www.evrensel.net
|
emek.net
|
arşiv
|
linkler
|
posta
Emek Dünyası
____
İhsan Çaralan
Sermaye, milliyetçilik ve ‘çadırkent’
Bilin
____
Enver Şat
GAP’ı gapıyorlar
Fransa Notları
____
Yıldız Eren
Deprem felaketi ve Fransız kamuoyu
Emek Dünyası
..........
İhsan Çaralan
Sermaye, milliyetçilik ve ‘çadırkent’
Felaketin büyüklüğü, “Allah’ın takdiri” ile geçiştirilmesini mümkün kılmadı. Bu yüzden de herkes kendi niyetini de söylemek zorunda kalıyor.
Başbakan, onca yerli gazete, gazeteci, sayısız görevli ve yüzbinlerce Türkiye Cumuhuriyeti vatandaşı varken, 7000 mil ötedeki New York Times başyazarını kendisine tanık göstererek kendisini, hükümeti ve devleti temize çıkarmak için debeleniyor.
Birinci görevi vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak olan Cumhurbaşkanı da müteahhitlerin avukatlığına soyunuyor.
Nerde açık bir 200 metrekarelik alan görse, oraya iki daire üstüne 7-8-10 katlı binalar dikmeyi kendisine vurgun kapısı edinen yap-satçı müteahhit takımının sarsıntı karşısında kül haline dönüşen binalardaki rolü ortadayken, bu eski müteahhit, Amerikan Morisson inşaat firmasının Türkiye temsilcisi, eski meslektaşlarını savunuyor: “Müteahhit mi yıktı binaları? Deprem yıktı. Öyleyse müteahitten değil, depremden şikâyetçi olacağız.”
Mantığa bak! Aristoteles’in ortaçağdaki çömezleri bile bu mantığa şapka çıkarırdı.
“Aşağı doğru” indikçe devlet erkânının karakteri ve kalitesi daha çok kendisini gösteriyor. Sağlık Bakanı; “yabancı yardım” istemiyor! “Türkiye’nin uluslararası tahkime açılması”na imza atan, vatana ihanet suçundan hiç rahatsız olmayan Sağlık Bakanı’nın; yabancılardan “depreme yardım” gelmesi, “kanına dokunuyor”. İsrailli bir Yahudi gönüllünün enkazdan insan kurtarması Bakan’ı rahatsız ediyor da; İsrail’le askeri işbirliği nedense hiç rahatsız etmiyor. Hele Yunanistan’dan kan yardımı gelmesi ihtimali Bakan’ın tüylerini diken diken ediyor. Çünkü Bakanımız, Bahçeli ve Ecevit’e yakışır, katıksız bir Türk milliyetçisi!
Bir adım “aşağı” inildiğinde, bu zihniyet; depremzedelere yapılan “gönüllü yardımların engellenmesi”ne dönüşüyor. Sağlık Bakanı’ndan başlayarak “gönüllü yardım” edenler “şov yapmakla”, “devleti küçük düşürmekle” suçlanıyor. Bu tespiti duyan il emniyet amirleri, “kriz masası sorumluları”, “gönüllü yardımcılar”ın peşine düşüyor. Ve depremzedelere gönüllü yardıma koşanlar, “şüpheli vatandaş” muamelesi görmeye başlıyor.
Kocaeli’nin Körfez ilçesinde EMEP’in ve Ören Buluşması önlenen gençlerin kurduğu “çadırkent” de bu “devlet düşmanı” “gönüllü yardımcılar” kategorisine alınmaktan kurtulamıyor. Ne “çadırkent”te 1000’in üstünde depremzedenin barınıyor olması, ne burada kurulan revir ve eczane hizmetlerinden çadırkentte kalanlar dışındaki depremzedelerin de yararlanıyor olması, “devletin çadırkente ilgisini yumuşatmıyor”. Toplanan gıda yardımı, tipik “yağmacı mantığı” ile; ihtiyacı olan-olmayan gözetmeden birkaç saat içinde dağıtılıp çadırkentin “yaşama damarları” kesilmek isteniyor.
Cumhurbaşkanı’nın “savunması”, “şerefsiz müteahhitleri” aklamadığı gibi, New York Times’in başyazarının ezbere yazılmış yazıları da Ecevit’i ve hükümetini kurtaramıyor. Ya da “yabancı yardımlar”ın engellenmek istenmesi, Sağlık Bakanı’nın “milliyetçilik notu”nu da yükseltmiyor.
“Yukarıdaki” zihniyetin bir devamı olarak, illerdeki bürokrasinin “gönüllü yardımlar”a el koyup “gönüllü yardımcıları” dışlamaya çalışması ya da EMEP’in “çadırkenti’nin engellenmeye çalışılması, bu zihniyetin bizzat çadırlarda yaşayanlar tarafından görülmesini de kolaylaştırmaya yarıyor. Dahası, toplumun her kesiminden çadırkente yardım ve destek yağıyor olması, “gönüllü yardımı” bürokrasinin labirentlerinde boğmak isteyenlerin heveslerini kursaklarında bırakacak gibi görünüyor. Çünkü, “çadırkent”te yaşamaya başlayan “her görüşten”, ama emekçi ve deprem felaketine uğramak gibi önemli ortak yanları bulunan kişiler, depremden sağ çıkarak “yeniden doğdukları”nı düşünüyor ve yeniden belki de eskisiyle ciddi farklılıkları olacak olan bir yaşama yöneliyorlar.
Kısacası, olayların içinde yaşayan milyonlarca kişi gerçekleri kendi gözleriyle görüyor. Devletin, hükümetin ya da bu kurumları temsil edenlerin bütün gayretinin gerçeği saklamak olduğu herkesçe görülürken, “doğal deprem”in yarattığı toplumsal sarsıntı bir “toplumsal uyanış”ın tohumlarının hızla yeşerdiğini de gözler önüne seriyor.
Başa dön
Bilin
..........
Enver Şat
GAP’ı gapıyorlar
GAP projesinin her fırsatta Türkiye’nin gözbebeği olduğu dile getirilmiştir. Hatta “Bu proje benimdir”, “Hayır benimdir” gibi polemiklere de neden olan bir projedir. Bu polemiklerden birinde o zamanın parti lideri olan şimdiki cumhurbaşkanımız “GAP’ı gaptırmam” demişti. Fakat görünen o ki GAP’ı gapıyorlar. Hem de ayaklarını yere bile değdirmeden gaptıkları gibi gaçıyorlar. 2 Ağustos sayılı Radikal gazetesinde İsmet Demirdöğen’in haberine bir göz atalım.
“ABD’liler, GAP’ta pay kapabilmek ve geniş arazilerde Amerikan modeli sığır çiftlikleri kurmak için yoğun kulis faaliyetine girerken, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, önerilen projeye yeşil ışık yaktı... ...Kuzey Amerika’daki örneklerine uygun kurulacak çiftliklerde Amerikan sığırları yetiştirilecek. Bunun için 8000 buzağı, 1000 damızlık ve 120 boğa ithal edilecek... ...Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ve bölgede bulunan geniş araziler Amerikalıların da iştahını kabarttı. Eski adı Devlet Üretme Çiftlikleri (DÜÇ) olan Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM)’ne bağlı başta Ceylanpınar olmak üzere çiftliklere ve geniş arazilere göz diken Amerikalılar, buralarda sığır çiftlikleri kurmak için Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nı ikna etmeyi başardı. Bakanlık, Amerikalılarla ortak şirket kurmak ve 40 yıl süreli kiralama yöntemiyle et ve süt çiftlikleri oluşturulmasına izin verme aşamasına geldi...
...Bu girişime destek veren ABD’nin Ankara Büyükelçisi Marc Parris de bakanlığı ziyaret ederek kulis yaptı. Parris, projenin benimsenmesinin iki ülke arasındaki işbirliğinin gelişmesine katkıda bulunacağını söyledi...
...Türkiye’de hayvancılık son yıllarda önemli ölçüde geriledi. Türkiye’de bir ineğin ortalama karkas ağırlığı 140 kiloyla, 210 kiloluk dünya ortalamasının altında. Aralarında İsrail’in de bulunduğu ileri ülkelerde bu rakam 450 kilo. Süt veriminde ise durum daha kötü. Türkiye’de bir ineğin yıllık ortalama süt verimi 1200, dünyada 3600 kilo. Yine aralarında İsrail’in de bulunduğu gelişmiş ülkelerde bir inekten yılda ortalama 8000 kilo süt elde ediliyor. Ancak aynı süt veriminin Türkiye’de elde edilmesi hayal değil. Çünkü Türkiye Kalkınma Vakfı’nın önderliğinde Dünya Bankası’nın İsrailli uzanlarının yol göstericiliğiyle 1978-1980’de Diyarbakır’da kurulan çiftlikte 305 günde 9500 kilo süt verimine ulaşıldı. Ancak daha sonra politikacıların yerli yersiz müdahaleleri üzerine Dünya Bankası projeden desteğini çekti.”
Şimdi bu haberi okuduğunuzda hâlâ kalkınmakta olan bir ülke olduğunuzu düşünebiliyor musunuz? Ya da bağımsız olduğunuzu düşünebiliyor musunuz? Üstelik İsrail’in geliştirdiği inekler Urfa’dan götürülen damızlıklarla olmuştur. Çünkü İsrail ile Urfa’nın iklimleri birbirine yakındır. ABD’nin iklimi acaba GAP bölgesine uygun mudur? Bu Amerikalı inekler ölürse bunun zararını kim çekecektir? Bunlar bile sorun olacaktır. Şimdi ben vatandaş olarak tahkimin kabul edildiği bu koşullarda GAP bölgesindeki bu uygulamayı hangi mahkememle durduracağım? Emperyalistlerin ülkemizin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürmesine hangi yargı ve hukuk sistemiyle karşı duracağım? Bize ait bu toprakların üzerinde 40 yıl gibi uzun bir süre emperyalistler neden söz sahibi olsunlar ki? 40 yıl ABD ile dost kalacağımızı kim garanti ediyor? İleriye dönük olarak baktığımızda tarımın ve temiz suyun önümüzdeki yüzyılda önemi oldukça fazla olacaktır. Ben elimdeki bu iki önemli gücü, neden birtakım yabancı ülkelerin hizmetine sunayım ki? Bize ait topraklarda kendi başımıza sığır yetiştiremeyecek kadar aciz bir halk mıyız? Hayır. Aciz bir halk olsaydık 1978-1980 yılları arasında Diyarbakır’da kurulan çiftlikte 305 günde 9500 kilo süt verimine ulaşılır mıydı? Demek ki bu tür uygulamalar çaresizlikten değil, emperyalist efendilere bağımlılıktan yapılmaktadır. Oysa kendi öz gücümüze ve potansiyelimize baktığımızda emperyalistlere kesinlikle ihtiyacımızın olmadığını görürüz.
Buradan deprem nedeniyle halkımıza baş sağlığı dilerken, yaralarımızı sarmaya çalışan bütün insanlarımıza saygı ve selamlarımı gönderiyorum. Bir tarafta, depremlerde halkı diri diri toprağa gömüp ölüme terk eden tahkimciler, diğer yanda ise; halkımızın yaralarını sarmak için Derince’de ve diğer deprem bölgelerinde canla başla çalışan gençler. İşte ülke geleceğine sahip çıkanlar, dünya barışı için Ören’de bir araya gelmesine izin verilmeyen, yürekleri yurt ve halk sevgisiyle dolu bu gençlerimizdir. Çünkü onlar depremlerde, grevlerde hep işçinin, emekçinin, yani halkın yanında yer almışlardır, alacaklardır.
Başa dön
Fransa Notları
..........
Yıldız Eren
Deprem felaketi ve Fransız kamuoyu
Marmara Bölgesi’nin önemli bir kısmını yerle bir eden, binlerce evin yıkılmasına, on binlerce insanın yaşamını yitirmesine ve yaralanmasına yol açan büyük deprem felaketi, bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Fransa’da da geniş yankılar yarattı.
Felaketin görüntüleriyle irkilen ve bir şeyler yapmak için çırpınanlar, sadece burada yaşayan Türkiyeli işçi ve emekçiler değildi. Fransız halkı, çeşitli kitle örgütleri ve insani yardım kuruluşları hemen harekete geçtiler.
İlk anda deprem bölgesine ulaştırılan acil kurtarma ekiplerinin yanı sıra, halkın acılarının ancak halkların destek ve dayanışmasıyla sarılabileceği bilinciyle ülke çapında kampanyalar açıldı. Fransa’da yaşayan yaklaşık 300 bin Türkiyeli ise, gelişmeleri çoğu kez çaresizlik içinde, televizyon ekranları karşısında endişe ve öfkeyle izlediler.
Bir taraftan acil yardım ulaştırmak için çaba sarf edilirken, diğer taraftan ekrana yansıyan çaresizlik, organizasyonsuzluk ve halkın kendi kaderine terk edilmişliği karşısında utanç duyuldu.
Bu deprem felaketi, devleti yöneten burjuva temsilcileri ile halk arasındaki derin uçurumu çıplak bir şekilde gözler önüne serdi. Bir tarafta beton yığını altındaki yakınlarını herhangi bir malzeme ve destek olmadığı için çıkaramayan kişilerin feryatları işitiliyordu. Ama hemen ardından, demeç sırasına giren devlet büyükleri (!) “hiçbir ihtiyaçları olmadığını, her türlü araç ve gerecin ihtiyaç duyulan yerlere nakledildiğini” utanıp sıkılmadan söylüyorlardı.
Bütün bunları takip eden Fransız halkı ve Türkiyeli işçi ve emekçiler, bir kez daha işbaşındakilere öfke duyuyordu. Deprem felaketi karşısında medyanın durumu özel olarak tartışma götürüyordu. Bilindiği gibi, medya çoğu zaman kurulu burjuva düzenini ayakta tutmak, yöneticilerin yalan ve demagojilerini kitleler içinde yaymak işlevini görür. Ama bazen (özellikle de devletin şaşkınlığa düştüğü kaos dönemlerinde) farkında olmadan yararlı bir işlev de görebilir.
Türk özel televizyonlarının çoğu iki-üç gün boyunca böyle bir duruma düştüler. Ama depremin dördüncü, beşinci gününden itibaren, kendine gelen etkili kurumlar tarafından brifinglenmiş oldukları açıkça belli oluyordu.
Bu saf değiştirme, Fransız kamuoyunda da dikkat çekti. Fransız dostlar, sendikacılar, ilerici demokrat çevreler, buradaki Türkiyelilerin acılarına oldukça duyarlı davrandılar. İşçi derneklerine ve ilerici kişi ve kurumlara onlarca, yüzlerce mesaj ve destek telefonları yağdı. Çok kısıtlı bütçelerinden ayırarak, açılan hesap numaralarına katkıda bulunmaya başladılar. Böylesi bir dönemde gösterilen duyarlılık, işçi hareketinin bir kolunun duyduğu acılar karşısında gözler önüne serilen paylaşma ve ortak olma, başka bir özelliği gün ışığına çıkarıyordu.
Öte yandan, devletin buradaki temsilcilikleri tarafından idare edilen ve değişik gerici çevrelerin başlattığı kampanyalar da var. Böylesi her dönemde olduğu gibi, yine vurguncular, halkın acıları üzerinden para kazanmaya çalışanlar da türemiş bulunuyor.
Acı içerisindeki halkın duygularını sömürmek için harekete geçen bu kesimler, aynı zamanda asli görevleri olan devleti ve kurumlarını aklamayı da ihmal etmiyorlar. Toplanan yardımları devlet kanalıyla iletmek için özel bir çaba içinde olan bu yardakçılar, daha önceleri onlarca kez benzer vesilelerle toplanan yardımlarda vurulan vurgunların unutulduğunu sanıyorlar.
Bunun farkında ve bilincinde olan Türkiyeli işçi ve emekçiler ve Fransız ilerici-demokrat kesimler, toplanan yardımların Türkiye’de sendikalar ve kitle örgütleri aracılığıyla halka ulaştırılmasını talep ediyorlar. Gittikçe ağırlık kazanan bu eğilimle toplanan yardımların bizzat ihtiyacı olan kesimlere ulaştırılacağından kimse şüphe duymuyor.
Ülkelerinden kilometrelerce uzakta bu büyük felaketi hiçbir şey yapamamanın çaresizliğiyle izleyen Türkiyeli işçi ve emekçiler de, aynı zamanda bu çağdışı ve köhnemiş sömürücü burjuva düzene karşı öfke ve isyan duyguları daha da birikirken, düzenin hiç zaman kaybetmeden yıkılması için mücadelenin gerekliliği bir kez daha yerleşiyor.
Dünya ezilen ve sömürülen işçi ve halklarının yaşanan acı karşısında birbirine kenetlenmesi de, uluslararası proletaryanın aslında birbirine ne kadar yakın olduğunun ve böylesi zor dönemlerde bunun daha iyi hissedildiğinin başka bir göstergesi oldu.
Başa dön
Bize ulaşmak için;
Tel
: +90 212 665 69 36 (6 hat)
Fax
: +90 212 665 69 43 - 44
E-mail
:
posta@evrensel.net