Medya Holding’in sahibi olduğu aylık ekonomi dergisi Power dört aylık yoğun bir çalışma sonucunda “2000’li yıllarda Türkiye’ye damgasını vuracak isimleri” seçmiş bulunuyor. Derginin tanımlamasıyla Türkiye iş dünyasının duayen isimlerinin oluşturduğu büyük jüri, Power dergisinin “head hunter”larının belirlediği 75 aday arasında on beş ayrı dalda “Türkiye’yi yaratacak” genç isimleri, en iyileri seçmeyi başardı.
Kimya, finans, otomotiv, gıda, tekstil, inşaat, perakende, taşımacılık, elektrik/elektronik, sanayi, ambalaj, turizm/eğlence, bürokrasi, bilişim/teknoloji ve siyaset alanında seçilen on beş başarılı Türk’ün ortak özelliği yurtiçi ve/veya yurtdışı üniversitelerde iyi eğitim görmüş olmaları ve seçildikleri alanlarda kurulu şirketlerin sahip, genel müdür, koordinator veya başkanlıklarını yapmış olmalarıdır. Dergide seçilenlerin seçilmelerini sağlayan özellikleri, başarıları ayrıntılı olarak açıklanmış. Bürokrasi alanında seçilen yıldız, Özelleştirme İdaresi Başkanı Uğur Bayar olarak belirlenirken politika alanındaki yıldız, Meclis’e “farklı fikirleriyle” yeni bir “hava” getiren DSP Milletvekili Tayyibe Gülek olmuş. Merve Kavakçı gibi ABD yurttaşı olduğu dillendirilen Gülek’in, Meclis’e “hava” getiren “farklı fikirlerinin” ne olduğu ise yazıda belirtilmemiş. Genç yaşlarında alanlarında büyük “başarılara” imza atan isimler arasında Alarko Holding veliahtı İzzet Garih ile Demirören Şirketler Grubu veliahtı Yıldırım Demirören de bulunuyor.
Power dergisi yöneticileri ile “head hunter”larının belirlediği 75 adayın tamamı varlığını emek sömürüsüne ve daha fazla kâr için rakiplerini alt etmek ve “başarıya” ulaşmak için her yolu geçerli sayan, çalışanlarının elinde hiçbir hak kırıntısı bırakmak istemeyen daha fazla sömürü ve kâr için bütün çarelere başvuran sermaye dünyasının temsilcileridir. Bu dünya, ülkemizi sömüren tekellerin dünyasıdır. Yaptıklarıyla şirketleri başarıya ulaştıran yaşları 25-40 arasında bulunan bu insanlar, yaşları itibarıyla belki gençtirler ama temsilcisi oldukları dünya “gitmekte olanı” temsil ettiği için miadını doldurmuş durumdadır. 21. yüzyılı yaratacak olanlar eskiye dair olanların temsilcileri olamazlar.
Power dergisinin temsilcisi ve sözcüsü olduğu ezenlerin dünyası adına 15 “yaratıcı” Türk’ün seçiminin gerçekleştiği günlerde, “gitmekte olanı” karşısında, “gelmekte olanı” temsil edenler ülkenin her köşesinden parti kongrelerine koşuyorlardı. Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla, Türk’ü, Kürt’ü ve çeşitli milliyetlerden insanlarıyla kongrelerine koşanların ortak özelliği emekçi olmalarıydı. Onlar “gelmekte olan”ın gücünün ve haklılığının temsilcileriydi. Ezenlerin sömürü dünyasının karşısına, ezilenlerin temsilcisi olarak çıkanlar emekleriyle dünyayı var edenlerdir. Onlar, bu sömürü ve zulüm dünyasının yerine açlık, evsizlik, işsizlik, gelecek güvencesinden yoksunluk ve özgürlüksüzlüğün son bulduğu bir dünyayı yaratacak olanlardır.
Derginin belirlediği alanlardaki gerçek yaratıcılar emekçilerdir. Kimya alanında yaratıcı ilaç işvereni değil ilaç işçileridir, direnişlerini sürdüren kimya teknik işçileridir. Finans alanındaki yaratıcı dünya tekeli HSBC’nin müdürü değil banka çalışanlarıdır, otomotiv alanında başarılı olan otomotiv pazarlama genel müdürü değil sendikal bürokrasinin karşısına dikilen otomotiv işçileridir. Patronlar, genel müdürler değil, emekçilerdir gerçek yaratıcılar, gıda, tekstil, inşaat, turizm-eğlence sektöründe sigortasız, sendikasız düşük ücretle 10-12 saat çalıştırılan genç işçilerdir yaratıcı olanlar. Dünyanın yükünü sırtında taşıyanlardır. Bürokrasi alanındaki yıldız halkın malı olan kamu iktisadi kuruluşlarını sermayeye başarıyla peşkeş çekenler değil, eğitim kuruluşlarında, hastanelerde, bürolarda ve hayatın her alanında ayağa kalkan kamu emekçileridir gerçek yaratıcılar. Gerçek yaratıcılar, enerji sektörü yöneticileri değil, ülkeye aydınlık gelsin diye elektrik direklerinde can verenlerdir. İnşaatlarda, maden kazalarında, iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerdir. Ve nihayet politika alanında başarılı olanlar, hiçbir yeni düşünce taşımayan, tüm düşünceleri geçmişin dünyasını temsil edenler değil; gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir ülke ve dünyayı yaratmak için politika yapanlardır. Bağımsız, demokratik bir ülke yaratmanın kavgasını verenlerdir. Kongrede genel başkanın tanımıyla “yaşasalardı mücadelesini partimiz saflarında sürdürecek olan” bizim olan Nâzım Hikmet’in dizeleriyle...
Onlar;
“karanlığın kenarlarından ağır ellerini kaldırımlara basıp
...........................doğruldular”, yarı yarıya
Ve “Onlar ki toprakta karınca
..............suda balık
...........................havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur,
..............cahil, hakim
...........................ve çocukturlar
...........................kahreden ve yaratan onlardır.”

Başa dön

Emek Dünyası..........İhsan Çaralan

|
Gençlik gelecek, gelecek aydınlık
Önceki gece, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Siyaset Meydanı”nda, 50 üniversite öğrencisinin kendisine yönelttiği sorulara yanıt verdi! Daha doğrusu sorulan soruları yanıtlamak yerine; laf dolandırdı; asıl “kritik sorular”da ise “Ben bir şey demiyorum, ben istemiyorum, benden 5 yıl daha hizmet etmemi istiyorlar” gibi, öznesi belirsiz, öznesi belirsiz olduğu ölçüde de “anonimmiş” gibi gözüken yanıtlar verdi. Sanki 65 milyon, zatı muhteremin kapısına dayanmış da, yalakalar, yiyiciler ve aile fotoğrafına girebilenler tarafından güftelenen ve bestelenen “Bizi bırakma babaaa!” serenadını söylüyormuş gibi.
Sorular “tahkimin vatana ihanet olup olmadığı”ndan (Soruyu soran köşkün vakanüvis gazetecilerinden olmadığı için, tahkimin vatana ihanet olduğunu düşündüğünü soruyu sorarken belli ediyor) rüşvet dağıtmaya, dün ak dediğine bugün kara demekten, “Memlekete verdiğin zararları da say bakalım” demeye kadar varan bir alana yayılmıştı.
Ama öğrencilerin, aslında onun vereceği yanıtları önceden bildikleri anlaşılıyordu. Ve bu yüzden onlar da, yanıt almaktan çok, yanıtı içinde olan bu sorular aracılığı ile onun 40 yıllık siyasi yaşamını “sorgulayıp” “eleştirmeye”, “itham” etmeye özen gösterdiler.
Programın hazırlayıcılarının, bu programa katılacak kişileri seçerken nasıl ince eleyip sık dokudukları (programda “Her şey konuşulsun ama suya sabuna da dokunulmasın” amacına uygun olarak) herkesin malumudur. Bir güvenlik soruşturması istemedikleri kalır. Ama bütün bu elemeye karşın programa katılan öğrencilerin soruları göz önüne alındığında Cumhurbaşkanı’nın en gözde kurumlarından birisi olan YÖK’ün “başarısızlığı”nın önceki gece kanıtlanmış olduğunu söyleyebiliriz.
Her tür siyaseti olduğu kadar “özgür düşünmeyi” bile yasaklayan 20 yıla yaklaşan YÖK düzenine rağmen, üniversite öğrencilerinin ülke sorunları üstüne düşünüp tartıştıklarını, ülkeyi yönetenlerin notunu onların ve YÖK’çülerin mevzisinden değil, kendi bulundukları yerden verdiklerini gördük. Bu tablo karşısında Demirel’in 40 yıllık gayretlerine karşın; “Ulan bu ne biçim YÖK, bunları nasıl üniversitede barındırıyor. Tahkimi, özelleştirmeyi, eğitimin paralı olmasının nasıl sonuçlara yol açacağını bunlara kim öğretiyor? Nerde bu devlet! Nerde bu memleketin polisi, savcısı” diye düşünmüş olmalı. Ya da “Hele durun; bir daha seçileyim, ananızdan doğduğunuza pişman ederim sizi” demiş olmasından kuşku duyulmamalı. Karşısındakilerin, kendisini alkışlamaya gelmiş dalkavuklar ve çıkar erbabı olmadığını fark eden eski kurt Demirel de; “sorular geldikçe” o yumuşak ve anlayışlı görünme gayretine rağmen panik ve öfkeyle karışan sinirliliğinin üstünü örtemedi. Ali Kırca’nın “kritik sorular”ı ertelemesi, “onu daha sonra tartışacağız” mazeretine sığınmaya kalkması bile, Demirel’i içine sürüklendiği demoralizasyondan kurtarmaya yetmedi.
Önceki geceki tartışma iki şeyi pek açık bir biçimde ortaya koydu.
Birincisi; üniversite gençliğimizin, halkın az çok uyanmış kesimleri gibi, Demirel’in bir 5 yıl daha cumhurbaşkanlığı yapması için hiçbir neden olmadığını düşündüğünü gösterdi. Dahası böylece, ülkenin içine sürüklendiği kaosun baş sorumlularından birisinin “bulunmadık hint kumaşı gibi” göklere çıkarılmasının, “Bu seçilmezse kıyamet kopar” yaygarasının IMF’cilerin, işbirlikçilerin, yağmacıların, Hazine soyucularının, rantiyelerin marifeti olduğu pek açık bir biçimde görüldü.
İkincisi ve daha önemlisi ise; YÖK’e, polis baskısına ve gençlik üstündeki teröre rağmen üniversite gençliğimizin ülke sorunları konusunda kafa yorduğu, tartıştığı, ülkeyi yönetenleri değerlendirdiği, kendi sorumluluğunun farkında olduğu gerçeği bir kez daha bu program vesilesiyle görülmüştür. Bu nedenle de; gençliğin “siyasete ilgisizliği”, “eski kuşaklar gibi olmadığı”, “ot”luğu vb. “tezlerin” bir önyargıdan ibaret olduğu ortaya çıkmıştır. “Bugün artık bilimi savunmak devri geçmiştir” düşüncesiyle düzene uyum sağlayan öğretim üyelerinin de öğrencilerden çok şey öğrenmesi gerektiği görülmüştür.
Türkiye’nin “aydınlık geleceği” için mücadele edenler için, ülke gençliğimizin önemli bir bölümünü oluşturan üniversite gençliğimizin aydınlık gelecek mücadelesinde kendi üstüne düşeni yapacak bir mecrada bulunmaya devam ettiğini göstermiştir. Ötesi örneğin; “Cumhurbaşkanı’nın demokratlığı”, “tartışmanın demokrasinin bir göstergesi olduğu” gibi sistem ve Demirel’e yontulacak yorumların lafı güzaftan ibaret olduğunu şimdiden söyleyebiliriz.

Başa dön

Hayatın İçinden..........Arif Nacaroğlu

|
Tokat
Çok değil, daha 80 yıl önce Avrupalı emperyalistler toplarıyla, tüfekleriyle ülkemizi işgal etmişler, tüm zenginliklerimizi ele geçirmek için ülkenin her metrekaresini aralarında paylaşmışlardı. Emperyalizmin hizmetkârlığını yaparak “Belki hissedarı da olabilirim” hayalindeki işbirlikçiler, bu paylaşımda kendilerine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmışlardı.
Ama tüm emperyalist güçlere ve işbirlikçilere karşı ayağa kalkan Anadolu halkı oyunu bozdu. Hem de ayağında çaput, elinde kazma, kürek ile.
Günümüzde maske değişti. Topla, tüfekle işgalin maliyeti ağır gelmeye başladı. Amaç aynı. Araç sözde demokrasi. Burjuva demokrasisi. Dedelerimizin sopayla kovaladığı emperyalizmin icra memuru, cumhuriyet tarihinin en milliyetçilerince havaalanlarının VİP salonlarında çiçeklerle karşılanıyor. Alacağını garantiye almak için haciz işlemlerine başlamış. Alacaklı olmanın küstahlığı ile emirler yağdırıyor. Sanki babasının malıymış gibi, satılacak kuruluşların kapılarına kırmızı çarpı işaretleri koyuyor. İşçiye, memura verilecek zam oranını azaltarak kendine düşen payı artırma çabasında. Bizimkiler suskun. Borçlular.
Yoksulluk sınırının altında yaşayanların karşı çıkışları, yine yoksulluk sınırının altında yaşayan diğerlerince engelleniyor. Bir paradoks.
Çalıştırılmasına asla izin vermeyeceğimizi bile bile, yeni doğmuş bebekler dahil, bu ülkede yaşayan tüm insanları 80’er milyon lira daha borçlandırıp, daha çok kazanmak için nükleer santral kurulması amacıyla milyonlarca doları lobi (?) faaliyetlerinde harcamış.
Bergama’nın toprağının, Akkuyu’nun havasının, Anadolu’nun sonsuz güzelliklerinin, Mehmet’in, Ali’nin, Zeynep’in, Ayşe’nin, Halo’nun, Seydo’nun onun için hiç önemi yok. Alacağını alacak, alacak, alacak. Bitince gidecek.
Seksen yıl önce yediği tokadı unutmuş. Tarih bu sefer tekrar ediyor. Kazma, kürekle bu oyunu bozmayı başaranların torunları ayaktalar. Bergama köylüleri, Akkuyu köylüleri, işçiler ayakta. Gençler, gençliğe hitabede kendilerine verilen görevi yerine getirme bilincindeler. Yanlarında tüm yurtseverler.
E-mail: Arif1@gantep.edu.tr

Başa dön
