|
|
|
|
|
|
11/11/2008
Kapitalizm
Son birkaç aydır kimileri kapitalizmin sonunun geldiğini düşünürken kimileri de bu krizden daha öncekiler gibi çıkılacağını ve bu sorunun atlatılacağını söylüyor. Burada önemli olan, kapitalizmin sonunun gelip gelmemesinden çok bizim kapitalizme karşı duruşumuzun nasıl olması gerektiğidir. Ya da kapitalizmin bizim yaşantımızdaki yeri nedir, onu tahlil etmemiz gerektiği düşüncesindeyim. Olaya şöyle basit tahlillerle başlamak istiyorum:
Türkiye’de şu an için aktif olarak 40 milyon civarında sigara kullanan insan var. Günde 2 dolardan yılda 30 milyar dolar civarında olan ve sadece Türkiye’den çıkan bu para, kapitalizmin kucağına akıp gitmekte. Amerikan sigara istatistiklerine bakıldığında Türkiye, ABD’nin en fazla sigara ihraç ettiği ülkeler arasında 8. sırada bulunmakta ve işin düşündürücü kısmı, Türkiye dünya tütün üretiminde Amerika’nın Virginia eyaletiyle beraber dünyada ilk 2-3. sırada. Çok sayıda zararının tespit edildiği sigara içmeyi, vatandaşları için -nerede ise- suç sayan ABD, ünlü sigara markalarıyla, diğer ülke insanlarını zehirlemeye devam etmekte ve sigara ihraç ettiği ülkeleri reklam bombardımanına tutarak kapitalizmi başka bir kolundan da tutarak yürütmeye devam etmektedir.
Yıllardan beri okullarda Türkiye’nin geçim kaynağı olarak tarım ve hayvancılık anlatılır bizlere. Ama gel gör ki şu anki konumda ektiğinin karşılığını alabilen çiftçi de, hayvanın etinden, sütünden, derisinden faydalanamaz hale gelmiş köylü de kapitalizmin acımasız kuralları karşısında çaresiz kalmıştır. Ülkemizdeki tarım politikalarının yıllardır çiftçiden yana değil de tarım-gıda tekellerinden yana olması, tekellerin gereksinimlerine göre ve onların belirlediği koşullarda ihraç malları üretimine geçilmesi kanımızı emen kapitalizmin göstergeleridir. Şeker pancarını verip tatlandırıcıların ithal edilmesi, tütünü verip sigara ithal edilmesi, aynı şekilde pamuğun, çayın ve daha birçok buna benzer tarım ürününün ithal edilmesi, IMF ve Dünya Bankası reçetelerinin uygulandığı bizim gibi azgelişmiş ülkelerde, sonuçta kendi kendilerini besleyemeyen bir konuma gelmesine ve net gıda maddeleri ithalatçısı olmasına sebep oldu. Buna karşılık, dünyada gıda üretimi ve dağıtımını bir avuç şirket kontrol etmeye başladı. Bu da kapitalizmin dünya üzerindeki hegemonyasının devam etmesini sağlıyor.
Türkiye’nin, borun dünyada yüzde 70’ine yakın rezervini barındırdığı bilinmektedir. Türkiye’den sonra ikinci kaynak ülke ABD olup, dünya rezervlerinin yüzde 13-24’ü arasında bir payı olduğu bilinmektedir. Ancak ABD, boru uzun süredir endüstrinin çeşitli alanlarında -ve savaş sanayisinde- kullanmakta olduğundan, yakın gelecekte bor rezervlerinin tükenmesi tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu için ABD, kalan bor madenlerinin bir kısmını “stratejik rezerv” ilan ederek çıkarılmasını durdurmuştur. Bu stratejik rezervi durdurmasına karşın, Türkiye’den bor alımını artırmıştır. Bunun sonucunda Türkiye gibi azgelişmiş ülkelere kozmetik ürün, diş macunu, seramik ve ahşap ürünleri vb. birçok alanda kullanılan ürünleri ithal ederek, kapitalizmi devam ettirmeye, kan emmeye, sömürmeye ve benliğini sürdürmeye devam etmektedir.
Sonuç olarak emekçiler ve beraberindeki örgütler, gelecek adına oynanan oyunların farkına varıp bizi sömürmesine izin vermeme noktasında, işçisiyle, köylüsüyle, işsiziyle, memuruyla, esnafıyla; Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkeziyle kapitalizme karşı sonuna kadar mücadele etmelidir.
İnan Bulut (Nazilli/AYDIN) | |
|
|
|
|
|