Giriş sayfası yap | Favorilere ekle
Anasayfa
Güncel
Ekonomi
Görüş
İşçi-Sendika
Politika
Bölge
Dünya
Kültür
Toplum-Yaşam
Medya
Kırkyama
Mizah
Mektup
Spor
Dosya
Köşe Yazıları
Evrensel Hayat
Genç Hayat
İletişim
Bağlantılar
Arşiv
Metin Göktepe
Evrensel Avrupa
Eylül 2010
Pts
Sa
Ça
Pe
Cu
Cts
Pa
03
04
05
06
07
08
09
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
07/09/2009
EKONOMİ VE POLİTİKA
İZZETTİN ÖNDER-izo40@hotmail.com
Karaburun gençleri
Karaburun, İzmir’in merkezinden araba ile yaklaşık iki saat mesafede sevimli bir belde. Karaburun, Türkiye’de sosyal bilimler alanında çalışan, çoğunlukla genç ve orta yaşlı bilim insanının ya da bilim insanı olmaya aday kişilerin tertipledikleri üç günlük bilimsel çalıştaya dört yıldır ev sahipliği yapma geleneğini sürdürmektedir. Geçtiğimiz hafta sonunda dördüncüsü yapılan çalıştayda, “1980 Sonrası Dünya ve Türkiye’de Dönüşümler” konusu tartışıldı. Maalesef, sadece ilk günü katılabildiğim bu çalıştayı kutlamak istiyorum. Ama asıl sempati mesajım, neoklasik iktisat alanında at koşturulduğu günümüzün çılgın koşulunda, Marksist iktisat konularının tartışıldığı bir toplantıya izin veren yerel yöneticilere yöneliktir. Gerçekten de, başta yerel yöneticiler olmak üzere, konferansı tertipleyenlere ve konferansa katkı koyan genç ve orta yaşlı bilim aşıklarına çok şey borçluyuz. Tarih, gelecekte, bu toplantıları koyu sisle kaplı Türkiye’de nasıl güzel işlerin yapıldığı şeklinde işleyecektir.
1980’lerin gerek dünya gerekse Türkiye ekonomisi için önemi nedir? 1980’ler, kapitalizmin ağırlıklı olarak finansal aşamaya evrildiği ve merkez kapitalist ekonomilerin derin bir krizden geçtiği ve bunun sonucu olarak da derin yoksullaşmanın yaşandığı bir dönemdir. Başka bir deyişle, 1980’ler kapitalist dönüşümde, geçmişle mukayesede, nicel ve nitel olarak çok önemli bir farklılığa sahiptir. Türkiye’de askeri darbenin yapılması, YÖK’ün oluşturulması ya da demokratik yaşamı sınırlayan 1982 Anayasası’nın devreye sokulması bir rastlantı olmayıp, merkez kapitalizmin sorunlarını hafifletici nitelikli olarak görülmesi gerekir.
1979 yılında bir sente muhtaç bir ekonomi olarak, 24 Ocak Kararları yanında, bu kararların uygulanabilmesi için askeri yönetimin devreye sokulması hiç de rastlantısal olmasa gerek. Zira, Türkiye ekonomisi hemen her dönemde merkez kapitalist ekonomilerin etkisi altında şekillenmiştir. Ekonomimiz 1979 krizine merkez ekonomilerin etkisinde sürüklendiği gibi, 1980 operasyonunu da aynı etki altında yaşamıştır.
1980’lere dünya ekonomisi finansal aşamada ve derin reel sektör krizi ile girmiştir. Hal böyle olunca, spekülatif finans sektörü için yüksek faiz veren güvenli piyasalar oluşturmanın yanında, ekonominin tüm tüketici potansiyelinin de merkez ekonomilere açılması gerekiyordu. İşte, ekonominin denetimsiz dış dünyaya açılması ve bu doğrultuda alınmış kararlar sonucunda yabancı bankaların Türkiye’yi istila etmelerini ve yüksek faizle sağlanan dövizle ekonominin ithal ürünleri ile donatılmasını, içeride demokratikleşme olarak değil; tam tersi, Türkiye ekonomisinin merkez sermayenin emrine sunulması şeklinde yorumlamak gerekir.
1980 politikaları ile devletin ekonomiden çekilmesi ve bütçe hacminin küçültülmesi devreye sokuldu. Buna ilaveten, kamu sektöründeki kuruluşlar özel sektöre, çoğu durumda da yabancı sermayeye devredilme yoluna girildi. Vergi sistemleri sermaye lehine değiştirildi, harcama kanalları da yoğun olarak sermaye teşvikine yönlendirildi.
Detaya girmeden, uygulanan politikaları gözden geçirdiğimizde, Türkiye ekonomisinin de, merkez kapitalist ekonomilerdeki akımlara uygun olarak ağırlıklı olarak finansal alana savrulduğu, üretimini dış dünyaya saçarak montaja ve ticarete yöneldiği, politik kararlarda halkın yerini iç ve dış sermayenin aldığı görülmektedir. Küreselleşme ile dillendirilen “bireyselcilik” toplumsalcılığın, “alt kimlikler” ise sınıf bilincinin yerini almaya başladı. Tüm dünyaya eklemlenen Türkiye ekonomisi, böylece, “piyasa” söylemi ile savunmasız olarak güçlülerin mübadele alanına girmiş oldu.
Başat iktisat öğretisinden farklı olarak, Marksist iktisat öğretisinin gücü ve önemi, ekonomik olayları, tarihsel süreç içinde ve diyalektik bir yöntemle ele almasıdır. Böylece, tarihsel sürüklenişte sermayenin gücü ve sermayeye güç sağlayan emeğin sömürülmesi Marksist öğretide analiz edilebilmektedir. Toplumların demokratikleşme süreci ancak, Marksist öğreti doğrultusunda olguları çözümleme ve sistemlerini ona uyumlu hale getirmesi ile olasıdır.
Anasayfa | Güncel | Ekonomi | İşçi-Sendika | Politika | Bölge | Dünya | Kültür | Toplum-Yaşam | Medya | Mizah | Mektup | Spor | Dosya | Köşe Yazıları
Evrensel Hayat | Genç Hayat