www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



İNSAN VE SPOR ____Hakan Keysan
Futbolda düşünceler

AVRUPA GERÇEĞİ ____Yücel Özdemir
Orada katledilen canlar, burada mangal partisi

EKONOMİ DÜNYASI ____Tahir Şilkan
Vicdan sızısı

GERÇEK ____İ. Sabri Durmaz
Özelleştirme mağdurları ne öğretiyor

UFUK ____Fatih Polat
Emri veren kişi

GÜNLÜK ____Yücel Sarpdere
Fındık fıstık işleri

bilgi işlem ____İsmail Gökhan Bayram
Browser savaşları

  İNSAN VE SPOR..........Hakan Keysan

Futbolda düşünceler

Yeni, farklı ve özgün bir sonuç elde etmenin insanı tatmin eden bir tarafı vardır. Pek çok kişinin yapamayacağı, ulaşamayacağı bir hedefi gerçekleştirmenin tadı tarif edilemez. Futbolda bu düşünsel aşamayı gerçekleştirmek ve en iyiye ulaşmak için çok uzun ve zorlu bir yolculuğu göze almak gerekir. Ancak zorluklarla savaşı göze alanlar bir zafer kazanabilir. Yenilmenin değerini kavramadan yenmenin erdemine ulaşamayız. Şu da unutulmamalı ki, yengiler zayıflığınızı yüceltir ve siz bu sarhoşluğun içindeyken şu an için tutunduğunuz dal ilk fırsatta kırılacaktır. Kaybetmenin tarihi hep böyle başlamıştır. Yenilmek ile kaybetmek arasındaki ince çizgiyi güçlü bir beyinle ayırmak gerekir.
Futbolun içine sinmiş bu düşünsel kavramları iyi bilmek, size güven dağıtan bir olgunluk verecektir. Bu oyunun altyapısını oluşturmak ve yönetmenliği bir virtüöz ustalığıyla yapabilmenin kazancı da büyük olacaktır. Çünkü yarım bırakılmış herhangi bir eksiklik, bir gün mutlaka ciddi bir sorun olarak karşınıza çıkar. İnsanın konu olduğu bu takım etkinliğinde, çıkar kavgası güden ben-merkezciliği kırmak oldukça zordur. Bu nedenle futbolcular potansiyel bir suçlu olmakla birlikte, sizi düze çıkaracak en güçlü savaşçılardır da aynı zamanda. Ne şanslı olurdunuz; sizin için mücadele eden sporcularınız olduğunuzda… Ama nedense genellikle tersi bir durumdur söz konusu olan.
İnsan doğasıyla çelişen bir başka sıkıntı da, piyasa koşulları. Siz birçok güzellik yaşamak için her şeyi tüm ince noktasına kadar oluşturursunuz ama sadece sonuca endeksli kazanmacı anlayışın kurbanı olmaktan kurtulamazsınız. İkincilik bile başarısızlıktır artık.
Futbolda düşünmek kadar, düşündürmek de önemli elbette!...
Ama ne yazık ki futbolun dizginlerini elinde tutup, bu oyunu bizlere afyon kıvamında enjekte edenler düşünmemiz ve düşündürmemiz konusunda işlerine geldiği biçimde bizi yönlendirmeye çalışıyorlar. Onlar sadece ve sadece, futbola müşteri olmamız ve onu çeşitli biçimlerde tüketmemiz kadar düşünmemizi salık vermekteler.
Öyleyse şimdi durup yeniden bir düşünmemiz gerekiyor.
Futbolu nasıl oynamalıyız!?..

e-posta:
hakankey@msn.com

  Başa dön

  AVRUPA GERÇEĞİ..........Yücel Özdemir

Orada katledilen canlar, burada mangal partisi

Ortadoğu'da; yani Irak'ta, Filistin'de, Lübnan'da her gün kadınlar, çocuklar; masum insanların ABD ve onun sadık uşağı İsrail tarafından katledildiği saatlerde ABD Başkanı George W. Bush, Almanya'nın Stralsund kentinde kaldığı 36 saat boyunca Başbakan Angela Merkel ile keyifli saatler geçirdi. Hep birlikte bir masanın etrafında yaban domuzu çevirmesi, mangal partisi düzenlediler.
Bush'un ziyareti dolayısıyla koskocaman kent cezaevine çevrildi. 12 bin polis kentte kuş uçurmadı. Hatta kimi gazetelerin yazdığına göre, kuş yuvaları bile birer birer kontrol edildi, tehlikeli bir şey var mı yok mu diye...
Tahminlere göre Almanya'ya 12-20 milyon Avro arasında mal olan gezi sırasında Merkel, Bush'u memnun etmek için elinden geleni yaptı. Hatta, Bush'un kendisini Teksas'ta hissedebilmesi için mizansen olarak bir köy ortamı bile hazırlandı.
Der Spiegel muhabiri Markus Feldenkirchen'in yazdığına göre, mangal partisinin yapıldığı bahçenin etrafına Federal Basın Dairesi'nin isteği üzerine koyunlar, ağıl, atlar ve içinde ördeklerin yüzdüğü bir göl yapılmış. Bütün bu işlerde, birkaç gün boyunca, saati 1 Avro'dan işsizler çaliştirilmiş.
Bütün bunlar Bush'un kendisini mangal partisi sırasında çiftliginde oldugunu hissetmesi içinmiş. Feldenkichen; Bush'un rahat etmesi için yapay bir şekilde düzenlenen bu çevre görüntüsü içerisinde bir tek, Eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti'nde oldugunu da hissedebilmesi için Lenin'in heykelinin eksik oldugunu belirtmeden edemiyor.
Başka bir ayrıntı daha: Bush, ziyaret kapsamında kentteki St. Nikolai Kilisesi'ni ziyaret etmiş. Kilise papazı, ziyaret sırasında kendisine Stralsundlularin barış temennisini içeren bir mektup vermek istemiş. Sonrasını Neumann'dan dinleyelim: "Bush kiliseye geldikten sonra hazırladığımız mektubu kendisine vermek istedim. Ama mektubumu almadı. Postayla ABD Büyükelçiliği'ne göndermemi istediler. Sonra da bunun protokol gereği olduğunu söylediler." (Der Spiegel, 29/2005)
Ziyaret ettiği papazın elinden barış çağrısını içeren bir mektubu almaya bile tenezzül etmeyen Bush, o gün binlerce savaş karşıtı tarafından protesto edilmişti.
Bütün bunların Almanya ile ABD arasındaki ilişkilerin seyri bakamından elbette sembolik anlamı var.
Daha doğrusu Merkel'in Bush'a verdiği değerin bir işareti olarak sayılmalı.
Bush, Schröder döneminde de iki kez Almanya'yı ziyaret etmişti. O zaman da bu kadar geniş güvenlik önlemleri alınmış, Berlin ve Mainz'de yaşam felç olmuştu. Ancak, o zaman Bush ile Schröder arasında kişisel ilişkileri yakınlaştıran, geliştiren bu denli özel toplantı ve mizansen olarak çevre düzenlemesine gidilmemişti.
Yani resmi protokol neyse o uygulanmıştı.
Bush'un Merkel'e, Merkel'in de Bush'a özel bir ilgisinin olduğunu bilmeyen yok. Hatta bu özel ilgi, G-8 zirvesi sırasında "Bush'un Merkel'e sevgi saldırısı"yla (Bild, 18.07) sonuçlandı.
Schröder, Putin ve Chirac ile birlikte Bush'a karşı bir eksen oluşturmanın çabasını gösterirken, Merkel onu ülkeyi dünyadan soyutlayarak Rusya'ya yanaştırdığını söyleyerek eleştiriyordu. Bununla da kalmayarak Beyaz Saray'ı ziyaret ederek, pek çok konuda Schröder'den farklı düşündüğünün mesajını veriyordu
Geçen yıl yapılan erken genel seçimlerden sonra işbaşına gelen Merkel'in uluslararası politikada nasıl bir tutum takınacağı bugüne kadar tam olarak belli olmadı. Daha doğrusu bunu belli edebilmesi için gerekli özel durumlar ortaya çıkmadı. Irak konusunda, açıkça "Bir tek askerimiz Irak'a gitmeyecek" demese de, önceki hükümetin sürdürdüğü politikayı devam ettirdi.
Şimdi Merkel dış politika konusunda en ciddi sınavıyla karşı karşıya. İsrail'in Filistin ve Lübnan topraklarını bombalama konusunda takındığı tutum, daha çok Bush ile aynı frekansta olduğunu gösteriyor. G-8 zirvesinde yaptığı açıklamalarda İsrail'e eleştiri ve çağrı bölümlerini arka sıralara atması, tıpkı Bush gibi Filistin ve Hizbullah eleştirisini ön planda tutması izleyeceği çizginin ilk işareti olarak görülebilir.
Ve, daha önce İsrail-Filistin çatışmalarında aktif olarak 'arabulucu' rolüne soyunan Almanya, bu kez bundan da geri kalıyor. Alman gazetelerinde yer alan yorumlarda, "Arabuluculuk rolü Merkel için bir numara büyük" denilerek, buna çapının yetmediği ifade ediliyor. Halbuki, daha önce İsrail ile Filistin arasında çatışmaların doruğa çıktığı dönemde Almanya hep sürece aktif olarak katıldı. Bölgede mekik dokuyan dönemin Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Yol Haritası'nın hazırlanmasında önemli rol oynamıştı.
Kısacası daha önce Ortadoğu'da Rusya ve Fransa ile birlikte hareket etmeyi tercih eden, AB'yi de bu yönde harekete geçiren Almanya'nın tutumunda önceki döneme göre, ABD lehine bir değişim var.
Ancak öyle görünüyor ki; Almanya'nın bölgesel çıkarları Merkel Hükümeti'nde birçok tartışmaya yol açacak. Bazı sosyal demokrat bakanlar ve politikacılar şimdiden İsrail'e yönelik eleştirilerin dozajını artırmaya başladı.
Çünkü; dünya siyasetinin önemli aktörlerinden biri olan ve son birkaç yıldır bu konuda önemli adımlar atan Almanya'nın yeniden Merkel eliyle ABD'nin gölgesine girmesine, egemen çevrelerin fazla göz yummayacağı tahmin ediliyor.

e-posta:
yucel@evrensel.de

  Başa dön

  EKONOMİ DÜNYASI..........Tahir Şilkan

Vicdan sızısı

AKP Hükümetlerini dört yıla yaklaşan iktidarlarında vergi konusu, iktidarın emekçi halka ve patronlara karşı olan yaklaşımını bütün açıklığıyla ortaya koyan bir gösterge oluşmuştur.
Patronlara, büyük şirketlere, ihracatçılara; yeni vergi teşvikleri sağlanırken emekçilire vergi yasalarıyla sağlanan özel indirimin kaldırılması düşmüştür. Patronlara, ihracatçılara; vergi affı, vergi incelemis yapmamanın sağlanması kambiyo affı, gümrük affı, ihracat taahhüt affı getilirken emekçi halka yeni dolaylı vergiler, açlık sınırının altında ücretler, enflasyon gerçekleşmelerinini yarısını dahi karşılamayan maaş artışları yapılmıştır.
İktidar olur olmaz rantiyelerin, vergi istisnaları sürdümeyi görev bilen Hükümet son birbuçuk yıldır menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarının vergilenmesi konusunda getirilen yüzde 15 oranındaki vergi stopajıyla övünüyor ve önceki hükümetler tarafından faiz ve rant kazançlarına sağlanan vergi istisnalarını ağır bir şekilde eleştiriyordu. Maliye Bakanı’n tanımlamısıyla, asgari ücretli emekçinin yetersiz ücreti üzerinden dahi yılda 800 YTL gelir vergisi ve damga vergi ile 2150 YTL SSK primi alınırken yılda 500.000 YTL faiz geliri elde edenlerini hiç vergi vermemesi “vicdanları sızlatıyor”du.
AKP Hükümet, verginin adaletli alınmasını öngören anayasal düzenleme çerçevesinde, menkul sermaye iratlarının vergilenmesini sağlamak üzere 5281 sayılı yasanın geçici 67. madde düzenlemesini getirmişti. 31.12.2004 tarihli resmi gazetede yayınlanan 5281 sayılı yasayla 01.01.2006 tarihinden - 31.12.2015 tarihine kadar 10 yıl süreyle uygulanmak üzere menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarının bankalar ve diğer aracı kurumlar aracılığıyla satılması halinde elde edilecek kazançlar üzerinden yüzde 15 oranında gelir vergisi kesintisi yapılması gerekiyordu.
Vergi kesintisi, 01.01.2006 tarihinden sonra çıkarılacak hisse senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanacak gelirler üzerinden uygulanacak, bu tarihten önce çıkarılan hisse senetlerine sağlanan vergi istisnaları devam edecektir.
Yasal düzenlemeye göre yabancı, yerli yatırımcı ayrımı yapılmadan, elde edilecek gelirler üzerinden yüzde 15 gelir vergisi kesintisi yapılacaktı.
Ancak mayıs başından itibaren piyasalarda yaşanan dalgalanma, yüzde 13’lere düşen faiz oranlarındaki artış, hükümetin 10 yıl uygulanmak üzere getirdiği vergi tevkifatının altı ay geçmeden ortadan kaldırılmasına yol açtı. Hem de eşitlik ilkesine aykırı olarak yerli yatırımcılar için yüzde 15 olan kesinti oranı yüzde 10’a düşürülürken “yabancı yatırımcılar” için oran sıfıra indirilmek suretiyle gerçekleştirildi. Şimdi Hükümete sormak istiyoruz, hani menkul sermaya araçlarının vergilendirilmesinde diğer kazanç sahiplerine, ücretlilere sağlamayan vergi istisnaları olması “vicdanlar sızlatıyordu.” Vicdan sızısının bu kadar çabuk geçmesi nedendir?
Emekçiler, açlık sınırının, yoksulluk sınırının altındaki ücretleri üzerinden yüzde 15-20 hatta yüzde 27 oranında gelir vergisi öderken, adeletsiz dolaylı vergileri payı yüzde 70’ler düzeyinden niçin vicdan sızısı çekmiyorsunuz.
Başta söylediğimiz yineleyelim, hiç şüpheniz olmasın, hükümet IMF ve büyük patronların istemi doğrultusunda emekçilere daha düşük asgari ücret, enflasyonun yarısını dahi bulmayan ücret artışı yeni zamlar, yeni vergi artışları yapacak, patronlara, büyük şirketlere yeni vergi teşvikleri sağlayacak ve hiçbir vicdan acısı duymayacaktır.


 
Başa dön

  GERÇEK..........İ. Sabri Durmaz

Özelleştirme mağdurları ne öğretiyor

Özelleştirilen işyerlerinde, özelleştirmeye karşı direnen işçilerin karşısına geçip;”İşçilerimizin hiç bir hakkı kaybolmayacak; daha iyi koşullarda çalışacaksınız; işletmede daha çok işçi çalışacak çünkü burayı devralan firma şu kadar milyon dolar daha yatırım yapmayı özelleştirme şartı olarak kabul etti....” diye nutuk atan bakanların, başbakanın, mülki amirlerin, profesör, uzman kılığındaki sermaye avukatlarının ve özelleştirmecilerin işbirlikçisi ya da oyuncağı olmuş sendikacıların sesleri hala kulaklarımızdadır.
Sanıyorum ki; bu nutuklar en çok da, bugünlerde Ankara’ya gelmek üzere yürüyen özelleştirme mağduru işçinin kulaklarında çınlıyordur. Çünkü bu işçiler; hükümetin, başbakan ve bakanların vaatlerine inanarak “özelleştirmeye evet” diyen; evet demese bile boyun eğen işçilerdir. Şimdi bu işçiler (artık işçi bile değiller), bırakalım eski ücretlerinde ya da biraz altında çalışmayı, ayda 463 YTL’ye ve yılda 10 ay, hiç bir hakka sahip olmadan, en ağır işlerde çalışmaya zorlanan eski kamu işçileridir.
Ankara’ya yürüyen işçiler, onbinlerce özelleştirme mağduru işçiden sadece bir kısmıdır. Pek çokları da eski işlerinden çok daha kötü ve eski ücretlerinin üçte bir yada dörtte biri düzeyinde bir ücretle çalışmaya zorlanmaktadırlar. Daha da kötüsü, dünün miting alanlarında, gösterilerinde, grevlerinde örgütlü ve dayanışma içinde olmanın duygusu ve özgüveniyle işçi sınıfının bir ferdi olarak davranan bu büyük çoğunluk; bu yürüyüşe katılacak kadar bile mecalleri ve umutları kalmadığı için bir an önce emekli olmayı beklemektedirler. Herhalde patronlar ve onların her köşedeki emek düşmanı yalakları eserleri olan duruma bakıp kendileriyle övünüyorlardır!
657 Sayılı Devlet Personel Yasası’nın 4/C maddesi kapsamında çalıştırılan bu kişiler “resmi statüleri” itibariyle ne işçi, ne memur, ne sözleşmeli personel ne de taşeron işçisi sayılmaktadır. Bu yüzden de ne sendikalı olabilmekte ne de memurların yararlandığı haklardan yararlanmaktadırlar. Tersine tam bir keyfiyetle ve ancak kölelikle kıyaslanabilecek ağır sefil çalışmaya zorlanmaktadırlar.
Evrensel’in bu yürüyüşü verdiği günkü sayısında (pazar günü) Karadeniz Bakır İşletmeleri’nin Murgul işletmelerinde de; işletmenin özel firmaya devredildiği haberi vardı ve patron daha işletmeyi devir alır almaz; “sendikayı kabul etmediğini”, “eski işçilerle de çalışmayacağını” açıklamış bulunuyordu. İşçileri yatıştırmak ise; ilçenin kaymakamı, belediye başkanı ve öteki eşraf takımına düşmüştü. İşçilere de “diğer kurumlarda istihdam edilecekleri” söylendiği haber veriliyordu. Yani Murgul işletmesinin işçileri de önümüzdeki günlerde; işte bu 4/C’ye göre istihdam edilecek; 463 YTL maaşla yılda 10 ay çalışmaya başlayacaklar demektir. Bu maaşı 12 aya bölerseniz; asgari ücrete yakın bir ücrete karşılık gelmektedir.
Patronlar ve uşakları, artık özelleştirmeye karşı mücadele direncinin kırıldığını (TÜPRAŞ, PETKİM ve daha bir kaç yerde bu mücadele sürmesine karşın) düşündükleri için işçilere yalan söylemeye gerek duymamakta; bu yüzden de, “Haklarınız kaybolmayacak, daha iyi şartlarda çalışacaksınız...” filan nutuklarına gerek görmeden “dosdoğru” konuşmaktadırlar: “Artık eski işiniz, sendikanız yok; 4/C’ye göre bir devlet dairesinde istihdam edileceksiniz! İster çalış ister çalışma!”
Bu kadar basit ve net!
Elbette ki; işçilerin, işçi sınıfının bu süreçten öğreneceği çok şey var. Ama herhalde en önemli ve ilk şey, işçilerin birleşmesi ve patronlar ve hükümetleri karşısında haklarını savunmada bir güç olmalarıdır. Aksi halde; “Benin hakkım var, yasa var; insanlık var, kazanılmış hakkım var” demenin hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur.
Herhalde Ankara’ya gelen özelleştirme mağdurları da bir kez daha bu dersi haykıracak, Türk-İş’in en az hükümet kadar özelleştirmenin sorumlusu olan bürokrasisinin kulaklarını çınlatacaklardır.

e-posta:
durmaz@evrensel.net

  Başa dön

  UFUK..........Fatih Polat

Emri veren kişi

Devletin zirvesinin “terörle mücadele” gündemiyle yaptığı toplantılar ve aldığı kararların ardından en çok sorulan sorulardan birisi şu: “Sınır ötesi operasyon yapılacak mı?” Yanıtı bir dizi denkleme bağlı olan bu soruya şu an için ‘evet’ demek de, ‘hayır’ demek de spekülatif olur. Ancak sınırın ötesine dair bir operasyon yapılıp yapılmayacağı ne kadar muallak ise, sınırın berisine, yani bu tarafına kapsamlı bir operasyon yapılacağı bir o kadar net. Kürt sorununu tartışmanın dahi, “terörü siyasallaştırma” çabası olarak muamele göreceği bir sürecin kapısından içeri girmiş bulunuyoruz. Cumhurbaşkanı Sezer’in onayladığı TMY de bunun yasal kılıfı olarak kullanılacak.
Sınırın bu tarafında yapılacak olan ‘operasyon’un temel aygıtları içinde yargı önemli bir yer tutacak ve yapılanlar da “güvenlik” gerekçesi ile açıklanacak.
Peki o ‘güvenlik’ gerekçesinin ne kadar ‘güvenilir’ bir gerekçedir? İki önemli konu üzerinden bu sorunun izini sürelim. İlki Şemdinli olayı. 2 astsubayın 39’ar yıl hapse mahkum edildiği Şemdinli Davası’nın gerekçeli kararındaki şu tespit bu açıdan son derece önemli: “Emir komuta zinciri içindeki astsubayların eylemi tek başlarına planlama ve uygulamaları olanak dışı. Eğer varsa yargı safhasında ulaşılamayan yüksek rütbelileri yakalama devleti görevindir.” Devletin bu görevi yerine getireceğine inanmamak için çok neden var, inanmak için ise hiçbir neden yok. Devlet geleneğimiz onu gösteriyor. Aksini söyleyecek varsa çıksın. 2 astsubayın mahkum olmasına gelen sürece kadar bile Genelkurmay’ın müdahalesi ve Adalet Bakanlığı’nın buna uygun tasarruflarının sonucunda 2 savcı görevinden alındı.
Yeni TMY, Şemdinli benzeri bir olayın yaşanması durumunda, Şemdinli halkının yaptığı gibi, rütbeli güvenlik görevlilerini suçüstü yakalamalarını engelliyor. Yani içine sokulduğumuz süreç, bırakalım emri veren yüksek rütbelilerin açığa çıkarılmasını, alçak rütbelilerin üzerine gidilmesini bile engelleyen cinsten. Yeni çizilen ‘güvenlik’ çizgisi böyle.
İkinci önemli olay ise, Atabeyler operasyonu ile ilgili olarak Genelkurmay’ın önünde basına sarı zarf veren kişiyle ilgili. Dün bütün gazetelerde yer almış olan ve ilk olarak ‘Sonsayfa’ adlı internet sitesine sızdırılan görüntüler Genelkurmay raporuna dayandırılıyor. Servisi yapan kişinin Hava Kuvvetleri Komutanlığı personeli olduğunun Genelkurmay güvenlik kameraları ile tespit edildiği ve YAŞ’ta ihracının kararlaştırıldığı belirtilirken, bu kişinin ismi saklı tutuluyor. Ve daha da önemlisi bu kişi gazeteciye o sarı zarfı vermeden önce Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan çıkarken görüntüleniyor. Orada kiminle görüştüğü, birinden talimat alıp almadığı ise açıklanmıyor. Bu askeri personel böylesine önemli bir operasyona dair çok ciddi bilgilerin, krokilerin yer aldığı bir zarfı basına veriyorsa, bunu askeri bir hiyerarşiden bağımsız olarak ve hiçbir talimat almadan yapabilir mi?
O personele talimatı veren üst rütbeliye ulaşılsa o zaman Atabeyler grubuna yapılan operasyonun sırları da açığa çıkmış olacak. Özel kuvvetlere bağlı olan Atabeyler üyelerine düzenlenen operasyonun ‘içeri’den kaynaklı olduğunu açık eden bu durum bir iç çatışmaya da işaret ediyor. Atabeylere yapılan operasyonla ilgili iddialardan birisi, bu operasyonun Emniyet içindeki “Fethullahçı” bir çekirden tarafından yönetildiği biçimindeydi. O mantık açısından bakıldığında dosyayı veren Hava Kuvvetleri Komutanlığı personelinin de Fethullahçı olabileceğini, emniyet ve asker içindeki Fethullahçıların bu operasyonu birlikte yönetmiş olabileceğini düşünmek de mümkün. Ancak, 28 Şubat müdahalesiyle TSK içindeki ‘İslami’ unsurların ihraç edilmiş olduğu düşünüldüğünde, bugün böylesi bir operasyonda rol alabilecek düzeyde bir Fethullahçı grubunun kalıp kalmadığı da bir başka önemli soru.
Peki tüm bunlar, geleceğin genelkurmay başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın Şemdinli iddianamesinde anılmasından sonra, ordu içinde yaşandığı gözlenen kaynamanın buharları olamaz mı? Hatta Kara Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Taşkesen’in dinlenilmesi ve ihracı da aynı olaylar zincirinin halkası olamaz mı?
Bu soruların yanıtlarının yeni TMY’nin baskı ortamına kurban gitmesine izin vermemeliyiz. Yeni dönem daha çok soru sormayı ve yanıt aramayı da zorunlu kılıyor.
Evet emri veren kişi kim?

e-posta:
fpolat69@yahoo.com

  Başa dön

  GÜNLÜK..........Yücel Sarpdere

Fındık fıstık işleri

Ne zaman beyefendi halkla yüz yüze gelse, biliriz ki, halk sevgisi dışa taşacak, vatandaşın orasından burasından başlayacaktır.
“Beyefendi bugün kısmetse niyet kime?”
“Niyetimiz niyet. Kısmetimiz kısmet. Artık kime denk gelirse!”
Nitekim geçenlerde fındık diyarlarından birindeydi.
Malum bölgenin en önemli iki ürünü var.
Fındık ve çay.
Haliyle vatandaşlarımızın gözü kulağı bu ürünlerde.
Türkiye fındık üretiminde dünyanın en önemli ülkesi.
Hal böyle olunca normalde üreticinin yüzünün gülmesi lazım.
Ama öyle olmuyor.
Fındık; üzerinde her türlü oyunun döndüğü…
Yüzbinlerce üretici kabir azabı çekerken, üç beş kurnazın malı götürdüğü bir tezgâhlar abidesine dönüşüyor.
Öyle oluyor ki, artık üretici, bu sene ne kadar kazanacağızdan çok…
Bu sene bakalım üstümüze ne katakulliler döndürülecek diye bekliyor.
Tuhaf ama, gerçek!
Bu sene de böyle oldu.
Beyefendi fındık üreticisinin yoğun olduğu merkezlerden birisine gidince de, üretici alana doldu.
Tam ağızlarını açıp fındıktaki vaziyetleri soracaklardı.
Beyefendinin millet sevgisi yine dışa taştı.
***
Bi başladı!
Bi asabiye bi asabiyet!
Üreticiye Fiskobirliği adres gösterdi.
Hayret bir şey!
IMF, direktifleri karşısında asabileşmiyor.
Ancak vatandaş bir şey söylemeye kalkınca, sinirleri geriliveriyor!
Oysa, Fiskobirliği kıskaca alan bunlar.
Dünyanın en bol likidite döneminin yaşandığı…
Bankaların kredi vermek için bakkal dükkanları bile dolandığı dönemde, Fiskobirlik bir kuruş kredi alamadı!
Fındıkçı Cüneyt malı götürsün diye, yüz binlerce üretici köşeye sıkıştırıldı.
Üstelik sırf fındığa üç para verdi diye, Fiskobirlik neredeyse ihanetle özdeşleştirildi.
Kime ihanet Fındıkçı Cüneyt ve üç beş fındık yamyamına.
Hatırlarsanız, ampül koltuğa oturduğu ilk yıl darbesini vurmuştu zaten fındıkçıya.
Fındık dönemi gelmeden iki ay önce, stoktaki fındıklar üç beş fındık yamyamına düşük fiyata verilmiş…
Üreticinin canına edilmişti.
Fındıkçı Cüneyt öyle istemişti.
Şimdi aynı oyun katlanarak sürüyor.
Fındıkçı Cüneyt ve birkaç yamyam için yüz binlerce üreticinin defteri dürülüyor.
Vatandaş soru sorunca da, beyefendi asabileşiyor.
Ya da diyelim beyefendinin canı sıkkın öfkesini boşaltmak istiyor.
Bana bir halk toplantısı, düzenleyin diyor.
Toplantı düzenleniyor.
Beyefendi veriyor veriştiriyor.
Rahatlıyor!

e-posta:
sarpdere@gmail.com

  Başa dön

  bilgi işlem..........İsmail Gökhan Bayram

Browser savaşları

Internet Explorer’ın beta 7,0(IE7) sürümünün çıkmasıyla birlikte Firefox ve Internet Explorer arasındaki mücadele de kızıştı. Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre Internet kullanıcılarının %67’si Internet Explorer’ın çeşitli sürümlerini kullanırken, %27si de Firefox kullanıyor. Şimdiye kadar Firefox sekmeli çalışabilme imkanı, kolay çökmeme, istenmeyen açılır pencereleri engelleme gibi bazı avantajları nedeniyle ilk defa kullanan kişileri hızla kendine bağlıyordu. Ancak 7.0 sürümü ile birlikte IE’de de sekmeli çalışılabiliyor.
Konuya yabancı olanlar için açıklamak gerekirse sekmeli çalışma bir pencerede birden fazla web sayfası açma ve bu sayfalar arasında kolaylıkla geçiş yapabilme şeklinde tanımlanabilir. Bu ise kullanıcıya daha rahat ve düzenli çalışma imkanı sunuyor. Firefox’un sekmelerin sırasını ayarlayabilme gibi özellikleriyle sekmeli çalışma konusunda IE7 ye göre daha ileri olduğu söylenebilir. Ayrıca henüz test aşamasında olan Firefox 2.0 sürümüne yanlışlıkla kapattığınız sekmeyi yeniden açma gibi yeni özelliklerde eklenmiş.
Her iki browserda da istenmeyen açılır pencerelerin engellenmesi iyi ancak mükemmel değil. Pek sık olmasa da bazı istenmeyen pencereler iki browserın da güvenlik sistemini aşıp açılabiliyor.
Firefox açık kaynak kodlu olması, kolay kişiselleştirilme, oldukça fazla sayıda ve kullanışlı eklentilere sahip olma vb. avantajları ile hala IE’nin önünde ancak IE7; sekmeli çalışmayı desteklemesi, istenmeyen açılır pencereleri engelleme gibi özellikleriyle eski versiyonlarına göre çok daha iyi bir rakip.
Dünya Mozilla Günü
Firefox’un yaratıcısı olan Mozilla Vakfı’nın kuruluş günü olan 15 Temmuz’dan itibaren Mozilla yeni bir kampanya başlattı: “Bir arkadaşını 15 Eylül’e kadar Firefox kullanmaya ikna et, senin ve arkadaşının ismini Firefox 2 sürümünde Mozilla dostları listesinde ölümsüzleştirelim.” Siteye girip kendi adınızı, e-posta adresinizi, Firefox’u önereceğiniz arkadaşınızın adını ve e-posta adresini veriyorsunuz. Eğer arkadaşınız Firefox’u indirirse sizin ver arkadaşınızın ismini Firefox 2’de özel bir pencereye ekliyorlar. İlgilenenler için adresi : http://www.worldfirefoxday.com/en/

e-posta:
bilisim@evrensel.net

  Başa dön


Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net