|
|

|
           

NATO sivillerle savaştı
NATO, Yugoslavya’daki psikolojik savaşı nasıl kazandı? Sorunun yanıtı kanla kaplı bir gerçeği seriyor ortaya: Savaşın kurallarını bozarak!.. Ve, ‘politikacılar henüz hazır olmadığı halde’ paralel zararı (sivil kayıpları) göze alarak!

Türkiye vesayet sözleşmesini onayladı
Türkiye, çocukların vesayetiyle ilgili Avrupa Sözleşmesi’ni onayladı. Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ndeki daimi temsilcisi Büyükelçi Alev Kılıç, sözleşmenin onaylanmasıyla ilgili belgeyi Konsey Genel Sekreteri Walter Schwimmer’e verdi.


NATO sivillerle savaştı
Kanıt, NATO geçtiğimiz yıl 31 Mayıs’ta Surdulice’deki bir hastaneyi bombaladığında serildi gözlerimin önüne. Sırp askerler, hastanenin bodrumunda saklanıyorlardı, sivil göçmenler de onların üstündeki katlarda uyumaktaydılar. Askerler kurtuldu, sivillerin bedenleri paramparça oldu ve Jamis Shea, NATO’nun özürler kralı, bunun ‘askeri bir hedef ‘ olduğunu açıkladı.
O biliyor muydu -NATO biliyor muydu- bu bina bir hastaneydi, burada, saklanan Yugoslav askerleri dışında birçok sivil de bulunmaktaydı? Evet, Yugoslav ordusu hastanede bulunan sivilleri etten bir kalkan olarak kullanıyordu. Ve bu onlar için bir utançtır. Ama, eğer NATO bunu biliyor idiyse, bu uluslararası hukukun çiğnenmesidir. Cenova Konvensiyonel Protokolü 1’in 50. maddesinin 3. paragrafı açık ve net bir şekilde, “sivil olarak tanımlanmayan bireylerin arasında bulunuyor da olsalar” sivil halkın yaşam güvencesinin garantisini talep eder.
Pazar meydanında kan seli
Göçmenlerin cesetleri öğlen güneşinin altında seriliydi. Gençten bir kızın cesedi bir aşk şiirleri kitabının birkaç metre ötesinde yatıyordu. NATO tarafından öldürülmüştü. Tıpkı genç ve zeki Sırp matematik öğrencisi gibi, genç kız Varvain Köprüsü’nde gördüğü yaralı genci kurtarmaya çalışırken, bir Amerikan jeti o daracık nehir köprüsünü bombaladı, üzerinde yürüyen sivillerle. O gün, Varvarin için kutsal bir gündü, aynı zamanda halk pazarı günüydü -saldırı öğleden sonra gerçekleşmişti- ve köprü bir tankın sığamayacağı kadar dardı!
Ve yalnızca o sırada köprünün üzerinde bir tank olmamasının köprüden tank geçemeyeceğinin göstergesi olmadığını söylüyordu Shea. Ama, köprü herhangi bir Yugoslav tankı için çok küçüktü. Ve ilk kanlı saldırının yaklaşık 20 dakika ardından, bir başka Amerikan jeti saldırdı, kurtulmayı başarabilenleri öldürmek için tam zamanında. Kısa bir süre önce Belgrat Üniversitesi’nde birinci seçilen genç kız, yoldaki yaralı bir adamı sürükleyerek götürmeye çalışırken bir Amerikan askeri tarafından öldürüldü. Aynı bomba, kiliseden tam o sırada çıkmış olan papazı da vurmuştu.
Köy meydanında, NATO’nun gözde silahı salkım-bombalarının parçaları kalmıştı geriye. Bütün Yugoslavya’nın üzerine bırakılmıştı bu bombalar ve sivil kurbanlarının çoğunluğu Sırbistan’ın güneyinde yaşayanlardı.
Yugoslavya savaşının ikinci kısmında bir noktada, NATO sivil ölümleri için özür dilemeyi kesme kararı aldı. Bunun neden olduğunu görebilirsiniz. NATO’nun -hemen hemen hepsi boş olan- gerçek askeri kışlalara ve üslere karşı başlayan saldırıları giderek çift-amaçla kullanılan fabrikalara ve “şans hedeflerine” (bu hedefler genellikle içlerinde polis araçlarının da bulunduğu göçmen konvoylarıydı ve bu saldırılar çok sayıda sivilin katledilmesiyle sonuçlanıyordu) ve ardından da taşımacılık rotalarına, askerleri saklayan hastanelere ve Sırp televizyon istasyonuna doğru kaymıştı.
Geçtiğimiz günlerde yayınlanan İnsan Hakları Gözlem Raporu, NATO’nun Yugoslavya’daki operasyonunun gizli kalmış, lanet gerçeklerini en fazla açığa çıkaran rapor. Belgrat hükümetinin NATO suçları üzerine dikkatle hazırlanmış ve ayrıntılı -bazen biraz seçici olsa da- ‘Beyaz Kitabı’na, bu kitapta ortaya çıkartılan ittifak taktiklerine, suçlamalara ve yüzsüz yalanlara (grup tarafından bu sözcüklerle tanımlanmıyor elbette) fazlaca dayanıyor olsa da bu rapor geçtiğimiz yıl gerçekleşen bu ‘psikolojik savaş’ın tarihine yeni bir denge sağlıyor.
Raporda, NATO Sırp televizyon istasyonuna yapılan saldırı nedeniyle suçlanıyor ve bunun hiçbir şekilde askeri bir hedef olarak görülemeyeceği, olsa olsa bir propaganda hedefi olarak görülmüş olabileceği belirtiliyor. Kabine üyesi Clare Short da, 16 stüdyo teknik elemanı ve bir makyajcının ölümüyle sonuçlanan saldırıyı bu gerekçeyle savunuyordu. Söylemeye gerek yok ki, 1992 yılında benzer bir propagandayı yapan Hırvat televizyonunu bombalamamıştı NATO!
Sırp TV stüdyolarının enkazının içinden geçerken, “İnsanları söyledikleri için öldürürseniz -söylediklerinden ne kadar nefret etseniz de- o zaman savaşın kurallarını değiştirmiş olursunuz” diye düşündüm. Ve bu da NATO’nun 1999 Nisan’ından Haziran’ına dek yapmış olduğu şeydir. Onlar savaşın kurallarını değiştirdiler. Askeri kışla hukuka uygun bir hedefti. Ardından bir tütün fabrikası, bir köprü, Gurdulice’de bir demiryolu üstelik tam da trenin köprüden geçmekte olduğu sırada!
NATO’nun yüzsüz yalanları
Son derece ilginçtir ki, İnsan Hakları Grubu, rapora NATO komutanı General Wesley Clark’ın elindeki video kasetten trenin bombalanışı görüntülerini göstererek, trenin son anda ortaya çıkması sonucu gerçekleşen bu olayın nasıl da talihsiz bir kaza olduğunu belirten sözlerini alıntılamış. Ama grubun göz ardı ettiği çok çok önemli bir ayrıntı var ki o da, NATO’nun basına gösterdiği bu video filmini bilinçli bir şekilde hızlandırarak, trenin normal hızından üç kat daha hızlı görünmesini sağlamış olduğudur.
Tren, generalin iddia ettiği gibi bir anda ortaya çıkmadı. Çok daha yavaş gidiyordu o tren. Ve rapor, her ne kadar hava saldırısından kurtulmuş Yugoslavyalılarla yapılan röportajlara çok fazla yer vermiş olsa da -çalışma sonuçta etkileyici- ne var ki İnsan Hakları Grubu, tren saldırısından kurtulan yolcuların, uçağın ikinci bir vuruş için geri döndüğü konusunda söylediklerini pek önemsememiş gözüküyor. Aslında, olay yerindeki kanıtlar, ilk bombanın elektrik kablolarını keserek ve treni durdurarak yolun üzerindeki köprüyü nasıl vurduğunu açıkça gösteriyor. İkinci saldırı ise vagonları vuruyor.
Suçun saklı kalan tarihi
İnsan Hakları grubu, bunun bir savaş suçu olmadığını söylüyor. Aslında, Kenneth Roth’a ve araştırmacılarına göre NATO hiçbir savaş suçu işlemedi de, “Uluslararası insani hukukun çiğnenmesi” suçunu işledi; bu da aynı kapıya çıkar zaten. Ve hâlâ kimin neyi bombaladığını bilmiyoruz. Yugoslavlara göre trene bir İngiliz Harrier’i saldırdı. Rapora göre ise bu bir Amerikan jetiydi. Yugoslavlara göre -pilot radyosu mesajlarına bakılınca- Nisan ortasında Aleksinak’ın merkezini bombalayan uçak İngiliz’di, ama hâlâ bilmiyoruz. Yılbaşı onur listesinde, İngiltere’nin Kosova pilotları ‘aferin’lerini aldılar. Hepsinin isimleri The Independent’ta yayınlandı, ama biz içlerinden hangileri NATO’nun bu utanç verici bombalama kampanyası için ödüllendirildi bilmiyoruz, -NATO bir avuçtan fazla Sırp tankı vuramadı savaş boyunca ve Kosova’daki Yugoslav Üçüncü Ordusu’nun kılına zarar gelmedi çıktı- ya da içlerinden hangileri radar izlerini takip ettikleri için madalya aldı.
Geçen yıl, Savunma Bakanlığı içindekiler başta olmak üzere birçok ordu mensuplarınca okunan The Officer’da yer almış ve gözden kaçmış bir makale, geçtiğimiz nisanda Sırbistan’ı bombalayan bir İngiliz Harrier’i pilotunun sözlerini alıntılamıştı: “Bir süre sonra paralel zararı (sivil kayıpları) görmezden gelmek ve bu hedefleri vurmak zorundasınız. Ama politikacılar henüz buna hazır değil.”
Kısa süre sonra onlar da artık buna hazırdı.
(Robert Fisk’in The Independent’da yayınlanan makalesi)

Başa dön


Türkiye vesayet sözleşmesini onayladı
Türkiye, çocukların vesayetiyle ilgili Avrupa Sözleşmesi’ni onayladı. Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ndeki daimi temsilcisi Büyükelçi Alev Kılıç, sözleşmenin onaylanmasıyla ilgili belgeyi Konsey Genel Sekreteri Walter Schwimmer’e verdi. Sözleşmenin Türkiye’de 1 Temmuz’dan itibaren yürürlüğe gireceği belirtildi. Sözleşmeye göre, çocuk ebeveynlerden biri tarafından kaçırılmışsa ve bu tarihten itibaren 6 ay içinde geri dönmesi için başvuru yapılırsa, sözleşmeye taraf devletlerde bu amaçla oluşturulmuş merkezi bir otoritenin aracılığıyla, çocuğun dönüşü sağlanıyor. Sözleşme 4 ilkeye dayanıyor. Bunlar:
Kaçırılan çocuğun izinin sürülmesi ve evine dönmesinin sağlanması için yetkililerin hızlı ve bürokratik işlemlere başvurmaksızın harekete geçmesi,
İlgili çocuğun refahının dikkate alınması,
Vesayetle ilgili diğer ülkelerin kurallarının tanınması,
Çocukların himayesi ve çocuklarıyla görüşme imkânı konularında anne-babanın meşru çıkarlarının yasal olarak korunması.

Başa dön


|
|