Giriş sayfası yap | Favorilere ekle
Anasayfa
Güncel
Ekonomi
Görüş
İşçi-Sendika
Politika
Bölge
Dünya
Kültür
Toplum-Yaşam
Medya
Kırkyama
Mizah
Mektup
Spor
Dosya
Köşe Yazıları
Evrensel Hayat
Genç Hayat
İletişim
Bağlantılar
Arşiv
Metin Göktepe
Evrensel Avrupa
Eylül 2010
Pts
Sa
Ça
Pe
Cu
Cts
Pa
03
04
05
06
07
08
09
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
28/11/2008
ALBATROS
Ragıp Zarakolu
Yeter artık!
Adalet Bakanı [temizleyip yollamasak da, başımıza bela mı etseydik?] ve Savunma Bakanının [devletime katil dedirtmem!] peşpeşe gelen demeçleri, adeta işaret işlevi gördü ve Ergenekon soruşturmasından sonra sinmiş görünen mahut bir çevreyi, yeniden insanları linç etmeğe kalkışmaları için cesaretlendirdi.
MHP’yi bile “light” bulan ve parti içinde darbe yapmaya çalışan, ama bunda başarısız olan, militarist dayanakları da olan mahut çevre yeni linç hedefi olarak, Türkiye sol basınının duayeni ve efsane isimlerinden Doğan Özgüden’i seçti.
Ve bu çevre engizisyon yargıcı kesilerek Türkiye Gazeteciler Cemiyetini sıkıştırma cüretini bile gösterdi. Sözde gazeteci geçinen birileri, hem sorgucu, hem savcı hem de hakim kesildiler. Bazı avukatların, bazı hukuk adamlarından talepleri “emir” kabul edildiğine göre, bunda pek şaşacak bir şey olmamalı. Avrupa Parlamentosu çatısı altında yapılan Dersim 38 Paneli, militarizmin ve yardakçılarının yeniden savaş tamtamlarını çalmalarına neden oldu. Aynı merkezden servis edilen saldırgan ve halkın meşru temsilcilerini hedef alan ideolojik bazlı sunum, en basit habercilik ilkelerini bile fütursuzca çiğneyerek bir çok apoletli medya kanalından akıtıldı.Bir zehir gibi. İnsanlar açıkca hedef gösterildi. Bu paneli gazeteci olarak izleme dışında bir edimi olmayan Doğan Özgüden’in hedef seçilmesinin nedeni ise, Dört demokratik ve yasal kuruluşun bu panel vesilesi ile yayınladıkları ortak bildiri idi. Bu bildiriden hemen sonra, onu hedef gösteren bir kampanya başlatıldı. Gazeteciler Cemiyeti Sekreterinin, bu kerameti kendinden menkul gazeteci kılıklı engizisyon mübaşirine, telaşa kapılarak hesap vermesi, hatta ondan “delillerini” sunmasını istemesi, “gereğinin yapılacağını” söylemesi, bizleri hayretler ve utanç içinde bıraktı, TGC Basın Özgürlüğü Ödülünü almış biri olarak.
Sözde gazetecinin TGC’ne yönelik “sorgu tutanağını” soru ve cevapları ile aşağıda sunuyorum:
“Yeniçağ: Celal Bey. TGC’nin verdiği Burhan Felek ödülleri ile ilgili olarak aradım sizi. Doğan Özgüden’e yönetim kurulu kararıyla teşekkür belgesi verilmiş. Kendisine ulaştırılmış. Yönetim kurulu’nda siz de bulundunuz. Bu belgenin gerekçesini öğrenebilir miyim?
Celal Toprak: Burhan Felek gazetecilik ödülleri diye bir şey yok.
Yeniçağ: Ne var?
Celal Toprak: Burhan Felek Onur Ödülleri diye geçiyor sanırım. Ödül de değil de. Burhan Felek ile ilgili bir ödül yok.
Yeniçağ: Var, veriliyor her sene.
Celal Toprak: Hayır, Sedat Simavi ödülleri diye veriliyor . Yok Burhan Felek ile ilgili bir ödül mekanizması.
Yeniçağ: Emin misiniz Celal Bey? Siz Cemiyet Genel Sekreteri değil misiniz?
Celal Toprak: Genel sekreteriyim ama beni şaşırtıyorsunuz siz.
Yeniçağ: Şaşırtmak için söylemiyorum. Gerçekten var.
Celal Toprak: Şöyle; ödül verilmiyor. 50 yılı geçmiş olan gazetecilere şeref plaketi veriliyor. Yarışma değil yani.
Yeniçağ: Tamam. Ama Doğan Özgüden’e de ödülden ayrı verilmiş bir teşekkür belgesi var.
Celal Toprak: Yo. Hiç kimseye hiçbir şey verilmedi bu sene.
Yeniçağ: Ama TGC verildiğini açıkladı. Sizin de imzanız var belgenin altında.
Celal Toprak: Allah Allah... Teşekkür belgesi mi vermişiz? Ne diye vermişiz? Yeni mi vermişiz? Allah Allah. Ben şunu bir sorayım size tekrar dönerim. Numaranızı verirseniz.
Celal Toprak: Selda Hanım. Geçen sene verilmiş bir plaket bu. Geçen sene 80 üyemize biz 70 yaşını geçmiş 50 yıldır basında hizmet veren üyelerimize teşekkür plaketi verdik. Teşekkür belgesi yani. Geçen yıl verdik ama.
Yeniçağ: Evet. Ödül töreni 2008 Mayıs’ta
yapıldı.
Celal Toprak: Yok ya. Geçen sene yapıldı. Aralık falandı herhalde. Basın hizmet ödülü değil bu. O çerçevede verilmiş bir belge tamam mı? Ödül ile ilgili jüri oluşuyor. Belgeye de yönetim kurulu kararı veriyor.
Yeniçağ: Herkese mi veriliyor?
Celal Toprak: Herkese verdik. 80’e yakın üyemize verdik.
Yeniçağ: Bu kıstaslarda gazeteci sayısı çok daha fazladır sanki Türkiye’de. Değil mi?
Celal Toprak: Yo bizim üyemiz bu kadardı hepsine verdik. Basın hizmet ödülleri farklı ama. Bu yıl 10 kişi aldı mesela. Onun jürisi farklı. Ayrı bir kuralı yönetmeliği var. Bunu yönetim kurulumuz anlattığım kıstaslara uygun üyelere verdi.
Yeniçağ: Doğan Özgüden’in 50’ye yakın davası var. Türkiye ye gelemiyor. Bu yönetim kurulunun kararını etkilemedi mi? Tartışıldı mı kurulda?
Celal Toprak: Bir sürü gazeteci ile ilgili dava açılıyor. Çeşitli görüşmeler yapılıyor. Farklı nedenlerle dava açılan üyelerimiz var. Biz basın özgürlüğü ile ilgili davası olanlara sahip de çıkıyoruz. Ve o davalar netleşmedi sanıyorum.
Yeniçağ: Gelemiyor ki Türkiye’ye
Celal Toprak: Ayrı gelemiyor da...
Yeniçağ: Gelmesi durumunda tutuklanacak.
Celal Toprak: Bildiğiniz bir şey yok değil mi bu konuda?
Yeniçağ: Mahkeme kararı var
Celal Toprak: Türkiye’de mi? Var mı karar? Neyle ilgili?
Yeniçağ: TSK’yı aşağılama.
Celal Toprak: Anladım... Bize yardımcı olursanız sevinirim. Elinizde varsa o karar bize gönderirseniz. Kararla ilgili belki yönetim kurulunda işleme koyarız onur kuruluna sevkedebiliriz. Onur kurul üyelikten düşürmeye veya devamına karar verebilir. Yardımcı olursanız sevinirim.”
Hiç bir gazetecilik ve hukuk nosyonu olmayan çaylak, sözde gazeteci, tarihi bir gazetecilk kurumunu böyle sorgulayabiliyor, çok acı. Doğan Özgüden Türkiye basınının efsane isimlerinden biri. Akşam’ı Akşam, Çetin Altan’ı Çetin Altan yapan yayın yönetmeni. Yaşar Kemal ve Fethi Naci ile birlikte ANT dergisinin ve yayınlarının kurucusu. TİP’in her iki dönemde en aktif yöneticilerinden. 1971 ve 1980 darbelerinin “Kara Kitap”larını yayınlayan cesur demokrasi ve insan hakları savunucusu.
Türkiye solu yedirtmez onu size. Onları hiç bir zaman yalnız bırakmayan bu cesur aydınları, insan hakları savunucularını.
Vah, yavrum, hakkında gıyabi tevkif varmış, ona nasıl plaket verilirmiş? Miş, miş… Vah, yavrum, yargıyı yaptı, hükmü verdi de, elinden gelse ipi de çekecek. Evet, bu karar var, ama Türkiye’nin ayıbı olarak.
Sevgili acemi gazetecim, niye bu tevkif kararı biliyor musun?
1971 askeri darbesini ele alan bir yazıdan dolayı.
Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin nasıl katledildiğini anlatan bir yazıdan dolayı. Gazeteci, yazar Emin Karaca aynı davada mahkum edildi, “Sintinenin Dibinde” başlıklı yazısından dolayı. Karaca bu yazısında Türkiye demokrasisinin ve solunun hep sintinede tutulma kaderinden bahseder. Büyük ozan Nâzım Hikmet, 1938’de tutuklanarak, once bir geminin tuvaletine, daha sonra boğucu havası olan, en dip sintine denilen bölümüne konulmuştu..
Suç: Cuntacı, İnsanlığa karşı suç işlemiş generalleri eleştirmek.
Bu da ülkemde artık suç haline geldi. 1915’i konuşturmayın, 1938’i konuşturmayın, 1971’i konuşturmayın, 1980’i konuşturmayın!
Yok öyle yağma.
Her şey konuşulacak BU ÜLKEDE!.
Dersim’de anansız babasız bırakılan kaç çocuk, oraya buraya evlatlık verildi biliyor musunuz? Kaç bin yetim? Köklerinden koparıldılar. Amerikalılar da, Kızılderilileri, vahşi diye eşkiya diye katletti değil mi? 70 yaşında insanlar hala kardeşlerini arıyor biliyor musunuz? Aynı Arjantin’in kayıp çocukları gibi. Hoşunuza gitmiyor değil mi bütün bunların konuşulması. Bir suçüstü yakalanma korkusu yaratıyor sizlerde.
Dersim’i bir başka savaş yetimine bombalatmak, ne harika bir fakir, ne kahramanlık!
Doğan Özgüden, Koçgiri kasabı. İzmir’i yakan, kendini “fatih” sanan Sakallı Nurettin Paşanın iğrenç bir biçimde bir eşkiya sürüsüne linç ettirdiği gazeteci Ali Kemal’in adı anılarak, alenen tehdit ediliyor.
Neredesiniz ey basın mensupları.
Ali Kemal’in asıl suçu, insanlığa karşı suç işlemiş tehcir sorumlularını tutuklatmaktı, Milli Mücadeleye karşı çıkmak değil. Onlar 150’likler olarak sürgüne yollandı. O da yollanırdı pekala. Ali Kemal ise, “Artin” adı takılarak linç ettirildi, 1915 trajedisini soruşturmaya kalkıştığı için Bir gün bu ülkede onun heykeli dikilecek. Türkler onunla onur duyacak, “içimizden cesur insanlar çıktı” diyerek, Almanların bugün Schindler’ler ile öğünmesi gibi.
Aşağıda 4 farklı kültürden insanların, kıyımlara ve inkara “Yeter Artık!” başlıklı bildirisini koyuyorum. Basın özgürlüğü ve yurttaşların bilgi edinme özgürlüğü adına:
Böylesi Türkiye yetti artık!
13 Kasım 2008’de Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda yapılan Dersim Konferansı’na paralel olarak
Belçika’daki Türkiye kökenli çeşitli topluluklara mensup beş kuruluş bir ortak bildiri yayınlamışlardır.
İngilizce ve Fransızcası daha önce dağıtılmış bulunan ortak bildirinin Türkçesini de, talepler üzerine, aşağıda sunuyoruz:
Anadolu 3 bin yıldır sayısız halkların anayurdu ya da geçiş yeri olagelmiştir. Bu topraklarda Ermeniler, Asuriler, Grekler, Araplar, Kürtler, Türkler, Yahudiler, Zazaların yanısıra Lazlar, Çerkezler, Pomaklar, Yörükler gibi çok sayıda başka azınlıklar da yaşayagelmiştir.
Bu halkların kimisi çoğunlukla apostolik hristiyanlığı, kimisi de ya Roma hristiyanlığını, ya ortodoksluğu, ya nasturiliği ya da keldaniliği seçmiştir; halkların bir başka bölümü de islamın sünni, şii ya da alevi kollarını benimsemiştir; bir başka bölüm ise yezidiliğe, zerdüştlüğe ya da şaman inançlarına bağlılığını sürdürmektedir.
Bu birlikte yaşam, doğal olarak zaman zaman şiddet içeren çatışmaları, fakat daha önemli düzeyde de kültürel bir yakınlığı ve etnik kaynaşmayı beraberinde getirmiştir. Bu yakınlaşma ve kaynaşmadır ki, ırksal ve dilsel arınma üzerine kurulu tüm ideolojilere direnişi sağlamıştır. Türkiye’nin günümüzdeki nüfusunun ezici çoğunluğu farklı kökenlerin karışımından oluşmaktadır. Ne var ki, Osmanlı ïmparatorluğu ve onu izleyen Kemalist Türkiye Cumhuriyeti, ülkenin bu karmaşık etnik kökenli yapısını, halkların kimliklerini inkar eden ve Türk ırkının yüceliğini esas alan bir doktrinle yeniden biçimlendirmeye kalkışmıştır. Bu faşizan düşünce, ülke yöneticilerini, aşağıda en önemlileri belirtilen kitlesel cankırımlarını işlemeğe yöneltmiştir:
- Ermeni ve Asuri-Keldani soykırımı (1915-1916)
- Kürtleri, Alevileri ve Kızılbaşları hedef alan Koçkırı Katliamı (1919-1921) -Greklerin anayurtlarından gaddarca sürülmesi (1923-1924)
- Şeyh Sait Ayaklanması’nın ardından Kürt ve Asuri Katliamı (1925-1928)
- Dersim’de Kürt, Alevi ve Kızılbaş Katliamı (1935-1938)
- Irkçı yasalar ve Ermeni, Yahudi, Grek sürgünü (1942)
- İstanbul ve İzmir’de Grekleri, Ermenileri ve Yahudileri hedef alan pogromlar (1955)
- Kürtlere karşı savaş (1984’ten beri)
Unutmamak gerekir ki, kuruluşundan beri Kemalist Cumhuriyet, hangi etnik kökenden olursa olsun, Türk demokratları da dahil, tüm baskı rejimi karşıtlarını sürekli hedef alarak ezegelmiştir. Son onyıllarda, Ankara’nın aşırı milliyetçi ve inkarcı siyaseti, Avrupa ülkelerindeki Türk göçmenleri de rehine alarak, onları, bazı yerli politikacıların da suç ortaklığıyla, Ermeni, Asuri ve Kürt topluluklarına karşı kışkırtmaktadır. Nefret temeli üzerine kurulu bu ideoloji ve onun kahredici uygulamaları karşısında Anadolu halkları:
- Her türden ırksal ve dinsel üstünlük fikrini reddeder ve tüm Türkiye vatandaşlarının temel haklarına olduğu gibi bu devlet içinde yaşayan halkların kollektif haklarına sonuna kadar sahip çıkar;
- Türk Devleti’nin dayattığı monolitik bir Türkiye düşüncesini reddeder, aksine, devleti Anadolu halklarının etnik zenginliği ve çeşitliliğinden gurur duymağa çağırır;
- Yine Türk Devleti’nin, geçmişte insanlık dışı uygulamalar yapılmış olduğunu teslim edip bunların inkarı ya da övülmesi çabalarına son vermesini, bu uygulamaların kurbanlarının haklarını ve onurunu yeniden tanımak suretiyle bizzat kendisini de ihya etmesini talep eder;
- Türkiye’nin demokrasi yolunda ilerlemekteki yeteneksizliğinin, doğu illerindeki ekonomik ve sosyal geri kalmışlığın doğrudan doğruya bu devletin kendi vatandaşlarına karşı sürdürdüğü savaştan kaynaklandığına inancını belirtir; Türkiye’nin geçmişte işlemiş olduğu ve bugün de işlemeye devam ettiği tüm suçları tanıyıp takbih ederek bunları bir daha işlemeyeceğini taahhüt etmesini, çeşitlilikte birlik olan azınlıklarına ve demokratik güçlerine saygılı demokratik bir devlete dönüşmesini sağlama yolundaki siyasal mücadeleyi sürdürme kararlılığını teyid eder.
Belçika Demokrat Ermeniler Derneği, Belçika Asuri Dernekleri, Brüksel Kürt Enstitüsü, Avrupa Ermeni Federasyonu, Info-Türk Vakfı
Anasayfa | Güncel | Ekonomi | İşçi-Sendika | Politika | Bölge | Dünya | Kültür | Toplum-Yaşam | Medya | Mizah | Mektup | Spor | Dosya | Köşe Yazıları
Evrensel Hayat | Genç Hayat