www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Cazlı günler başladı
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 13. Uluslararası İstanbul Caz Festivali Esma Sultan Yalısı’nda yapılan açılış gecesiyle başladı.

Yılların ötesinden T. Necmioğlu
Ben öyle düğünlere, cenaze törenlerine ve jübilelere gitmeyi sevmem. Zaten gitmiyorum da. Bir annemin düğününe (Üvey babamla evleniyordu, başka bir şey sanmayın), bir de başka bir düğüne gittim, iki-üç kez de nikâh törenine.

Ölümden tanıklığa, oyundan yaşama...
Sivas katliamında ağır yaralanan, öldü sanılıp morga atılan ve kardeşini, onlarca arkadaşını katliamda yitiren Serdar Doğan’ın kaleme aldığı Simurg adlı oyun katliamı, 13 yıl sonra adeta günümüze taşıyor. Katliamda devletin ve iktidar ortağı SHP’nin açıkça sorgulandığı, devlete güvenen dernek yöneticilerine de eleştiri oklarının yöneltildiği oyun, insanların yakılarak öldürüldüğü Madımak’ın müze yapılması talebini de dile getiriyor.


Cazlı günler başladı
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 13. Uluslararası İstanbul Caz Festivali Esma Sultan Yalısı’nda yapılan açılış gecesiyle başladı. Açılış töreninde 13. Uluslararası Caz Festivali’nin “Yaşamboyu Başarı Ödülü”, kurduğu gruplarla Türk cazına öncülük etmiş, radyo programcısı, eleştirmen ve müzik yazarı Cüneyt Sermet ile kontrbas ustası Selçuk Sun’a verildi. Plaket töreninin ardından Amerikalı Caz vokalisti Steve Tyrell, açılış galası konuklarına konser verdi. Kendine has ve etkileyici sesi ile caz standartlarına yeni bir soluk getiren Steve Tyrell’den önce 15 kişilik İtalyan grup Funk Off, funk, soul, caz ve R&B enerjisiyle geceyi renklendirdi.
200’ün üzerinde müzisyen
Festival, 5-16 Temmuz günleri arasında, 30’dan fazla toplulukla 200’ün üzerinde yerli ve yabancı müzisyeni ağırlayacak. Bu yıl ki festival mekanları Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nin yanı sıra Sepetçiler Kasrı, Esma Sultan Yalısı, Emek Sineması, Bablyon, İstanbul Jazz Center, Parkorman, B.Ü Garanti Kültür Merkezi ve Aya İrini Müzesi olarak belirlendi.
76 yaşında gençlere taş çıkartan performansı ile piyanist Ahmad Jamal, Brezilya Kültür Bakanı olarak görev yapan şarkıcı, besteci ve gitarist Gilberto Gil, Led Zeppelin şarkılarını yorumlayacak olan Fransız Ulusal Caz Orkestrası, Orchestre National de Jazz, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak. Geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz Arif Mardin’in prodüktörlüğünü üstlendiği son sanatçı olan Raul Midon ise İstanbul Jazz Center’de sahne alacak.


Başa dön


Yılların ötesinden T. Necmioğlu
Bülent Habora
Ben öyle düğünlere, cenaze törenlerine ve jübilelere gitmeyi sevmem. Zaten gitmiyorum da. Bir annemin düğününe (Üvey babamla evleniyordu, başka bir şey sanmayın), bir de başka bir düğüne gittim, iki-üç kez de nikâh törenine.
Ruhi Su, Lütfi Erişçi ve Abidin Nesimi’nin cenaze törenlerine katıldım. Abdi İpekçi’yle Çetin Emeç’in cenaze namazlarında bulundum. Ama orada duyduklarım beni cenaze törenlerinden soğuttu. Adam, üç gün sonra senedinin olduğunu nasıl ödeyeceğini söylüyordu arkadaşına. Ötekinde de, katılanlardan biri, bir diğer katılımcıya sarılırken, “Şükür görüştürene,” diyebiliyordu. Ondan sonra aile içi ölümler dışında hiçbir cenaze törenine katılmadım.
Böyle “50. Yıl”, “40. Yıl”, “25. Yıl” törenlerine de katılmıyorum, katılmayı da düşünmüyorum.
O sinema ya da tiyatro oyuncusu yahut da şair, yazar, diyelim ki 10. oyununu sahnelemiş ya da 15. kitabını çıkarmış. Kimse gündeme getirmez, hatta eleştirilerde bile bilmem kaçıncı yapıtı olduğundan söz edilmez. Ama 25., 40. yahut da 50. yıla gelince sanat yaşamı, anımsanır. (Neyse, bu da hiç yoktan iyi...)
Bazıları hiç anımsanmaz. Bir zamanların Türk sinemasının en ünlü vamplarından Gönül Bayhan şimdi ne durumda acaba? Bazıları da, çoğunluğu ölünce ya da öldükten sonra anımsanmaz. İşte I2 Mart döneminde devrimci gençleri savunan, ölümüne savunan Avukat Faik Muzaffer Amaç’ın öldüğünü İstanbul Barosu bile fark etmedi, ancak öldükten I0-I5 gün sonra ölüm ilanı verdi. Geçenlerde FB’nin gelmiş-geçmiş en iyi beklerinden biri ölüyor, FB kodamanları ilan bile vermiyorlar. Neyse...
Ama ben, Tuncer Necmioğlu’nun 50. Sanat Yılı adına düzenlenen “Saygı Gecesi”ne, İstanbul’da olsaydım eğer, katılmak isterdim. Hem kutlamak için, hem de 50 yıl öncesinin Lennie’sine doya doya sarılmak için.
Fareler ve İnsanlar
O yıllarda İstanbul Teknik Üniversite’sinde bir tiyatro kurmuştu Tuncer Necmioğlu. John Steinbeck’in “Fareler ve İnsanlar” adlı yapıtını sahneliyordu. Onun sayesinde, ilerde çok yakın dost olacağımız Ayton Sert’le tanışmıştım. Ayton’la da hem tatlı, hem acı anılarımız oldu. O acı anılarda sevgili Sezer Tansuğ da devreye girmişti. Neyse...
Ben Basın Danışmanı’ydım Tuncer’lerin tiyatrosunun. Tiyatroyla da tek yakınlığım bu olmuştu... Bir gün, Üsküdar’daki cezaevinin yakınındaki bir yazlık sinemada “Fareler ve İnsanlar” sahneleniyordu. Oyunun en gerilimli yerinde, en ön sırada oturan biri, ortalıkta dolaşan meşrubatçıdan bir kahve istedi. Kahve gelince Tuncer oyunu kesti, “Bakın,” dedi, “Biz burada oyun oynuyoruz. Kahvenizi perde arasında için.” İri yarı bir adamdı, ama “Gık” demeden ve kahvesini içmeden oyunu terk etti, gitti. (Benzerini, Ali Poyrazoğlu’nun Şişli’deki tiyatrosunda görmüştüm, yıllar sonra.)
Tuncer Necmioğlu ve Ay ton Sert’le birlikte az güzel günlerimiz geçmedi. Hele o Aksaray, İnebey’deki, Asımbey Sokağı 10 numaradaki içki âlemlerimiz. 6 lira paramız vardı, bir akşam. Bir şişe Marmara şarabı aldık, 175 kuruşa.
Üçümüze yetmezdi. Bir şey duymuştum ben, “Tütün konulursa içkinin etkisi artar,” diye. Pipo tütünü aldık, 350 kuruşa. Ne bileyim “Tütün” denilen şeyin, “Sigara külü” olduğunu!..
Azrailin o gün işi çoktu herhalde, kapımızı çalmadı. Aklımda yanlış kalmadıysa Cüneyt Türel’leri de, Müjdat Gezen’leri de, yani onları tanımakla onur duyduğum kişileri o ve Aydın Engin kazandırdı bana.
Tabii. Ay ton Sert’ in yeri bir başka “Tuncer” denilince, Ayton gelir gözlerimin önüne...


Başa dön


Ölümden tanıklığa, oyundan yaşama...
Sultan Özer
Sivas katliamında ağır yaralanan, öldü sanılıp morga atılan ve kardeşini, onlarca arkadaşını katliamda yitiren Serdar Doğan’ın kaleme aldığı Simurg adlı oyun katliamı, 13 yıl sonra adeta günümüze taşıyor. Katliamda devletin ve iktidar ortağı SHP’nin açıkça sorgulandığı, devlete güvenen dernek yöneticilerine de eleştiri oklarının yöneltildiği oyun, insanların yakılarak öldürüldüğü Madımak’ın müze yapılması talebini de dile getiriyor.
Sivas Katliamı’nın tanığı ve mağduru Serdar Doğan’ın katliam günü yaşananlardan yola çıkarak, zamanda geçişlerle, katliam sonrası Madımak’ın et lokantasına dönüştürülmesini ve katliamın günümüzdeki izlerini anlattığı oyun, sıradan bir ağıt olmaktan çıkarak, katliamın unutulmamasını, başka katliamların önlenmesini de amaçlıyor.
Katliamdan sağ çıkan bir insanın karanfillerle yitirilenleri anmaya gittiği otelde başlayan oyun, zamandaki geçişlerle katliam gününü izleyicilere yaşatıyor. Oyunda, otelin et lokantasına dönüşmesi, “yakılanların her gün yeniden yakılması” olarak yorumlanırken, katliamın asıl sorumlularının cezalandırılmamasının yükü daha da artırdığı dile getiriliyor. Oyunda, katliama seyirci kalan, ölenlerin çığlıklarına, feryatlarına bürokratik yanıtlar veren, dönemin iktidar ortağı SHP de isim verilmeden sorgulanıyor. Oyunun bir sahnesinde, otelde çepeçevre sarılmışlar, dışarıda kan isteyen güruh, içeride gençlerin, çocukların da aralarında bulunduğu aydınların, devletten, valisinden, iktidarından umudunu kesmişken, askerlerin gelişini görünce kurtulacaklarını düşünerek, “Rüyamda görsem askerin gelişine bu kadar sevinemezdim” sözleriyle ifade bulan kısa sevinçlerinin, askerlerin müdahale etmemesiyle nasıl gerçeğe döndüğü de çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriliyor.
13 yıl sonra yeniden Sivas
Yönetmenliğini Cengiz Sezgin’in yaptığı, Ankara Simurg oyuncularının sahnelediği ve 2 Temmuz’da sahne alan alan, bugün de AST’de izleyici karşısına çıkacak.
Oyunun yazarı Serdar Doğan, Sivas’ı yazmasının nedenini “Sivas bir toplu öldürümün adıdır ve Türkiye’nin 21’inci yüzyıla girerken bütün insanlığa yaşattığı ve halen yaşadığı utancıdır” diyor. Ozanlarıyla ünlü bir kentin, ozanlarını yakan bir kent olmasını düşündürücü bulan Doğan, ekliyor; “Gerçi aynı tarihsel hatayı 500 yıl önce Pir Sultan Abdal’ı asarken de yaşamıştı.”
Madımak katliamını yaşamış, kardeşini ve dostlarını kaybetmiş biri olarak yazdığı oyunun olay örgüsünün, “otelin içinde gelişen süreç, 8 saatlik ölüm bekleyişi, saldırılar, barikatın kurulması ve katliamda hayatını yitirenlerin otel içinde yaptıkları konuşmaların bir kısmını içerdiğini” ifade eden Doğan, “lokanta fikri, restore edilen Madımak Oteli’nin yeni yüzü olan ‘et lokantası’ fikri mekan olarak gerçek mekan, diyaloglar ise kurmaca” dedi. Doğan, olayın gerçek ses ve görüntülerinin sinevizyon ile oyuna aktarılmasının oyunu belgesele yaklaştıran bir unsur olduğunu kaydetti.
‘Bir sözcük bile duygularını anlatır’
Oyuna, her anı, yaşanan her durumu yansıtamadıklarını, bunun da imkansız olduğunu kaydeden Doğan duygularını şöyle ifade etti: “Beş katlı bir binadan söz ediyoruz, her katında onlarca insan olan ve değişik tepkilerin, konuşmaların yapıldığı bir atmosferi anlatmak güç. Barikatta ve dolaştığım katlarda tanıklık ettiklerimi kaleme aldım. Ama geçen bu 13 yıllık süreçte diğer şehit aileleriyle ya da Madımak katliamından kurtulanlarla yaptığım birebir görüşmelerle de şekillenen oyunumda, yakın tarihimizin bu en karanlık dönemini anlatmaya çalıştım. Birebir belgesel bir anlatım olmadığından, oyunsuluğu da göz ardı etmeden, sahnenin el verdiği olanaklar ölçüsünde katliamı tiyatral bir dille anlatmaya çalıştık. Şu bir gerçek ki, Madımak’ta yitirdiğimiz dostlarımızı anlatabilmek için kelimeler yetersiz kalsa da, bazen tek bir sözcük bile duygularınızı verebiliyor.”
“Madımak, altındaki ‘et lokantası’yla halen tütmeye devam ederken, lokanta gerçeğinden yola çıkarak anlattığımız oyunumuza gereken desteği bulamadık” serzenişinde bulunan Doğan, yerleşik bir tiyatro olmadıkları için teknik anlamda da sorun ve sıkıntılarla karşılaştıklarını anlattı. “Kendini kendi külünden yeniden yaratan Zümrüd-ü Anka adlı mitoljik kuşun, fars edebiyatındaki karşılığı” olan “Simurg”u ad olarak seçtiklerini hatırlatan Doğan, “Bizler de Madımak’ta yakılarak katledilen dostlarımızın, kendilerini kendi küllerinden yeniden ve binlerce defa yarattıkları inancındayız” dedi.


Başa dön


Beyazsaray’da açlık grevi Savaş karşıtı Amerikalı ünlüler, Irak işgaline karşı açlık grevine başladı. Sean Penn ve Susan Sarandon gibi sinema oyuncularının da aralarında bulunduğu eylemciler, ABD’nin savaşa son verip Irak’tan çekilmesini istiyor. 24 yaşındaki oğlu Casey Irak’ta öldükten sonra savaş karşıtlığının bayrağını yükselten Cindy Sheehan, açlık grevi eylemini açıklarken, ‘’Gösteriler düzenledik, nöbetler tuttuk, Kongre’yi harekete geçirmeye çalıştık, Başkan Bush’un konutunun önünde kamp kurduk, hapse girdik. Artık daha fazlasını yapmalıyız’’ dedi. Çevreci militan Diane Wilson da, eylemden önce, ‘’Ne denli aç kalabilirim bilmiyorum ama gücümün yettiği yere dek gideceğim’’ diye konuştu. Eylemciler, Beyaz Saray’ın karşısında dün gece yarısı yedikleri yemekten sonra greve başladı. Eylemin, 4 Temmuz Bağımsızlık Günü’ne denk getirilmesi de dikkat çekici bulundu.c Sean Penn, Susan Sarandon, yazar Alice Walker ve oyuncu Danny Glover’in de aralarında olduğu protestocu ünlülerin, ‘’dönüşümlü açlık grevi’’ yapacağı kaydedildi. Ünlülerin eylemine yüzlerce işgal karşıtının da katılması bekleniyor. Son araştırmalar, ABD halkının yalnızca 3’te 1’inin, Irak işgalinin gidişatından memnun olduğunu gösteriyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net