www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Tersane işçileri Şeref Aydın’ı andı
Emek Partisi, Tuzla ilçe örgütünün çağrısı ile Cuma günü iş çıkışında ilçe binasında bir araya gelen tersane işçileri, geçtiğimiz hafta cumartesi günü toprağa verilen Şeref Aydın’ı andı.

İşçi dostu profesöre
   tabiplerden destek

DEÜ’deki görevinden uzaklaştırılan Prof. İzge Günal’a İzmir ve Manisa Tabip Odası sahip çıktı. Tabip Odaları, Günal’a yapılan haksızlığın düzeltilmesini istedi.

Silahlar yeniden konuşursa
   daha yıkıcı bir dönem başlar

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar, ateşkes sürecinin iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Çatışmaların sebeplerini ortadan kaldıracak tedbir ve politikalar geliştirilmezse, yeniden silahlar konuşursa, bundan sonrası Türkiye için hiç tasavvur etmek istemediğimiz çok yıkıcı bir dönem olacaktır” dedi.

İzmir’in ciğerinde dozer
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kültürpark’a 590 araçlık yeraltı otoparkı yapma kararı, İzmirlilerin tepkilerine rağmen hayata geçiriliyor!


Tersane işçileri Şeref Aydın’ı andı
Emek Partisi, Tuzla ilçe örgütünün çağrısı ile Cuma günü iş çıkışında ilçe binasında bir araya gelen tersane işçileri, geçtiğimiz hafta cumartesi günü toprağa verilen Şeref Aydın’ı andı. Şeref Aydın son yolculuğuna uğurlanırken naaşını taşıyan tersane işçileri, Şeref Aydın’ın mücadelesini büyütme sözü verdi. EMEP GYK üyesi Metin İlgün ve Şeref Aydın’ın kardeşi Cevriye Aydın’ın katıldığı etkinlik, saygı duruşu ile başladı. Ardından Şeref Aydın’ın cenaze töreninin görüntüleri izlendi. Ardından kardeşi ve mücadele arkadaşı Cevriye Aydın şunları söyledi: “Acılıyız hepimiz, ama bize bıraktığı hayatı çok öğretici. O, hayatı boyunca halkından, işçilerden, emekçilerden çok şey öğrendi, halkın vicdanından ve değerlerinden hiç ayrılmadı. Çok mütevazı, çok mücadeleci bir insan oldu. Onun hayatından öğrenmeye çalışın, çünkü o sizden çok şey öğrendi.”
İdeallerine sahip çıkarsak...
EMEP GYK üyesi Metin İlgün ise ‘Onun ideallerine biz sahip çıkarsak onu yaşatırız’ diyerek başladığı konuşmasına şöyle devam etti. “Tersane işçilerinin işten çıkıp bu toplantıyı düzenlemesi onu yaşatacağımıza işaret. Onun ideali olan sınıfsız, sömürüsüz bir dünyayı kurmak için birer sıra neferi gibi çalışacağız. Şeref Aydın, 12 Eylül tahribatının yaşandığı dönemde İstanbul’da doğrudan çalışmalara katıldı. Katılabildiği tüm işçi toplantılarına katılıp önce işçileri ve emekçileri dinler, sonra söyleyeceği bir şey varsa onu söylerdi. Hastalığından dolayı yurtdışına gittiği dönemde de bu fikirleriyle, yurtdışında değil bizimleydi. Fabrikalarda, tersanelerde işçi sınıfının gazetesi nerede dağıtıldıysa Şeref Hoca oradaydı. Şeref Aydın’ı Şeref Aydın yapan onun örgütlü gücüydü. O örgütlü mücadelesinden asla taviz vermedi. Cezaevinde, işkencede en zor zamanlarda asla tereddüt etmedi. Yurtdışında yaşadığı kısa zamanda beş dil öğrendi çeviriler yaptı. Bizler de en zor koşullarda mücadeleye dört elle sarılmalıyız. Dün nasıl ki Şeref Hoca ve onun örgütlü gücü bize yol gösterdiyse yarın da devam edecektir. Şeref Hoca’yı kaybetmenin acısını bir silah gibi kullanmalıyız.”


Başa dön


İşçi dostu profesöre tabiplerden destek
İzmir Tabib Odası Başkanı Dr. Suat Kaptaner, disiplin soruşturması sonucu Dokuz Eylül Üniversitesi yönetiminin görevden uzaklaştırdığı Tıp Fakültesi Ortopedi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzge Günal’a yapılan haksızlığın düzeltilmesinin, üniversitenin demokratik geleneğini güçlendireceğini söyledi.
Manisa Tabip Odası Başkanı Dr. Devrim Akseki ile İzmir Tabip Odası’nda basın açıklaması yapan Kaptaner, Prof. Dr. Günal’ın üniversiteden uzaklaştırılmasının, bilim ortamı açısından önemli bir kayıp olduğunu dile getirdi. Üniversitenin böyle bir bilim insanından mahrum kalabilme lüksü ve hakkı bulunmadığını ifade eden Kaptaner, “Bu nedenle, Prof. Dr. Günal’ın görevine dönmesi için başta Rektör Prof. Dr. Emin Alıcı olmak üzere üniversite yönetiminin uygun girişimde bulunmasını talep ediyoruz” dedi.
Bir gazetecinin, tepki için neden geç kaldıkları yönündeki sorusuna sinirlenen Suat Kaptaner, kamuoyundaki gürültü patırtının dağılmasını ve ortamın yumuşamasını beklediklerini söyledi.
Bir profesörün, bir hekimin kolay yetişmediğini dile getiren Manisa Tabip Odası Başkanı Devrim Akseki de Prof. Dr. Günal’ın görevine iade edilmesini istedi.
Olayın geçmişi
Dokuz Eylül Üniversitesi’nde taşeron şirkete bağlı çalışan 213 işçinin, geçen ağustos ayında işten çıkarılmasının ardından Prof. Dr. Günal, işçilerin geri alınması amacıyla topladığı 4 bine yakın imzayı Rektör Prof. Dr. Emin Alıcı’ya ulaştırmak istemiş, uzun süre randevu alamadığını belirten Günal, imzaları vermek için Alıcı’dan “hasta randevusu” aldığını ve imzaları bu şekilde ulaştırdığını söylemişti. Basına da yansıyan bu görüşme şekli, üniversite yönetim kurulu tarafından konu “amirini küçük düşürdü” şeklinde değerlendirilmiş ve üniversiteden uzaklaştırma cezası verilmişti.
Günal, YÖK ve İzmir İdare Mahkemesi’ne “yürütmeyi durdurma” istemiyle başvurmuştu.


Başa dön


Silahlar yeniden konuşursa
   daha yıkıcı bir dönem başlar
Kenan Kırkaya
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar, ateşkes sürecinin iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Çatışmaların sebeplerini ortadan kaldıracak tedbir ve politikalar geliştirilmezse, yeniden silahlar konuşursa, bundan sonrası Türkiye için hiç tasavvur etmek istemediğimiz çok yıkıcı bir dönem olacaktır” dedi.
PKK’nin 1 Ekim’den itibaren ilan ettiği tek taraflı ateşkes kararı tartışılmaya devam ediyor. Ateşkes sürecini, bu sürece bağlı olarak yaşanacak olan gelişmeleri ve yapılması gerekenleri değerlendiren Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar, konuya ilişkin soruları yanıtladı.
PKK ateşkes çağrılarına olumlu cevap vererek 5. kez tek taraflı ateşkes ilan etti. Siz bu ateşkes süreçlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çatışma sonrası ortaya çıkan bu tür silahların susması durumunu negatif barış olarak nitelendiriyoruz. Yani tam bir barış durumu değil, silahlar susmuş oluyor, ama silahların konuşmasına neden olan faktörler varlığını sürdürüyor. Bu tür negatif barış dönemlerinden sonra çatışmaların yeniden başlaması halinde, her seferinde daha yıkıcı etkilerinin olduğunu söylemiştim. Bu 1999 yılında başlayan sürecin kesilmeden ve örgüt silahlı eylemlere başlamadan önce, “Eğer yeniden çatışmalar başlarsa bunun etkileri çok daha yıkıcı olacaktır” demiştim. Her seferinde yeniden insanların bu sorunun başka türlü çözüleceği konusunda bir beklentileri oluşuyor.
Bunun bilimsel bir nedeni var mıdır? Neden her seferinde yeniden başlayan çatışmalar daha yıkıcı sonuçlara yol açıyor?
Bu beklenti ve çatışmasızlık ortamına alışan ve günlük hayatın yeni akışı birdenbire yeniden bu sıcak çatışmaların etkisine girdiği zaman, insanlar çok daha fazla sarsılıyor. Şimdi bu son bir yılda çatışmalar ve silahlı eylemler yeniden başladıktan sonra, linç girişimlerine varana kadar bunun çok sayıda örneğini yaşadık. Kürtlerde de “Tamam maden sorun şiddet ve terördü işte sustu silahlar, işte terör bitti. O zaman sorunumuzu çözün” gibi bir duygu oluşuyor bu çatışmasızlık sürecinde. Şimdi 5 yıl boyunca çatışmasız dönemin sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik ciddi bir girişim olmayınca bu geniş kesimlerde bir öfke birikimine yol açıyor. Diyarbakır’daki olaylar bunun patlaması idi. Sorunların köküne inen bir yaklaşımın bulunmaması, -siyasi çevrelerde, hükümet ve devlet çevrelerinde- olayı uyutmaya terk etme taktiklerine, Kürt sorununu yok saymaya, “Silahlar patlamıyorsa, sorun da yoktur”, algısını yaygınlaştıran bir tutuma yol açıyor. Bu sorun PKK ile ortaya çıkan bir sorun değildir. Bu sorun cumhuriyetin başından beri var olan bir sorundur.
Söylediklerinizden hareketle, çatışmaların yeniden başlama ihtimali nasıl bir risk doğuruyor?
Çatışmaların yarattığı öfke ve hınç dalgasını yaşadık. Bu hınç ve öfke her iki tarafta -yani Batı’da hınç, Doğu da öfke- bunların nerelere kadar uzanabileceğini etkilerinin, sonuçlarının nelere kadar uzanabileceğini de gördük. Yani bir tür prova idi. Yeniden silahlar susmuşken bu yine başarısız olursa, yeniden çatışma ortamına dönülürse, şimdikinden çok daha vahim sonuçlar doğuracaktır. Çok açık adını koymak gerekirse, -bunu telaffuz etmeyi istemem hiçbir zaman- ama eğer bu sefer de sorunun çözümüne yönelik ciddi politikalar oluşturulmazsa, çatışmaların sebeplerini ortadan kaldıracak tedbir ve politikalar geliştirilmezse, yeniden silahlar konuşursa, bundan sonrası Türkiye için hiç tasavvur etmek istemediğimiz, bütün Türkiye için, herkes için çok yıkıcı bir dönem olacaktır. Her biri daha tehlikeli bir eşiğe getirir durumu.
Silahların susmuş olması sorunun çözümü açısından bir imkan ve olanak sunmuyor mu?
Kürt sorununu bir “terör sorunu” olarak sunup “terör bitmeden hiçbir adım atılmaz” gibi bir yaklaşım başından beri var. Resmi gerekçeler, resmi açıklamalar şuydu; “Önce bu terör bitsin, sonra bir şeyler yapılır.” Yani reformlar veya çözüm yönünde adımların atılabilmesi için silahların susmasını her zaman bir ön şart olarak gösteren bir yaklaşım var. Bu bahane, bu gerekçe bu sefer ortadan kalktı. Silahların patladığı zamanlarda, insanların öldüğü dönemlerde reform yapmak çok kolay değil. Sadece, Türkiye’de de değil, aslında başka yerlerde de öyle. Türk milliyetçiliği iyi bir rant ve oy kaynağıdır. Hiçbir hükümet, bu şartlarda hele seçimlerin yaklaştığı bir dönemde silahlar patlarken “İşte biz, bu sorunun çözümünü sağlayacak adımlar atacağız” deme cesaretine sahip olamıyor. O yüzden silahların susması çözüm yönünde adım atmak için elverişli bir ortam yaratıyor.
Ateşkesten sonra askerler eski söylemlerini tekrarladı, askeri seçenek mantığını ortaya koydular. Erdoğan ABD’ye giderken, operasyonların yapılmayabileceğine işaret etmişti. Bu çelişkiyi nasıl görüyorsunuz?
Başbakan’ın açıklaması bana göre çok olumludur. Aslında çatışmasızlık ortamının devamı yönünde bir istek, bir niyet açıklaması idi. Ordunun şimdiki yönetim kademesinde ise askeri çözümde ısrar etme niyetinin olduğu görülüyor. İplerin gerileceği açık. Ancak bunun ne kadarı AKP iktidarına ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı planlarına karşı bir koz olarak kullanılıyor, ne kadarı gerçekten ordunun sonuna kadar silahlı çözümde ısrar ettiği anlamına geliyor, bilmiyorum. Belki ordu içinde de, şu anda bu çatışmasızlık ortamının devamı yönünde bir politika hazırlığı olabilir. Ama ordunun şu anki öncelikli hedefi, AKP’nin yükselişini engellemek ve Cumhurbaşkanlığı konusunda planlarını boşa çıkarmaktır. Bir yıl önce olsaydı durum biraz farklı olabilirdi. Ordunun bu dönemde, Cumhurbaşkanlığı’nı da hesaba katarak, AKP’nin başarı hanesine yazılacak gelişmelere izin verebileceğini düşünmüyorum.
Yani AKP’nin Kürt sorunu konusunda askeri seçenekler dışında başka bir politikası olduğunu mu söylüyorsunuz?
Olabilir. AKP, başından beri biraz konjonktüre göre davranıyorlar. Çok inançla çok samimi bir politikaları olduğunu sanmıyorum ama her zaman diğer seçeneği, silahlı çözüm dışındaki seçenekleri de, bir kenarda tuttuklarını gösteren çok sayıda beyanları, hareketleri ve yaklaşımları var. ABD ile yakınlaşma, Cumhurbaşkanlığı konusunda ABD’nin desteğini alma isteği de bu dönemde Erdoğan’ın veya hükümetin sivil çözüm yönünde niyet beyan etmesine neden olur.

HÜKÜMET NE YAPMALI?
Silahlı kadroların, farklı yollarla toplumsal ve siyasal yaşama entegre olmalarını sağlayacak yöntemler üzerinde düşünmek gerekiyor. Bu af olabilir. Ama tek seçenek af değildir. Elbette af bir seçenektir ve ciddi olarak tartışmak gerekiyor. Dağda bir silahlı güç olduğu sürece çatışmaların yeniden canlanması ihtimali riski her zaman vardır. Kürt bölgelerinde, zorunlu göçten, çatışma döneminin yıkımından kaynaklanan ciddi bir yoksulluk ve ciddi bir sosyal sorun vardır. Çatışmalı dönemin yarattığı yıkımın etkilerini ortadan kaldıracak bir programa ihtiyaç vardır. Kürtlerin kendi partileri ile parlamentoda temsillerini engelleyen düzenlemeleri kaldırmak gerekiyor. Bunların hepsinden önce, düşmanlığı ve gerilimi artıracak söylemlerin bütün çevrelerde kesin olarak engellenmesi gerekiyor.
PKK NE YAPMALI?
PKK’nin herhangi bir operasyonu, saldırı veya çözüm yönündeki belirsizliği kısa bir zamanda silaha başvuru sebebi yapmaması gerekiyor. Bu tür şartlarda eğer gerçekten, çözüm yönünde adım atma konusunda şartlar çok elverişli değilse, hükümet yeterince güçlü ve rahat davranamıyorsa, ordu içinde farklı hesaplarla sürekli sert mesajlar veriliyorsa, işte seçim yaklaşıyor, CHP, MHP ve DYP gibi partilerden sürekli olumsuz mesajlar hatta saldırgan mesajlar geliyorsa bile, bunların yeniden çatışmalara dönme gerekçesi yapılmaması gerekiyor. Bu çok kritik bir dönem. Eğer kalıcı bir çatışmasızlık ortamı ve sonra da bir çözüm atmosferi yakalanmak isteniyorsa, sadece çatışmaları durdurma, sadece silahları susturma değil; silahlı mücadeleyi bir yöntem olarak kullanmaktan vazgeçme yönünde bir irade oluşturması gerekiyor.

BÖLGEDE OPERASYONLAR SÜRÜYOR
PKK’nin 1 Ekim’de ilan ettiği tek taraflı ateşkesin ardından operasyonların durması beklenirken, Diyarbakır, Şırnak, Tunceli ve Siirt’te başlatılan operasyonlar sürüyor.
Diyarbakır Kulp ve Silvan ilçeleri arasında bulunan Geli Godan bölgesinde ise kapsamlı operasyon başlatıldı. Çok sayıda zırhlı araç operasyon bölgesine kaydırılırken, askeri helikopterler uçuş yaptı. Çevre köylerde askeri hareketlilik tedirginlik yaratırken, operasyonlar devam ediyor.
Şırnak-Eruh arasındaki kırsal bölge ile Siirt’in Eruh ilçesine bağlı Mergi ve Şavura köylerinin kırsal bölgesinde operasyon başlatıldı. Askerlerin köylerde konumlandığı bildirilirken, zaman zaman evlerde arama yaptığı bildirildi. Arama izinlerini askerler kapılara yapıştırırken, köylüler bu durumdan tedirgin oldu.
Şırnak’ın Uludere ile Hakkari ve Çukurca ilçeleri arasındaki sınır boyunda, geniş kapsamlı başlatılan operasyon devam ediyor. Siirt’in Pervari ilçesinde bulunan Herekol Dağı’na ve Tunceli kırsalında başlatılan operasyon ise sürüyor.

ABD, TÜRKİYE’NİN İSTEĞİNE YANAŞMIYOR
Türkiye’nin isteği ABD’nin askeri operasyonlarda birlikte hareket etme tercihi idi. Yani Kuzey Irak’ı kontrol altına almak, PKK’nin Irak’la bağlantısını kesmek istiyor. Yönetici ve dağ kadrolarını etkisiz hale getirme talebi var. ABD, Türkiye’nin bütün ısrarlı taleplerine rağmen, son Bush, Erdoğan görüşmesinde de gördüğümüz gibi Türkiye’nin bu görüşüne yanaşmıyor. ABD’nin asıl kaygısı Kuzey Irak’ın istikrarını bozacak hareketleri engellemektir. PKK’nin Kuzey Irak’taki varlığı kendileri açısından bir istikrarsızlıktır. Bir yandan Türkiye ile Kuzey Irak yönetimi arasında bir işbirliği yaptırmaya çalışıyorlar ve bunu teşvik ediyor. Asıl isteği bölge açısından planlarına en uygun şey, Kuzey Irak’ın güçlü ve istikrarlı bir yönetim olarak oturmasıdır. Kuzey Irak yönetiminin PKK ile bir çatışmaya girmesini istemez. Kuzey Irak yöneticileri de istemezler. Böylesi bir durum Kuzey Irak Kürtleri arasında ciddi huzursuzluklar yaratacaktır. O yüzden ABD’nin askeri seçeneği gündeme getireceğini sanmıyorum. Yeni atanan koordinatörün, durumu dengeleme gibi bir işlevi var. Ateşkesin ya da çatışmasızlığın kalıcı olabilmesi için ABD’nin bir rolü olacaktır.


Başa dön


İzmir’in ciğerinde dozer
Ozan Sürücü
1922’deki “Büyük İzmir yangını”nın ardından 1936’da yapımına başlanan ve o yıl dikilen yüzlerce ağacıyla Fuar Alanı (Kültürpark) İzmir merkezinin tek yeşil alanını oluşturuyor. “İzmir’in akciğeri” olarak tanımlanan alan, son günlerde alevlenen bir tartışmaya da evsahipliği yapıyor. Büyükşehir Belediyesi’nin Fuar’da 590 araçlık yeraltı otoparkı yapma kararı, uzmanların ve İzmirlilerin tepkilerine rağmen hayata geçirilmeye başlandı. Şimdi, “İzmir’in akciğerlerinde” dozerler çalışıyor.
İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun sit alanı olan Kültürpark’ta projenin uygulanabilmesi için istediği “Bilimsel rapor”un da Dokuz Eylül Üniversitesi’nden alınmasının ardından inşaata başlandı. Özellikle Peyzaj Mimarlığı’nın alanına giren proje raporunun, bünyesinde Peyzaj Mimarlığı, Botanik ve Ziraat gibi bölümler olan Ege Üniversitesi’nden değil de, bu bölümlerin hiçbirinin bulunmadığı Dokuz Eylül Üniversitesi’nden alınması tartışmalara neden oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı üst imzasıyla verilen raporu hazırlayan kurulda Zemin Mekaniği, Jeofizik ve İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden öğretim üyeleri bulunurken, imzalar içerisinde bitkilerle ilgili tek isim ise Yüksek Peyzaj Mimarı Alif Arzı Şerefaki’ye ait.
Raporun Ege Üniversitesi’nden değil, konuyla ilgili bölümü bulunmayan DEÜ’den istenmesine tepki gösteren Ege Üniversitesi Çevre Merkezi Müdürü ve Peyzaj Mimarlığı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Erdem, raporun sadece bir tespit raporu olduğunu söyledi. Erdem, “Rapor bir tespit raporu. Oradaki bitkilerin durumu anlatılmış. Halbuki yeraltı otoparkı yapıldıktan sonra, mevcut yeşil dokuya olası etkilerinin ortaya konulması gerekiyor. Burada peyzaj mimarlığı üzerine bir profesör yok, doçent, yardımcı doçent yok” diye konuştu.
Raporda bazı ağaçların taşınabilir olduğu ve hiçbir bitkinin zarar görmeyeceğinin söylendiğini aktaran Erdem, “Bu alana ilk ağaç 1936’da dikilmiş. 65-70 yıldır zemine çok sıkı tutunmuş kazık köklü bitkiler var. 5 yılını bitirmiş hiçbir kazık köklü bitki bir yerden bir yere nakledilemez. Çünkü bitkinin üçte ikisi toprak altında” dedi. Belediyenin yaptığı ‘Bu bölgede ağaç yok’ açıklamalarına da cevap veren Erdem, bitki köklerinin geniş bir alana yayıldığını ve bu projenin bitkilerin büyük bölümüne zarar vereceğini söyledi. Bölgenin ‘Ekolojik hassas bölge’ olduğunu kaydeden Erdem, “Burada bitki- toprak-su ilişkisinin bozulmaması gerekiyor. Otopark yapılması durumunda bu ilişki bozulacak ve bitkiler büyük zarar görecek” dedi. Raporun Ege Üniversitesi’ne değil de Dokuz Eylül Üniversitesi’ne hazırlatılmasının da ilginç olduğunu belirten Erdem, “Bu durum ‘Acaba rapor Ege Üniversitesi’nden kaçırıldı mı?’ ve ‘Acaba hazır rapor mu isteniyor?’ sorularını aklımıza getiriyor” diye konuştu.

‘Yeraltı otoparkına ihtiyaç yok’
‘Yabancılara toprak satılmamalı’
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, ‘Bütüncül toprak politikası gerçekleştirilmeden, Coğrafi Kadastro Bilgi Sistemleri hayata geçirilmeden, taşınmaz bilgi sistemi ve arazi yönetimi kurulmadan, taşınmaz satışlarının şeffaf kayıtlarla izlenmesi sağlanmadan’ yabancılara toprak satışı yapılmamasını istedi. Mehmet Soğancı, yaptığı açıklamada, ülke doğal kaynaklarının elden çıkarılarak borç kapatılması için kaynak yaratacak birer değer olarak görülmesini, neo-liberal ideolojinin bir parçası olarak nitelendirdi. Kapitalist küresel saldırıların doğal kaynak alanında da kendini gösterdiğini belirten Soğancı, bu doğrultuda toprakların döviz girdisi için uluslararası sermayeye satıldığını vurguladı. Soğancı, “1980’e kadar gündeme gelmeyen yabancılara taşınmaz satışı kapitalist küreselleşme döneminde tekrar önemli gündem başlıklarından biri olmuştur.” dedi. Soğancı, kırsal kesimin refahı belli bir düzeye çıkarılamamışken, gelir düzeyi yüksek ülke vatandaşlarının ve ticari şirketlerin ülkenin tarım arazilerinde taşınmaz edinmesi, toprak dağılımında eşitsizliğe süreklilik kazandıracağını dile getirdi. Mehmet Soğancı, “Ülkenin doğal kaynaklarının yabancılara toprak satışı yolu ile uluslararası sermayenin kullanımına açılmasına karşı çıkanlar, 14 Ekim’de Ankara’da TMMOB mitinginde görüşlerini topluca söyleyecek” dedi.
Skandal Bush’u sarstı
ABD Temsilciler Meclisinde iktidardaki Cumhuriyetçi Parti’ye mensup milletvekili Mark Foley’in, reşit olmayan erkek Kongre stajyerlerine elektronik posta yoluyla “cinsel içerikli” mesajlar gönderdiğinin ortaya çıkmasıyla patlak veren skandal, bir ay sonra yapılacak Kongre seçimleri öncesinde Bush’u ve Cumhuriyetçileri derinden sarstı. Cumhuriyetçi Parti’nin anketlerde geride gittiği bir ortamda Bush, Amerikan halkının ilgisini “terörle savaş” konusunda yoğunlaştırarak, bu konuda kendilerinin muhalefetteki Demokrat Parti’den daha başarılı olduğu ve olacağı mesajını vermeyi çalışıyor. Ancak Cumhuriyetçi Partili Foley’in, 18 yaşının altındaki bazı erkek Kongre stajyerlerine gönderdiği mesajların medyaya sızması, zaten sıkıntıda olan Bush’u daha da zor bir duruma soktu. Anketler, özellikle elektronik posta skandalının ardından seçmende Cumhuriyetçi Parti’den uzaklaşma eğiliminin başgösterdiğine işaret ederek, 7 Kasımdaki seçimde Temsilciler Meclisinin kontrolünün Demokrat Parti’ye geçmesi ihtimalinin yüksek olduğunu ortaya koydu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert, uzun süredir Foley skandalından haberi bulunmakla ve durumu örtbas etmeye çalışmakla suçlanıyor. Ancak Hastert, yükselen istifa çağrılarını ısrarla reddediyor. Foley ise, skandalın ortaya çıkmasının ardından milletvekilliğinden istifa ederek alkolizm tedavisine başlamıştı.
Tutuklu gençlere dayanışma mektubu
Tutuklanan Sosyalist Gençlik Dernekleri üyesi gençlere, SGD, Ekim Gençliği, Öğrenci Kollektifleri ve Özgür Eğitim Plakformu üyesi gençler, Kızılay Postanesi’nden dayanışma kartı gönderdi. Kızılay Postanesi önünde bir araya gelen gençler, “Tutuklular serbest bırakılsın” ve “Yaşasın devrimci dayanışma” sloganlarını attı. Gruplar adına açıklama yapan İrfan Alayvaz, toplumun tüm ilerici, devrimci güçlerine yönelik bir saldırı başlatıldığını belirterek, “Hiçbir güç gençliğin özgür sesini kısmaya, ezilenlerin haklı mücadelesini boğmaya yetmeyecek” dedi. Alayvaz, tutuklanarak cezaevine konulan SGD üyesi gençlerin serbest bırakılmasını istedi. Açıklamanın ardından tutuklu gençlere Kızılay Postanesi’nden dayanışma kartları gönderildi. Sosyalist Gençlik Derneği (SGD) üyeleri “MLKP Oparesyonu” kapsamında tutuklanan Gaziantep SGD Başkanı Sinan Tanrıverdi, Balıkesir SGD Başkanı Uğur Ok ve bazı dernek üyelerinin serbest bırakılmasını isteyerek, tutuklu bulunan dernek üyelerine dayanışma kartı gönderdi. Galatasaray Postanesi önünde dün öğle saatlerinde bir araya gelen SGD üyeleri adına açıklama yapan Fatma Kelleç, baskı, gözaltı ve tutuklamalara, söz, eylem ve örgütlenme haklarını engelleyen yasalara karşı mücadelelerinin süreceğini ifade etti. Kelleç, tutuklu bulunan dernek başkanları Ok , Tanrıverdi’nin ve dernek üyelerinin serbest bırakılmasını istedi. Açıklama tutuklu bulunan dernek üyelerine dayanışma kartı gönderilmesi ile sona erdi.
Afganistan’da bir NATO askeri öldü
Afganistan’ın güneyinde yola yerleştirilen bombanın patlaması sonucu, NATO komutasındaki işgal gücünden bir asker öldü. Askerin milliyeti açıklanmadı. Pakistan’ın kuzeybatısında ise bir Şii aşiret lideri, silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Siyet Makbul Şah, İslamabad’ın güneybatısındaki Tank kasabasında silahlı saldırıya uğradı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net