www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



AP Türkiye raporunu
   eylül ayında görüşecek

Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu’nda, hazırlanan Türkiye raporunun görüşülmesi önümüzdeki eylül ayına ertelendi. İçeriği açısından ‘AP tarihinin en ağırı’ olarak nitelendirilen taslak raporda, Türkiye’nin, özellikle ifade özgürlüğü, dini ve azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar, yargının bağımsızlığı ve reformların uygulanmasını hızlandırması isteniyor.

Aşiretten suç duyurusuna tehdit!
Mardin’de kızkardeşinin eşi tarafından öldürüldüğünü öne sürerek suç duyurusunda bulunan Salih Turgut, kendi aşireti tarafından tehdit edildiğini söyledi. Bazı aşiret üyelerinden, “Bizi tüm Türkiye’ye rezil ettin. Bu davayı devam ettirirsen kan çıkar, kavga çıkar” gibi tehditler aldığını belirten Turgut, davadan vazgeçmeyeceğini dile getirdi.

Bu bir intihar değil hedefimiz yaşamak
Avukat Behiç Aşçı’nın ölüm orucu eylemi yarın 100’üncü gününe giriyor. Kamuoyunun dikkatini F tipi cezaevlerindeki tecride çekmek ve sorunun çözümü yönünde adım atılmasını sağlamak için ölüm orucuna başlayan Avukat Aşçı’nın, adli tutukların maruz kaldıkları uygulamalar hakkında anlattıkları ise tüyler ürpertici.

Norm kadro ne getirecek, ne götürecek?- 3 -
   Belediyeler piyasaya mahkum ediliyor

AKP Hükümeti’nin çıkardığı belediyelerin çalıştıracakları işçi ve memur sayılarını da belirleyen Norm Kadro uygulamasına yönelik Bakanlar Kurulu Kararı sendikaların da tepkisini çekiyor.


AP Türkiye raporunu
   eylül ayında görüşecek
Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu’nda, Hollandalı Hıristiyan Demokrat üye Camiel Eurlings tarafından hazırlanan Türkiye raporu ve verilen değişiklik önergelerinin görüşülmesi önümüzdeki eylül ayına ertelendi. Türkiye raporuna parlamenterler ya da gruplar adına yaklaşık 343 tane değişiklik önergesi verildi. Ancak değişiklik önergelerinin tercümesi ve komisyon gündeminin yoğun olması nedeniyle Türkiye raporunun ele alınması eylül ayına bırakıldı. Rapor 4-7 Eylül’de Fransa Strasbourg’da ele alınacak. Ancak değişiklik önergeleri konusunda görüş ayrılıkları da olduğu belirtiliyor.
Rapordan sızanlar
Diplomatik kaynaklarca içeriği açısından ‘AP tarihinin en ağırı’ olarak nitelendirilen taslak raporda, Türkiye’nin, özellikle ifade özgürlüğü, dini ve azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar, yargının bağımsızlığı ve reformların uygulanmasını hızlandırması isteniyor. Hükümetin hazırladığı 9’uncu reform paketinin memnuniyetle karşılandığı ifade edilen raporda, yeni Terörle Mücadele Yasası’nın temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı unsurlar içermemesi isteniyor. Hükümet yetkilileriyle askeri ve güvenlik personeline ayrıcalık yapılmadan yargı önünde herkese eşit muamele yapılması talep edilen raporda, Türk Ceza Kanunu’nun ‘keyfi yorumlamaya uygun olduğu’ savunulan 216, 277, 288, 301, 305 ve 318’inci maddelerinin değiştirilmesi çağrısında bulunuluyor. Taslak raporda, PKK kınanırken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz yıl yaptığı ‘cesaretlendirici açıklamanın ardından Türk hükümetinin Kürt sorununa demokratik çözüm araması’ çağrısına yer veriliyor.
Sarıkaya’nın görevden alınması
Raporda, eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın görevden alınmasının ‘derin endişe kaynağı’ olduğu belirtilirken, Şemdinli olaylarından sonraki gelişmelerin ‘Türk toplumunda ordunun rolünün yeniden canlandığını değil, devam ettiğini gösterdiği’ ileri sürülüyor. Yüzde 10 olan seçim barajının indirilmesi istenen raporda, bu sayede ‘Kürt partileri de dahil olmak üzere TBMM’de daha geniş temsil sağlanacağı’ savunuluyor. AB yolunda yapılan reformları yansıtacak yeni bir anayasaya ihtiyaç olabileceği görüşüne yer verilen raporda, Danıştay’a yapılan saldırı şiddetle kınanıyor.
“Dini özgürlüklerde ilerleme yok”
Raporun ‘İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması’ baslığı altında, AP’nin son raporundan bu yana dini özgürlükler bağlamında ilerleme sağlanmamış olmasından ‘esef duyulduğu’ belirtilirken, Türkiye’ye dini azınlıkların ruhbanlarını eğitmede ve mülk edinmede karşılaştıkları sorunları ortadan kaldırması çağrısı yapılıyor. Raporda, Alevilerin tanınması ve korunması istenirken cemevlerinin de dini merkezler olarak tescil edilmesi, dini eğitimin gönüllülük esasına göre düzenlenmesi ve sadece Sünni inancını yansıtmaması gibi talepler yer alıyor. Güneydoğu başlığı altında PKK kınanırken rapor taslağında, terörle mücadelesinde Türkiye ile dayanışma içinde olunduğuna vurgu yapılıyor. Raporda, Türkiye’ye ‘koruculuk sistemini lağvetmesi’, ‘Kürt sorununa demokratik çözüm araması’, ‘gözaltı ve tutuklamalarda Avrupa standartlarını uygulaması’ gibi çağrılar yapılıyor.
“Ermenistan’la sınır kapısını açın”
‘’Modern, demokratik ve laik Türkiye, medeniyetlerin birbirini daha iyi anlamasında yapıcı rol oynayabilir’’ denilen taslak raporda, Ermenistan ile diplomatik ve iyi komşuluk ilişkilerinin başlatılmasında Türkiye’nin önkoşulsuz olarak gerekli adımları atması ve bu ülkeyle sınır kapısını bir an önce açması isteniyor. Türkiye’nin limanlarını Rum gemilerine açması da talep edilen raporda, ‘’Kıbrıs (Rum kesimi) dahil tüm AB üyelerinin tanınması, müzakere sürecinin zorunlu parçasıdır’’ deniliyor.


Başa dön


Aşiretten suç duyurusuna tehdit!
Derya Balduz
Mardin’in Nusaybin ilçesinde kızkardeşinin eşi tarafından öldürüldüğü iddiası ile suç duyurusunda bulunan Salih Turgut, hukuki yollara başvurduğu için kendi aşiret üyeleri tarafından tehdit ediliyor. Olayın üzerinin kapatılması için kendisine baskı uygulandığını açıklayan Turgut, “Bu olay uğruna öldürülsem de başka kadınlar ölmesin diye davadan asla vazgeçmeyeceğim” dedi.
Nusaybin’in Abdülkadir Paşa Mahallesi’nde 15 Haziran’da ilaç içerek intihar ettiği iddia edilen ancak, kızkardeşinin eşi tarafından öldürüldüğü iddiasıyla Nusaybin Savcılığı’na suç duyurusunda bulunan 7 çocuk annesi Zerifa Akpınar’ın ağabeyi Salih Turgut, aşiret üyelerinin kendisini tehdit ettiğini açıkladı.
Bazı aşiret üyelerinin, “Sen bizi tüm Türkiye’ye rezil ettin. Bu davayı devam ettirirsen kan çıkar, kavga çıkar. Bütün medya ayakta. Bölgede o kadar kadın öldü, intihar etti kimse sesini çıkarmadı, seninki de aynı mesele. Neden basında konuşuyorsun” dediklerini aktaran Turgut, “Beni suç duyurusunda bulunduğum için günlerdir telefonla arayıp tehdit ediyorlar. Şu ana kadar bu tür olayların üzeri hep ‘intihar’ denilerek kapatıldığı için bunun hukuki yollarla gündeme getirilmesine tahammül edemiyorlar. Suç duyurusunu geri almamı dayatıyorlar. Beni assalar da, kurşuna dizseler de bu davadan vazgeçmeyeceğim” diye konuştu.
Bölgede birçok kadın için ‘öldü’ veya ‘intihar etti’ denildiğini ancak bu olayların perde arkasının söylendiği gibi olmadığını ifade eden Turgut, şunları dile getirdi: “Kızkardeşimin intihar ettiğine inanmıyorum, intihar etmişse bile eşinin ona yaptıklarından intihar etmiştir. Yani eşi onun intiharına sebep olmuştur.”
‘Daha önce de hastanelik olmuştu’
22 yıllık evli ve 7 çocuk annesi kızkardeşinin yıllardır eşinden dayak yediğini ve 1992 yılında bu nedenle hastanelik olduğunu hatırlatan Salih Turgut şöyle devam etti: “Kardeşim o zaman suç duyurusunda bulundu. Oğlu, babası annesini her gün dövüyor diye karakola başvurdu. Ancak sonradan araya akrabaların girmesiyle suç duyurusunu geri çekmek zorunda kaldılar. Çünkü erkeklerin yaptıklarını hep gizlemeye alışmışlar. Kızkardeşim uzun yıllar yaşadıklarını bana anlatmadı. Ben onun erkek kardeşi olduğum için bana bir şey olmasından korktu. Ama diğer kızkardeşlerime yaşadıklarını sürekli anlatmış. Kızkardeşim 22 yıl boyunca o evde işkence görerek yaşadı. Ama tek bir gün korkudan sesini çıkaramadı. Kızkardeşimin eşi Ş. ona sürekli ‘Bir gün seni kesinlikle öldüreceğim. Ama seni kurşunla değil başka bir şekilde öldüreceğim’ diyerek tehdit ediyordu.”
Kızkardeşinin çocuklarının, tüm yaşananlara tanık olduğunu dile getiren Turgut, “Kızkardeşimin nasıl öldüğü açığa çıkmadan davadan vazgeçmem. Bana bir şey olursa da umurumda değil, assalar da, kurşunlasalar da bu davadan vazgeçmem. Yeter ki artık başka kadınlar böyle ölmesin, bu olayların üzeri aşiretçilik ve feodalilk adına böyle kapatılmasın” dedi.
Kızlara ev hapsi
Ş.A.’nın kendi çocuklarına da sürekli şiddet uyguladığını öne süren Salih Turgut, olayın Türkiye’de sonuç alamaması durumunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gideceğini duyurdu. Kızkardeşinin çocukları Yasemin (18), Selma (16) ve Ayten’in (12) de şu anda babaları tarafından eve kapatıldığını ve konuşmalarına izin verilmediğini iddia eden Turgut, “Anneleri öldükten sonra kızlar cenazeye gittiler. Şimdi onları da eve kapatmış. Kimseyle görüştürmüyor, yoksa kızlar da gidip savcılıkta ifade verirler. Nusaybin Başsavcısı o kızları çağırıp onların ifadesini almalı. Onlar annelerinin yaşadığı işkenceyi herkesten daha iyi bilirler. Çünkü kendileri de bu baskı altındalar. Baskı altında olmazlarsa her şeyi anlatırlar” diye belirtti.
‘Kadın cinayetleri artık bitmeli’
Kızkardeşi öldüğü günden bu yana vicdan azabı çektiğini belirten Turgut, “Bu vicdan azabıyla yaşayamam” dedi. Davadan vazgeçme gibi bir durumun kendisi açısından söz konusu olamayacağını aktaran Turgut, “Yaşarken kızkardeşime yardımcı olamadım, çok üzgünüm, unutamıyorum. Bu olayın üzerinin kapatılması başka kadınların intiharının veya intihar süsü verilerek öldürülmesinin meşru sayılması anlamına gelir. Türkiye’de bu olayın üzerinde durulmalı. Bu kadın cinayetlerine, intiharlara artık bir son verilsin. Kadın kuruluşları ve devlet bu konuda sorumluluklarını yerine getirsin. Erkekler, kadınların da insan olduğunu unutmasın” diye konuştu.


Başa dön


Bu bir intihar değil hedefimiz yaşamak
Elif Görgü
Avukat Behiç Aşçı, cezaevlerindeki tecrit uygulaması sonucu birçok müvekkilinin hayatını kaybettiğine, ruh sağlığının bozulduğuna, sakat kaldığına ve işkenceye uğradığına birebir tanık oldu yıllarca... 100 müvekkilinin cenazesini kaldırdı. 5 Nisan Dünya Avukatlar Günü’nde, “Beni bu tercihe zorlayan Adalet Bakanlığı’dır. Bir avukatın aklına gelen son çaredir” diyerek başladığı ölüm orucu eyleminde yarın 100’üncü günü dolduracak.
Avukat Aşçı’nın Şişli’deki ofisi her gün çok sayıda kişiye ev sahipliği yapıyor. Destek için gelenlerin biri gidiyor biri geliyor. Hiç ayrılmayanlar da var. TAYAD üyesi tutuklu ve hükümlü yakınları dönüşümlü olarak açlık grevindeler. Hepsinin oğlu, kardeşi, arkadaşı F tipi hapishanelerde tecrit işkencesini yaşıyor.
Bugüne kadar 20 kilo kaybetmiş ancak sağlık durumu şimdilik iyi olan Avukat Aşçı ile “Hukukun ve Adaletin Yok Edildiği Bir Ülkede Yaşam Hakkı için Ölüm Orucundayım” pankartı altında sohbet ediyoruz.
Ölüm orucuna başlamanızın üzerinden neredeyse 100 gün geçti. Bir şeyler değişebildi mi bu 100 gün içinde?
Hedeflerimizden biri meslektaşlarımızın yüzlerini tecride döndürebilmekti. Başardığımızı düşünüyorum. Avukat arkadaşlarımız tecride karşı komite kurdular. Türkiye’deki bütün belli başlı sanatçılarımız, aydınlarımız imzalarını, ‘tecrit işkencedir’ başlığı altında bir araya getirdiler ve bu yönde ilan yayınlandı.
İkinci hedefimiz sansürü aşabilmekti. Siyasi iktidar tecrit politikalarında sansür uyguluyor. Bunun sonucunda toplumun her kesiminde bir kanıksama yaratıldı. Yani F tiplerinde hapishanelerde ölüm oruçları yapılır. İki üç kişi başlar, ölür giderler. Yeni birileri daha başlar. Onlar da ölür giderler. Ve bu böyle devam eder. Biz de dahil hepimiz bu kanıksama içine girdik. Bunu kırmak; tecrit gerçeğini insanlara tekrar hatırlatmak gerekiyordu. Çünkü tecrit işkencedir, işkence devam ediyor. Bunu hatırlatmada hedeflediğimiz noktada olmasak da başarmaya başladık diye düşünüyorum.
Son günlerde tecrit ve ölüm oruçları konusu medyada daha fazla yer almaya başladı galiba...
Evet. Günlük gazete ve televizyonlarda tecrit tekrar haber olmaya başladı. Hep söyledim ölüm orucuna başlarken kendime ait bir talebim yoktu. Tek talebim, hapishanelerde tecridin ortadan kaldırılması konusunda somut adımlar atılması. F tipi cezaevleri herkesi tahrip ediyor. Sadece siyasi tutuklu ve hükümlülere değil, adlilere de, İslami tutuklulara uygulanan tecrit de kaldırılsın. Bizimki tamamen insani bir taleptir. Biz sıradan insana da tecridi anlatabilmeyi hedefledik. Onu da bir miktar başarabildiğimizi düşünüyorum.
Geçtiğimiz hafta ilk defa Adalet Bakanı’ndan randevu alındı ancak sorunlar çıktı ve görüşülemedi. Bu konudaki son durum nedir?
İstediğimiz seviyede bir gelişme olmadı ama girişimlerimiz devam edecek. Çünkü bu sorunun muhatabı Adalet Bakanı’dır. Görmezden gelemez, yok sayamaz. Bu sorunu kabul etmek ve bir çözüm getirmek zorundalar. Bakanlık randevu taleplerimize cevap vermeli, sorunun varlığını kabul etmeli ve çözüm önerisini söylemeli. Elbette bu eylem bir intihar eylemi değil. Hiçbir ölüm orucu eylemcisi bu eyleme ‘ben öleyim’ diye başlamadı. Elbette hedefimiz yaşamaktır. Talebimizin çözümü çok kolay aslında, ama çözülmezse biz de öleceğiz. Tecrit konusunda da herkesin yapabileceği bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Ve şundan çok eminim ki bu baskı sonuç almayı sağlayacak. Çünkü haklı ve çok meşru bir talepte bulunuyoruz. Tecrit insanlık sorunu ve kimse değil diyemez.

Oğlu hücrede kalıyor
Behiç Aşçı’ya destek için yanında yer alanlardan biri de tutuklu yakını Nagihan Kurt.
17 Ocak’ta “Ne ABD ve AB” mitingine katılmak için Ankara’ya giderken yolda gözaltına alınıp tutuklanan 24 yaşındaki oğlu Musa Kurt Sincan F Tipi’nde. Üç kişilik hücrede iki kişi kalıyor Musa. Nagihan Kurt ise 15 yaşındaki kızı ile tecridin kaldırılması için mücadele ediyor...

HAPLA UYUTULUYORLAR
Tecride maruz kalan tutuklu ve hükümlülerde ne tür rahatsızlıklar görülüyor?
Siyasi tutuklu ve hükümlülerde direniyor olmaktan, siyasi iradelerinden ve kolektif tutumları sayesinde psikolojik rahatsızlıklar fazla tespit edilmiş değil. Siyasilerde fiziki rahatsızlıklar ağırlıkta; işitme problemleri, algılama bozuklulukları, görme ve denge sorunları, iç organ hastalıkları gibi... Adli tutuklu ve hükümlülerde ise ciddi anlamda içine kapanıklık, saldırganlık görünüyor. Bakanlık bu vakaları açıklamıyor. Yoksa adlilerin durumu çok daha kötü. Adlilere karşı idarelerin bulduğu çözüm onları uyuşturucu hapla uyutmak. F tipinde günlük yaşamları böyle geçiyor; gece sabaha kadar televizyon izliyorlar, gündüz de akşama kadar uyutuluyorlar. Ama bu geçici bir “çözüm”. Bir noktadan sonra adlilerin hepsi kitlesel patlama yaşayacaklar.
F tipinde son olarak ortaya çıkan domuz bağı işkencesini anlatayım. İşkenceye maruz kalan adlilerin ikisiyle görüştüm. Bu adliler, hapishanedeki uygulamaları kabul etmeyen, direnen adliler. Her F tipinde iki tane; havalandırması olmayan ve içi süngerle kaplı iki özel hücre var. İdare, işte bu yaptırımlarına uymayan adlileri bu hücrelere kapatıyor. Ama önce parmaklarını birbirine bağlıyor, sonra ayaklarını bağlıyor, ellerini de arkadan bağlıyor ve son olarak da elleri ile ayaklarını birbirine bağlıyor. Böylece ters bir top yapmış oluyor o insanı. Sonra da bu hücreye atıyor. Birini 5 gün birini 10 gün kapıyı hiç açmadan tutmuşlar. Adam tuvaletini de o şekilde üzerine yapmak zorunda kalmış. 10 gün sonra çıkartılmış. Ve demişler ki “sen akıllandın mı?”


Başa dön


Norm kadro ne getirecek, ne götürecek?- 3 -
   Belediyeler piyasaya mahkum ediliyor
AKP Hükümeti’nin çıkardığı belediyelerin çalıştıracakları işçi ve memur sayılarını da belirleyen Norm Kadro uygulamasına yönelik Bakanlar Kurulu Kararı sendikaların da tepkisini çekiyor.
Genel Hizmetler işkolunda örgütlü TÜRK İŞ’e bağlı Belediye İş, DİSK’e bağlı Genel İş ve HAK İŞ’e bağlı Hizmet İş sendikalarının genel başkanlarına, Norm Kadro’ya ilişkin değerlendirmelerini ve işkollarındaki işçileri nasıl etkileyeceğini sorduk.
Sendika genel başkanları, kararın iptali için gerek Danıştay’a, gerekse Anayasa Mahkemesine başvurduklarını belirterek, Hükümetin kararı geri çekmesi gerektiğini ifade ettiler. Sorunun çözülmemesi durumunda ise ortak eylemlere hazır olduklarını dile getiriler.
SORULAR
1) Bakanlar Kurulu tarafından yayınlanan norm kadro genelgesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
2) Genelgenin tam anlamıyla uygulanmasıyla ne gibi sonuçlar beklemektesiniz? Özellikle şu an belediyelerde çalışmakta olan geçici olarak adlandırılan işçileri nasıl etkileyecektir?
3) Norm kadro genelgesinden sonra örgütlü olduğunuz belediyelerde ne gibi uygulamalarla ne gibi sorunlarla karşılaşmaktasınız?
4) Norm kadro uygulamasına ilişkin ne gibi çalışmalar yapmaktasınız ya da yapmayı planlamaktasınız?
5) Düzenlemelerin işçi-memur bütün çalışanları etkilediği düşünüldüğünde, bu alanda örgütlü diğer işçi ve memur sendikalarıyla ortak çalışmalar yapmayı düşünüyor musunuz?

Mahmut Seren (Genel İş Genel Başkanı)
1) Bakanlar Kurulu Kararı ile belediyelerde çalışan işçi sayısı çok büyük oranlarda indirilmiş ve belediye hizmetlerinin taşeronlaştırılması zorunlu tutulmuştur.
Bu niteliğiyle karar, Belediye Kanunu’na da aykırıdır. Bu karar, belediyeleri ve belediye meclislerini istihdam ve belediye hizmeti konularında seçeneksiz bırakmakta ve onları piyasacı işleyişe mahkûm etmektedir.
Bakanlar Kurulu Kararı, kanunun öngörmediği ve belediyelere bıraktığı konuları son derece ayrıntılı ve kısıtlayıcı bir bakış açısıyla düzenlemektedir. Bu karar, norm kadro ilke ve standartları belirlememekte, belediyeler için doğrudan norm kadro yapmaktadır. Belediyelere, norm kadro yapmayı yasaklayan bu karar, bu niteliğiyle demokrasi karşıtı bir nitelik de taşımaktadır.
5393 sayılı Belediye Kanunu çıkarılırken, Hükümet, bu kanunu belediyelere daha fazla yetki verilmesi ve merkeziyetçilikten uzaklaşma olarak sunmuştu. Ancak bu karar 1580 sayılı eski Belediye Kanunu ile kıyaslanmayacak ölçüde merkeziyetçi bir bakış açısını yansıtmaktadır.
Bakanlar Kurulu Kararı belediye istihdamını çok ağır bir merkezi yönetim vesayeti altına almıştır. Piyasanın lehine yapılan bir vesayettir; çünkü bu karar, belediyelerin kendilerinin hizmet üretmesini neredeyse yasaklamakta, belediyeleri piyasadan hizmet almaya zorunlu bırakmaktadır.
Bu düzenlemeyle taşeronlaştırma furyası hızlanacaktır. Bunun doğal sonucu belediye hizmetlerinde çalışan işçilerin sendikal haklarının ortadan kalkması; sosyal güvencesiz çalıştırmanın yaygınlaşması olacaktır. Bu kelimenin tam anlamıyla vahşi bir kapitalizm uygulamasıdır. İşçilerin hak ve çıkarlarını piyasanın acımasızlığına karşı korumakla görevli olan hükümet, bu karar ile piyasa savunuculuğunu bir kez daha ortaya koymuştur. İşçi sınıfının bu Hükümet’ten bir beklentisi kalmamıştır.
Verilen kadrolar ve belirlenen sayılara bakıldığında birçok çarpıklık söz konusudur. Örneğin bağlı kuruluşlar listelerine bakıldığında EGO ve ESHOT ile İETT arasında büyük bir eşitsizlik olduğu görülmektedir. Burada hangi ilke ve ölçütün kullanıldığını anlamak imkânsızdır. Uygulamada daha birçok çarpıklığın ve eşitsizliğin ortaya çıkacağından hiç kuşkunuz olmasın.
2) Geçici işçiler diye bilinen ve bugüne kadar vize ile çalıştırılan işçiler bu karardan olumsuz olarak etkilenecektir. Çünkü norm kadro uygulaması ile, bilindiği gibi, vize zorunluluğu ortadan kaldırılmaktadır. Bununla birlikte norm kadro kararı, kadro ile çalıştırılacak işçi sayılarını önemli oranda indirdiği için bugüne kadar vizeyle çalıştırılan işçiler, vize sürelerinin bitimiyle işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.
Öte yandan karar, belediyelere, memur sayısının yüzde 40’ı oranında geçici işçi istihdam edebilme hakkı tanımaktadır. Böylece, vizeli işçilerin tümü değilse bile bir bölümü için geçici istihdam olanağı doğabilecektir. Ancak geçici işçi istihdamında İş Kanunu’na göre değişik yöntemler söz konusudur. Belirli süreli hizmet sözleşmesiyle çalıştırılacak olan geçici işçiler için bir iş sürekliliği söz konusu olmayacaktır.
3) Bilindiği gibi, norm kadro uygulamasının uygulanabilmesi, norm kadronun ilgili belediye meclisi tarafından onaylanması ile olanaklıdır. Şu anda karşılaştığımız en önemli sorun, bazı belediyelerin Bakanlar Kurulu kararına dayanarak, daha norm kadroları bile belediye meclisleri tarafından onaylamadan, bu kararı uygulamaya sokmaya çalışarak vizeli işçileri işten çıkarma girişimleridir. Bu tür uygulamalar hukuk dışıdır. Diğer yandan bu karar, on binlerce vizeli işçiyi büyük bir tedirginlik ve kaygıya sürüklemiştir. İşçileri bu duruma düşürmeye kimsenin hakkı yoktur.
4) Bu kararın daha hazırlık çalışmaları yapılırken sendikamız konuyla yakından ilgilenmeye başlamıştır. Karar yayımlandıktan sonra da sendikamız bu karara karşı Danıştay’da dava açan ilk örgüt olmuştur. Bundan sonraki süreci esas olarak Danıştay’ın kararı belirleyecektir. Danıştay iptal ederse, yeni kararın belediye işçilerinin ve kamusalcı belediyecilik anlayışına sahip belediyelerin yararına çıkması için çaba göstereceğiz.
Danıştay iptal etmezse, sendika olarak belediye hizmetlerinde çalışan tüm işçilerinin çıkarlarını savunmak için bugüne kadar yaptıklarımızı yapmaya devam edeceğiz. Burada en önemli işimiz, taşeron şirketlerde çalışan işçileri sendikamızda örgütlemektir. Bu çalışmalarımızı birincil gündem maddesi haline getireceğiz.
5) İşkolumuzdaki diğer sendikalarla belediye işçilerinin çıkarları doğrultusunda işbirliği yapmaya her zaman hazırız. Bu konuda Genel-İş’ten yana bir sorun hiçbir zaman çıkmaz. Yeter ki muhataplarımız işbirliği konularında içten ve ilkeli davransınlar. Önemli olan belediye hizmetlerinde çalışan işçilerin, sendikal hakları, ekonomik ve demokratik haklarını geliştirmektir. Sendikalar da bunun için vardır.
Son olarak belediyeleri de bu karara karşı çıkmaya çağırıyorum. Özellikle belediyeleri halkın kamusal nitelikteki demokratik kurumları olarak gören belediye yönetimlerinin kararın iptal edilmesi için çaba göstermesi gerektiğine inanıyorum.

Çalışma barışı bozulur
Nihat Yurdakul (Belediye-İş Genel Başkanı)
1) İlgili Bakanlar Kurulu Kararı, yıllardır hukuka aykırı bir şekilde “geçici işçi” adı altında çalışmak zorunda bırakılan onbinlerce belediye işçisini, üyelerimizi işsiz aşsız bırakmayı hedeflemektedir. Bu nedenle kabul edilemez olarak görmekteyiz.
2) Bakanlar Kurulu Kararı’nın bu haliyle uygulanmasının hem hukuki açıdan hem de sosyal açıdan birçok sıkıntı yaratacağına inanıyorum. Çünkü sözkonusu karar kendi içinde tutarsızlıklar taşıyor. Örneğin, nüfus ve diğer faktörler de dikkate alındığında Ankara, İstanbul ve İzmir’de aynı amaçla kurulmuş ve benzer faaliyet gösteren belediyeye bağlı kuruluşlara farklı kadrolar veriyor. Bu kadro sayıları kendi içinde açıklanamayacak kadar oransızlıklar ve tutarsızlıklar içeriyor.
Bizce bu karar, işçisiyle memuruyla tüm belediye çalışanlarının, hatta belediye başkanlarının görüşleri dikkate alınmadan hazırlanmış bir karardır. Bu haliyle uygulanması sıkıntı yaratır. Çünkü bu karar, üyemiz olsun olmasın tüm belediye işçilerinin kazanılmış haklarını ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca, içerdiği düzenlemelerle, Anayasa’ya ve yasalara aykırılıklar taşımaktadır.
Söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı, hiçbir değişikliğe uğramadan uygulamaya konmak istenirse, bu ısrar çalışma barışının bozulmasına yol açar. Çünkü adları “geçici işçi” ancak, yaptıkları iş daimi olan, kimisi 5 yıldır, kimisi 10 yıldır, kimisi ise 15 yıldır vatandaşa hizmet veren 70 ila 100 bin -geçici işçi- kadrosuz işçi bu uygulama ile işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.
3) Örgütlü olduğumuz birçok belediyede, belediye başkanları, kararın böyle uygulanamayacağını, bu kararın ülke gerçeklerine uymadığını biliyor. Ancak, Safranbolu Belediyesi Bakanlar Kurulu Kararını gerekçe göstererek bazı üyelerimizi işten çıkardı.
4) Kadrosuz işçilerin yaşadığı sıkıntıyı bilen ve onların bu sıkıntısını çözmek için yıllardır uğraş verenler olarak, söz konusu kararın yayımı tarihinden itibaren yaşanan bu sıkıntıyı aşmak için, İçişleri Bakanlığı ve Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü nezdinde girişimlerde bulunduk. Ayrıca hukuki girişimlerde de bulunduk. Kararın iptali istemiyle Danıştay’a yürütmenin durdurulması ve işlemin iptali talebiyle dava açtık. İktidar partisinin üst düzey yöneticilerinden sorunun çözümü için söz aldık ancak çözümüne ilişkin somut bir ilerleme kaydedilmedi.
Daha sonra 10 Temmuz 2006’da ülke çapında örgütlü olduğumuz il ve ilçelerde başbakan ve bakanlıklara sorunun çözümüne katkılarını talep eden faks metinlerini gönderme kararı aldık. AKP’li üst düzey yöneticilerin bu konuyu bir kez daha Başbakan Tayyip Erdoğan’a iletildiğini ve en kısa zamanda sorunun kadrosuz işçileri mağdur etmeden çözüleceğini ifade ettiler. Bundan dolayı yapılacak eylemi şimdilik erteledik.
Sorunun çözümü bellidir. Sayın Başbakanımızın “kamuda bir daha geçici işçi lafını duymak istemiyorum. Artık şunu bitirin” talimatının biran önce yerine getirilerek, yıllardır belediyelerde geçici işçi adı altında çalışan işçilerin kadroya alınmasıdır. Çözüm, norm kadro ilke ve standartları düzenleyen Bakanlar Kurulu Kararı’nın, mevcut çalışanlara dokunulmadan yeniden düzenlenmesidir.
5) Belediye-İş Sendikası, tüm belediye emekçilerini ilgilendiren bu önemli sorunu çözmek için her türlü platformu kullanmaktadır ve bundan sonra da kullanmaya devam edecektir.

Geçici işçi sorunu çözülmeli
Mahmut Aslan
(Hizmet İş Genel Başkanı)
Belediyelerde yaklaşık olarak 20 bini sendikamız üyesi olmak üzere 100 bini aşkın geçici işçi çalışmaktadır. Geçici işçilerin statüleri kadrolu işçilerin statülerinin aynısıdır. Ama kadroları yoktur.
Geçici işçi statüsünde çalışan belediye işçilerine kadro verilmesi konusunda girişimlerimiz devam etmektedir. Halen belediyelerde 100 bin boş kadroya karşılık 125 bin geçici statüde çalışan işçinin varolduğu malumunuzdur. Bu boş kadroların Bakanlar Kurulu kararı gibi oldukça basit bir düzenleme ile ve bütçeye ilave bir yük getirmeden daimi kadroya dönüştürülmesinin imkan dahilinde olduğu hususu en üst düzey makamlara defalarca bildirilmiştir.
Sendikamız geçici işçiler sorununu işkolumuzun temel sorunlarından kabul etmektedir. Geçici işçilerin daimi kadrolara atanması talebimizi gerekli yerlere ilettik, raporlar sunduk. O günlerde hazırlıkları sürdürülen Belediye Kanunu’nda bu sorunun çözüleceği ifade edilmişti. Ancak norm kadro düzenlemesiyle bu sorun daha da vahimleşmektedir.
Norm kadro esaslarında belediyelerin durumları göz önünde bulundurulmadan kadro sınırlaması yapılmaktadır. Ama geçici işçilerle ilgili, memur sayısının yüzde 40’ı kadar çalıştırabilirsiniz deniliyor. Peki yüzde 40’ı geçen belediyelerde durum ne olacaktır? Bu karardan sonra Başbakanlık (Müsteşarlık Düzeyinde), İçişleri Bakanlığı (Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü) ve AKP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Ergun ile yaptığımız görüşmelerde konu ayrıntıları ile ele alındı ve “Evet burada bir haksızlık söz konusudur. Bunun giderilmesi gerekir. Konu ile ilgili yeni bir Bakanlar Kurulu kararı yaz sonunda çıkacak” denildi.
Ama bazı belediyeler, norm kadro kararına göre fazla olarak görülen geçici işçileri çalıştıramayız diyerek işten çıkarma yoluna gitmeye başlamıştır.
Hükümet nezdinde yaptığımız girişimler, görüşmeler ve temaslar neticesinde İçişleri Bakanlığı; geçici işçilerin vizelerinin 2006 yılı sonuna kadar geçerli olduğu ve işten çıkarılmaması gerektiği yönünde bir genelge yayınlanmıştır.
Girişimlerimiz sonucu konu ile ilgili yeni Bakanlar Kurulu Kararı’nın yaz sonuna kadar çıkartılacağı ve bu yeni kararda soruna çözüm getirileceği ilgililerce ifade edilmiştir.
Sendika olarak; Bakanlar Kurulu Kararı’nın yürürlüğünün durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay’da dava açtık. Bu sorunun hukuki platformda da çözümü noktasında çabalarımızı sonuna kadar sürdüreceğiz. Çözümü hedefleyen her türlü dayanışmayı diğer sendikalarla birlikte göstermeye de hazırız.


Başa dön


‘DEHAP’a kapatma’ davası
Anayasa Mahkemesi, kendisini fesheden Demokratik Halk Partisi’nin (DEHAP) kapatılması istemiyle açılan davayı, bugün görüşmeye başlayacak. Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, DEHAP hakkında 13 Mart 2003’te, “Demokratik Cumhuriyet, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği”, 29 Nisan 2003’te de “PKK/KADEK ile bağlantı içinde olduğu, bu şekilde Anayasanın 68/4. maddesinde ifade edilen ‘devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne’ aykırı eylemlerin odağı haline geldiği tespit edildiği” gerekçesiyle ek iddianame ile temelli kapatılması istemiyle dava açmıştı.
ÖSS sonuçları önümüzdeki hafta içinde açıklanacak
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, ÖSS sonuçlarının gelecek hafta açıklanacağını bildirdi. Sınav değerlendirme çalışmalarının sürdüğünü belirten Yarımağan, sonuçların en geç gelecek hafta cuma günü açıklanacağını söyledi. 2006-Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu’na göre, sınav sisteminde bu yıl başlayan yeni uygulamaların yanı sıra tercih işlemlerinin yürütülmesinde de farklılıklar olacak. Adaylar hem kendileri internetten, hem de ÖSS başvurularında olduğu gibi randevu alarak başvuru merkezlerinden tercih formu doldurarak gönderebilecekler. 2006 ÖSS’ye girip 160 ve üstünde puan alan adaylar ile sınavsız geçiş hakkı bulunanlar tercih yapabilecekler. ÖSS’de 160 ve 184.999 arasında puan alanlar ön lisans programları ile İngilizce Öğretmenliği hariç Açıköğretim Fakültesi programlarını, 185 ve üzerinde puan alanlar ön lisans programları ile lisans programlarını tercih edebilecekler. Sınavsız geçiş hakları bulunan meslek lisesi öğrencilerinden ÖSS’ye girmeyenler kılavuzdaki Tablo 3A’dan tercih yapabilecekler. Adayların tercih yaparken en küçük taban puanlar yerine yüzdelik dilimleri esas almaları öneriliyor. Tercih yapmak isteyen adaylar, tercih kılavuzunu başvuru merkezi olarak belirlenen yerlerden 3 YTL karşılığında alabilecekler. Lise müdürlükleri, Açıköğretim Lisesi irtibat büroları, ÖSYM sınav merkezi yöneticilikleri ve ÖSYM büroları başvuru merkezi olarak görev yapacak. ÖSS’de puan barajını aşan adayların tercih işlemleri 24 Temmuz Pazartesi günü başlayacak. ÖSYM, internet kullanımında deneyimi olmayan veya yanlış yapmaktan çekinen adaylara tercih bildirimlerini başvuru merkezleri aracılığıyla yapmalarını önerdi. Tercihlerin internet üzerinden aday tarafından gönderilmesi durumunda yapılabilecek yanlışların sorumluluğu adaya ait olacak.
DTP’nin gündeminde seçim var
Demokratik Toplum Partisi (DTP) Genel Başkanı Ahmet Türk, “Bugünden sonra seçime hazırlanan bir parti olarak örgütlerimizi gözden geçirmemiz ve çalışmalar yapmamız lazım” dedi. DTP fiili Eşbaşkanı Aysel Tuğluk ise, bir bütün olarak Türkiye’nin demokrasi güçlerini DTP çatısı altında birleştirecek bir siyaseti, tarzı, ortaya çıkarmak zorunda olduklarını ifade etti. DTP yeni Parti Meclisi, 1. Olağan Genel Kurul’dan sonra ilk kez toplandı. DTP Genel Merkezi’nde toplanan Parti Meclisi üyeleri, DTP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerini belirleyecek. MYK üyeleri de kendi arasında görev dağılımını yapacak. PM toplantısının açılış konuşmasını yapan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, “Bugünden sonra seçime hazırlanan bir parti olarak örgütlerimizi gözden geçirmemiz ve çalışmalar yapmamız lazım” dedi. Yeni bir sürecin, yeni bir mantığın gelişmesi için görüşlerini kamuoyuna yansıtacaklarını belirten Türk, “Eğer biz Kürtler arasında bir diyalogu, ortak tavrı, üslubu geliştiremezsek, yine ‘Kürtler ne istiyor’ şeklindeki bir yol haritasını ortaya koyamazsak başarılı olma şansımız, diğer kurumları kesimleri etkileme şansımız da olmaz” diye konuştu. Türk’ten sonra konuşan DTP fiili Eşbaşkanı Aysel Tuğluk da, mevcut siyasi partilere karşı alternatif olduklarını belirterek, “Temel gücümüzün halk olduğu gerçeğiyle bunun gereğini yapmak zorundayız” dedi. Tuğluk, bir bütün olarak Türkiye’nin demokrasi güçlerini DTP çatısı altında birleştirecek bir siyaseti, tarzı ortaya çıkarmak zorunda oldukların ifade etti.
İnfaza suç duyurusu
Batman’ın Beşiri ilçesinde sağ yakalanan HPG’li Abbas Emani’nin infaz edilmesine tepkiler sürüyor. İstanbul’da aralarında DTP ve EMEP’in de bulunduğu 23 kitle örgütü, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu. Sultanahmet’te dün bir araya gelen kitle örgütleri, sağ yakalandığı fotoğraflarla belgelenen Abbas Emani’yi öldürenlerin cezalandırılmasını istedi. Fotoğrafların yayımlandığı Özgür Gündem gazetesini taşıyan grup adına açıklama yapan DTP İstanbul İl Başkanı Doğan Erbaş, sorumluların bir an önce cezalandırılmasını istedi. Şair Şennur Sezer ise, bir ülkede vatandaşın can güvenliği yoksa, o ülkede hiçbir şeyin güvenli olmadığını ve hem bir vatandaş olarak hem de bir anne olarak yaşananlardan kaygı duyduğunu söyledi. Basın açıklamasının ardından İstanbul Adliyesi’nde sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net