|
|
|
|
|
|
12/12/2008
Patronlar cingözlük yapıyor
Gökhan Durmuş Türk-İş Genel Sekreteri Mustafa Türkel, patronların asgari ücreti tırpanlamaya yönelik taleplerine tepki gösterdi Asgari Ücret Tespit Komisyonu 2009 yılında geçerli olacak asgari ücreti belirlemek üzere ilk toplantısını yaptı. İkinci toplantı 15 Aralık’ta yapılacak. Toplantıya damgasını vuran ise asgari ücretin insanca yaşanacak seviyeye çekilmesi değil, kriz oldu. Patron temsilcileri daha ilk toplantıda asgari ücreti aşağıya çekecek uygulamaları talep ettiler. 16 yaş sınırının 25’e çekilmesi, toplusözleşme yapılan yerlerde resmi asgari ücretin uygulanmaması bu talepler arasında.
Komisyonda işçi kesimini temsil eden Türk-İş Genel Sekreteri ve Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel ile asgari ücreti, krizin etkilerine karşı yapılması gerekenleri konuştuk.
- Asgari Ücret Tespit komisyonu 2009 yılı için asgari ücreti belirleme çalışmalarına başladı. Türk-İş’in talepleri neler?
Bu komisyonda işveren, işçi ve hükümet 5’er kişi ile temsil ediliyor. Hükümet bu konuda belirleyici oluyor. Zaman zaman ki genellikle işverenlerin, bazen de işçi temsilcilerinin yanında yer alarak asgari ücretin belirlenmesinde etkili oluyor. Asgari ücretle ilgili bilimsel araştırma yapan kurumlar hükümetin aksine bir tespit yapamadığı için sağlıklı verilerle karşımıza çıkamıyorlar. Bunun ötesinde tespit komisyonu maliyet faktöründen yola çıkıyor. Asgari ücretin brütü ile neti arasında yüzde 40’lık bir fark var. Tabi işverenler bu farkın ağır olduğunu söylüyorlar ve bizde buna katılıyoruz. Asgari ücretin vergi dışı tutulması halinde asgari ücretlinin eline daha yüksek para geçecek ve bu makas daralacak. Biz yıllardır bunu savunuyoruz. Asgari ücretin brütünün yükselmesi bizim sorunlarımızı çözmüyor. Daha çok asgari ücretlinin eline geçen paranın artması hem de işverenler üzerindeki yükün azalması gerekiyor. Biz Türk-İş olarak yıllardır bunu savunuyoruz. Genelde kamuoyu bu meseleye asgari ücrette işçinin eline geçen net ücretten bakar. Ancak asgari ücretle birlikte dünyada rekabet edebilirliğinde dikkate alınması gerekiyor. Asgari ücretin yüksek olmasının kayıt dışılığın da artması anlamına geldiğini bu ülkede yaşayarak görüyoruz. Kayıt dışılığı ortadan kaldıracak önlemleri almadığınız sürece asgari ücretten bile kayıt dışılığa kaçış oluyor. Kimi zamanlar bazı siyasilerinde desteği ile bölgesel asgari ücret dile getiriliyor. Bunun altında yatan neden asgari ücreti bölgelere göre belirleyerek asgari ücretin altında işçi çalıştırmaktır. Biz bunlara karşı çıkıyoruz.
- Kayıt dışılığın asgari ücreti bile etkilediğini söylüyorsunuz. Bu sorun nasıl çözülecek?
Ancak kayıt dışı çalışan yerlerde asgari ücretin bile altında işçi çalıştırıldığını biliyoruz. Kayıt dışılık hâlâ yüzde 50’lilerde. Bu asgari ücreti bile istismar eden işverenlerin sayısının yüzde 50 olduğunu gösteriyor.
Sendikalı bir işyerinde uygulanan asgari ücretle sendikasız yerde uygulananı aynı görmemek lazım. Çünkü sendikalı işyerinde bir işçi asgari ücret alsa bile ikramiyeler ve sosyal haklarla, yol paraları eklendiğinde asgari ücretin yüzde 25-30 üzerine çıkıyor. Bu nedenle işverenler sendikasızlaştırma girişimlerine başlıyorlar. Dolayısıyla biz Türk-İş olarak bütün bunların bir denge içinde tutulmasını istiyoruz. Bunun için de asgari ücretin gerçek verilere dayanarak belirlenmesi, Türkiye’deki kayıt dışının uluslararası normların kabul ettiği yüzde 20’nin altına çekilmesi sağlanmalı. Kayıt dışılık hem hükümetin vergi kaybına, hem işverenlerin rekabette geri kalmasına hem de işçileri daha güvencesiz koşullarda çalışmaya itiyor. Bir adım ötesi de işletmeleri sendikasız olmaya zorluyor. Biz kayıt dışılık ile asgari ücretin birlikte ele alınmasını istiyoruz. Asgari ücret mutlaka vergi dışı bırakılmalı. ‘Asgari ücreti vergi dışı bırakırsak bütün dengeler bozulur’ diyorlar. Bozulsun. Yıllık geliri 8 bin YTL’nin altında olanlardan alınmasın. Esnafsa ondan da alınmasın. Yani devlet bunlardan vergi almamalı, destek olmalı. Bu sosyal devletin gereği. Gelin görün ki bu dönem birde ekonomik kriz yaşanmakta. Önümüzdeki günlerde toplanacak asgari ücret tespit komisyonu çalışmaları bu temelde ele almalı. Peki bu mümkün mü?
Yıllardır bu komisyonun içinde yer alan birisi olarak asgari ücretin vergi dışı bırakılmasının bile önceden planlanması gerekiyor. Bugün vergi dışı bırakılma kararı alınsa bile ancak 2010 yılında mümkün olur. Ama bugün atılacak bir adım bile, bir niyet çalışma hayatını rahatlatacaktır. Bununda çözülmesi gerekiyor. Bugüne kadar iktidara gelen partiler seçim dönemlerinde asgari ücreti vergi dışı bırakacağım diyor, birisi de sözüne sadık olsun!
- İşverenler asgari ücrette 16 yaşın 25’e çekilmesini istiyor...
Süleyman Demirel’in ünlü bir sözü var ‘abesle iştigaldir’. Bu lüzumsuzluktan başka bir şey değildir, işverenlerimiz cin gözlük yapıyorlar. Bunu telaffuz edenleri bile ayıplıyorum. Siz 18 yaşında seçme hakkı vereceksiniz, bunu 16 olabilir mi diye tartıştığımız bir dönemde asgari ücreti 25’e çekeceksiniz. Bu büyük bir çelişkidir. Yani bu ülkede iktidarı belirleme hakkına sahip olan insanlara asgari ücretle bile çalışma hakkına sahip değilsin diyorsun. Bu işverenlerin cingözlüğüdür, bunu ahlaki bulmuyorum. Asgari ücret rakamları ne olursa olsun bu ülkede hâlâ sefalet ücretidir, hâlâ açlık ücretidir. Bu ülkede açlık ücretine bile tahammül edemeyenlerin bu önerilerini dikkate almıyorum.
- İşverenlerin bir diğer talebi de toplusözleşme imzalayan işyerlerinde asgari ücret uygulamasından vazgeçilmesi oldu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bunu teklif ederken bile neyi amaçladıkları çok önemli. İşverenler hep toplusözleşme masasında gündeme getiriyorlar. Toplusözleşme olan yerlerle olmayan yerlerde bir farklılık olsun derler. Kendi açılarından haklılar. Asgari ücretle çalışan bir işyerinde toplusözleşme ile yüzde 25-30’luk bir artış oluyor. Eğer sendika yoksa işveren doğrudan asgari ücreti verir. İşin başka bir boyutu daha var. Yüzde 50 kayıt dışılığı ne yapacağız önce bunu konuşmalıyız. Bu ülkede çalışan herkesin sigortası olan, sosyal güvencesi olan ve asgari ücret alan insanlar olması gerekiyor öncelikle. Yüzde 50’lik bir kesimde asgari ücret bile uygulanmadığı bir ülkede toplusözleşme olan yerlerde uygulamayalım derseniz bu kaos yaratır. Bu ülke sosyal devlet olmanın, adil bir çalışma yaşamının önündeki engelleri kaldırmalı. Ondan sonra bunlar gerekirse konuşulur. Her şeyin faturasını işçilere yıkarak olmaz.
Hatırlar mısınız ülkede maliyetler yüksek olduğu için fabrikalar Bulgaristan’a taşınıyordu. Sonra ‘Bulgaristan AB’ye girince geri geleceksiniz’ dedik geldiler ve şimdi Mısır’a taşınıyorlar. Yarın oradan da gidecekler. Buradaki sorunları çözmek için uğraşsalardı şimdi markalarımız dünyada söz sahibi olacaktı. İşverenleri bu konularda daha dikkatli olmaya, çalışanlardan üç kuruş kâr ederek dünyada söz sahibi olamayacaklarını görerek daha çok çalışanlara yatırım yapmalarını gerektiğini görmeye çağırıyorum.
- Bir dönem Türk-İş 4 kişilik bir aileyi baz alıyordu, bu dönem çalışan ve bir çocuğunu baz alarak masaya oturdu...
Burada bir yanlış anlaşılma var. Biz hâlâ 4 kişilik bir aile ısrarımızı sürdürüyoruz. Komisyona giden raporları da gördüm ben, burada da 4 kişilik bir aile. Basının önünde bir yanlış ifade söz konusu olmuş. Orada bir yanlış anlaşılma oldu. Türk-İş önerisi yine aynı. Bugüne kadar Türk-İş hiç rakam telaffuz etmedi. Biz Devlet İstatistik Kurumu’nun belirlediği rakamın verilmesini isteriz. Geçen yıl 503 YTL olarak belirlendiğinde Devlet İstatistik Kurumu 600 YTL olarak belirlemişti. Biz rakam sunmayız. Oradaki rakamlara bakarız. Biz açlık sınırını belirleriz ona çekilmesi için uğraşırız.
- ‘Krizin faturasını işçiler ödemeyecek!’ deniyor. Peki Türk-İş bunun için neler yapacak?
Ankara’da yapılan DİSK ve KESK mitingine bende dahil olmak üzere bir çok sendikamız katıldı. Bunun ortak olmayışının nedeni zamanlama sorunuydu. Bu konuda iş birliği konusunda geç kaldık. Önümüzde günlerde ortak bir miting yapacağız. Hak-İş hariç bütün sendikaların katılımı ile daha büyük bir miting yapmayı planlıyoruz. Bu konuda diğer sendikalar ile de görüşeceğiz.
(İstanbul/EVRENSEL)
Ücretleri düşürerek krizden kurtulma fikri ahmakça olur
- Krizin etkileri Türkiye’de de yoğun bir şekilde yaşanmaya başladı. Bunun, asgari ücretin belirlenmesinde etkisi olur mu?
Asgari ücreti belirleyen faktörler çok farklı. Aslında hiç etkilememesi gerekiyor. Doğrusu budur. Çünkü asgari ücretin temel kriteri Anayasa’da yer alan maddedir. Bu yıl ülkede kriz vardır asgari ücreti düşük tutalım gibi bir şey söz konusu olamaz. Asgari ücreti belirleyen faktörlerin devletin kurumlarının belirlediği yaşam koşulları olması gerekiyor, kriz belirlememeli. Ancak zaman zaman işverenler hükümetlerinde desteğini alarak fırsatçılık yapıyorlar. Kendi lehlerine bir şeyler çıkartmaya çalışıyorlar. Bu dönemde bunun için gayret göstereceklerdir. Bir kere sosyal sorumluluğu görmezden gelmemek gerekiyor. Bu dönem asgari ücreti düşük tutma gibi bir durum söz konusu olursa sosyal patlama olur. Bu kriz sadece işyerlerini ve işverenleri vurmuyor, en çok işçileri vuruyor. İşsiz kalacaklar aileleriyle sorunlar yaşayacaklar, ruhsal sorunlar yaşayacaklar. Bunlar yaşanmaya da başlandı. Kredi kartına borçlanmış 750 bin civarında çalışan olduğunu da düşünürsek ücretlerde düşüş yaparak krizden kurtulma fikri en kibar söyleyişle ahmakça olur. Krizin faturasını çalışanlara ödetmek yerine sosyal devlet olmanın sorumluluğunu yerine getirip çalışanın durumunu daha iyi noktaya getirmek gerekiyor. Eğer insanlar araba alamazlarsa ne olacak fabrika? Kapanacak, işçiler atılacak. İşverenler biz işçi çıkartarak tasarruf yapıyoruz diyecek. Örneğin bir televizyon fabrikasının patronu böyle dedi ve bir bölüm işçiyi işten attı peki o işten atılan işçiler hangi parayla televizyon alacak? Ülke ekonomisi nasıl yürüyecek? Türkiye sadece çalışanların da kesinti yaparak ekonomiyi hiçbir şekilde düzeltemez tam aksine ücretlerini yükselterek düzeltebilirsiniz. İşçiye verilen paralar yine piyasaya giriyor. | |
|
|
|
|
|