www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Lübnan’da kriz derinleşiyor
Lübnan’da istifalar sürüyor. Son olarak Hıristiyan bir bakanın istifası Başbakan Sinyora’yı zora soktu

Oaxaca direnişinin ateşi harlanıyor
Meksika’nın Oaxaca eyaletinde 5 aydır süren halk eylemlerini örgütleyen çatı örgütü APPO’nun yerli üyesi, bölgedeki direnişin tüm saldırılara rağmen yükseldiğini söyledi

Filistin’de yeni hükümete doğru
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görevinden feragat etmeye hazırlanan Başbakan İsmail Haniye’nin, kurulacak “ulusal birlik” hükümetinin yeni başbakan adayı olarak, Prof. Muhammed Şubeyr’in adı üzerinde uzlaştıkları bildirildi. Haber, Şam’daki üst düzey bir Hamas yetkilisi tarafından da doğrulandı.


Lübnan’da kriz derinleşiyor
Lübnan’da Şii Hizbullah ve müttefiki Emel örgütü üyesi 5 bakanın istifasının ardından dün de Hıristiyan Çevre Bakanı istifasını sundu. Bu durum üzerine, Suriye yanlısı Cumhurbaşkanı Emil Lahud ise, hükümeti, istifalarla birlikte anayasal meşruiyetini kaybettiği konusunda uyardı.
Başbakan Fuad Sinyora’nın, Hizbullah ve Emel hareketlerinin bakanlarının istifalarını kabul etmediği, resmen istifa etseler bile hükümete katılmaları için ısrar ettiği bildirilmişti. Bakanların, Hizbullah’ın önerisiyle toplanan ve ulusal birlik hükümeti görüşmelerini sürdüren Lübnan siyasi partilerinin “başarısızlığa” uğraması nedeniyle istifa ettiği ifade edilmişti. Lübnan Hizbullahı, İsrail saldırılarının ardından, Başbakan Sinyora’nın saldırılara karşı “yeterli çabayı gösteremediğini” belirterek, başbakanın istifasını istemişti.
‘Meşruiyeti kalmadı’
Lübnan’da Suriye yanlısı Hizbullah ve Emel örgütlerine bağlı 5 Şii bakanın istifa etmesinden sonra dün de Hıristiyan bir bakan daha istifa etti. Resmi Ulusal Haber Ajansı, Hıristiyan Çevre Bakanı Yakub Sarraf’ın, Başbakan Fuad Sinyora’ya istifa mektubunu sunduğunu duyurdu. Mecliste bağımsız olarak yer alan Sarraf, Suriye yanlısı Devlet Başkanı Emil Lahud ve Hizbullah müttefiki olarak tanınıyordu.
Bu arada Lübnan Cumhurbaşkanı Emil Lahud, bakanların istifalarının ardından, hükümetin meşruiyetinin kalmadığını açıkladı. Lahud’un, Başbakan Sinyora’nın makamına gönderdiği mektupta, kabinenin, “tüm tarafların kabinede adil biçimde temsil edilmesini öngören” anayasaya göre meşruiyetinin kalmadığını belirttiği kaydedildi.
Lahud’un açıklamasının yasal olarak hükmü bulunmasa da, ülkedeki siyasi krizi derinleştirebileceği belirtiliyor. Sinyora ise konuyla ilgili açıklama yapmadı.
Hariri’nin iddiası
Lübnan’ın suikasta kurban giden eski Başbakanı Refik Hariri’nin oğlu Saad Hariri, Suriye ve İran’ı, Hariri suikastının soruşturulması için uluslararası bir mahkemenin kurulmasını engellemekle suçladı. “Suriye ve İran’ın uluslararası mahkemenin kurulmasını engelleme projeleri artık su yüzüne çıktı” diyen Hariri’nin açıklaması Lübnan’da Suriye yanlısı bakanların istifası üzerine geldi.
BM, cuma günü Hariri’nin suikastına karışanların yargılanması için kurulacak uluslararası mahkemeye ilişkin hazırladığı taslağı Sinyora hükümetine sunmuştu. Hizbullah ise, mahkemenin yapısına ilişkin tartışmaların sürmesinden yana.

Barışçı eylem çağrısı
Lübnan’da ulusal birlik hükümeti görüşmelerinin başarısızlığa uğramasının ardından Hizbullah, ülkenin tamamında barışçı eylem çağrısı yaptı. Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Şeyh Naim Kasım, eylem kararının, Hizbullah ile müttefiklerinin en önemli adımlarından biri olduğunu belirterek, “Bu, ilk adım. İleride başka adımlar da olacak. Bunları halen müttefiklerimizle tartışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Ulusal birlik hükümeti görüşmelerinin, Suriye karşıtı çoğunluğun, diğer siyasi grupların taleplerini geri çevirmesi nedeniyle başarısızlığa uğradığını belirten Kasım, “Süreç başarısızlığa uğradı, çünkü Suriye karşıtı kamp Lübnan hükümetinin, ülkedeki tüm grupları temsil etmesini istemiyor. Ülke için tek taraflı karar mekanizması olan bir yönetim öngörüyorlar. Fakat, biz buna göz yumamayız” ifadelerini kullandı.


Başa dön


Oaxaca direnişinin ateşi harlanıyor
Ron Jacobs
Meksika’nın tarihi bölgelerinden biri olan Oaxaca’daki halk işgalleri ve kitlesel gösteriler, polisin bu eylemleri zor yoluyla bastırmak istemesine rağmen sürüyor. Halka karşı sert önlemler alan ve muhalifleri baskıyla susturmaya çalışan Oaxaca Valisi Ulises Ruiz’in istifası ve kamu emekçilerinin ücret artışı ile işgüvencesi taleplerinin kabul edilmesi temelinde 5 ay önce sokaklara dökülen ve o günden beri kurdukları barikatlarla kentin kontrolünü elinde bulunduran Oaxaca halkının kurduğu çatı örgütü “Oaxaca Halk Kurultayı”nın (APPO) yerli üyelerinden Tomas Cruz, direnişin bugünkü durumunu, Oaxaca halkının taleplerini ve Ruiz yönetiminin, Oaxaca’ya yönelik tutumunu anlattı.
Ron Jacobs: Oaxaca’daki halk isyanını kısaca özetleyebilir misiniz?
Cruz: Oaxaca’da rüşvete batmış, vatandaşlarının haklarını hiçe sayan ve bunun için yasal dayanakları dahi kullanan bir politik sistemin çöküşüne tanık oluyoruz. Şu anki eyalet yönetimi iktidara geldiğinden bu yana, temellerini politik liderlere baskı yapmak, hatta onları ortadan kaldırmak üzerine kurdu. Bu tutumun bir sonucu olarak, 14 Haziran’da eğitim emekçileri tarafından yapılan geleneksel eyleme, güvenlik güçleri saldırdı. Ancak bu kez işler, yönetimin istediği gibi gitmedi. Daha sağduyulu ve örgütlü olan halk, öğretmen eylemlerine destek verdi ve hükümetin istismarına yanıt vermenin yollarını aradı. Bu, halkın yıllardır bıktığı uygulamalara karşı topyekün bir isyanıydı. Özellikle de ezilen yoksul nüfusun tepkisiydi.
Devlet güçlerinin saldırısının ardından, çabuk organize olan Oaxaca halkı ve bu halkın siyasi temsilcileri, “Oaxaca Halk Kurultayı” (APPO) adlı bir çatı örgütü kurdu. Devlet güçlerinin saldırılarına direnme kapasitesine sahip olan APPO’nun aynı zamanda, ülkedeki faili meçhul cinayetlerin sorumlusu Ölüm Mangaları’na direnme ve karşı durma tutumu içinde olması Oaxaca halkını daha da cesaretlendirdi. APPO’nun, Ölüm Mangaları’na dur diyebilmesi, büyük bir siyasi başarıydı ve aynı zamanda hareketin Oaxaca halkı tarafından daha da sahiplenilmesine neden oldu.
Ancak, devletin açık ve gizli güçlerinin saldırıları tamamen kesilmedi. Birkaç gün önce yine muhalif Amerikalı bir gazeteci ve beraberindeki iki kişi devlet güçlerinin silahlandırdığı kişilerce öldürüldü. Uluslararası baskılara dayanamayan hükümet, bu kez de federal güçler aracılığıyla eyalette katliamlara girişti. Kente yönelik saldırılarında 4 APPO eylemcisini öldüren, onlarcasını yaralayan federal polis, bir kadına da tecavüz etti.
Bu saldırılar karşısında APPO’nun sorumluluğu daha da arttı. APPO, Oaxaca Valisi Ulises Ruiz istifa edinceye ve siyasi düzen değişinceye değin eylemlerini sürdürecek.
Peki, APPO’nun yapısı nasıl? Bünyesinde kaç örgüt var?
Bu hareketin omurgası yoksul kesim tarafından oluşturuluyor. İşçiler, öğretmenler, öğrenciler, köylüler, ev kadınları, teknisyenler, yerliler, gönüllüler ve bölge eyaletlerinden gelen komşular dahi, tıpkı 1910 Devrimi’nin ruhunu taşıyor ve yıllar da sürse direnmeye kararlı gibi gözüküyor.
Oaxaca’daki direniş ateşi harlanıyor. Her yanımız polis ve askerlerle çevrili olsa da, bu ateş büyümeye devam ediyor.
Çünkü, bu insanların ortak yanı, yoksul olmaları, sürekli polis baskısı ve hükümet denetimi altında olmalarıdır. Bunlar, eyaletin en yoksul semtlerinde yaşayan insanlardır.
Bildiğim kadarıyla Oaxaca’daki saldırıların sorumlusu iktidardaki “Kurumsal Devrimci Parti” (PRI). Peki bu saldırılardan sadece PRI mı sorumlu, yoksa Oaxaca’daki durumun arkasında başka güçler de var mı?
Kesinlikle hayır. Sonu yakın olan PRI, Oaxaca’da en iyi bildiği işi yapıyor; saldırmak!
Peki abluka altında olan eyalette halk ihtiyaçlarını nasıl karşılıyor?
Harekete, tahmin edebileceğinizden çok daha fazla destek var. İsyan, hareketi destekleyen grupların ve toplulukların bağışları ve Meksika’nın diğer bölgelerindeki vatandaşların sağduyusu sayesinde devam ediyor. Bu konudaki en önemli araç, radyolarımız. Şu an elimizde sadece bir radyo istasyonu kalsa da, bu istasyon sayesinde ihtiyaçlarımızı duyurabiliyoruz. Birkaç gün önce, bu duyurular sayesinde eyalet merkezinde büyük bir sağlık ocağı kurduk.
Çatışmalar sürüyor ve bugüne kadar onlarca insan canından oldu. Olayların daha da büyümesi ve silahlı çatışmaya dönüşmesi gibi bir olasılık var mı?
Eğer devlet, büyük oranda meşruluğunu yitirmiş ve özellikle yoksullar tarafından onaylanmayan eyalet yönetimine desteğini sürdürürse, çatışmaların bir üst boyuta taşınması işten bile değil. Çünkü, böylece insanlar bir kez daha kendilerini duymayan yönetimin, taleplerini görmezden geldiğini düşünür. Fakat benim fikrim, eylemlerin bir süre daha barışçı süreceği yönündedir. Böylece daha demokratik bir yönetime kavuşabileceğiz. Fakat, eğer hükümet zor yoluna başvurursa, Meksika tarihinin görmediği bir çatışmaya da sahne olacaktır.
Oaxaca’daki direnişin diğer Latin Amerika ülkelerindeki mücadelelerle ne gibi benzerlikleri var?
Bu hareket yoğun yerli katılımı nedeniyle bana Bolivya’yı anımsatıyor. Bolivya’da yerli halk, sokaklara çıktı ve kazanan kendisi oldu; hükümeti devirdiler. Oaxaca’da da benzer bir durum söz konusu. Yakın zamanda, yönetimin devrileceğine tanık olacağız. Şu an birçok örgüt, kurum, kuruluş ve siyasi parti, Ruiz’e istifa çağrısı yapıyor. Eğer Oaxaca’daki hareket başarıya ulaşır ve Ruiz’i devirmeyi başarırsa, ulusal siyasette de önemli bir rol oynar ve Meksika’nın neoliberal hükümetinin devrilmesine giden yolu da açar.
Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?
Amerikalı gazetecinin öldürüldüğü sırada, Zocalo Meydanı’ndaydım. Cinayete ve ardından patlak veren olaylara tanıklık ettim. Silah seslerini ve haykırışları duydum. Bunların arasında bir kadının konuşması beni çok etkiledi. Öğretmen miydi bilmiyorum, ama şu sözleri durumu oldukça iyi özetliyor; “Artık bizim zamanımız. Bu şekilde daha fazla yaşayamayız. Artık yeter. Okula yalın ayak gittim ve okulda yaşadıklarım beni çok etkiledi. Tek geleceğimiz, ABD sınırıymış gibi gözüküyor. Fakat, ben üniversite mezunu gençlerimizin, ABD’de taksi şoförü olarak çalışmasını istemiyorum. Bu, bizim zamanımız. Baskı altında daha fazla yaşayamayız!” (counterpunch)


Başa dön


Filistin’de yeni hükümete doğru
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görevinden feragat etmeye hazırlanan Başbakan İsmail Haniye’nin, kurulacak “ulusal birlik” hükümetinin yeni başbakan adayı olarak, Prof. Muhammed Şubeyr’in adı üzerinde uzlaştıkları bildirildi. Haber, Şam’daki üst düzey bir Hamas yetkilisi tarafından da doğrulandı.
Eski rektör
Yeni Filistin hükümetinin başına Prof. Şubeyr’in getirilmesi konusunda El Fetih ile anlaşmaya varıldığını ifade eden Hamas’ın Şam’daki siyasi bürosunun başkan yardımcısı Musa Ebu Marzuk, Şubeyr’in başbakan olması konusunda Hamas ile El Fetih arasında anlaşmaya varıldığını söyledi.
ABD’de eğitim alan ve geçen seneye kadar Gazze İslam Üniversitesi’nin rektörlüğünü yapan Şubeyr’in, Hamas’a yakın olduğu ancak, örgütün aktif bir destekçisi olmadığı biliniyor. 1946 doğumlu olan Muhammed Şubeyr, Mısır’daki İskenderiye Üniversitesi’nde Eczacılık bölümünden mezun oldu, ardından ABD’deki West Virginia Üniversitesi’nde doktora yaptı.
Bu arada “İslamonline” haber sitesine açıklama yapan Filistin’deki Hamas liderlerinden Dr. Nizar Rayan, Filistin Devlet Başkanı Abbas ve Haniye’nin önerilen isimler arasından Şubeyr’in ismini başbakan adayı olarak seçtiklerini ifade etti. Edinilen bilgiye göre Hamas, başbakan adayı olarak, Abbas’a, aralarında Şubeyr’in de bulunduğu 4 isim önermişti.
Bu isimler arasında, daha önce İslam Üniversitesi Mühendislik Bölümü dekanlığı yapan, Uluslararası Filistin Üniversitesi kurucularından Zahir Halil, halihazırdaki Filistin hükümetinin Sağlık Bakanı Dr. Besim Naim, Dr. Halid El Hindi de bulunuyordu.
Olmert’in ‘müzakere’ şartı
Öte yandan İsrail Başbakanı Ehud Olmert, uluslararası toplumun isteklerine uyması halinde, Hamas’ın da yer aldığı bir Filistin hükümetiyle masaya oturmaya hazır olduğunu söyledi. Olmert, El Kuds gazetesine verdiği ender demeçlerden birinde, “Eğer Hamas, Ortadoğu Dörtlüsü’nün şartlarını kabul ederse onlarla masaya otururum” ifadesini kullandı.
Filistin hükümetine karşı, olası bir siyaset değişikliğinin sorulması üzerine de Olmert, ülkesinin geçmişte İsrail’i tanımadan önce Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) liderlerini boykot ettiğini hatırlatarak, “(Gelecek Filistin hükümetinde) her bir bakanın dosyasını kontrol edecek değilim. Ama Ebu Mazen (Abbas), bizim geçmişte terörist örgüt olarak değerlendirdiğimiz bir örgüte mensup, bununla birlikte sadık kaldığı yeni ilkeler benimsedi” ifadelerini kullandı.
ABD, BM, AB ve Rusya’dan oluşan Ortadoğu Dörtlüsü, Hamas’ın İsrail’i tanımasını, Filistin yönetiminin geçmişte yaptığı anlaşmaları kabul etmesini ve şiddete son vermesini istiyor.

ABD ‘meşru hedef’
Gazze Şeridi’ndeki silahlı dört grup, İsrail’in Beyt Hanun saldırısını kınamayı ve Filistin topraklarından çekilmesini öngören BM karar tasarısının ABD tarafından veto edilmesinin ardından, ABD’ye “saldırı hedefi” olacağı tehdidinde bulundu.
Gazze’deki Halk Direniş Komiteleri, El Fetih’in silahlı kanadından El Aksa Şehitleri ile Ebu Riş Tugayları ve yeni kurulan Tevhid Tugayları adına yapılan ortak açıklamada, ABD, en son Beyt Hanun’da yaşanan saldırıda olduğu gibi, İsrail’in işlediği suç ve katliamlara destek vermek ve meşrulaştırmakla suçlandı ve ABD’nin izlediği siyasetin tüm dünyada Filistinliler ve Müslümanlar için, ABD hedeflerini “meşru hedef” haline getirdiğini belirtti.

Arap Birliği ambargoya son verdi
İsrail’in, Gazze’deki katliamlarını ele almak üzere Kahire’de yapılan Arap Birliği toplantısında, Arap ülkeleri, Filistin’e uygulanan mali ambargoya son verme kararı aldı.
Bahreyn Dışişleri Bakanı Şeyh Halid Bin Ahmed El Halife, ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nde, İsrail operasyonlarını kınayan karar tasarısını veto etmesinin ardından, Filistin’e mali yaptırım kararına artık uymayacaklarını kaydetti. Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, Batı’nın ambargosunu kırmalarının, ABD’ye bir mesaj olduğunu söyledi. Musa, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu mesaj, Araplara karşı dostça olmayan tavır gösterenlere” diye konuştu.
Kuveyt yönetimi de, Filistin hükümetine 30 milyon dolar yardım göndereceğini açıkladı.


Başa dön


Olmert’in gündemi İran
Resmi bir ziyaret için ABD’ye giden ve Washington’da Bush ile bir araya gelmesi beklenen İsrail Başbakanı Ehud Olmert’in, ABD’deki temaslarında ana gündemin İran olduğu öğrenildi. Bush’tan önce ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile bir araya gelen Olmert, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer programının ancak, bu ülkenin ciddiye alacağı bir tehditle durdurulabileceğini söyledi. Olmert, NBC’ye yaptığı açıklamada ise, “İran'ın nükleer güç olmasını engelleyecek ve Başkan Bush'un kabul edeceği her uzlaşmayı ben de kabul ederim” dedi. İran’la çatışma istemediğini belirten Olmert, “Bu kampanya, sadece İran'ın nükleer silahlara sahip olmasını engelleyip engellemediği şeklinde test edilmiş olacak” diye konuştu. Bu arada İran lideri Mahmud Ahmedinecad ise, bakanlar kurulu toplantısında, “İsrail yıkılmaya ve yok olmaya mahkumdur” dedi. İran basınındaki haberlere göre, Ahmedinecad, “Büyük güçler bölgede hakimiyetlerini yaymak için siyonist rejimini kurdu. Bu rejim her gün Filistinlileri katlediyor, ancak doğaya aykırı olan bu rejimin yakında yıkıldığına ve yok olduğuna tanıklık edeceğiz” diye konuştu.
Her yandan ceset çıkıyor!
Irak’ın başkenti Bağdat ve Bakuba kentlerinde, 75 kişinin cesetleri bulundu. Bağdat’ın çeşitli bölgelerinde, 25 kişinin kurşunlanmış, Bakuba’da da, elleri bağlı 50 kişinin cesetleri bulundu. Bağdat’ta düzenlenen bir intihar saldırısında ise, 16 kişi öldü, 20’si yaralandı. Musul’da ise, Iraklı bir kameraman silahlı kişilerce öldürüldü. El Şarkiye için çalışan Muhammed El Ban’ın uğradığı saldırıda, eşi de yaralandı. Kerkük’te ise, Elektrik Santrali Genel Müdürü Abdullah Hamza El Bayati, iş yerinden çıktığı sırada uğradığı saldırıda öldü. Necef’te de, üst düzey bir Şii liderin 3 oğlunun, bombalı saldırı sonucu öldüğü bildirildi. Samarra kentinde de, bir ilkokul öğretmeninin silahlı kişilerce öldürüldüğü bildirildi. Basra’da düzenlenen saldırıda da, 4 İngiliz askeri öldü, 3’ü yaralandı. Amerikan ordusundan yapılan açıklamada da, Irak’ın Anbar bölgesinde çıkan çatışmada 3 askerin öldüğü bildirildi.
Türkiye vatandaşı ölü bulundu
Irak'ta 27 Temmuz'da “Adalet Aslanları Tugayı” örgütünce kaçırılan Yıldırım Tek adlı Türkiye vatandaşının öldürüldüğü bildirildi. Irak'ta bulunan cesedin Türkiye vatandaşı Yıldırım Tek'e ait olduğunu anlaşıldı. Geçen aylarda Tek'in görüntüleri bir internet sitesinde yayımlanmış, elleri zincirlenmiş, başına kalaşnikof dayanmış haldeki Tek, Türkiye hükümetinden yardım istemişti. Görüntülerde Tek, merkezi Ankara'da bulunan “Vinsan” inşaat şirketi için çalıştığını söylemişti. ABD askerleri için çalıştığı söylenen firma, Irak'ın güneyindeki Samava'da faaliyet gösteriyordu. Görüntülerdeki silahlı kişiler, Tek'in çalıştığı firmanın Irak'taki faaliyetlerini sona erdirmesini istemişti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net