabloyu kabul etmeyecektir. Ve bu yüzden gençliğin en önemli talebi, emperyalizme karşı bağımsız demokratik bir Türkiye talebidir.
- Çizdiğiniz bu tablo içerisinde gençlik konferansı nasıl bir yer tutacak?
Sinan Ceviz: İşsizliğin her geçen gün arttığı, eğitim hakkının gasp edildiği, emperyalist politikalar ve direktifler doğrultusunda ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının peşkeş çekildiği, özelleştirmenin hızlandırıldığı ülkenin bağımsızlığından artık söz edilemeyeceği bir dönemdeyiz. Biz bu dönemi Türkiye gençliğinin taleplerinin, yine Türkiye gençliği tarafından tartışılarak çeşitli sonuçlar çıkarıldığı, kendi taleplerini ifade edebildiği ve yine bunlar için mücadele edebildiği bir örgüt olan Emek Gençliği’nin de güçlendirildiği bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Örgütlenme talebimiz var, demokrasi talebimiz var, özgürlük talebimiz var. Konferansımız üniversitenin kendi gerçeğinin tartışıldığı, öğrenci gençliğin taleplerinin tartışıldığı, üniversite öğrencilerini üniversite yönetimlerinin bir parçası olarak örgütleyeceği bir araç olarak ÖTK’ların güçlendirildiği bir süreç olacak. Yine sanayi sitelerinde iş kazalarına karşı tedbirlerin alınması, düşük ücretle çalışan ve insanca yaşayacak bir ücret talebi olan işçi gençliğin taleplerini tartıştığımız, bu tartışmalar üzerinden kararların mücadele şiarlarına dönüşeceği işçi komitelerini oluşturduğumuz, işçi derneklerini kurma çabasını başlattığımız, sendikalaşma çalışmalarına ivme kazandırdığımız bir süreç olarak ele alacağız. Bu doğrultuda, “Türkiye Gençliğine Çağrı” adlı bir broşür hazırlandı. Bu broşürle nasıl bir Türkiye’de yaşıyoruz, nasıl bir Türkiye istiyoruz sorularına işçi, üniversiteli ve diğer gençlik kesimlerinin bugün içinde bulunduğu durum ve taleplerinden yola çıkarak bütün gençlik kesimleriyle bir araya gelecek ve tartışma platformları yaratacağız. Broşürümüz geniş gençlik kesimleriyle birleşme, bir tartışma platformu yaratma bakımından kullandığımız önemli araçlardan biri. Tüm gençlik yığınlarının acil talepleri var: Demokrasi, örgütlenme, kendi taleplerini ve kendini ifade edebilme... Konferansın işte böyle bir dönemde gençlik yığınlarının bu talepleri doğrultusunda kendilerini ifade ettikleri, kendilerine yeni mücadele olanakları yarattığı, var olan örgütlerini güçlendirdiği ve buradan yola çıkarak Emek Gençliği’nin mücadele hattını güçlendireceği ve yenileyeceği bir platform olacağına inanıyoruz. Emek Gençliği’nin 2. Genel Konferansı’nın Türkiye gençliğinin konferansı olması için çalışıyoruz.
Rana Çetin: Burjuvazi bugün gençliği, kapitalizmin ebedi olduğu propagandası yaparak, kafasını bulandırmaya, umutsuzluğa itmeye çalışıyor. Gençlerin her hak talebi baskıyla, sindirmeyle karşılandığı için genel olarak gençlik yığınları içerisinde bu düzenin değişmeyeceği, sorunların çözülmeyeceği, gençlerin bir araya gelemeyeceği dolayısıyla da hiçbir şey yapılamayacağına ilişkin yanılsamalar taban buluyor. Ama bu karamsar tablonun yanı sıra, bir o kadar da mücadele etme isteği ve var olan durumu değiştirme ihtiyacında olan gençlik kesimleri var. Biz de konferansımızla, bulunduğumuz her alanda daha fazla genci kendi hakları için mücadeleye katma gibi bir hedefi taşıyoruz. Bunun için 56 ilde ve yüzlerce işyeri, sınıf, anfi, köy, mahalle birimlerinde konferanslarımızı örgütlüyor ve bu alanlardaki genç arkadaşlarımıza kendilerini ifade edebilecekleri bir platform olarak sunuyoruz.
Kürt illerinde yapılacak olan bölge konferansımızın da Türkiye gençliğinin birlikte mücadele etme isteğini ve platformunu güçlendireceğine inanıyoruz. Var olan mücadeleye ivme kazandıracağını biliyoruz.
- Konferansları nasıl yapıyorsunuz?
Sinan Ceviz: Emek Gençliği şu an 56 ilde ve ilçelerinde örgütlü. Her biriminde, hergün gençlik yığınlarıyla yüzyüze gelen bir gençlik örgütü. Konferansımızın ilan edilmesiyle birlikte bahsettiğimiz sorunlar ve daha eklenebilecek pek çok yerel sorun; liselerde, üniversitelerde, işyerlerinde, köylerde, gençlik birimlerimizin gençlik kesimleriyle bir araya geldiği her alanda; tartışılan, çözüm yolları ve mücadele yöntemlerinin ilerletilmesi için ihtiyaçların belirlendiği bir süreç olarak işliyor. Emek Gençliği’nin bütün bileşenleri, bulundukları alanlarda sürdürdükleri etkinlik ve kampanyalarla, konferansımızı örgütlemeye başladılar bile. İlk aşamada 30 bin adet bastırdığımız Türkiye Gençliğine Çağrı adlı broşürümüzün geniş gençlik kesimlerine ulaştırılmasıyla birlikte, gençlik yığınlarına ulaşmaya çalışıyoruz. Gençlik yığınlarıyla bir araya geldiğimiz ve yaptığımız tartışmalardan çıkardığımız her sonuç ilçeler düzeyinde örgütlenecek konferansların da gündemlerini oluşturacak. İlçe konferanslarında seçilen delegelerle de il konferansları gerçekleştirilecek. Konferanslarımızı, sendikalarda, kitle örgütlerinde, üniversite anfilerinde, dershane kantinlerinde ve büyük salonlarda yapmayı hedefliyoruz. Ve illerden belirlenen delegelerle 8-9 Nisan tarihlerinde 2. Genel Konferans’ımızı gerçekleştireceğiz.
- Türkiye gençliğine çağrınız nedir?
Rana Çetin: Emek Gençliği olarak Türkiye gençliğini, nasıl bir dünya ve nasıl bir Türkiye istediğimizi tartışmaya, sonuçlar çıkarmaya, ileriye dönük somut adımlar atmaya ve emeğin yanında saf tutmaya çağırıyoruz. Kendisinin, memleketinin, toplumun ve dünya halklarının yaşadıklarına karşı sorumluluk duyan her genç arkadaşımızın bugünden takınması gereken tutum budur. Adalet, eşitlik, özgürlük, barış ve kardeşlik için ileriye doğru bir adım atmak amacıyla düzenlediğimiz gençlik konferansımızda buluşalım! Bugünümüzü ve geleceğimizi kazanmak ve akıp giden hayata örgütlü bir müdahalede bulunmak için saf tutalım...
Başa dön


|
Portre

Nikolay Turgenyev
(1789 - 1871)

Orel kentinde doğdu. Babası soylu bir ailedendi. Buna karşın ailesi yoksul düşmüştü. Turgenyev’in çocukluk yılları Spasskoye Malikhânesi’nde geçti. Okumuş, eğitime, edebiyata ve kültüre düşkün, oldukça da sert mizaçlı olan annesi Varvara Petrovna, Turgenyev’in kişiliğinin gelişmesinde önemli etkide bulunmuştur. Ailesinin Moskova’ya göç etmesiyle özel okula gitti. Bunun yanısıra özel öğretmenlerden de ders alan Turgenyev, küçük yaşta Fransızca, Almanca, İngilizce öğrenmiş bulunuyordu. Yabancı klasikleri ve Rus edebiyatını okudu. Petersburg Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’nü başarıyla bitirdi. Berlin Üniversitesi’nde dört yıl kaldı. Tarih, klasik filoloji dalları üzerine çalıştı, Yunanca ve Latince öğrendi.
İlk yazı dönemleri bir yana bırakılırsa, Turgenyev ciddi çalışmalarına 1842 yılında başlamıştır. Seçtiği yol Puşkin’in ortaya attığı, Gogol’un geliştirdiği gerçekliktir. Onu üne ulaştıran ilk yapıtı “Bir Avcının Notları” adını taşıyan bir dizidir. Bu çalışmasında, döneminin köylü ve toprak ağasının yaşamını anlatır.
Turgenyev romanlarında genellikle kültürlü çiftlik sahiplerini canlandırır ve tümünde devrimci- liberal bir dünya görüşü ortaya çıkar. 1862’den sonra yayınladığı her roman, eleştirileri üzerine çeker. Turgenyev devrimci olmaktan çok bir reformucuydu. Rusya’nın vatandaşlık hak ve özgürlüklerinden, hukuk yönetiminden yararlanan bir ülke durumuna gelmesini istiyordu. Türkçe’ye de çevrilen Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar” romanında, eski, tarihe karışmak üzere olan kültür ile yeni demokratik kültürün çatışması sergilenir. Romanda babalar kuşağı, ataerkil toplumun ilişkilerinin değişmez görürken, oğullar ise bütün töreleri ve yetkileri yoksayma içerisindedir. Turgenyev bunu esas olarak Pavel Petroviç ile Bazarov arasındaki çatışmada gösterir. Bazarov’un ne tür bir ilericiliği savunduğu açıkca konmaz ortaya. Ama onun her türlü yetkiyi yoksaymakla tam bir nihilist olduğu kuşku götürmez. Romanda birey bilinci nihilistçe bir yoksayma ile varılacak bir amaç olarak gösterilmiştir.
Güncel Tarih

1910
KEMAL TAHİR DOĞDU
Romancı, öykü yazarı ve gazeteci Kemal Tahir İstanbul’da doğdu. Kemal Tahir yapıtlarında belli bir dönemin koşullarını ve sorunlarını, işlemekten öte değişim olgusuyla yansıtır. Bunu, konulara ilişkin düşüncelerini aktarmak için yaptığı söylenebilir. Bu durum tarihsel romanlarında belirgin bir özellik olarak görülür. Eserleri, şiirsel ve romantizmden uzak bir dille, hareketten çok söz ön plana çıkarılarak yazılmıştır. Eserlerindeki durgunluktan, dilinin kıvraklığı sayesinde kurtulmuştur.

1982
ÜÇ İDAM DAHA
TKEP üyesi üç devrimci işçi, İbrahim Ethem Coşkun, Necati Vardar ve Seyit Konuk, Çanakkale Cezaevi’nde askeri faşist cuntanın kolluk güçleri tarafından idam edildi. Cuntanın lideri Kenan Evren, bir konuşmasında, devrimcileri kastederek, “Asmayalım da besleyelim mi” demiş ve başında bulunduğu faşist çetenin cinayetlerini savunmuştu.

1998
BÇG’DEN REKTÖRLERE BRİFİNG
Batı Çalışma Grubu, rektörlere brifing verdi. Rektörler Komitesi, yasakçı ‘Kıyafet Genelgesi’nin tüm üniversitelerde uygulanmasını kararlaştırdı.
|
|

|