www.evrensel.net  |  emek.net  |  arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Politika

Ekonomi

Dünya

Kültür-Sanat

Toplum-Yaşam

Medya

Dosya

Köşe Yazıları



İnsani değerlere Güle Güle!..
Zeki Ökten’in 11 yıl aradan sonra çektiği ilk uzun metrajlı film olan “Güle Güle”yi, “ağlayan izleyici” görüntüleri ile tanıdık önce.

‘Düşünen bireyler’ istendi
20-21 Ocak 2000 tarihlerinde Anhkara’da gerçekleştirilen 1. Ulusal Çocuk Kitapları Sempozyumu’nun sonuç bildirgesi açıklandı.

İDT’nin tiyatro buluşması sürüyor
İstanbul Devlet Tiyatrosu, çeşitli şehirlerden devlet tiyatrolarını İstanbullularla buluşturmaya devam ediyor.


İnsani değerlere Güle Güle!..
Mustafa Kara
Zeki Ökten’in 11 yıl aradan sonra çektiği ilk uzun metrajlı film olan “Güle Güle”yi, “ağlayan izleyici” görüntüleri ile tanıdık önce. Yitip giden değerlerin ardından yakılan bir “ağıt” havasındaki “Güle Güle”; dostluk, arkadaşlık, aşk, karşılıksız çıkarsız fedakârlık ve daha birçok güzel değeri, ömürlerinin son demlerinde hayata sıkı sıkı bağlı yaşlı insanların diliyle anlatmaya çalışıyor.
Oyuncuların, eski kuşağın yetenekli ve sevilen oyuncuları arasından seçilmiş olması da tesadüf değil. Yıldız Kenter, Şükran Güngör, Eşref Kolçak, Zeki Alasya ve Metin Akpınar, ölümü çok yakınlarında hissetmelerine karşın, hayata bağlanmayı beceren 5 eski dost... Galip’in (Metin Akpınar), sadece bir kez gördüğü Kübalı Rosa’ya 35 yıl süren bir “mektup aşkı”; belki hiç aşık olmamış Şemsi’nin her gün mezarına gidip onunla konuşacak kadar annesine duyduğu sevgi ve çocuksu duygusallığı; karısı terk ettikten sonra hayata bağlanmayı antika arabasının tamirinde bulan İsmet (Şükran Güngör)... Emekli subay Celal (Eşref Kolçak) ve Zarife (Yıldız Kenter) ise uzun süren, sürdükçe de durağanlaşan evlilikleriyle beşliyi tamamlıyorlar.
‘Ada’da yaşamak
Büyükşehrin tüm kirlenmişliğinden, yozlaşmışlığından deniz sayesinde sıyrılmalarını sağlayan bir adada, Bozcaada’da yaşıyorlar. Film boyunca, daha doğrusu, uzun hayatları boyunca onları acılara sevk eden “insan olmanın erdemlerini yitirmiş insanlar” ile aralarına kalın bir duvar çekip, 5 kişilik dünyalarında “gerçek dostluğu”, “arkadaşlığı” ve “aşkı” yaşıyorlar. Ağlıyorlar, gülüyorlar, içiyorlar, koşuyorlar, belki geçmişlerinin duygularında yarattığı tahribatı birbiriyle onarmaya, belki “yeryüzünden silinen değerlerin son temsilcileri” olarak birbirlerinden aldıkları güçle ayakta durmaya, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Belki de ikisi birden...
Filmin bu beş kişilik dünyaya dizdiği övgüler kadar, bu dünyanın dışında kalan her şeyi, herkesi kötülemesi, “iyi” kavramını iyiden iyiye “masalsı bir özlem” haline getirirken, “kötü”nün hayatın her yanında hakim olduğu gerçeğini de hatırlatıveriyor. İzleyici, “Kaf Dağı” kadar uzak iyiliğe alkış tutarken, bu net çizgilerle ayrılmış “iyi ve kötü” arasında bocalamaya başlıyor. Belki de, bu netlikte bir ayrışmada kendini bir yere koyması isteniyor, izleyiciden...
Uzun yıllar uzak durdukları dışlarındaki dünya ile onları yeniden buluşturan ise, Galip’in hastalığı oluyor. Kanser olan Galip’i, 35 yıllık “mektup aşkı”nı son bir kez görmesi için Küba’ya göndermek isteyen arkadaşları, gerekli parayı bulabilmek için her kapıyı çalıyorlar. Nedense çocukları parayı repoya yatırmış oluyor, komşuları satmak istedikleri evlerini bedavaya getirmeye çalışıyor, ellerinde büyüyen banka müdürleri “yaşlı” oldukları için kredi vermiyor vs.. vs.. Kaçtıkları kirlenmişliğin ortasında buluyorlar kendilerini yeniden. Galip için banka soygunu yapma fikri de, böyle bir atmosferde doğuyor.
‘Galip için yaparım’
İsmet, yıllar önce kendisini başka biri ile aldatırken yakaladığı ve bunun üzerine çocuğunu alıp kaçan karısı Mine ile bu olayın ardından ilk kez görüşüyor, “Galip için yaparım” diyerek. Zenginleşen, zenginleştikçe insanlıktan çıkan karısı Mine, niye para istediğini soruyor İsmet’e. “Kendim için değil, bir arkadaş...” deyince de, geçmişe gönderme yapan karısı, “Sen hiç kendin için bir şey istemedin ki!” yanıtını veriyor, para yerine... Yönetmen Zeki Ökten’in “Toplum, hızlı dönüşüm içinde, insan olmanın erdemlerini yutuyor ve yok ediyor. Bu yıkımı hatırlatmak için filmi çekmeye karar verdim” diye özetlediği temel tezi, bu diyalogda karşılığını buluyor.
“İnsan” unsurunu ön plana alıp, özellikle yakın plan çekimlerin yoğunluğu insan yüzü ile karşı karşıya bırakıyor izleyiciyi. Ağlarken de, gülerken de beyaz perdeyi kaplayan insan yüzleri ile “duygusal” bir atmosfer yaratılmaya çalışıyor, hatta sık sık ağlama sahnesi rahatlık dahi yaratıyor. Yönetmen Ökten, Galip’in büyük bir sevdayla bağlandığı “mektup aşkı”nın Küba’da olmasının da bilinçli bir tercih olduğunu söylüyor. Yeni Dünya Düzeni’nde, “sosyalizm” adına ayakta durmaya çalışan tek ülkenin yaşadıkları, bu beş yaşlı insanın ile özdeşleştiriliyor adeta.
Filmin sonunda yaşanan ölüm ve ölüme doğru yolan alan Galip, “kötülerin dünyasına” karşı “iyilerin yenilgisi”nin de de kabulü aslında. İyilik, ölüme yakın beş yaşlı insan ile simgelenince yenilgi kaçınılmaz oluyor çünkü.
“Güle Güle”, bugünün dünyasında kapitalist sistemin yok ettiği insani değerlerin toplamına “güle güle” diyor, aslında, yenilgiyi kabul ederek. Ve bu duygusal masalın sonunda, son iyilerin de, “o güzel atlarına binip gittiği”ni gören izleyici, kötülüklerin ortasında daha bir yalnız hissediyor kendini.
“İyiliğin yenilgisi”nin ilanı da, kötülüğün Sakıp Sabancı’nın film afişlerini süsleyen sözünde buluyor kendini: “Bu kadar güzel bir aşk ve dostluk için bir değil, on banka soyardım.”

Başa dön


‘Düşünen bireyler’ istendi
20-21 Ocak 2000 tarihlerinde Anhkara’da gerçekleştirilen 1. Ulusal Çocuk Kitapları Sempozyumu’nun sonuç bildirgesi açıklandı. “Evrensel değerlerle barışık ulusal değerlerini tanıyan, duygu düşüne kanalları açık, demokratik kültür bilincini içselleştirmiş bireyler yetiştirmek zorundayız” sözleriyle başlayan bildiri de özet olarak şu görüşler yer aldı:
  • Çocuk yayınlarının amacı düşünen, duyarlı demokratik kültür bilincini içselleştirmiş laik bireyler yetiştirmek olmalı.
  • Çocuk yayınları “çocuk gelişimi alanının” son verilerinden yararlanılarak belirlenmeli ve ürünler çağdaş teknolojik gelişmeler kullanılarak oluşturulmalıdır.
  • MEB, çocukların gelişim evrelerini ilgi ve beğenilerini göz önüne alan çağdaş nitelikli, güncel özellikler taşıyan; içinde öğrenci ve öğretmen yazılarının da yer aldığı örnek bir dergi çıkarmalı, bu dergi tüm ilk ve öğretim kurumlarına parasız gönderilmelidir.
  • MEB tarafından ilgili Genel Müdürlükçe, çocuklara yönelik kültür ve sanat içerikli eğilendirci ve bilgilendirici yayınlar yapan bir çocuk televizyonu kurulmalıdır.
  • Sempozyumda oluşan birinci amaç için, ülkemizdeki çocuk ayınlarıyla ilgili sivil toplum örgütleri tek bir çatı altında bütünleşmeli, illerde şubeler oluşturulmalı.
  • Görsel ve yazılı basında nitelikli çocuk kitaplarının tanıtımına yönelik uğraşlara katkı sağlanmalı, anne baba ve eğitimcilerin bilgilenmesine ve bilinçlendirilmesine yönelik programların yapılması için üniversite ve sivil toplum örgütlerince kamuoyu oluşturma girişimleri başlatılmalıdır.
  • Talim ve Terbiye Kurulu’nda çocuk edebiyatı konusunda uzman kişilerden oluşan “Çocuk Kitapları İnceleme Ünitesi” oluşturulmalı.
  • Tüm sınıf ve okul kitaplıkları-kütüpheneleri yeniden gözden geçirilmeli.
  • Türkçe ve Türk Dili ve Edebiyatı öğretimi ile kütüphane kullanma alışkanlığı bütünleştirilmeli. Öğrencilerin kitapçılara, kitap, sergi ve fuarlarına götürülmesi öğretim programının bir parçası olarak değerlendirilmeli.
  • Türkçe ve Türk Dili ve Edebiyatı ders kitapları Türkçemizin zengin anlatım olanaklarını yansıtan metinlerle oluşturulmalı, kitaplar görsel zenginlikle desteklenmelidir.
  • Kitaplarda yabancı sözcükleri kullanma, öykünme tutkusundan vazgeçilmelidir.
  • Türk çocuk edebiyatının seçkin örnekleri, yetkin kişilerce yabancı dillere çevrilmelidir. Bu sorumluluğu MEB ve Kültür Bakanlığı üstlenmelidir.
  • Yabancı dilden çeviriler; her iki dili de yetkin biçimde kullanabilen kişilerce yapılmalı.
  • Eğitim fakültelerinde “çocuk edebiyatı” bilim dalı oluşturulmalıdır.
  • Değişik yaş gruplarındaki çocuklar için hazırlanan değişik türdeki kitapların yazımını destekleyebilmek için yarışmalar geleneksel hale getirilmelidir.
  • Çocuklarımızın dil gelişim evreleri ve özelliklerini içeren bilimsel çalışmalara hız verilmeli. Sonuçlar, yazarlarla paylaşılmalıdır.
  • 1. Ulusal Çocuk Kitapları Sempozyumu’nu, ulusal ve uluslararası yeni bilimsel etkinlikler izlemelidir.

    Başa dön


    İDT’nin tiyatro buluşması sürüyor
    İstanbul Devlet Tiyatrosu, çeşitli şehirlerden devlet tiyatrolarını İstanbullularla buluşturmaya devam ediyor.
    Ocak ayında başlayan “Devlet Tiyatroları’nın İstanbul Buluşması” bu ay Ankara, İzmir ve Bursa Devlet Tiyatroları’nın oyunlarıyla sürüyor. Bu kapsamda, Ankara Devlet Tiyatrosu, Yılmaz Karakoyunlu’nun yazdığı “Önce İnsan” adlı oyunu 12-13 Şubat’ta, Shakespeare klasiği “3. Richard”ı 19-20 Şubat tarihlerinde AKM Büyük Sahne’de, “Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru”nu ise 22-26 Şubat’ta Taksim Sahnesi’nde sunacak.
    “İnsan her yaşta aşık olabilir” temasını işleyen İzmir Devlet Tiyatrosu yapımı komedi “Kırkından Sonra” 15-19 Şubat’ta Taksim Sahnesi’nde izlenebilecek.
    “Naaş-ı Muhteremler” ise cinayetler işlenen çete bağlantılı, yargısız infazlar yaşanan ülkede eski büyükelçi Rauf Bey’in ölümüyle başlıyor. Oyun, Bursa Devlet Tiyatrosu’nun yorumuyla 8-13 Şubat’ta Taksim Sahnesi’nde görülebilir.

    Başa dön


  • Günün etkinlikleri İzmir Evrensel Kültür Merkezi’nde yönetmenliğini Costa Gavras’ın gerçekleştirdiği ‘Kayıp’ isimli filmin gösterimi saat 18.30’da gerçekleştirilecek. (232 - 445 70 19) Aksanat’ta Rachmaninov ve Strauss’un eserlerinin yer aldığı laser disc konseri saat 12.30’da gerçekleştirilecek. (212 - 251 35 00) Aksanat’ta Kayhan Türkantoz’un katılacağı ‘Kudüs’te Çile Yolu’ başlıklı konferans saat 18.30’da başlayacak. (212 - 251 35 00)
    Ankara Rock Festivali başlıyor
    Türkiye’nin önde gelen rock toplulukları, Ankara’da buluşuyor. İstanbul, Bursa ve Samsun’dan 12 grubun katılacağı “3. Ankara Rock Festivali”, 26-27 Şubat’ta Saklıkent Eğlence ve Kültür Merkezi’nde müzikseverleri selamlayacak. Efes Pilsen, Monkey T-Shirts, Radyo C, Radyovizyon, D&R, İmge Kitabevi, Dost Kitabevi, Atlantis Müzik, Yaşam Sağlık Merkezi ve Saklıkent’in de aralarında bulunduğu kuruluşların sponsor olduğu festivalde, Knight Errant, Something’s Wrong, Witness, Ominous Grief, Suicide, Turgay, Hazy Hill, Pilli Bebek, Corroded, Budhaphest, Tayga ve Bayt Gadol toplulukları sahne alacak.
    Van Gogh’un resmine 175 bin dolar
    Hollanda’nın tanınmış ressamlarından Vincent Van Gogh’un geçen yıl ortaya çıkarılan kurşun kalemle yapılmış, 25’e 30 santimetre boyutunda küçük bir resmi, Hilversum kentinde düzenlenen açık artırmada, 175 bin dolara alıcı buldu. Karalama şeklinde yapılmış çam ağaçlarını anlatan resmin Van Gogh’a ait olduğu, Amsterdam’da bulunan Van Gogh Müzesi tarafından doğrulanmıştı. Önceden belirlenen fiyatlar çerçevesinde, resmin, açık artırmada 25 ile 40 bin dolar arasında bir fiyata alıcı bulması bekleniyordu. Van Gogh’un, Güney Fransa’da Saint-Remy’de bulunduğu sırada yaptığı tahmin edilen resminin alıcısı ve satıcısının ismi açıklanmadı.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net