www.evrensel.net   | Evrensel Kitap arşiv  |  linkler   | posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Olayların faturası
   Baydemir’e çıkarılıyor

Diyarbakır’daki olaylar sırasında 12 kişinin ölümüne neden olan güvenlik güçleri hakkında herhangi bir işlem yapılmazken, olayların büyümesini önlemek çaba gösteren Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir hakkında, “PKK’yi övdüğü” iddiasıyla 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi istendi.

Maliye’nin tebliği hastaneleri batıracak
IMF’nin “sağlık harcamalarını kısın” talimatı üzerine Maliye Bakanlığı’nın 1 Temmuz’da çıkardığı tebliğ sağlık camiasını ayağa kaldırdı. Tebliğ ile ayakta yapılan tedavilerde hasta başına sabit ücret ödenecek, küçük miktarlar dışında ek ödeme yapılmayacak.

Ya aile hekimliği ya sürgün!
Sağlık Bakanlığı’nın, Düzce’nin ardından bu yıl 10 ile daha yaygınlaştırmayı planladığı aile hekimliği 2007’ye sarktı. Çalışmalarını tamamlayan Eskişehir ve Adıyaman dışındaki 8 ilde hazırlıklar sürerken, bu illerde belirsizlik hakim durumda. Sağlık çalışanları ve pratisyen hekimler ise aile hekimliğine sıcak bakmıyor.

ALEVİLER NE İSTİYOR? -4-
   ‘Diyaneti oy avcılığı yozlaştırdı’

Bir kavram karmaşası var. Kafalar karışmış durumda. Böyle bir ortamda sıradan, sade Alevi yurttaşımızın düşüncesini iyi bilmek gerekir. Alevilik ciddi bir gelenek, yol işi.


Olayların faturası Baydemir’e çıkarılıyor
Diyarbakır’daki olaylar sırasında 12 kişinin ölümüne neden olan güvenlik güçleri hakkında herhangi bir işlem yapılmazken, olayların büyümesini önlemek çaba gösteren Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir hakkında, “PKK’yi övdüğü” iddiasıyla 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi istendi.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve Altıncı Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına sunulan iddianamede, Baydemir’in olaylar sırasında göstericileri yatıştırmak için kullandığı, “bir gün önce bu kentin acısı 14 idi, bu sabah itibariyle 16’dır. Belki bir saat sonra kaygımız o ki, daha da fazlalaşacaktır”şeklindeki ifadeler, “terör örgütünü övücü nitelikte olduğu” öne sürüldü. “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiği” iddiasıyla Baydemir hakkında, TCK’nın 314/2 maddesi gereği 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor.
İddianamede, Baydemir’in PKK üyesi olan ve silahlı çatışmada hayatını kaybeden kişileri,”acımız 14 idi” diyerek sahiplendiği öne sürüldü. İddianamede şu ifadelere yer verildi: “Şüpheli Baydemir, terör örgütünün talimatları üzerine Diyarbakır şehir merkezinde başlatılan olayları, ‘protesto, aktivite, kimliğe sahip çıkmak, demokrasi ve özgürlük talebi’ olarak değerlendirmiş ve eylem yapan kişileri, ‘şu ana kadar sizin isteğiniz için, sizin cesaretiniz için sizlere canı gönülden teşekkür ediyoruz. Biz de sizinleyiz. Buna emin olun’ diyerek cesaretlendirmiştir.
Şüpheli, söz konusu olayların terör örgütünün talimatı ile gerçekleştirildiği gerçeğini, ‘bu yaşananların Kürt sorununa kalıcı ve barışçıl bir çözüm bulunmamasından kaynaklandığına inanıyoruz. Yapılan protestolara güvenlik güçlerinin direnmesi sonucu çok sayıda insan ateşli silahla yaralanmıştır. Güvenlik güçleri bu saatten itibaren artık karakollara çekilmelidir’ sözleri ile kamufle ederek güvenlik güçlerinin eylem yapan kişilere müdahale etmesini engellemeye çalışmıştır.”
Baydemir’in ifadesine itibar edilmedi
İddianamede, Baydemir’in ifadesinde, eylem yapan göstericilere eylem yaptıkları için teşekkür etmediğini, ancak göstericilerin evlerine çekilmelerini sağlamak için duygularına hitap ettiğini söylediği ve suçlamayı kabul etmediğini belirttiği kaydedilerek “şüphelinin Emek Caddesi’nde gösteri yapan kişilere söylediği sözlere benzer ifadeleri aynı gün yaptığı basın açıklamasında da kullanmış olması ve söz konusu eylemlerin sonraki günlerde de devam etmesi nedeniyle bu ifadesine itibar edilmemiştir” denildi.

‘SİZ SUSUN, KONUŞMAYIN’ DİYORLAR
Muharrem Erbey (Baydemir’in Avukatı): Türkiye’de maalesef hala hukuk devleti yok. Diyarbakır olaylarının sorumlusu olan yetkililer hakkında hiçbir soruşturma açılmazken Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında şimdiye kadar 100 soruşturma açılmış durumda. Bu ülkede Kürt sorunun demokratik ve yasal yollardan çözümünü dile getirenlere bu davaları açarak “Siz susun. Konuşmayın” diyorlar. Diyarbakır olaylarının failleri hala aramızda dolaşıyor. Ama bu olaylarda insan hakları ihlali yapılmıştır diyen dernek, kitle örgütü temsilcisi ya da belediye baºkanı hakkında davalar açılabiliyor. AB süreciyle birlikte düşüce ve ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırıldı deniyordu. Ama bence tam tersine AKP hükümeti düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik daha sert yaptırımlar uyguluyor. Gittikçe sertleşiyor. Bugün demokrasi güçleri ile savaş yanlıları arasında bir mücadele sürüyor. Demokrasi güçlerinin bu mücadeleden yılmaması lazım. Bu mücadeleyi daha ileri götürmek lazım. Sonuç olarak Baydemir hakkında açılan dava bu ülkede hala hukuk ve demokrasinin olmadığını gösteriyor.


Başa dön


Maliye’nin tebliği hastaneleri batıracak
IMF’nin “sağlık harcamalarını kısın” talimatı üzerine Maliye Bakanlığı’nın 1 Temmuz’da çıkardığı tebliğ sağlık camiasını ayağa kaldırdı. Tebliğ ile ayakta yapılan tedavilerde hasta başına sabit ücret ödenecek, küçük miktarlar dışında ek ödeme yapılmayacak.
Maliye Bakanlığı’nın Tedavi Yardımına İlişkin Uygulama Tebliği 1 Temmuz 2006 tarihli Resmi Gazede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Tebliğin gerekçesi, “Sağlık harcamalarına yönelik olarak kaynakların tasarruflu ve etkin kullanımını sağlamak, sağlık kurum ve kuruluşlarının faturalama işlemlerinin, geri ödeme kurumlarının ise fatura inceleme ve ödeme işlemlerinin kolaylaştırılabilmesi” şeklinde ifade edildi.
Mevcut uygulamada sosyal güvenlik kuruluşlarına mensup hastalara sağlık kurumlarında yapılan tedaviler hizmet başına tek tek faturalandırılıyor, sosyal güvenlik kurumları bu faturayı hastanelere geri ödüyordu. Ancak genelge ile birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumları için hasta başına sabit ücretler getirildi. Böylece hastanelere hangi tetkik ve tedavi uygulanırsa uygulansın, bunların hastanelere maliyeti ne olursa olsun, sabit ücretler ve küçük miktarlardaki ödemeler dışında kamu hastaneleri ile özel hastanelere hiçbir ödeme yapılmayacak.
Tebliğ ile birinci basamaktaki resmi sağlık kuruluşlarına başvuran hastalar için, diş ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri dışında 11 YTL, özel sağlık kuruluşlarına başvuran hastalar içinse 13,2 YTL ödenecek. Hastanın sevk edilmesi durumunda ise sadece 5 YTL ödeme yapılacak. İkinci ve üçüncü basamak resmi ve özel sağlık kurumlarında ayaktan tedavi gören hastalar için yine vaka başına ödeme yapılacak.
Malzeme ve ilaç ödenmeyecek
Sağlık kurumlarına yapılan acil başvurular ve onkolojik vakalar ile kemoterapi, anjiografi, nükleer tıp, radyasyon onkolojisi, girişimsel radyoloji ve genetik bölümlerinde yapılan ayaktan teşhis ve tedavi hizmetleri ile diş tedavilerinde tebliğde belirtilen esas ve usullere göre hizmet başı faturalamaya devam edilecek. Tebliğde sayılan işlemler dışındaki, ayaktan tedavi sırasında uygulanacak tüm işlemler ayrıca ücretlendirilmeyecek, faturalarda yer alan malzeme, ilaç ve benzeri hizmetler ücrete dahil edilmeyecek.
Hastanın ilk başvurusundan sonraki 10 gün içinde aynı sağlık kurumunda aynı dala başvurması durumunda ikinci bir ödeme yapılmayacak. Tıp fakültesi hastanelerine yapılacak ödemelerde, tedavinin yapıldığı uzmanlık dalı esas alınarak, fiyatlar yüzde 50 oranında artırılarak uygulanacak. İkinci basamak özel sağlık kurumlarına yapılacak ödemelerde tedavinin yapıldığı uzmanlık dalı esas alınarak, fiyatlar yüzde 20 oranında artırılacak. Bilgisayarlı tomografi hizmeti için 70 kuruş, magnetik rezonans hizmeti için 80 kuruş ilave ödeme yapılacak. Tıp fakülteleri ile eğitim ve araştırma hastanelerine tebliğde 183 başlık altında sayılan işlemlere ödenecek tutar yüzde 10 artırılacak.


Başa dön


Ya aile hekimliği ya sürgün!
Onur Bakır
Aile hekimliği uygulamasını 2006’da 10 ile daha yaygınlaştırmayı planlayan Sağlık Bakanlığı, hazırlıkların tamamlanamaması ve sağlık çalışanlarının tepkisi nedeniyle uygulamayı 2007’ye sarkıtmak zorunda kaldı. Bazı İl Sağlık Müdürlükleri yetkilileri ise şimdiden “Aile hekimliğini beğenmeyen kendine Türkiye’de yer beğensin” gibi tehditlere başvurmaya başladı.
Düzce’de 2005 Eylül’ünde aile hekimliği pilot uygulamasını başlatan Sağlık Bakanlığı, aile hekimliğini 2006 yılı içinde 10 ile, 2007’de ise Türkiye geneline yaygınlaştırmayı planlıyordu. İlk belirlenen 10 il defalarca değiştirilirken, en son Denizli, Edirne, Eskişehir, Gümüşhane, Elazığ, Isparta, Adıyaman, İzmir, Samsun ve Bolu’da karar kılındı. Adana, Kırıkkale, Manisa ve Sakarya listeden çıkarıldı.
Öte yandan Sağlık Bakanlığı’nın Düzce’deki uygulamanın sonuçlarını görmeden hazırladığı takvim sekteye uğradı. Bakanlık yetkilileri gazetemize yaptığı açıklamada, 10 il için kesin tarihin netleşmediğini belirterek, illerde eğitim çalışmalarının sürdüğünü kaydettiler. Yetkililer, Sağlık Bakanı Akdağ’ın uygulamanın 2007 yılının başında başlamasını istediğini, çalışmaların bu doğrultuda sürdüğünü bildirdiler.
Çeşitli illerden edindiğimiz bilgiye göre, illerin çoğunda belirsizlik hakim durumda. İl Sağlık Müdürlükleri’nin yürüttüğü faaliyetler doğrultusunda, vatandaşların bilgileri toplanarak, bilgisayara giriliyor ve iller aile hekimliği merkezlerine göre bölgelere ayrılıyor. Bir yandan da birinci basamakta çalışan pratisyen hekimler ve diğer sağlık çalışanlarına aile hekimliği eğitimi veriliyor. SES şubeleri ile tabip odaları, sağlık ocaklarını dolaşarak, aile hekimliğinin sakıncalarını anlatıyor. Bazı illerde çalışmalara Türk Sağlık-Sen de katılıyor.
Çalışanlar tepkili
Hekimler ve sağlık emekçileri, aile hekimliğine olumsuz bakarken, sağlıkçıların öncelikli çekinceleri, sözleşmeli istihdama dayanan aile hekimliğinin iş güvencesini yok edecek olması. Bir diğer itiraz noktası ise sağlık ocakları sisteminden vazgeçilmesi. İllerin çoğunda birinci basamakta çalışanların sayısı aile hekimliğine geçecek olanların sayısından daha fazla. Aile hekimliği merkezlerinde istihdam edilmeyen çalışanların, toplum sağlığı merkezlerine gönderilmesi söz konusu. Bu durumda da açıkta kalacak olanların il dışında görevlendirilmesi ihtimali ise tedirginlik yaratan bir başka konu.
İki il tamamladı
Eskişehir’de aile hekimliği için altyapı çalışmaları büyük ölçüde tamamlandı. Hazırlıkların tümüyle tamamlanabilmesi için çalışanlardan izinlerini bu ayın ortasına kadar kullanmaları istendi. Eğitimlerin zorunlu tutulduğu Eskişehir’de yeterli sayıda gönüllü ebe ve hemşire bulamayan İl Sağlık Müdürlüğü, çalışanları “resen atama yapmakla” tehdit ediyor. Eskişehir’de 17 Temmuz’da sağlık ocaklarının aile hekimliği merkezlerine devredilmesi hedefleniyor. İçinde DİSK, KESK, TMMOB, Tabip Odası’nın da bulunduğu Aile Hekimliği Kandırmacasına Karşı Eskişehir Platformu ise, aile hekimliğine karşı bilgilendirme faaliyetlerini sürdürerek, 8 Temmuz’da miting düzenlemeye hazırlanıyor.
10 il arasına alınan Adıyaman’da eğitim çalışmaları ve vatandaş kayıtları tamamlandı. Adıyaman’da aile hekimliğinde yaşanacak açığın Adıyaman’a zorunlu hizmet kapsamında gelecek pratisyen hekimlerle kapatılması söz konusu. Tabip Odası ve SES’in aile hekimliğine karşı yürüttüğü çalışmalara Adıyaman Demokrasi Platformu da destek veriyor. Elazığ’da ise vatandaş kayıtları tamamlanırken, çalışanlara eğitim yeni verilmeye başlandı.
Tehdit diz boyu
Edirne’de aile hekimliği eğitimi zorunlu tutulurken, bir hekimin itirazı üzerine valilik eğitimleri zorunlu olmaktan çıkardı. Edirne’de de sağlık çalışanları aile hekimliğine sıcak bakmazken, Sağlık İl Müdürlüğü yetkilileri, “Aile hekimliğini beğenmeyen kendine yer beğensin”, “resen atama” ve “geçici görevlendirme” gibi tehditlere başvuruyor.
Hazırlık çalışmalarının sürdüğü Denizli’de de aile hekimliğine yoğun bir tepki var. İl Sağlık Müdürlüğü, aile hekimliğini kabul etmeyen çalışanları “Denizli’nin sürgün yeri” olarak anılan Çameli’ne sürmekle tehdit ediyor.
İzmir’de halktan kimlik bilgileri toplanmaya başlandı, eğitim çalışmaları ise bu ay başlayacak. Tabip Odası, SES, Hemşireler Derneği ve Pratisyen Hekimler Derneği’nin şubelerinden oluşan platform çalışmalarını sürdürüyor. Aile hekimliği referandumuna yüzde 94.5’lik oranla “hayır” yanıtının çıktığı İzmir’de bakanlığın işi hayli zor görünüyor.
Isparta, Gümüşhane ve Bolu’da da hazırlık çalışmaları sürerken, aile hekimliğine karşı eylem ve etkinlikler planlanıyor. Samsun’da ise veri toplama çalışmaları devam ediyor.


Başa dön


ALEVİLER NE İSTİYOR? -4-
   ‘Diyaneti oy avcılığı yozlaştırdı’
Hazırlayan: Sultan Özer
Prof. Dr. Alemdar Yalçın (Gazi Üniversitesi Türk Kültürü Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Eski Müdürü)
Aleviler ne istiyorlar?
Bir kavram karmaşası var. Kafalar karışmış durumda. Böyle bir ortamda sıradan, sade Alevi yurttaşımızın düşüncesini iyi bilmek gerekir. Alevilik ciddi bir gelenek, yol işi. Bir dededen diğer dedeye geçen bir gelenek. Bir kere kaybolmak üzere olan bu geleneği çok iyi belirlememiz gerekiyor. Bir kolaycılık yapılıyor, ‘sözlü kültür’ deniliyor, hayır sözlü kültür değil, çok sayıda yazılı kaynağı var. Bunlar kütüphanelerde, özel ailelerin elinde heder olup gidiyor, bir kısmı yurtdışına gidiyor. Büyük metropollerin dışında, Anadolu Aleviliği geleneğe bağlı olduğu için bir eren veya evliyanın yattığı çevrede öbekleşiyor.
Anadolu Aleviliği bireysel örgütlenmeye dayanan sivil toplum örgütleri. Yani devlet tarafından empoze edilen değil, kendi iç örgütlenmesine bağlı. Bütün dünyada en eski ve örnek örgütler.
Örneğin, Tunceli’de Tocig Baba Yatırı, Düzgün Dede Yatırı var, binlerce kişi toplanırdı. Baba Mahsur’un yatırı var. Oraları tarihi yapısına uygun olarak onartalım. Oralarda sadece dinsel, inançsal ritüeller olmuyor, güzel kaynaşma da yaşanıyor. İnsanlar birbirleriyle buluşuyorlar, sosyal etkinlik yapıyorlar, paylaşım, sevgi ve dayanışma artıyor aralarında. Kentleşmenin getirdiği yabancılaşma ortadan kalkıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın durumu ne olmalı?
Diyanet konusunda şöyle bir sıkıntı var: Diyanet İşleri Başkanlığı bütün Anadolu halkının inançlarının temsilcisi olan bir kurum olarak düşünülmüştü. Mesela başlangıçta başında bir ilahiyatçı yoktu. Hukuk profesörü vardı. Anadolu’da inancı ne olursa olsun bütün toplulukların gereksinmesini orgazine eden bir kurum idi. 1946’da çok partili düzene geçildiği andan itibaren işin içerisine siyasi oy kaygıları girmeye başladı. Maalesef CHP de Demokrat Parti de şöyle düşündüler; ‘Anadolu’nun çoğunluğu, Sünni geleneğe bağlıdır. O halde Sünni geleneğe bağlı gruplara daha çok tolerans gösterirsek daha çok rey alırız.’ Bu taviz kademe kademe 1960’a kadar böyle geldi. 1960’da oluşturulan yapı sonra yeniden bozuldu.
12 Eylül Anayasası’nda ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kanunu hazırlanır’ dendi. Fakat bu kanun henüz yok. Kuruluş kanunu yok yani. Hükümet hazırlık yapıyordu, ama böyle bir güç ve kararlılık yok, önemsediğini de zannetmiyorum.
Kaldırılması Türkiye’de laikliğe karşı büyük bir darbenin başlamasına sebep olur. O zaman mesela Süleymaniye, Sultanahmet, Nuru Osmaniye camilerini tüm gelirleriyle beraber bir sivil toplum örgütüne vereceksiniz. Bu örgüt radikal dinci bir grup olursa o zaman felaket olur, sokakta gezemeyiz. Onlar burada köklenerek geniş, inanmış masum kitlelerin gücünün üzerine oturacaklar. En büyük sıkıntı burada. Bence laikliği koruyacak yapı, Diyanet’in kuruluş kanununu daha düzenli hale getirerek, daha üstte, fazla müdahaleci olmayan ve bütün inançlara kucağını açmış yapı haline getirmek.
Din dersi kitaplarına gelince; 13’üncü yüzyılda Anadolu’da ne İran’daki gibi ne de Araplardaki gibi bir İslamı benimsedik. Hacı Bektaş, Pir Sultan Abdal, Geyikli Baba, Somuncubaba gibi, tamamen hoşgörüye dayanan, bilim ve aklı öne çıkaran çok değerli düşünürlerin anlattığı inancı benimsedik. Mevlana, Kaygusuz Abdal, Emir Sultan, Hacı Bayram Veli, Gül Baba gibi, daha çok isimler var. Bu insanların düşüncelerini anlatan din ve ahlak bilgisi kitabı hazırlansın. Bu Sünni çocuğa da Alevi çocuğa da seslensin. Bir din ritüelini, din dersi öğretmeni sıraları birleştirip de namaz kıldırtarak yaptırmasın. Sevgi, hoşgörü, barış, dayanışma, eşsiz bir materyal zenginliğimiz var. Bunlar din ve ahlak kültürü olarak öğretilsin.
Cemevlerine yaklaşım ne olmalı?
Cemevlerinin kurulmasında dikkatli olmak gerekiyor. Kutsal ziyaret yerleri var, ihmal edilirse gelenekten kopuş olur. Örneğin Şahkulu Dergahı varken orada ayrı bir cemevi kurmaya gerek yok. Alevileri, Alevi geleneğinden koparmamak konusunda titizlik olmalı. İstanbul’da birçok terk edilmiş ziyaret yerleri var. Şahkulu’nu, Karacaahmet’i, Garipdede’yi biliyoruz ama İstanbul’da bildiğim 150’nin üzerinde böyle yer var. Buraların, masrafları bakanlıktan karşılanarak hemen restore edilmeli, halkın da buralarda toplanması sağlanmalı. Buraların olmadığı yerlerde cem ve kültürevleri olabilir.
Devlet Alevilerden ne istiyor, nasıl bakıyor Alevilere?
Devleti yöneten kişilerin Anadolu Aleviliği konusunda bilgi birikimleri yok. Devleti yöneten kişilerin, Başbakanın, cumhurbaşkanının doğru bilgilendirilmesi gerekiyor. Laikliği özümsemiş devlet görevlileri Anadolu Aleviliğine son derece samimi ve sempati ile bakıyor, laikliğin çimentosu olarak değerlendiriyorlar. Bir grup ise ‘acaba Türkiye’de bir Alevi-Sünni kavgası çıkar mı’ kaygısında. Bir grup da baskın Sünni eğitim alanlar, hükümette olduğu gibi Anadolu Alevilerinin Sünnileştirilmesinden yana. Amaç ‘Aliyi sevmekse ben daha çok Aleviyim’ gibi... İnançsızlık, samimiyetsizlik var. Devletin üst kademesinde yer alıp, devleti işleten kurumlarda Anadolu Aleviliği ile ilgili ciddi bilgi eksikliği var. Bilinmeyenler aydınlandıkça, bilgi eksikliği ortadan kalktıkça kaynaşmamız da daha kolay olacak. Bu bakımdan olumluya doğru gidiş var.

‘Alevilere siyasette yer yok’
Fermani Altun (Ehlibeyt Kültürünü Yayma Vakfı Başkanı)
Siyasi partilerin yapısına, politikalarına, icraatlarına baktığınızda Alevilere kolay kolay yer vermediklerini görürsünüz. Diyanet’i masaya yatırıp, çağdaş, demokratik ülkelerle aynı düzeye getirmek için mücadele vermiyorlar. Bütün hükümetler, partiler öteden beri gözardı etmiş, yok saymış Alevileri. ‘Ayrım yapmıyoruz’ diyenlerin hepsi yalan söylüyor. Belki dünyada bu kadar somut, açık ayrımın olduğu başka bir alan yoktur. İlim ve bilgi zemininden uzaklaştığı için inanç önderleri yetişmemiştir. Parçalanmaları, değişik kimlik arayışları kimlik sorunları hep bundan kaynaklanıyor. Birçok sıkıntı sorun, büyük bölünmeler varmış gibi görünüyor ama bunlar sistemin uygulamalarından kaynaklanıyor. Bakarsan Sünni kesimde binlerce tarikat, birbirine karşıt gruplar var. Bizde de kimi ‘İslamın içindeyiz’, kimi ‘değiliz’, kimi ‘kültürüz’ diyor. Nedeni eğitimden, kültürden, inançtan uzaklaşmalardan kaynaklanıyor.

‘Aleviler ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor’
Ercan Geçmez
(Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı G. B.)
Türkiye’nin demokratik, evrensel hukuk normlarına kavuşmalıdır. Bunları sağlanmadığı sürece Alevilerin sorunlarını da çözme imkanı yoktur. Aleviler devlet kurumlarında hâlâ ikinci sınıf muamele görüyor. Kendisine laik, hukuk devleti diyen devletin hiçbir kurumunda inanç merkezi olmaması lazım. TBMM’de, her kurumun altında bir mescit ya da cami vardır. Bunlar dahi büyük ayrımcılıktır. Meclis Başkanı ‘buyrun Aleviler gelsin Meclis’te cemevi açalım’ diyor. Siz Meclis Başkanı olarak cemevleri yasasını çıkartmıyor, karşı duruyor sonra korsan cemevi teklifinda bulunuyorsunuz. Bunlar ayıptır, hakaret olarak görüyoruz. Alevilerin sorunlarını sadece AKP Hükümeti’ne bağlamak da yanlıştır. 1982 Anayasası’nı hâlâ taşıyoruz. 1982’den sonra o kadar çok hükümetler değişti ki. Türkiye’nin utancı zaten 12 Eylül Anayasası ile yaşamaktır. Hâlâ kendilerine ‘laik, demokrat, çağdaş’ diyen insanlar o anayasanın arkasına sığınıyor. 82 Anayasası’nın getirdiği kurumları çağdaştır diye korumakla bir şey yapamazsınız. Çünkü o anayasanın temeli cuntadır, onun temelinde haksızlık, eşitsizlik vardır.

‘Alevi hareketi homojen değil’
Doç. Dr. Ayhan Yalçınkaya (Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi)
Alevilerin 84-85 sonrası başlayan 90’lardan sonra giderek ivme kazanan hareketi dünyadaki son gelişmeler çerçevesinde ele alınmalı. 1984-85’ten 1990’a kadar Alevilik hareketi ile milliyetçilik arasında bir ilişki kurulması zordu, bugünse kızıl elmacı bir Alevilik eğilimi bile belirmiş durumda. Bunun Kürt sorunuyla, AB’yle ilgisi var. Bunları ihmal edersek Aleviliğin 2000’li yıllarda neden milliyetçilik problemiyle hesaplaşmak zorunda kaldığını açıklayamayız. Bunun Aleviliğe ilişkin özel bir perspektif olduğunu düşünmüyorum. Genel olarak dünyayı algılama-çözümleme tarzlarımızla ilişkili. Marksist bir perspektiften Aleviliğe yaklaşacaksak öncelikle kendi perspektifimizin diğer meselelerde de Marksist çizgiye uygunluğundan emin olmalıyız.
Alevi hareketi dediğimizde homojen bir hareketten söz etmiyoruz. Örneğin Alevi hareketi Cem Vakfı’nın temsil ettiği bir hareket midir? Alevi Bektaşi Federasyonu’nun temsil ettiği bir hareket midir? En gelenekselinden, bir tür yeni tarz Protestan İslamiyeti inşa etmeye çalışan bir hareket midir? Hem evet, hem hayır. Uzlaşıyor gibi göründükleri şeyler var. Net olarak açığa çıkmış değil. Bütün Alevi örgütleri zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istiyor görünüyor, buna rağmen ABF hariç hiçbiri bir kampanyaya girişmiyor. Örneğin “Çocuğumu din dersine göndermiyorum” kampanyası kimsenin aklına gelmiyor. 20 miyon Alevi olduğu söyleniyor. Bunun 1 milyonu bu dersi alıyordur, bir hafta çocuklar bu derse girmese seyredin kopacak gümbürtüyü. Talebe rağmen birleşemiyorlarsa bunun arkasında farklı politik kavrayışlar yatıyor. Alevi hareketi içinde faşist, kızılelmacı bir damar da var, sosyalizmi ciddi biçimde önemseyen ya da geleneksel Kemalist reflekslere sahip, CHP’nin temsil ettiği sağ oluşumlara yakın büyük bir kütle de var. Bu hareketi homojen analiz şansımız çok fazla yok.
BİTTİ


Başa dön


Çaldıran selzedeleri yara sarıyor
Van’ın Çaldıran ilçesine bağlı Hangedik köyünde meydana gelen sel felaketinin ardından bölgede hasar tespit çalışmaları başladı. Selzedeler için 42 çadır kurularak, gıda ve giyim ihtiyaçları karşılanıyor. Kaymakam Yemen Bayrak, köyde hasar gören evlerin tümünün dere yatağında olduğunu söyledi. Köyde Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Bayındırlık İl Müdürlüğü ekiplerinin 2 günden bu yana hasar tespit çalışmasını sürdürdüklerini ifade eden Bayrak, Tarım İl Müdürlüğü ekiplerinin telef olan hayvanlar için inceleme yaptıklarını söyledi. Hasar tespit çalışmalarından sonra selden zarar gören vatandaşların zararlarının karşılanacağını anlatan Bayrak, evleri yıkılan 160 kişinin Çaldıran Yatılı İlköğretim Okulu’nda (YİBO) misafir edildiğini belirtti. Kaymakam Bayrak, Kızılay tarafından afetzedeler için köyde 42 çadır kurulmaya başlandığını ve seldezelerin bu çadırlara yerleştirileceğini kaydetti.
‘AİHM bizi haklı çıkardı’
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Fevzi Gümüş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) zorunlu din derslerine yönelik kararının, Alevileri haklı çıkardığını belirterek, hükümeti sorunu çözmeye çağırdı. AİHM’sinin, Alevi çocuklarına dayatılan zorunlu din derslerini “insan haklarının ihlali” olarak değerlendiren kararı üzerine açıklama yapan ABF Genel Sekreteri Fevzi Gümüş, kararın “Alevilerin zorunlu din dersine son verilmesi yönündeki talebini haklı çıkardığını” ifade etti. AİHM’in kararının verdikleri mücadele açısından önemli bir gelişme olduğunu kaydeden Gümüş, hükümetin kararın gereğini yaparak, uluslararası sözleşmelere ve Anayasa’nın ikinci maddesine de aykırı olan Anayasa’nın 24’üncü maddesiyle, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasası’nın 12’inci fıkrasını değiştirmesini istedi. Artık, tekçi anlayış ve uygulamaların terk edilmesini isteyen ve “Devletin dini ve inancı olmaz, olamaz” diyen Gümüş, kararı “Alevi çocuklarına zorunlu din dersleri uygulaması ile yapılan zulme son verilmesi için hükümete gerekli değişiklikleri bir an önce yapması” mesajı olarak değerlendirdiklerini ifade etti. Gümüş, “Siyasi iktidarı göz boyama siyasetini terk ederek bu sorunu bir an önce çözmeye” çağırdı.
Sendikal usulsüzlük incelemeye alındı
Memur-Sen’e bağlı Bem Bir-Sen’in üye sayısının KESK’e bağlı Tüm Bel-Sen’in üye sayısından fazla çıkmasının ardından, KESK’in usülsüzlük yapıldığını duyuran eylemleri sonuç getirdi. Bakan Başesgioğlu, KESK Başkanı Tombul’a üye sayılarını incelemek üzere komisyon kurulacağını bildirdi. Üye sayıları belirlenirken usulsüzlük ve sahtecilik yapıldığını belirten KESK üyeleri 30 Haziran’da Çalışma Bakanlığı önünde bir eylem yapmış, Bakanlık’a 4 dosya dolusu belge sunarak, üye sayılarına itiraz etmişti. Bakanlığın yanıt vermemesi üze rine KESK’liler dün Çalışma Bakanlığı önünde yanıt gelene kadar oturma eylemi yapma kararı aldı. KESK’in eylem kararı üzerine Bakan Murat Başesgioğlu, KESK Başkanı İsmail Hakkı Tombul’a üye sayılarını görüşmek üzere ilgili sendikaların yöneticileri ve bakanlık bürokratlarından oluşan bir komisyon kurulacağını ve komisyonun saat 17.00’da toplanacağını bildirdi. KESK’liler adına açıklama yapan Tombul, Bem Bir-Sen’in üye sayısı bildirimini son tarih olan 30 Mayıs’tan sonra yaptığını, 31 Haziran’da dahi Bakanlık’a tutanak ibraz ettiğini bildirdi. Bakanlık bürokratları ile Bem Bir-Sen yöneticilerinin Tüm Bel-Sen’in yetkisini düşürmek için ortak çaba gösterdiğini söyleyen Tombul, komisyon toplantısından olumsuz bir sonuç çıkarsa, eylemlere kaldıkları yerden devam edeceklerini bildirdi.
Belediye kadınları görmedi
Talepleri ile ilgili topladıkları imzaları Bornova Belediyesi'ne iletmek isteyen Bornova Kadın Platformu üyeleri belediye yöneticileri tarafından kabul edilmedi. Belediye önünde toplanarak belediye başkanıyla görüşme taleplerini ileten Kadın Platformu Temsilcileri, başkanın orada bulunmaması gerekçesiyle görüşmeye alınmadı. Bunun üzerine Başkan Yardımcısı Ali Aykut'la görüşmek isteyen kadınlara bu kez de Başkan Yardımcısının meşgul olduğu söylendi. Kadın Danışma Evleri kurulması, belediyeye bağlı kreşler ve kadın sığınma evi açılması, yine kadınların ve çocukların eğitimi için semt kütüphaneleri ile meslek edindirme kursları açılması talepleri için topladıkları imzaları yetkililere iletemeyen kadınlar, belediyenin tavrını kınadılar.Platform adına açıklama yapan Eğitim-Sen 4 No’lu Şube Sekreteri Sevil Kul, imzaların ve taleplerinin takipçisi olacaklarını vurguladı. Bornova Kadın Platformu üyeleri daha sonra imzaları posta yoluyla belediyeye gönderdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net