|
|
|
|
|
|
27/04/2009
DOKUNULMAYACAK MI?
GÖLBAŞI’NDA KENDİSİYLE İLGİLİ BELGELER BULUNAN ÇİLLER SESSİZLİĞİNİ KORURKEN, ONUN DÖNEMİNE DAİR PEK ÇOK SORU YANIT BEKLİYOR GÖLBAŞI’nda, bir çukura gömülmüş ve bir kısmı yakılmış gizli belgelerle yeniden gündeme gelen ve adı Susurluk Raporu’nda da geçen eski Başbakan Tansu Çiller, suskunluğunu koruyor. Çiller dönemine ait birçok iddianın Ergenekon iddianamesinde de yer alması ve Çiller’in adının Susurluk Raporu’nda geçiyor olması, akıllara iki önemli soruyu getiriyor: Çiller neden susuyor ve Çiller’e dokunulmayacak mı?
GÖLBAŞI’NDA YAKILMIŞ BELGELER...
19 Nisan gecesi gelen bir ihbarı değerlendiren jandarma, Gölbaşı’nda, köylüler tarafından bir çukurda bulunmuş olan yakılmış belgelerle karşılaşmıştı. Okunabilir halde bulunan belgeler, 800 adet klasör demiri ve Çiller’e ait biblolar incelenmek üzere Jandarma Kriminal Laboratuvarı’na gönderildi. Belgelerin, Tansu Çiller’in başbakanlık ve başbakan yardımcılığı yaptığı dönemlere ait olduğu, bir kamyonla bölgeye getirildiği belirtiliyor. Savcılığın el koyduğu olayda, bir görgü tanığının ifadesi alındı.
ÇİLLER NEDEN KONUŞMUYOR?
Çiller, bu gelişmeye rağmen suskunluğunu korurken, eski Başbakanlık Müsteşarı Yaşar Yazıcıoğlu, kısa bir süre basına yansıyan açıklamasında şu değerlendirmede bulunmuştu: “Tansu Hanım, kendi kendine ‘bunları yakın’ demiş olamaz, yoksa suçlu duruma düşer. Devletin resmi ve gizli evrakını kişi kendi özel bürosuna veya evine taşıyamaz. Bu suçtur. Belgelerin bir arazide yakılması, eğer orada yakılmasına karar verilmişse mümkündür. Ama yakılma işlemi emniyette, MİT’te veya ilgili kurumun kendi yerinde de yapılabilir.”
Bu belgeleri ellerinde bulunduranların mesaj vermek amacıyla bu olayı tertiplemiş olabileceği yorumları yapılsa da, bu sorular konusunda açıklama yapabilecek birinci kişi olan Çiller’in suskunluğunu koruyor olması, soru işaretlerini artırıyor.
Ergenekon’un en faal olduğu Tansu Çiller dönemine ait faili meçhul olayları aydınlatacak belgelerin de yakılan klasörler içinde bulunup bulunmadığı merak konusu oldu. Söz konusu yıllara ait birçok iddia, Ergenekon iddianamesinde de yer alıyor.
SUSURLUK RAPORU’NDAKİ ÇİLLER
Tansu Çiller, Susurluk kazasının ardından ortaya dökülen derin ilişkiler üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş tarafından hazırlanan Susurluk Raporu’nda geçen önemli isimlerden biriydi.
Raporun, Tansu Çiller’in de adı geçen ‘Susurluk’la İlgili Gelişmeler’ başlıklı bölümünde, Kutlu Savaş şu önemli saptamada bulunuyor: “Susurluk olayının başlangıcı belki de zamanın Başbakanı Çiller’in bir cümlesinde gizlidir. ‘PKK’ya yardım eden iş adamlarının listesi elimizde’ diyordu. Sonra da infazlar başladı. İnfazların kararını kim veriyordu? Bozulmanın başlaması ve vatan-millet hesaplarının yerini kişisel hesapların alması kaçınılmazdı ve öyle oldu. Bu rapor, Susurluk olayını işte böyle algılamaktadır.”
Kutlu Savaş, bu saptamanın hemen üzerindeki bölümde ise şöyle diyor: “Giriş bölümünde arz ve izah edildiği üzere Susurluk olayı bir bütündür ve olaylar zincirinden ibarettir. İstanbul’da Özgür Gündem gazetesinin bombalanması, Behçet Cantürk’ün öldürülmesi, Diyarbakır’da Yazar Musa Anter’in öldürülmesi, İstanbul’da Tarık Ümit olayı ile Azerbaycan’da ihtilal denemesi, Bodrum’da Hikmet Babataş cinayeti, Gaziantep’te Mehmet Ali Yaprak’ın kaçırılması, bankaların trilyonluk kredileri, gerçekte Ankara’da cereyan eden olayın muhtelif veçheleridir.”
Savaş’ın raporunda Özgür Gündem olarak anılan (Özgür Ülke) gazetesinin bombalanmasından 3 gün önce, MGK toplantısında “bölücü yayınların susturulması” kararı alındığı ve Özgür Ülke gazetesinin adının da bu bağlamda zikredildiği gündeme gelmiş ve dönemin başbakanı Tansu Çiller’in de gazetenin bombalanmasından 3 gün önce kaleme aldığı bir “gizli belge” basına yansımıştı.
Söz konusu belgede Çiller, “Bölücü ve yıkıcı faaliyetlere destek verecek şekilde yayın yapan yayın organlarının faaliyetleri son günlerde devletin bekası ve manevi değerlerine açıkça saldırı şeklini almıştır. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik bu önemli tehdidin bertaraf edilmesi maksadıyla Adalet Bakanlığı’nca bu kadar suç duyurusu olmasına rağmen hukuken etkili bir şey yapılamamasının nedenlerinin belirlenerek, giderici önlemlerin alınmasına...” ifadelerini kullanmıştı. (HABER MERKEZİ)
ERGENEKON İLE KESİŞİYOR
Susurluk Raporu’nda Kutlu Savaş’ın işaret ettiği, Çiller’in ‘PKK’ya yardım eden iş adamlarının listesi elimizde’ açıklamasının ardından gelen infazlar, Ergenekon iddianamesinde de yer buldu. 1994’te Bolu-Hendek-Sapanca üçgeninde öldürülen Kürt iş adamlarıyla ilgili itiraflar, Ergenekon iddianamesinin 228 No’lu ek klasöründe yer alıyor.
Ergenekon sanıklarından İşçi Partisi Basın Sorumlusu Hikmet Çiçek’ten çıkan belgeye göre itirafların sahibi “Cavit” kod isimli kişi... Belge, Susurluk çetesinin aydınlatılması için Başbakanlığa da gönderilmiş. Cavit isimli kişi, İzmir Urla’da silah ve bomba eğitimi aldığını, sonrasında MİT görevlisi Tarık Ümit tarafından kendisine sahte polis kimliği ve pasaport çıkarıldığını söylüyor ve cinayetler konusunda şu itiraflarda bulunuyor: “Tarih 14 Ocak 1994... Tarık Ümit’in bürosunda toplandık. Nurettin Güven, Behçet Cantürk’ü kendisinin alabileceğini ve bu işin kolay olacağını söyledi. Ben eve gittim. 23.30’a kadar bekledim, sonra Tarık Ümit geldi bana “Tamam, bu iş bitti Cavit” dedi. Büroya geldim, sabah gazetelerde Cantürk ve şoförünün Sapanca yakınlarında öldürüldüğü yazıyordu.”
İtiraflarda, Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay cinayetleri ise şöyle anlatılıyor: “Tarih 3 Haziran 1994... Tarık Ümit’in söylediği adrese gittim. Saat 04.30’da Savaş Buldan ve arkadaşları Hacı Karay ve Adnan Yıldırım otelden çıktı. Orada bekleyen yüzbaşı İsmet, Ayhan, Ziya, Semih ve tanımadığım üç kişi, ‘Dur polis’ diyerek bunları arabalara bindirip yola çıktılar... Sabah öğrendim, onlar da ölmüştü.”
17 Haziran 2008’de savcılara bilgi veren eski MİT Güvenlik Dairesi Başkanı Mehmet Eymür de Veli Küçük’ün İzmit’te Alay Komutanı olduğu dönemde işlenen cinayetlerle ilgili “Bazı kişilerin cesetlerinin kendi bölgesine atılmasından şikayet ederdi” demişti. | |
|
|
|
|
|