Evet, Aleviler bu konuda hemfikir, homojen değiller. Nüfusunun 20-25 milyon olduğu varsayılan bir topluluğun esasen homojen olması da beklenemez. Aleviler dün köyde homojen idiler. Ama 30-40 yıldır kentteler. Kentte farklılaştılar, yabancılaştılar. Hem kültürlerine, inançlarına, hem doğalarına, hem de birbirlerine yabancılaştılar. Aleviler kentte her şeyden önce sosyalizmi tanıdılar. Baktılar ki, yüzyıllardır kendi ulularının söyledikleri ile sosyalist önderlerin söyledikleri arasında benzerlik, paralellik var. Sosyalist ilke ve görüşleri benimsemekte hiç de zorlanmadılar.
Sünnileri tanıdılar. Gördüler ki, onlar da kendileri gibi insanlar. Sandıkları gibi yezit, muaviye, cani, gaddar değil. Aynı apartmanda, sokakta, çarşıda birlikte oldular. En önemlisi fabrikada tezgahın başında birlikte çalışmaya başladılar ve fark ettiler ki, aynı derece sömürülüyorlar, aynı sorunları yaşıyorlar ve kurtuluş yolları bir; sendikal mücadele, siyasi mücadele... Köyde sadece askerlik ilişkisi içinde tanıdıkları devleti, kentte daha yakından tanıdı ve gördüler ki, sorunun kaynağı Sünni yurttaşlar değil, devlet ve bizatihi onun ideolojisi. O ideoloji sadece Alevileri, Alevi emekçileri sömürmüyor Sünnileri de sömürüyor. Alevilerin kentte bunun farkına varmaları, kendi içinde ekonomik ve siyasi farklılaşmayı da yarattı. Artık Alevilerin de işadamları, fabrikatörleri, sanayicileri, ihracatçıları olduğunu gördüler. Herkes sınıfının çıkarı nerede ise orada olmaya özen gösterdi. Alevilik Müslümanlıktır, Müslümanlığın özüdür hatta gibi söylemleri kendi sınıfsal çıkarları için doğru buldular ve devletle işbirliği yaptılar. İşbirlikçi dedeler, dernek, vakıf yöneticileri buldular, hatta bu tür vakıfları dernekleri kurmaya özendirdiler, cemevleri inşa ettirdiler. Kiralık diyebileceğimiz dedelerle kol kola girip, Aleviliği gerçek değerleri ile değerlendiren, tarihsel verileri ile tanımlayan, otantik özüne sadık kalan bilim adamlarına, araştırmacılara, yazarlara, ozanlara, dernek ve vakıf yöneticilerine cephe açtılar. Bu kavga hâlâ süregidiyor.
Birleşme mümkün mü?
Alevilerin böylesine bölünmüşlükleri devletin, iktidarların çok da işlerine geldi. Alevilerin sorunlarına en demokrat yaklaştığı söylenen Ecevit bile, ‘siz gidin önce kendi aranızda anlaşın, söylemlerinizi tekleştirin ki, ona göre bu konuyu düşünelim’ dedi. Diğerleri de aynı şeyi dediler.
Alevilerin tek söz söyleme olasılıkları var mı; yok. Onun için bu sürüncemede, böyle gidiyor. Daha ne kadar gider, bu biraz da demokrasi güçlerinin ortak mücadelelerine bağlı bir şey.
Ne yazık ki birçok aydınımız, sol hareketin birçok kesimi Alevilerin bu hak arayışlarını, demokrasi taleplerini gerici, feodal, inançsal, mezhepsel talepler olarak gördüler; uzak durdu, eleştirel yaklaştı, soğuk baktılar. Oysa Aleviler sadece cemevi, Diyanet İşleri, semah saz için mücadele etmiyorlar. Onlar 1 Mayıs’ta işçilerle, 1 Eylül’de barışseverlerle bir olmaya, her 6 Mayıs’ta şehitlerimizin mezarı başında olmaya, birlikte olmaya özen gösteriyorlar. Bunu göstermelik de yapmıyorlar, içlerinden geldiği, inandıkları, böyle duyumsayıp, düşündükleri için yapıyorlar. Devletle hareket eden Alevi kesimi ile işçi sınıfı ile hareket eden Alevi kesiminin söyledikleri arasındaki farkı anlamaları, görmeleri gerekiyor.
‘Bütün kavgaların, acıların nedeni inanca müdahale’
Emel Sungur (Pir Sultan Abdal, 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkan Yardımcısı)
Cemevlerinde tüm Aleviler hemfikir mi?
Cemevleri Alevi kesiminin inanç merkezleridir. Alevilik ile ilgili değerlendirmelerde farklılıklar olmasına rağmen, cemevlerinin inanç merkezi olduğu noktasında tüm Aleviler birleşiyor. Bu ülkeyi yönetenlerin, iktidarların cemevini tartışmaya zaten hakkı yok. Alevilerin inanç merkezleri cemevleridir. Nasıl diğer inanç merkezlerine saygı duyuluyorsa, cemevlerine de saygı istiyoruz. Ama onu derken asla ‘devlet cemevlerini yaptırsın, dedelerin paralarını ödesin’ değil. Devlet tamamen işin içinden çekilsin, her inanç kendisini finanse etsin. Zaten bu ülkede yaşanan bütün kavgaların, acıların temeli budur, inanca müdahale etmek, inancı siyasallaştırmak...
Devlet Alevilerden ne istiyor?
Alevileri tamamen İslam, hatta Sünni İslam olarak görmek istiyor. Hem ırk olarak tek bir ırk, hem de mezhep olarak tek bir mezhep, Sünni mezhebi istiyor devlet. Birdenbire Aleviliği ortadan kaldırması, yok etmesi mümkün değil. Ne istiyor o zaman, Diyanet’e dedeleri çağırıyor, ‘Gelin paranızı biz verelim, ama bizim istediğimiz anlamda Aleviliği anlatın’ diyor. Zorunlu din derslerinde de öyle; ‘Size din eğitimi verelim, Alevilik öğretisi öğretilsin ama bizim düşündüğümüz Alevilik’. Devlet yıllardır böyle bir asimilasyon politikası ile götürdü işi.
Aslında bu iş daha böyle sürerdi. Ama toplum olarak acıları yaşadıktan sonra silkeleniyoruz ya, Sivas olayları bu anlamda diriliş noktası olmuştur. Türkiye’de şunu gördük, bir darbeden sonra biraz hareketleniyoruz, sonra yeniden suskunluk dönemi başlıyor. Yalnız bu sefer toplumda ciddi bir tepki var, AKP’ye oy verenlerde bile. Danıştay olayında gördük bunu.
Kuruluş amacımız demokratik Alevi örgütlenmesi ama tek nedeni bu değil. Türkiye’de demokrasinin, laikliğin, barışın, bağımsızlığın, özgürlüklerin yerleşmesi noktasında demokratik platformlarda da var olmak.
Yarın: Atilla Erden, Kazım Genç
Başa dön